Geriye Dönük Hizmet Kazanma Kimleri İlgilendiriyor?

Bağ-Kur sigortalısı niteliği taşıdığı halde Bağ-Kur sigortalılığına 01.10.2008 tarihine kadar kayıt ve tescillerini yaptırmayanların sigortalılıkları 01.10.2008 tarihinden itibaren başlatılıyor. Bunun tek istisnası ise Tarım Bağkur Sigortalılığı oluyor.

Öte yandan 1985-2008 yılları arasında zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olmasını gerektirecek şirket ortaklığı gelir vergisi mükellefiyeti gibi faaliyetleri bulunsa bile Bağ-Kur’a zamanında tescil olmayanların bu dönemler için tescil yaptıramadıkları gibi bu kapsamda açılan davaları da kaybediyorlar.

Ayrıca 5510 sayılı Kanunla ise 04.10.2000 – 01.10.2008 tarihleri arasında vergi mükellefiyeti olduğu halde Bağ-Kur tescili olmayanlar için 01.10.2008 tarihinden sonra altı ay süre verilerek, 6 ay içerisinde başvuru yapanlara bahse konu süreleri borçlanma imkânı tanınıyor.

Şu halde geriye dönük tescil ve hizmet kazanma imkanı kimleri ilgilendiriyor sorusu önem taşıyor.

Bu sorunun yanıtı ise 1479 Sayılı Kanunda dönem dönem yapılan değişikliklerle doğrudan ilişkili bulunuyor.

Bu bağlamda, kendi adına ve hesabına bağımsız çalışması olanlardan için;

Bağ-Kur’un faaliyete geçtiği 01.10.1972 tarihi ile 20.04.1982 tarihleri arasında sadece meslek kuruluşu kayıtları (meslek odaları kayıtları),

20.04.1982-22.03.1985 tarihleri arasında gelir vergisine tabi olanlar için vergi kaydı, gelir vergisinden muaf olanlar için meslek kuruluşu kayıtları,

22.03.1985-04.10.2000 döneminde vergi, meslek kuruluşu kaydı veya ticaret sicil kaydından herhangi biri,

04.10.2000 tarihinden itibaren ise vergi mükellefi olanlar için vergi kaydı, vergiden muaf olanlar için ise meslek kuruluşu kayıtları ile Bağ-Kur sigortalılığı kapsamına girilebiliyor.

04.10.2000 tarihinden önce Bağ-Kur’a kaydı bulunanların bu tarihten önceki zaman dilimine isabet eden başka bir tarih aralığında zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olmasını gerektirecek vergi mükellefiyeti, esnaf sicili veya meslek odası kaydı varsa bu süreleri de sigortalılık süresi olarak hizmetine eklemesi mümkün bulunuyor.

Yine 04.10.2000 tarihinden önce Bağ-Kur kaydı yok da 04.10.2000-30.09.2008 tarihleri arasındaki bir bir zaman diliminde Bağ-Kur’a kaydı mevcutsa 04.10.2000-30.09.2008 tarihleri arasına isabet eden başka bir tarih aralığında zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olmasını gerektirecek vergi mükellefiyeti, esnaf sicili veya meslek odası kaydı varsa bu süreleri sigortalılık süresi olarak hizmetine eklemesi mümkün bulunuyor.

Emekli aylığının düzeyi ve hak kazanma koşulları yönüyle hizmet kazanmada sigortalıların yetkin bir uzmana başvurarak planlama yapmaları ise zorunlu bir ihtiyaç olarak önemini koruyor.

(Kaynak: Halil Tezel / Ali Tezel | 05.03.2021)

Kaynak: http://www.muhasebetr.com/ulusalbasin/haber_oku.php?haber_id=30448

Emeklilik İçin İşten Ayrılma Şartı Kaldırıldı

İki gündür çok yoğun sorular geliyor. Artık emekli olmak için işten ayrılmaya gerek kalmadı mı diye soruluyor. 3 Mart 2021 tarihli ve 31412 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 2019/104 Esas ve 2021/3 Karar sayılı Anayasa Mahkemesi Kararı ile yaşlılık aylığı bağlanacak sigortalıların “işten ayrılmaları” kuralına dair önemli bir iptal kararı alınmış bulunmaktadır.

Anayasa Mahkemesi’nin ilgili kararı sosyal sigortalılık başlangıç tarihinin ve yaşlılık aylığına hak kazanılmasının tespitine ilişkin Yargıtay’da açılan bir davada 506 sayılı Kanun’daki “…çalıştığı işten ayrıldıktan sonra…” (yaşlılık aylığının bağlanması) kuralının Anayasa’ya aykırı olduğu kanısında varan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun AYM’ye itirazı ile gerçekleşmiştir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun itiraz yoluyla başvurusu sonucu alınan kararda 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun mülga 62. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “…çalıştığı işten ayrıldıktan sonra…” ibaresinin Anayasa’nın 2., 10., 48., 49. ve 60. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi talep edilmiştir. Anayasa Mahkemesi söz konusu talebi kabul ederek ilgili yasa hükmünün İPTALİNE karar vermiş bulunmaktadır.

İptal kararında yaşlılık aylığı talebinde bulunabilmek için çalışılmakta olan işten ayrılmayı öngörmesi nedeniyle çalışma hak ve özgürlüğünü ihlal ettiği ifade edilmiştir. Keza kararda, 29/4/1986 tarihli ve 3279 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikle yaşlılık aylığı bağlananların sosyal güvenlik destek primi ödemek suretiyle hem aylık almalarının hem de çalışmalarının mümkün olduğu, bu durumda yaşlılık aylığı için işten ayrılma koşulunun aranmasının bir öneminin kalmadığı, nitekim itiraz konusu kuralla öngörülen şekli şartı yerine getirmek için sigortalının çalıştığı işten çıkışını yaptırıp yazılı tahsis talebinde bulunduktan sonra sosyal güvenlik destek primi ödemek suretiyle ertesi gün işbaşı yapabileceği, koşulları taşıyan sigortalıya mevzuat uyarınca tahsis talebinden itibaren üç ay içinde Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından aylığın bağlanması gerektiği ancak uygulamada bu sürenin çok daha uzun olduğu, bu durumda kural uyarınca işten ayrılmış olan sigortalının aylık bağlanıncaya kadar hiçbir gelirinin olmayacağı, hizmet akdi ile çalışanların da Emekli Sandığı iştirakçileri gibi çalıştıkları işten ayrılmaksızın talepte bulunabilmelerinin ve talebin kabul edildiği tarihe kadar çalışabilmelerinin eşitlik ilkesine uygun olacağı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 10., 48., 49. ve 60. Maddelerine aykırı olduğu ifade edilmiştir.

506 sayılı Kanun’da yer alan mülga hükme göre hizmet akdine bağlı olarak çalışan sigortalının yaşlılık aylığına hak kazanabilmesi için yaş, prim gün sayısı ve sigortalılık süresi şartlarının yanı sıra yazılı olarak tahsis talebinde bulunmadan önce kural uyarınca çalıştığı işten ayrılması gerekmektedir. Başka bir ifade ile “işten ayrılarak, aktif çalışma yaşamından uzaklaşmak” emekli olabilmenin koşulu sayılmıştır.

Söz konusu düzenleme, 5510 sayılı Kanun’un 30’uncu maddesinde ise “(a) ve (b) bentlerinde belirtilen sigortalılardan yaşlılık aylığına hak kazananlara, yazılı istek tarihinden sonraki, (…) ay başından itibaren aylık bağlanır.” şeklinde değiştirilmiştir. Ancak halen 506 sayılı Kanun ve geçici hükümlerine göre yaşlılık aylığı bağlanan kişiler açısından önceki hüküm uygulanagelmeye devam etmiştir.

