Serbest (Döviz) Fonları İçin GVK Geçici 67’nci Madde Kapsamında Stopaj Oranı %15 Olarak Belirlendi

Özet: 2 Haziran 2020 tarihli ve 2604 sayılı Cumhurbaşkanı Kararıyla; Sermaye Piyasası Kanununa göre kurulan menkul kıymetler yatırım fonları (borsa yatırım fonları ile konut finansmanı fonları ve varlık finansmanı fonları dahil) ile menkul kıymetler yatırım ortaklıklarının GVK Geçici 67’nci maddenin (1), (2), (3) ve (4) numaralı fıkralarında belirtilen gelirleri üzerinden yapılacak tevkifat oranları serbest (Döviz) fonları için 3 Haziran 2020 tarihinden itibaren %15 olarak belirlendi.

3 Haziran 2020 tarihli ve 31144 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 2604 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile Gelir Vergisi Kanunu’nun Geçici 67’nci maddesinde yer alan kesinti oranına serbest döviz fonlarına ilişkin düzenleme yapıldı.

Yapılan düzenleme ile 22/7/2006 tarihli ve 2006/10731 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının eki Kararın l inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine aşağıdaki alt bent eklendi.

3) Serbest (Döviz) fonları için %15

Serbest döviz fonları, portföyünün en az %80’i oranında döviz ve döviz cinsi varlık ve işlemlere yatırım yapan fonlardır.

Söz konusu düzenleme ile 2006/10731 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının eki Kararın l inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi aşağıdaki gibi oldu.

“c) Sermaye Piyasası Kanununa göre kurulan menkul kıymetler yatırım fonları (borsa yatırım fonları ile konut finansmanı fonları ve varlık finansmanı fonları dahil) ile menkul kıymetler yatırım ortaklıklarının (1), (2), (3) ve (4) numaralı fıkralarda belirtilen

gelirleri üzerinden yapılacak tevkifat oranları;

1- Borsa yatırım fonları ile konut finansmanı fonları ve varlık finansmanı fonları için %0,

2- (1) numaralı alt bent dışında kalanlar için 1 Ekim 2006 tarihine kadar uygulanmak üzere

%10, 1 Ekim 2006 tarihinden itibaren uygulanmak üzere %0,

3- Serbest (Döviz) fonları için %15”

Düzenleme 3 Haziran 2020   tarihinden itibaren yürürlüğe girmiştir.

Saygılarımızla…

TÜRMOB

(03.06.2020)

Kaynak: http://www.muhasebetr.com/guncelmevzuat/mevzuat_oku.php?mevzuat_id=5419

SGK Genelgesi 2020/15 – 2018/38 Sayılı Genelgede Değişiklik Yapılması

T.C.

SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI

Emeklilik Hizmetleri Genel Müdürlüğü

Sayı: 98547999-010.99-E.6203185

21/05/2020

Konu: 2018/38 Sayılı Genelgede Değişiklik Yapılması

SGK Genelgesi 2020/15 (2018/38 Sayılı Genelgede Değişiklik Yapılması)

7/12/2019 tarihli ve 30971 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 5/12/2019 tarihli ve 7194 sayılı “Dijital Hizmet Vergisi ile Bazı Kanunlarda ve 375  Sayılı  Kanun  Hükmünde  Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun”un 48 inci maddesi ile 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununa geçici 79 uncu madde eklenmiştir.

Ayrıca, 26/3/2020 tarihli ve 31080 mükerrer sayılı Resmi  Gazete’de  yayımlanan 25/3/2020 tarihli ve 7226 sayılı “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” ile 3/11/1980 tarihli ve 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması  Hakkında  Kanunun  4 üncü maddesinin ikinci fıkrasında düzenleme yapılmış, Kanuna  geçici 81  nci  madde  eklenmiş ve Kanunun ek 18 inci ile ek 19 uncu maddelerinin birinci fıkralarında değişiklikler yapılmıştır.

Buna göre, 7194 ve 7226 sayılı kanunlar ile emeklilik mevzuatında yapılan söz konusu düzenlemeler gereğince 6/11/2018 tarihli ve 2018/38 sayılı Genelgede yapılan değişiklikler aşağıda yer almaktadır.

1. 2018/38 sayılı Genelgenin Dördüncü Kısım/İkinci Bölüm “Alt Sınır Aylıkları” başlığı altına “5. Kanunun Ek 19 uncu Maddesine Göre Yapılacak İşlemler” alt başlığı açıklamaları ile birlikte eklenmiştir.