Söz konusu Anayasa Mahkemesi kararı sonrasında yaşlılık aylığı tahsis talebinde bulunabilmesi için işten ayrılma (aktif olarak iş yaşamında bulunmama) şartı iptal kararı olan 14.01.2021 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiş bulunmaktadır. Söz konusu iptal kararı emekli aylığına (sosyal sigortalardaki teknik adıyla yaşlılık aylığına) başvuran sigortalılar açısından önemli bir düzenlemedir.

Ancak hemen belirtelim ki, konuya ilişkin SGK tarafından yapılacak düzenlemeler henüz açıklanmadı. SGK bu konuda nasıl bir tutum belirledi, nasıl bir düzenleme yapmayı düşünüyor hep birlikte göreceğiz.

(Kaynak: Resul Kurt / Star Gazetesi | 05.03.2021)

Kaynak: http://www.muhasebetr.com/ulusalbasin/haber_oku.php?haber_id=30449

Medikal Sektörlerine 1 Temmuz 2021 Tarihinden İtibaren E – Faturaya Geçme Zorunluluğu Getirildi

9 Şubat 2021 tarih ve 31390 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 509 VUK Genel Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair 526 Sıra Nolu VUK Genel Tebliğinde belirtilen;  SGK ile sözleşme imzalayan  sağlık hizmeti sunucuları ile medikal malzeme ve ilaç/etken madde temin eden tüm mükellefler 01 Temmuz 2021 tarihinden itibaren brüt satış hasılatı gözetmeksizin  e-fatura uygulamasına geçmek zorundadır.

Tebliğ kapsamında e-fatura uygulamasına zorunlu olarak geçen mükellefler:

  • Hastane, tıp merkezleri, dal merkezleri,
  • Diyaliz merkezleri,
  • Sağlık Bakanlığından  ruhsatlı diğer özelleşmiş tedavi merkezleri,
  • Tanı, tetkik ve görüntüleme merkezleri,
  • Laboratuarlar,
  • Eczaneler,
  • Tıbbi cihaz ve malzeme  tedarikçileri,
  • Optisyenlik müesseseleri,
  • İşitme merkezi,
  • Kaplıcalar,
  • Beşeri tıbbi ürün/ürün sunan ve/veya üreten özel hukuk tüzel kişileri ve bunların  tüzel kişiliği olmayan şubeleri,
  • Ecza depoları
  • …. vb.

05.03.2021

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

Gerçek Usulde KDV Mükellefi Olmayanlar Adına Düzenlenecek Faturada KDV Tevkifatı Yapılır Mı?

KDV Mükellefi kimdir?

KDV’nin mükellefi esas itibarıyla vergiye tabi işlemleri yapanlardır.

Ancak Kanunun 8 inci maddesinde özellik arz eden bazı işlemler de dikkate alınarak verginin mükellefi ayrı ayrı sayılmıştır.

Buna göre mükellef sayılanlar Kanundaki sıralamasına göre aşağıda açıklanmıştır:

a) Mal teslimi ve hizmet ifalarında mükellef, bu malları teslim edenler veya hizmeti yapanlardır.

b) Mal ve hizmet ithalatında ise mal veya hizmeti ithal edenlerdir. İthalatın kamu sektörü veya özel sektör tarafından yapılması veya herhangi bir şekil ve surette gerçekleştirilmesi, özellik taşıması mükellefiyeti etkilemez.

c) Transit taşımalarla Türkiye ile yabancı ülkeler arasında yapılan taşımalarda gümrük veya geçiş işlemine muhatap olanlar mükelleftir. Buradaki taşımadan ikametgâhı, işyeri, kanuni merkezi ve iş merkezi Türkiye’de bulunmayan şahıslar tarafından yapılan taşımanın anlaşılması gerekir. İkametgâhı, işyeri, kanuni merkezi veya iş merkezi Türkiye’de olan şahıslar tarafından yapılan bu nevi taşımalarda ise mükellef genel hükümlere göre taşıma işini yapanlardır. Gümrük veya geçiş işlemine muhatap olanlar, taşıyanın temsilcisi olabileceği gibi aracın şoförü de olabilir.

ç) Müzayede mahallerinde yapılan satışlarda mükellef, bu satışları yapanlardır.

d) PTT ve TRT Kurumlarınca yapılan hizmetlerde mükellefler PTT A.Ş. veya TRT Genel Müdürlüğüdür.

e) Spor-Toto, Piyango (Milli Piyango dâhil) ve benzeri her türlü şans ve talih oyunlarında, oyunları tertipleyenler veya teşkilat müdürlükleri (Spor-Toto Teşkilat Başkanlığı ve Milli Piyango Genel Müdürlüğü) mükelleftir.

Bu tür oyunların bayileri, bu işleri dolayısıyla mükellef sayılmazlar.

Ancak bu tür oyunların mükellefi sayılan teşkilat müdürlükleri (Spor-Toto ve Milli Piyangoda Spor-Toto Teşkilat Başkanlığı ve Milli Piyango Genel Müdürlüğü),KDV’yi bayi karlarını da ihtiva edecek şekilde toplam bedel üzerinden hesaplarlar.

At yarışı ve diğer müşterek bahis ve talih oyunlarında mükellef bunları tertipleyenler olup, bu oyunların bayileri bu işleri nedeniyle mükellef sayılmazlar.

g) Profesyonel sanatçıların yer aldığı gösteriler ve konserler ile profesyonel sporcuların katıldığı faaliyetler, maçlar, yarışlar ve yarışmalarda mükellef bunları tertipleyenler veya gösterenlerdir.

h) Gelir Vergisi Kanununun 70 inci maddesinde belirtilen mal ve hakların kiralanması işlemlerinde, bu mal ve hakları kiraya verenler mükelleftir.

ı) Kanunun (1/3-h) maddesine göre, isteğe bağlı mükellefiyette ise talepte bulunanlar mükelleftir

3065 sayılı Kanunun (8/2)nci maddesine göre, vergiye tabi bir işlem söz konusu olmadığı veya KDV’yi fatura veya benzeri vesikalarda göstermeye hakkı bulunmadığı halde, düzenlediği bu tür vesikalarda KDV gösterenler, bu vergiyi ödemekle mükelleftirler.

Bu husus kanuna göre borçlu oldukları vergi tutarından daha yüksek bir meblağı gösteren mükellefler için de geçerlidir

KDV’de Tevkifat Uygulaması

3065 sayılı Kanunun (9/1) inci maddesine göre, mükellefin Türkiye içinde ikametgâhının, işyerinin, kanuni merkezi ve iş merkezinin bulunmaması hallerinde ve gerekli görülen diğer hallerde Maliye Bakanlığı vergi alacağının emniyet altına alınması amacıyla, vergiye tabi işlemlere taraf olanları verginin ödenmesinden sorumlu tutma yetkisine sahiptir.

Vergi alacağını güvence altına almak amacıyla düzenlenen bu madde sadece ikametgâhı, işyeri, kanuni merkezi ve iş merkezi Türkiye’de bulunmayanlar için öngörülmüş değildir.

Maliye Bakanlığı, bunların dışında gerekli gördüğü diğer hallerde de verginin ödenmesinden işleme taraf olanları sorumlu tutabilecektir.

Maddede belirtilen işlemlere taraf olanlar, kendine mal teslim edilen veya hizmet ifa edilen kişi ve/veya kurumlardır.

Bunlar, verginin tam olarak kesilip ödenmesinden ve bununla ilgili diğer ödevleri yerine getirmekten mükellef gibi sorumlu olacaklardır.

KDV tevkifatı ihtiyari bir uygulama olmayıp, Maliye Bakanlığınca  tevkifat  uygulaması kapsamına alınan işlemlerde alıcılar tarafından tevkifat yapılması zorunludur.

Diğer taraftan, Maliye Bakanlığınca tevkifat kapsamına alınmamış işlemlerde alıcılar tarafından tevkifat yapılması mümkün değildir.

Kimlere verilen hizmetlerde KDV tevkifatı yapılır?

26/4/2014 tarihli ve 28983 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliğine en son 16 Şubat 2021 Tarih 31397 sayılı Resmi Gazetede ilaveler yapılmıştır.

CAN ALICI NOKTA

KDV Tevkifatının  Niteliği KDV tevkifatı uygulaması, teslim veya hizmet bedeli üzerinden hesaplanan verginin, teslim veya hizmeti yapanlar tarafından değil, bu işlemlere muhatap olanlar tarafından kısmen veya tamamen vergi sorumlusu sıfatıyla beyan edilip ödenmesidir.

“Tam tevkifat” işlem bedeli üzerinden hesaplanan verginin tamamının işleme muhatap olan alıcılar tarafından beyan edilip ödenmesi; “kısmi tevkifat” ise hesaplanan verginin Maliye Bakanlığınca belirlenen kısmının, işleme muhatap olan alıcılar tarafından, diğer kısmının ise işlemi (teslim veya hizmeti) yapan tarafından beyan edilip ödenmesidir.

Yukarıdaki paragraftanda anlaşılacağı üzere kesilen faturadaki kdv tevkifatını hizmeti veren faturayı kesen değil ,hizmeti alanın beyan edip ödemesi gerekmektedir.

Bu durumda nasıl olacak? O zaman hizmet veren kestiği faturada tevkifat yapmadan kesecek. Konuyla ilgili verilen bir özelgede

Arsa karşılığı inşaat işlerinde, hizmet bedeli müteahhit tarafından ödenmekle birlikte yapı denetim hizmetine ait fatura ilgili mevzuatı gereğince inşaat ruhsat sahibi (arsa sahibi) adına düzenlendiğinden, inşaat ruhsat sahibinin mükellefiyet durumuna göre hareket edilir.

Ruhsat sahibinin Tebliğin (I/C-2.1.3.1/a ve b) bölümleri kapsamında olması halinde, tevkifat uygulamasına ilişkin işlem tesis edilir.” ifadesine yer verilmiştir.

Buna göre, yazınızda bahsi geçen inşaat işi ile ilgili yapı denetim hizmet faturası gerçek usulde KDV mükellefiyeti bulunmayan yapı sahibi … adına düzenlendiğinden bu işlem nedeniyle hesaplanan KDV nin tevkifata tabi tutulmaması gerekmektedir.

Buna göre kesilecek tevkifatlı faturalarda hizmet alıcının KDV mükellefi olup olmaması büyük önem arz etmektedir.

Kaynaklar: Katma Değer uygulama Genel Tebliği

T.C Kastamonu Valiliği Defterdarlık Genel Müdürlüğü 13/03/2018 Tarih 57062627-Katma Değer Vergisi-4 sayılı özelgesi

05.03.2021

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

İşkur Borcunda EFT Kolaylığı

İşsizlik Sigortası Fonu, Türkiye İş Kurumu Yönetim Kurulu kararları ile yönetilen, işsizlik sigortası primleri ile diğer gelirlerinin ve devlet katkılarının toplandığı devlet güvencesinde bir fondur. İŞKUR, işsizlik sigortası fonundan işçi ve işverenlere çeşitli uygulamalar üzerinden ödemeler yapar. Fonun kaynak oluşturduğu bu ödemeler, işsizlik ödeneğikısa çalışma ödeneği, yarım çalışma ödeneği, ücret garanti fonu, meslek edindirme, yetiştirme ve geliştirme eğitim uygulamaları ile gerçekleştirilir.

Söz konusu ödemeler uygulamadan faydalanılan dönemde çeşitli kurallara tabi olup işveren ya da işçiden kaynaklı oluşabilecek hatalı işlemler sonucu yersiz ödemeler oluşabilir. İşsizlik ödeneği alınan dönemde 5510 4a/4b/4c kapsamında işe giriş, emeklilik, iş göremezlik veya ödeme planı ile çakışan prim gün sayısının olması gibi durumlar yersiz ödemeye sebep olur. Yine kısa çalışma ödeneği alınan dönemde işverenin haftalık çalıştırılmayacak saatlerde yaşanan değişikliği süresi içinde bildirmemesi, eksik gün nedeninin hatalı bildirilmesi, kısa çalışmadaki ödenen gün sayısının SGK hizmet dökümündeki gün sayısı ile uyumsuz olması sonucunda da yersiz ödemeler oluşur.

İŞKUR un yapmış olduğu ödemelerin yersiz olduğu kurum personeli tarafından yahut iş müfettişleri tarafından tespit olunabilir. Bu ödemelerin yersiz olduğunun tespiti üzerine İŞKUR fazla ve yersiz ödeme yaptığı kişilerden bu ödemelerini faizi ile birlikte geri ister. Alacakların takibi sistemi İŞKUR un tespit etmiş olduğu bu borçlarını faizi ile birlikte tahsil etme işlemidir. Yapılmış olan yersiz ödemelerin iadesi için standart bir form ile işverene veya işçiye posta yoluyla veya elden imza ile borç tebliğ edilir. İŞKUR Hizmet Merkezlerinde vezne bulunmaması nedeniyle ödemeler sadece PTT şubelerine yapılabilir. Borcun tebliğ edildiği tarihten itibaren 15 (On Beş) gün içinde, PTT Merkezlerinde borcun oluştuğu İŞKUR birimine ait posta çeki hesabına ödemelerin yapılması gerekir. Ödemenin borçlu adına yapılması zorunludur. Bu nedenle PTT ‘ye ödeme yapan kişi kendi adına değil borçlunun adına ödeme yapması gerekir. İçinde bulunduğumuz pandemi sürecinden dolayı borçlarını yatırmak isteyen borçlulardan PTT kart sahibi olanların PTT matiklerden, olmayanların ise internet bankacılığı üzerinden EFT yapılabilme imkanı da getirilmiştir.

İŞKUR’un tebliğ etmiş olduğu yazılar standart bir formda olup IBAN bilgilerine yer verilmemiştir. Artık posta çeki hesapları için bir IBAN karşılığı bulunmakta olup IBAN ile EFT yapılmak istendiğinde borcun oluştuğu ilgili birimden temin edilebilir.

05.03.2021

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

Hamiline Hisseler MKK’na Bildirilmek Mecburiyetindedir!

Yazımız 3 konuda genel bilgi içermektedir.

  • Merkezi Kayıt Kuruluşu Hakkında Bilgiler
  • TTK açısından Hamiline Hisseler, mkk, genel kurul ve yaptırımlar
  • Vergi Kanunları açısından hamiline hisse senetleri ve MKK

MERKEZİ KAYIT KURULUŞU HAKKINDA BİLGİLER

Merkezi Kayıt Kuruluşu A.Ş. (MKK), Türk Sermaye Piyasalarının Merkezi Saklama Kuruluşu olarak üyelerine saklama, veri depolama ve raporlama, kurumsal yönetim ve yatırımcı hizmetlerini sunmaktadır. MKK, ayrıca Ar Ge merkezi kimliği ile kendi iç kaynaklarını kullanarak geliştirdiği yazılım, sistem ve platformlarla yerli ve yabancı sermaye ve finans kuruluşlarına veri ve teknoloji hizmetleri sunmaktadır.