“5. Kanunun Ek 19 uncu Maddesine Göre Yapılacak İşlemler

18/1/2019 tarihli 30659 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak  yürürlüğe  giren  7161  sayılı Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 42 nci maddesi ile yayımı tarihini takip eden ödeme dönemi olan  2019 yılı Şubat ayı ödeme döneminden itibaren uygulanmak üzere Kanuna ek 19 uncu madde eklenmiş olup, bu madde;

“Bu Kanun veya bu Kanunla yürürlükten kaldırılan ilgili kanun hükümlerine göre malullük ve yaşlılık sigortasından ödenen aylıklar ve aylıklar ile birlikte her  ay  itibarıyla  yapılan ödemeler toplamı dosya bazında, 8/2/2006 tarihli ve 5454 sayılı  Kanunun  1  inci maddesi uyarınca yapılacak ek ödeme dâhil 1.000 Türk lirasından az olamaz. Ölüm  sigortasından yapılan ödemeler toplamı ise bu tutarın hak sahiplerinin hisseleri oranı esas alınarak tespit olunacak tutarından az olamaz.

Bu Kanun kapsamında hesaplanan aylıklar, bu madde ile belirlenen tutardan düşükse aradaki fark Hazineden tahsil edilir.

Uluslararası sosyal güvenlik sözleşmeleri gereğince bağlanan kısmi aylıklar için  bu madde hükümleri uygulanmaz.”

hükmünü amir iken, 26/3/2020 tarihli ve 31080 mükerrer sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 25/3/2020 tarihli ve 7226 sayılı Kanunun 47 nci maddesi ile maddede yer alan “1.000” ibaresi “1.500” şeklinde değiştirilmiş, ayrıca anılan değişikliğin 2020 yılı Nisan ayı ödeme döneminden itibaren uygulanmak üzere yayımı tarihinde  yürürlüğe  gireceği  hüküm  altına alınmıştır.

Buna göre, Kanunun ek 19 uncu maddesi uyarınca;

  • Kurumumuzca gerek Kanuna gerekse bu Kanunla yürürlükten kaldırılan ilgili Kanun hükümlerine göre bağlanmış ve bağlanacak malullük, yaşlılık ve ölüm aylıkları ek ödeme dahil dosya bazında 2019 yılı Şubat ayı ödeme döneminden 2020 yılı Mart ödeme dönemine kadar (Mart ödeme dönemi dahil) 1.000 TL’nin, 2020 yılı Nisan ayı ödeme döneminden itibaren de (Nisan ödeme dönemi dahil) 1.500 TL’nin altında olmayacaktır.
  • Alt sınır aylığı tutarı hak sahipleri için mevcut hisse oranları esas alınarak tespit edilecektir.
  • Alt sınır aylığı ile karşılaştırma yapılacak ödenen aylık  matrahı  hesabına,  aylıklara ilave olarak ödenen ek ödeme, engelli çocuk fark aylıkları, makam ile görev/temsil tazminat tutarları gibi her ay itibariyle aylıklarla birlikte yapılan ödemeler dahil edilecektir.
  • Birden fazla dosyadan aylık alanlara her bir dosya için ayrı değerlendirme yapılacaktır.

-Birden fazla dosyadan gelir/aylık alınması halinde gelir/aylık tutarına göre karşılaştırma yapılmasında ek 19 uncu maddeye göre tespit edilen ilaveli tutar üzerinden  tam/yarım ödenmesine karar verilecektir.

-Evlenme ödeneği, ek 19 uncu maddeye göre tespit edilen ilaveli tutar üzerinden hesaplanacaktır.

  • Aylıkların Kanunun 55 inci maddesine göre arttırılmasında, ek 19 uncu maddeye göre tespit edilen ilaveli aylık tutarı dikkate alınmayarak, sigortalının sistemdeki aylığı kullanılacak, sigortalının artışlı hesaplanan aylık tutarına ilaveler yapıldıktan sonra bulunacak tutar ile düzenlemeyle getirilen tutar karşılaştırılarak yüksek olan aylık ödenecektir.
  • Sandık tahsilat tutarları sigortalının ilave ödemesiz aylık tutarı üzerinden hesaplanacaktır.
  • Ödeme programlarında “5510 SK. Ek Madde 19 İntibak Fark Tutar” şeklinde  yer alacak, ek 19 uncu maddeye göre tespit edilen ilaveli tutar Hazineden tahsil edilecektir.

-Uluslararası sosyal güvenlik sözleşmesi hükümlerine göre aylık alanlar, sürekli iş göremezlik geliri ve ölüm geliri alanlar ile Kurumumuzdan özel kanunlar kapsamında aylık alanlara yapılan gelir ve aylık ödemeleri bu madde kapsamda yükseltilmeyecektir.

2. 2018/38 sayılı Genelgenin Dördüncü Kısım/Onikinci Bölüm “Vazife Malullüğü” başlığı altındaki “4. Vazife Malullerinin Tekrar Çalışmaya Başlamaları” alt başlığının sonuna aşağıdaki bölüm eklenmiştir.