MKK DA İZLENEN KIYMETLER

  • Pay Senedi (bistte İşlem Gören)              Yatırım Fonu      ve borsa yatırım fonu
  • Özel Sektör Tahvili, Finansman Bonosu, Banka Bonosu, Varant
  • Varlık Teminatlı Menkul Kıymet, Varlığa Dayalı Menkul Kıymet
  • Devlet İç Borçlanma Araçları, Kamu ve özel sektör Kira Sertifikaları
  • Elektronik Ürün Senedi, Gayrimenkul Sertifikaları
  • Altına Dayalı Kira ve tahvil ve sertifikaları, Paya Dönüştürülebilir Tahvil, Dövizli Hazine Kira Sertifikası, Dövizli Hazine İç Borçlanma Senedi
  • Vee şimdi kapalı şirketlerde hamiline pay senetleri

MKK NIN SAKLAMA HİZMETLERİ

  • Yatırım/Saklama hesabı işlemleri
  • İhraççı, menkul kıymet ihraç ve hak kullanım işlemleri,
  • Menkul kıymetlerin hak sahibi ve omnibus hesaplarda takip edilmesi,
  • Kaydileştirilmiş menkul kıymetlerin takas ve saklama hizmetleri,
  • SWIFT işlemleri ,
  • Ödünç Pay Senedi Piyasası ve Türkiye Elektronik Fon Alım Satım Platformu işlemleriyle ilgili hizmetler
  • Elektronik Ürün Senedi işlemleri,
  • Kitle Fonlaması platformları işlemleri​

MKK NIN VERİ VE TEKNOLOJİ HİZMETLERİ

  • MKK’nın AR-GE kimliği ile kendi iç kaynaklarını kullanarak geliştirdiği veri ve teknoloji platformları ve servisleri şu şekildedir;
  • e-YATIRIMCI: Yatırımcı Bilgi Merkezi
  • e-YÖNET: Kurumsal Yönetim ve Yatırımcı İlişkileri,
  • e-GKS: Elektronik Genel Kurul Sistemi,
  • e-ŞİRKET: Şirketler Bilgi Portalı,
  • e-ÜRÜN: Elektronik Ürün Senedi Merkezi,
  • e-VEDO: Elektronik Veri Deposu,

MKK VERİ VE TEKNOLOJİ HİZMETLERİ DEVAM

  • e VERİ: Sermaye Piyasaları Veri Bankası, e-YBS: Yatırımcı Bildirim Servisi,
  • e YKS: Elektronik Yönetim Kurulu, VAP: Veri Analiz Platformu
  • YRTS: Yatırımcı Risk Takip Sistemi​
  • MKK, ayrıca sermaye piyasası ve Borsa mevzuatı uyarınca kamuya açıklanması gerekli bildirimlerin ilgili taraflarca elektronik imzalı olarak iletildiği ve kamuya duyurulduğu elektronik sistem olan Kamuyu Aydınlatma Platformu’nun (KAP) işletici kuruluşudur.

BİR BAŞKA İFADE İLE MERKEZİ SAKLAMA KURULUŞU NEDİR?

  • MKK, sermaye piyasası araçlarının kayden ihracının yapıldığı,
  • haksahibi bazında açılan hesaplarda sermaye piyasası araçlarının kaydedildiği,
  • bunlar üzerindeki hakların izlendiği, kayıtlarına hukuki sonuçlar bağlandığı Kanunla bu görevi üstlenmiş bir merkezi yapıdır.
  • Bir başka deyişle, menkul kıymetlerin ihraç edildiği,
  • haksahibi bazında hesaplarda tutulduğu, el değiştirdiği, bunlara ilişkin hakların tesis edildiği merkezi bir sistemdir.
  • MKK bu yapısıyla Türkiye’nin Merkezi Saklama Kuruluşu’dur.​

KAYDİ SİSTEME GEÇİŞ VE FAALİYETİ

  • 1992 DEN İTİBAREN GELİŞMELER SONUCU MKK BUGÜNKÜ DURUMA GELMİŞTİR
  • MKK mevcut durum itibariyle pay senetleri, yatırım fonları, özel sektör borçlanma araçları, borsa yatırım fonları ve varantlar için merkezi saklama kuruluşu olarak faaliyetlerini sürdürmektedir.

TÜRK TİCARET KANUNUNDA HİSSE SENETLERİ

  • 2011 yılından beri tatbik edilmekte olan Türk Ticaret Kanununda
  • Hisse senetleri Nama ve Hamiline yazılı olarak düzenlenebilme hükmü getirilmiştir.
  • Nama Yazılı hisse senetleri ödendiği tarihten itibaren 3 (üç) ay içinde bastırılmak zorundadır. Hisse senedi defterinde takip edilir.
  • Hamiline yazılı hisse senetleri bastırılır ve ortaklara dağıtılır. Herhangi bir defterde kaydedilmez ve takip edilmez.
  • Tabii bunun bir çok mahzuru vardır. İşte bu mahzurları önlemek için hamiline hisse senetlerinin merkezi kayıt kuruluşuna kaydedilmesi için düzenleme yapılmıştır.

7262 SAYILI TORBA KANUN VE HÜKÜMLERİ

  • 31.12.2020 tarih ve 31.351 sayılı 5. mükerrer resmi gazetede yayımlanan 7262 sayılı torba yasada
  • Türk Ticaret Kanununun hamiline yazılı hisseleri  ile ilgili olarak 29-30 ve 31. inci maddeleri ile   TTK 417- 426 ve 486 ıncı maddelerinde  değişiklikler yapılarak yeni hükümler getirilmiştir.

7262 SAYILI YASA DEĞİŞİKLİĞİ

  • 7262 Sayılı yasa ile, Kısaca yapılan değişiklik,
  • aile şirketleri ve halka kapalı anonim şirketlerde,
  • hamiline yazılı pay sahiplerinin Merkezi Kayıt Kuruluşuna bildirimini zorunlu kılmıştır.
  • Bildirim yapılmazsa TTK. ’dan ve Kanundan doğan paya bağlı haklar,
  • gerekli başvuru yapılıncaya kadar kullanılamayacaktır.

PAY DEVİRLERİ VE MKK

 

  • Pay devirleri MKK ya yapılacak bildirimle hüküm ifade edecektir.
  • Değişiklik 01.04.2021 de yürürlüğe girecek olup Ticaret Bakanlığınca bu konudaki açıklamaları içeren bir tebliğ çıkarılacaktır.

MKK NA KAYIT İŞLEMLERİ

  • Merkezi Kayıt Kuruluşuna kayıt ile ilgili yapılacak işlemler:
  • Halka kapalı  AŞ.lerde hamiline yazılı pay senedine sahip olanlar, 31.12.2021 tarihine kadar MKK na bildirilmek üzere pay senetleri ile birlikte anonim şirkete başvuracaklar,
  • Bu  başvuru üzerine A.Ş., yönetim kurulu,  beş iş günü içinde hamiline yazılı pay sahipleri ile sahip oldukları paya ilişkin bilgileri MKK.na bildirecektir.
  • Başvuruda veya bildirimde bulunmayanlara TTK562/13 maddesine göre ceza uygulanacaktır.

TTK NA GÖRE DEFTER TUTMA VE GENEL KURUL

  • Bilindiği gibi, Kimlerin defter tutma yükümlülüğüne tabi olduğu TTK. Madde 64 de belirtilmiştir.
  • TTK. 64.e göre Ticaret Bakanlığı,
  • pay defteri, yönetim kurulu karar defteri ile genel kurul toplantı ve müzakere defterinin elektronik ortamda tutulmasını zorunlu kılabilir.
  • Sermaye Piyasası Kanunu hükümleri saklıdır.

GENEL KURUL VE HAZIR BULUNANLAR

  • TTK.MADDE 415-  e göre  Genel kurul toplantısına, yönetim kurulu tarafından düzenlenen “hazır bulunanlar listesi”nde adı bulunan pay sahipleri katılabilir ve bu maddenin ikinci fıkrasına göre
  • (2) Hazır bulunanlar listesinde adı bulunan  senede bağlanmamış payların,  ilmühaberlerin,  nama yazılı payların sahipleri
  • ve Sermaye Piyasası Kanununun  13 üncü maddesi uyarınca kayden izlenen pay sahipleri veya anılanların temsilcileri genel kurula katılır.

HAZIR BULUNANLAR LİSTESİ

  • Hazır bulunanlar listesi TTK. 417 maddeye göre yönetim kurulu tarafından hazırlanır.
  • Yasadaki son değişiklikle,  Yönetim kurulu, hamiline yazılı pay sahipleri ile
  • SPK 13 üncü maddesi uyarınca genel kurula katılabilecek kayden izlenen payların sahiplerine ilişkin listeyi,
  • Merkezi Kayıt Kuruluşundan sağlayacağı “pay sahipleri çizelgesi”ne göre düzenler.
  • Genel kurula katılanların imzaladığı liste “hazır bulunanlar listesi” adını alır.

GENEL KURULDA PAY SAHİPLERİ

  • Pay sahipleri çizelgesinin MKK dan sağlanmasının usul ve esasları,
  • gereğinde genel kurul toplantısının yapılacağı gün ile sınırlı olmak üzere payların devrinin yasaklanması ve ilgili diğer konular SPK 13 üncü maddesi uyarınca
  • kayden izlenen paylara ilişkin olarak Sermaye Piyasası Kurulu,
  • hamiline yazılı paylar bakımından ise Ticaret Bakanlığı tarafından bir tebliğ ile düzenlenir.”
  • Yapılan düzenlemelerden sonra hamiline yazılı pay senedinin zilyedi bulunduğunu ispat eden ve Merkezi Kayıt kuruluşuna bildirilen kimse, şirkete karşı pay sahipliğinden doğan hakları kullanmaya yetkilidir.

PAY SENETLERİ VE İLMÜHABERLER-

  • TTK. Madde 486 da yapılan değişiklikle pay senetleri bastırıldıktan sonra . Hamiline yazılı pay sahipleri ile sahip oldukları paya ilişkin bilgiler, senetler pay sahiplerine dağıtılmadan önce MKK na bildirilir.
  • İlmühaber çıkarılması ve nama yazılı pay senedi bastırılması konusunda bir değişiklik yapılmamıştır.
  • Değiştirilen TTK. 489 madde ile hamiline yazılı pay senetlerinin devri konusunda yeni hükümler getirilmiştir. Bu devirde ZİLYETLİĞİN GEÇİRİLMESİ esas alınmıştır. Maddenin yeni şekli ve uygulama aşağıdaki gibidir.

TTK 489 HAMİLİNE PAY SENETLERİ (1)

  • TTK  MADDE 489 – (1) Hamiline yazılı pay senetlerinin devri,
  • şirket ve üçüncü kişiler hakkında,
  • ancak zilyetliğin geçirilmesi suretiyle payı devralan tarafından Merkezi Kayıt Kuruluşuna yapılacak bildirimle hüküm ifade eder.
  • Merkezi Kayıt Kuruluşuna bildirimde bulunulmaması hâlinde, hamiline yazılı pay senedine sahip olanlar, bu Kanundan doğan paya bağlı haklarını gerekli bildirim yapılıncaya kadar kullanamaz.
  •  (2) Hamiline yazılı pay senedine bağlı hakların şirkete ve üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilmesinde Merkezi Kayıt Kuruluşuna yapılan bildirim tarihi esas alınır.
  • (3) Merkezi Kayıt Kuruluşu tarafından hamiline yazılı pay senetleriyle ilgili tutulan kayıtlar, ilgili kanunlar uyarınca yetkili kılınmış mercilerle paylaşılır.
  • (4) Hamiline yazılı pay senetlerinin Merkezi Kayıt Kuruluşuna bildirilmesi ve kaydedilmesine ilişkin usul ve esaslar ile bu kapsamda alınacak ücretler Ticaret Bakanlığınca çıkarılan tebliğle belirlenir.”

TTK 562 SUÇLAR VE CEZALAR

  • MKK na kayıt ve bildirim yapılmazsa TTK ceza hükümleri getirmiştir.
  • kanunun suçlar ve cezalara ilişkin 562 inci maddesi ile getirilen bu değişikliklere uymayanlar için aşağıdaki cezalar uygulanacaktır.
  • Bunlar:                 TTK 562/ (13)  maddesinde gösterilmiştir.
  • Bu Kanunun;
  • 486/2 uyarınca bildirimde bulunmayanlar yirmi bin Türk lirası,
  • 489/1 uyarınca bildirimde bulunmayanlar beş bin Türk lirası,
  • idari para cezasıyla cezalandırılır.
  • Denilmektedir.
  • TTK 562 Maddenin suçlar ve cezalarla ilgili diğer hükümleri de şunlardır.
  •  (14) Bu Kanun kapsamındaki idari para cezaları, aksine hüküm bulunmayan hâllerde, mahallin en büyük mülki amiri tarafından verilir.
  • (15) Bu Kanunda tanımlanan kabahatlerden birinin idari yaptırım kararı verilinceye kadar birden çok işlenmesi hâlinde,
  • ilgili gerçek veya tüzel kişiye bir idari para cezası verilir ve ilgili hükme göre verilecek ceza iki kat artırılır.
  •  Ancak, bu kabahatin işlenmesi suretiyle bir menfaat temin edilmesi veya zarara sebebiyet verilmesi hâlinde verilecek idari para cezasının miktarı bu menfaat veya zararın üç katından az olamaz.

DÜZENLEME İLE İLGİLİ GEÇİCİ MADDE 14

  • Kanun koyucu düzenleme süresini geçici madde 14 de belirtmiştir.
  • GEÇİCİ MADDE 14 – (1) Hamiline yazılı pay senedine sahip olanlar, 31/12/2021 tarihine kadar MKK na bildirilmek üzere pay senetleri ile birlikte anonim şirkete başvurur.
  • Başvuru üzerine A.Ş, yönetim kurulu  beş iş günü içinde hamiline yazılı pay sahipleri ile sahip oldukları paya ilişkin bilgileri Merkezi Kayıt Kuruluşuna bildirir.
  • Pay sahipleri anonim şirkete başvurmazsa bu Kanundan doğan paya bağlı haklarını gerekli başvuru yapılıncaya kadar kullanamaz.
  • 2) Birinci fıkra uyarınca başvuruda veya bildirimde bulunmayanlar 562/13 fıkrası uyarınca cezalandırılır.”
  •  Hamiline yazılı pay senetleri hakkında kanunda yapılan bu değişikliklerin nasıl uygulanacağı konusunda da detaylı bir tebliğ çıkarılacak olup şu anda değişikliklerin nasıl yürüyeceği konusundaki bir çok duraksama ortadan kalkmış olacaktır.

GEÇİŞ

  • Ancak yapılan bu düzenlemeler Vergi Kanunları açısından dikkat edilmesi gereken bir çok değişiklikler de meydana getirmiştir.
  • Asıl önemlisi de Bağımsız Denetim Raporlarına gelmesi gereken ek bilgidir.

VERGİ KANUNLARI AÇISINDAN İNCELEME -3065 SAYILI KDV KANUNU AÇISINDAN

  • VERGİ KANUNLARI AÇISINDAN AKLIMIZA GELENLER:
  • 3065 sayılı KDV kanununun 17/4 G maddesi gereğince iki yıldan fazla elde tutulan hisse senetlerinin satışı, devri kdv den istisnadır.
  • İşte bu maddenin ve bu istisnanın çalışması hamiline yazılı hisse senetlerinde Merkezi Kayıt Kuruluşunun kayıtları ile ispat edilme durumunda olacaktır. Çıkarılacak tebliğ bu konuda detaylı açıklama yapacaktır diye umuyorum.

193 SAYILI GELİR VERGİSİ KANUNU AÇISINDAN

  • 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun
  • Değer artış kazançlarını düzenleyen
  • mükerrer 80. İnci maddesinin
  • ivazsız olarak iktisap edilenler ile tam mükellef kurumlara ait olan ve iki yıldan fazla süreyle elde tutulan hisse senetleri hariç  hükmü uyarınca, bu istisnadan da yararlanabilmek için, özellikle hamiline yazılı hisse senetlerinin durumu yine Merkezi Kayıt Kuruluşu kayıtlarıyla ispat edilebilecektir.

5520 SAYILI KURUMLAR VERGİSİ KANUNU AÇISINDAN

  • 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun
  • istisnaları düzenleyen 5/e maddesi gereğince
  • e Kurumların, en az iki tam yıl süreyle aktiflerinde yer alan iştirak hisseleri ile aynı süreyle sahip oldukları kurucu senetleri, intifa senetleri ve rüçhan haklarının satışından doğan kazançların %75’lik kısmı ile aynı süreyle aktiflerinde yer alan taşınmazların satışından doğan kazançların %50’lik kısmı kurumlar vergisinden istisnadır.
  • Bu istisnanın ispatı için yine yapılan bu değişiklik ve hamiline yazılı senetlerin sahipliğinin ispatı MKK yetkisinde olacaktır diye düşünüyorum.

HAMİLİNE YAZILI HİSSE SENETLERİ EL DEĞİŞTİRME VE MKK BİLDİRİMİ

  • Yine yapılan bu değişiklikle hamiline yazılı hisse senetlerinin el değiştirmesi kesinlikle Merkezi Kayıt Kuruluşuna bildirilecektir.
  • Tabii bu bildirimde hisse bedelinin ödenmesinin ispatı olayı da gündeme gelecektir.
  • Burada kasadan ödemelerle ilgili 7.000 (yedibin) liralık sınır veya
  • her türlü ödemenin bankadan yapılması konusu çıkarılacak tebliğde gündeme gelebilir.
  • Bu konu denetim elemanlarının başlıca inceleme konularından biri olabilir.

VERASET VE İNTİKAL VERGİSİ KANUNU AÇISINDAN DURUM

  • Veraset ve intikal vergisi kanunu açısından
  • hamiline yazılı hisse senetlerindeki bu değişikliği ele alırsak,
  • bir şirketin çoğunluk hisselerine sahip olan ve hisseleri de hamiline yazılı olan bir ortak vefat ettiği takdirde,
  • hisselerin Merkezi Kayıt Kuruluşunda kayıtlı bulunan miktarları esas alınabilecektir.
  • Yani, veraset ve intikal vergisi açısından da zilyetliğin ispatı veya ölümden hemen önce el değiştirmesi konusunun ispatı gerekebilecektir.  Tabii kayıtlar MKK da olduğu için bir çok ihtilaf yokolacak veya yenisi çıkabilecektir.

BAĞIMSIZ DENETİM RAPORLARINA YAZILMASI GEREKEN BİLGİ

  • MKK kayıt bölümünde yazdığımız gibi halka kapalı şirketlerde hamiline yazılı hisseler MKK na kaydedilecektir
  • SPK ya tabi şirketlerde Genel Kurullarda pay sahipleri çizelgesi ve hazır bulunanlar listesi MKK dan istenecektir.
  • Aynı bilgilerin halka kapalı şirketler için de takip edileceğini zannediyorum.
  • Tabii bu durumda genel kurullar için pay sahipleri ve hazır bulunanlar listesinin MKK dan istenmesi gerekir diye düşünüyorum.
  • Diğer taraftan Bağımsız Denetime tabi şirketlerde rapor yazan sorumllu denetçi ortaklarla ilgili bilgilere ulaşmak için MKK ya ulaşmak zorundadır.
  • Bu konuda da Kamu Gözetimi Kurumu ve MKK bir düzenleme yapmalıdır.

SONUÇ

Yazıma burada son verirken, hamiline hisse senetleri ile ilgili çıkacak tebliğin ve ilgili vergi kanunları çerçevesinde yapılacak açıklamaların dikkatle takibi gerektiğini önemle bildirmek isterim.

05.03.2021

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

SGK Uygulamasında Konsorsiyum ve İş Ortaklığında Taşeronluk

5510 sayılı Kanununun 12. maddesinin birinci fıkrasında; “4. maddenin 1.fıkrasının (a) ve (c) bentlerine göre sigortalı sayılan kişileri çalıştıran gerçek veya tüzel kişiler ile tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlar işverendir.” hükmü yer almaktadır. Yine   5510 sayılı Kanununun 12. maddesinin 6. fıkrasında “Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin bir işte veya bir işin bölüm veya eklentilerinde, iş alan ve bu iş için görevlendirdiği sigortalıları çalıştıran üçüncü kişiye alt işveren denir. Sigortalılar, üçüncü bir kişinin aracılığı ile işe girmiş ve bunlarla sözleşme yapmış olsalar dahi, asıl işveren, bu Kanunun işverene yüklediği yükümlülüklerden dolayı alt işveren ile birlikte sorumludur. ” hükümleri yer almaktadır.

Anılan Kanunun söz konusu hükmüne istinaden asıl işveren-alt işveren ilişkisinden söz edebilmek için;

  • İşyerinde sigortalı çalıştıran asıl işverenin varlığı,
  • Alt işverenin yapmayı üstlendiği iş için sigortalı çalıştırması,
  • İşin asıl işverenin işyerinde yürütülmesi,
  • Alt işverenin işyerinde asıl işverenin yapmış olduğu ana işin bir bölümünde, eklentilerinde veya yardımcı işlerinde iş alması,  şartlarının aynı anda gerçekleşmesi gerekmektedir.

Bu itibarla; her ne kadar 5510 sayılı Kanunun alt işverenlikle ilgili maddesinin lafzında 3. kişi ibaresi yer alsa da; ilgili maddede üçüncü kişi ile kastedilen husus, sigortalı çalıştıran gerçek veya tüzel kişi yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlar olduğundan; İş Ortaklıklarını oluşturan işverenlerin her birinin ayrı ayrı iş ortaklığından bağımsız ve ayrı şekilde işverenlik sıfatı bulunması nedeniyle, asıl işveren-alt işveren ilişkisinin ortaya çıkması bakımından yukarıda söz edilen şartların gerçekleşmesi şartıyla, iş ortaklığını oluşturan işverenlerden her biri  iş ortaklığının alt işvereni olarak tescil edilebilecektir.

Örnek  : PAMİR A.Ş ve FERHAN A.Ş İş ortaklığı tarafından taahhüt edilen yol yapım işi dolayısıyla iş ortaklığını oluşturan ortaklardan PAMİR A.Ş nin  alt işveren olarak tescil edilmesi talep edilmiştir. Asıl işveren olan PAMİR A.Ş ve  FERHAN A.Ş iş ortaklığından iş alan PAMİR A.Ş nin bağımsız ve ayrı şekilde işverenlik sıfatı Bulunması nedeniyle, asıl işveren-alt işveren ilişkisinin ortaya çıkması bakımından yukarıda söz edilen şartların gerçekleşmesi şartıyla,  alt işveren olarak tescil edilmesi mümkün olacaktır.

(Kaynak: İsa Karakaş / Türkiye Gazetesi | 06.03.2021)

Kaynak: http://www.muhasebetr.com/ulusalbasin/haber_oku.php?haber_id=30451

Koronavirüsün İşsizlik Ödeneğine Yansımaları

Sosyal devlet olmanın en önemli göstergelerinden biri de işsizlik sigortası uygulamasıdır. Ülkemizde işsizlik sigortası prim kesintileri 01 Haziran 2000 tarihinde başlamış olup, sigortalı işsizlere ilk ödeme 2002 yılı mart ayında yapılmıştır.

Bu sigorta koluyla bir iş yerinde çalışırken, çalışma istek, yetenek, sağlık ve yeterliliğinde olmasına rağmen, kendi istek ve kusuru dışında işini kaybedenlere, uğradıkları gelir kayıplarını kısmen de olsa karşılayarak kendilerinin ve aile fertlerinin zor duruma düşmelerinin önüne geçilmesi hedeflenmektedir. İşsizlik sigortası ekonomik büyümenin yanı sıra sosyal gelişmenin sağlanması ve gelirin toplumda adil ve dengeli bir biçimde paylaştırılmasını da amaçlamaktadır.

Hükûmetin koronavirüs salgınıyla mücadelede almış olduğu sosyal ve ekonomik tedbirlerden biri de işten çıkarma yasağıdır. Bu yasakla birlikte 2019, 2020 ve 2021 Ocak ayları itibarıyla karşılaştırma yapıldığında işsizlik ödeneği alan kişi sayısı ile ödenek ödeme miktarlarının önemli ölçüde azaldığını ortaya koymaktadır.

İŞKUR’un son işsizlik bültenindeki rakamlardan oluşturduğumuz yukarıdaki tablodan görüleceği üzere 2019 yılının Ocak ayında işsizlik ödeneği alan işçi sayısı 653.925 iken bu sayı 2020 yılında 610.287 kişiye bu yılın Ocak ayında ise 216.014 kişiye kadar düşmüştür. İşsizlik sigortasından belirtilen dönemlerde yapılan işsizlik ödeneği miktarları da 712.457 TL’den 291.072 TL’ye kadar gerilemiştir. İşsizlik ödeneği alanların sayısındaki bu büyük düşüsün en önemli nedeni 17.04.2020 tarihinde uygulaması başlayan fesih yasağıdır. Fesih yasağı nedeniyle işsizlik ödeneğine hak kazanabilecek şekilde işten çıkanların sayısında azalma olmuştur.

Ödenek alma şartlarında yapılan iyileştirme

İşsizlik sigortası ile ilgili yararlanma şartları daha fazla sosyal koruma sağlanması amacıyla yapılan çalışmaların sonucu olarak; 2019 yılında yapılan yasal değişiklikle “prim ödeyerek sürekli çalışmış” ibaresi “hizmet akdine tabi” şeklinde değiştirilmiş, yapılan düzenleme sonucu işsizlik ödeneğine hak kazanma şartları arasında yer alan son 120 gün şartında iyileştirme yapılmıştır. Mevcut düzenlemelerle birlikte bir işçinin işsizlik ödeneğinden faydalanabilmesi için;

  • Kendi istek ve kusuru dışında işsiz kalması,
  • İş sözleşmesinin feshinden önceki son 120 gün hizmet akdine tabi olmak kaydıyla son 3 yıl içinde en az 600 gün süre ile işsizlik sigortası primi ödemiş olması,
  • İş sözleşmesinin feshinden sonraki 30 gün içinde İŞKUR birimine şahsen ya da elektronik ortamda başvurması gerekmektedir.

Ödenek süresi sigortalı kıdeme göre değişmekte

Mücbir sebepler dışında başvuruda gecikilen süre işsizlik ödeneğinden düşülmektedir. Hizmet akdinin feshinden önceki son 3 yıl içinde;

  • 600 gün sigortalı olarak çalışıp işsizlik sigortası primi ödemiş olan işsizlere 180 gün,
  •  900 gün sigortalı olarak çalışıp işsizlik sigortası primi ödemiş olan işsizlere 240 gün,
  • 1.080 gün sigortalı olarak çalışıp işsizlik sigortası primi ödemiş olan sigortalıya 300 gün, süre ile işsizlik ödeneği verilmektedir.

Günlük işsizlik ödeneği; son 4 aylık prime esas kazançlardan hesaplanan günlük ortalama brüt kazancın %40’ı tutarındadır. Hesaplanan ödenek miktarı, asgari ücretin brüt tutarının %80’ini geçememekte ve yasa gereği bu ödenekten sadece damga vergisi kesintisi yapılmaktadır. 2020 yılında geçerli olan brüt asgari ücret üzerinden hesaplanan işsizlik ödeneği alt sınırı 1.168,27TL, üst sınırı ise 2.336,53TL’dir. 2021 yılında ise yapılmak olan ödenek miktarları 1.420,14 ila 2.840,28 TL arasında değişmektedir.

***

“Sesini değil, sözünü yükselt! Yağmurlardır yaprakları büyüten, gök gürültüleri değil!” Hazreti Mevlâna

(Kaynak: İsa Karakaş / Türkiye Gazetesi | 06.03.2021)

Kaynak : http://www.muhasebetr.com/ulusalbasin/haber_oku.php?haber_id=30452

Belirli Süreli Sözleşmeyle Çalışanın Tazminat Hakkı

Koronavirüs salgını nedeniyle alınan tedbirlerin istihdam üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmaya yönelik olarak 17 Nisan 2020 tarihinde başlatılan işten çıkarma yasağının süresi en son 17 Mart 2021 tarihine uzatılmıştı. Cumhurbaşkanı tarafından yapılan açıklamaya göre, 17 Mart sonrası için süre uzatımı olmayacak.

Bu süre içerisinde genel olarak işveren tarafından işçi çıkarılması yasak olmakla birlikte, bazı istisnaları var. İstisnalardan biri de “belirli süreli iş veya hizmet sözleşmelerinde sürenin sona ermesi”.

Yasa düzenlemeye göre, işçi ile işveren arasında kurulmuş bulunan belirli süreli iş veya hizmet sözleşmesinin süresinin işten çıkarma yasağı döneminde sona ermesi ve işverenin sözleşmeyi yenilememesi yasak kapsamında değil.

Bu bağlamda işveren, süresi yasak döneminde sona eren iş veya hizmet sözleşmesini yenilemeyebiliyor ve bu durum, işten çıkarma yasağına aykırılık oluşturmuyor.

Belirli süreli iş veya hizmet sözleşmesi sona erdiğinde çalışanın kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanıp kazanmayacağı ise merak ediliyor.

KIDEM VE İHBAR

Konuya “kıdem tazminatı” açısından bakıldığında, kıdem tazminatına hak kazanabilmek için iş sözleşmesinin, 1475 sayılı (eski) İş Kanunu’nun 14. maddesinde sayılan kıdem tazminatına hak kazanma şartlarına uygun olarak sona ermiş olması gerekiyor.
Belirli süreli iş sözleşmesinin, sözleşme süresinin bitimi ile sona ermesi hali, kanunda sayılan sebepler arasında yer almıyor. Buna göre, belirli süreli iş sözleşmesi, sözleşme süresinin sona ermesine bağlı olarak kendiliğinden sona erdiğinde, kıdem tazminatına hak kazanılamıyor.

“İhbar tazminatı” açısından bakıldığında ise, ihbar tazminatı belirsiz süreli iş sözleşmelerinin feshinde söz konusu olabiliyor. Belirli süreli iş sözleşmeleri süre sonunda kendiliğinden sona erip, sözleşme işveren tarafından feshedilmediğinden, işveren tarafından ihbar önelinde bulunulması ya da ihbar tazminatı ödenmesi gerekmiyor.

Ancak başlangıçta belirli süreli iş sözleşmesi olarak kurulan bazı sözleşmeler, bazen başlangıçtan itibaren, bazen de zaman içinde belirsiz süreli iş sözleşmesine dönüşebiliyor. Bu durumda da çalışanın kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanması söz konusu olabiliyor.

OBJEKTİF KOŞUL ARANIYOR

İş sözleşmeleri belirli veya belirsiz süreli olarak yapılır. Belirsiz süreli iş sözleşmeleri istisnai sözleşmeler olup, belirli süreli işlerde veya belirli bir işin tamamlanması ya da belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi “objektif koşullara” bağlı olarak yapılabiliyor. Diğer bir deyişle, çalışanla belirli süreli iş sözleşmesi yapılabilmesi için, yapılacak işin süresinin belirli olması veya tamamlandığında sona ermesi ya da belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif koşullar aranıyor.

Diğer yandan, belirli süreli iş sözleşmesi, esaslı bir neden olmadıkça, birden fazla üst üste (zincirleme) yapılamıyor. Aksi halde iş sözleşmesi başlangıçtan itibaren belirsiz süreli kabul ediliyor.

Bu bağlamda, her olayı kendi özel koşulları içinde değerlendirmek gerekiyor. İş sözleşmesinin konusu olan yapılacak iş belirli süreli değilse, örneğin taahhüt ya da proje işleri gibi belirli bir zaman dilimi içinde gerçekleştirilecek işlerden değilse, süreklilik arz eden bir iş ise belirli süreli iş sözleşmesi için aranan objektif koşulları taşımadığından, sözleşme belirli süreli yapılmış olsa da belirsiz süreli olarak kabul edilir. Kıdem ve ihbar tazminatı açısından, belirsiz süreli iş sözleşmesi gibi değerlendirilerek sonuç doğurur.

(Kaynak: Sezgin Özcan / Sözcü Gazetesi | 06.03.2021)

Kaynak: http://www.muhasebetr.com/ulusalbasin/haber_oku.php?haber_id=30453

Bundan Sonra Prim Ödemeden Nasıl Emekli Olabilirim?

Soru: SSK başlangıç tarihim 8 Mart 2002 olup 5438 gün prim ödemem var. Bundan sonra prim ödemeden hangi şartlarda emekli olabilirim? l Saliha ATAS

Cevap: Yaş haddinden emekli olmak için 25 yıl sigortalılık süresi, 4500 gün prim ödeme ve 58 yaş şartlarına tabisiniz. Doğum tarihinizi bildirmemişsiniz. 4500 günden fazla prim ödemeniz olduğundan bundan sonra prim ödemeseniz de 25 yıllık sigortalılık sürenizi dolduracağınız 8 Mart 2027 tarihinde 58 yaşınızı da doldurursanız emekli olabilirsiniz. Doldurmazsanız 58 yaşınızı dolduracağınız tarihte emekli olabilirsiniz.

EMEKLİLİK TARİHİNİZ KASIM 2028

SORU: 3 Kasım 1972 doğumluyum. SSK başlangıcım 16 Temmuz 1996 olup 6850 gün primim var. Kaç yaşımda emekli olurum? l Hasan BAŞKAN

CEVAP: Emekli olmak için 25 yıl sigortalılık süresi, 5825 gün prim ödeme ve 56 yaş şartlarına tabisiniz. Priminiz yeterli olduğundan bundan sonra prim ödemeseniz de 56 yaşınızı dolduracağınız 3 Kasım 2028’de emekli olabilirsiniz. Askerliğiniz hakkında bilgi vermemişsiniz. Askerliğinizi sigorta başlangıç tarihinden önce yapmışsanız 8 ayını borçlanmanız halinde 55 yaşı dolduracağınız 3 Kasım 2027’de emekli olmanız da mümkün.

EMEKLİLİK YAŞINIZI DÜŞÜREMEZSİNİZ

Soru: 10 Aralık 1972 doğumluyum. İlk SSK başlangıç tarihim 1 Nisan 1988 olup 8200 gün prim ödemem var. Askerliğimi ödersem hemen emekli olma şansım var mı? Yoksa 2022’nin son ayını mı bekleyeceğim? l Bayram ŞAHİN

Cevap: SSK başlangıcınız çırak veya staj sigortası değilse emekli olmak için 25 yıl sigortalılık süresi, 5375 gün prim ödeme ve 50 yaş şartlarına tabisiniz. Priminiz yeterli olduğundan bundan sonra prim ödemeseniz de 50 yaşı dolduracağınız 10 Aralık 2022’de emekli olabilirsiniz. Askerliğinizi sigorta başlangıç tarihinden sonra yaptığınızdan, borçlanma emekli olma şartlarınızı değiştirmez. Sadece prim gün sayınızı artırır. Priminiz de yeterli olduğundan askerliğinizi borçlanmanıza gerek yok.

YAŞI 54’E ÇEKEBİLİRSİNİZ

SORU: 9 Ocak 1972 doğumluyum. Sigorta başlangıç tarihim 1 Haziran 1995 olup 6900 gün prim ödemem var. Askerliğimi 1992-1993 yılları arasında 15 ay olarak yaptım. Kaç yaşında emekli olurum? Askerliğimi borçlanırsam kaç yaşa iner? l Cem UZUNAY

CEVAP: Emekli olmak için 25 yıl sigortalılık süresi, 5750 gün prim ödeme ve 55 yaş şartlarına tabisiniz. Priminiz yeterli olduğundan bundan sonra prim ödemeseniz de 55 yaşınızı dolduracağınız 9 Ocak 2027’de emekli olabilirsiniz.

Askerlik sürenizin 370 gününü borçlanmanız halinde emekli olmak için 25 yıl sigortalılık süresi, 5675 gün prim ödeme ve 54 yaş şartlarına tabi olursunuz. Priminiz yeterli olduğundan borçlanmadan sonra prim ödemeseniz de 54 yaşınızı dolduracağınız 9 Ocak 2026’da emekli olabilirsiniz.

BABANIZ ASKERLİK BORÇLANMASIYLA EMEKLİ OLACAĞI TARİHİ DÜŞÜREBİLİR

Soru: 6 Ağustos 1970 doğumlu babamın tarım Bağkur’u başlangıç tarihi 1 Şubat 2000 olup aralıksız olarak prim ödemeye devam ediyor. Emeklilik yaşı 61 gösteriyor. Askerliğini 1996 yılında yaptı. Askerliğini ödediğinde emeklilik yaşı değişir mi? l Faruk ÇETİN

Cevap: Babanız tarım Bağkur’undan 9000 gün primle 60, 5400 gün primle 62 yaşını dolduracağı tarihte emekli olabilir. Askerliğini (18 ay kabul edilmiştir) borçlanması halinde 1 Ağustos 2023’e kadar ara vermeden prim ödeyerek toplam primini 9000 güne tamamlaması şartıyla, 58 yaşını dolduracağı tarihte emekli olabilir.

Ayrıca 5400 günden fazla primi olduğundan, borçlanmadan sonra faaliyetine son verip prim ödemese de yine 58 yaşını dolduracağı tarihte emekli olması da mümkün (5400 gün prim ödeme ve 58 yaş şartlarına tabi olarak)

(Kaynak: Ekrem Sarısu / Posta Gazetesi | 06.03.2021)

Kaynak: http://www.muhasebetr.com/ulusalbasin/haber_oku.php?haber_id=30454