“7226 sayılı Kanunun 6 ncı maddesi ile 2330 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin ikinci fıkrasına “Ancak, bu kapsamdakiler aylık bağlandığı tarihten sonra geçen çalışmaları esas alındığında en az 20 yıldan beri sigortalı bulunmak ve en az 5000  gün  malullük,  yaşlılık ve  ölüm sigortaları primi ödemiş olmak şartıyla talepleri halinde ayrıca yaşlılık aylığından yararlanırlar.” cümlesi eklenmiş, söz konusu değişiklik 7226 sayılı Kanunun yayımlandığı

26/3/2020 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiştir.

Buna göre, yukarıda belirtilen kapsamda aylık bağlandıktan sonra çalışmaya devam edenlerden vazife malullüğü aylığı başlangıç tarihinden sonraki çalışmaları ile 20 yıl sigortalılık süresi ve 5000 prim gün sayısı koşulunu yerine getirenler, Kanunun yayımlandığı 26/3/2020 tarihinden sonra aylık bağlanması talebinde bulunmaları halinde  yaş  koşulu  aranmaksızın yaşlılık aylığına hak kazanacaktır.

20 yıl sigortalılık süresinin ve 5000 prim ödeme gün sayısının  tespitinde  sigortalılık süresi ile prim ödeme gün sayısının başlangıcı, vazife malullüğü aylığının başlangıç tarihinden sonra uzun vadeli sigorta kolları primi yatan ilk gün olarak alınacaktır.

Bu kapsamda bağlanan vazife malullüğü aylığının  başladığı  tarihten  önceki  süreye ilişkin borçlanmalar 20 yıl sigortalılık süresi ve 5000 prim gün sayısı hesabında dikkate alınmayacaktır.

3. 2018/38 sayılı Genelgenin Dördüncü Kısım/Onikinci Bölüm “Vazife Malullüğü” başlığı altına “11. Kanuna 7226 sayılı Kanun ile Eklenen Geçici 81 inci Maddeye Göre Yapılacak İşlemler” alt başlığı açıklamaları ile birlikte eklenmiştir.

“11. Kanuna 7226 sayılı Kanun ile Eklenen  Geçici  81  inci  Maddeye  Göre Yapılacak İşlemler

7226 sayılı Kanunun 30 uncu maddesi ile Kanuna eklenen geçici 81 inci madde;

“Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce 2330 sayılı Kanuna veya  2330  sayılı Kanun hükümleri uygulanarak aylık bağlanmasını gerektiren kanunlara göre aylık bağlanan maluller ile 5434 sayılı Kanunun 56 ncı ve mülga 64 üncü maddesi kapsamında aylık bağlanan vazife ve harp malullerinden, 2330 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin ikinci fıkrasının üçüncü, dördüncü, beşinci ve altıncı cümlelerine aykırı olacak şekilde yaşlılık veya malullük aylığı bağlanmış olanlardan, tahsis talep tarihi itibariyle ilgili kanunlarında öngörülen aylık bağlama koşullarından prim ödeme gün sayısı veya sigortalılık süresi şartının sigortalıların kasıtlı veya kusurlu davranışlarından kaynaklanmayan nedenlerle sağlanmadığı daha sonra anlaşılanların, aylık aldıkları süre herhangi bir şekilde prim talep edilmeksizin prim ödeme gün sayısı olarak dikkate alınır. Ancak;

  1. Aylık aldıkları süre, eksik hizmet süresinden fazla olanlar için, yalnızca eksik hizmet süresinin tamamlanacağı tarihe kadarki süre kullanılır. Bu kapsamda  olanlar  için  yeni  bir  aylık hesabı yapılmaksızın, maddenin yürürlük tarihini takip eden aybaşından itibaren kesilmiş olan aylıkları, aylıklara uygulanan artış oranları kadar artırılarak yeniden bağlanır.
  2. Aylık aldıkları süre, eksik hizmet süresinden az olanların, aylık başlangıç tarihi ile aylıklarının kesildiği tarih arasında prim ödeme gün sayısı olarak dikkate  alınan  süre aylıklarının hesabında dikkate alınmaz.

Birinci fıkra kapsamında bulunan vazife ve harp malullerinden, bu maddeyi ihdas eden Kanunla 2330 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinde yapılan değişiklik ve bu madde esasları dahilinde yeniden aylığa hak kazanamayanlar hakkında, 3713 sayılı Kanunun ek 1 inci maddesindeki istihdama ilişkin hükümler ayrıca uygulanır.”

hükmünü amir olup, 7226 sayılı Kanun yayımlandığı 26/3/2020  tarihi  itibariyle  yürürlüğe girmiştir.

Bilindiği üzere, 6495 sayılı Kanunun 80 inci maddesi ile 2330 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinde değişikliğe gidilmiş, madde Ağustos 2013 ödeme döneminden geçerli olmak üzere 1/1/2014 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Maddede yapılan değişikliklerle kapsamda  yer  alan  vazife malullerine çeşitli ilave haklar verilmiş, ayrıca anılan maddenin ikinci fıkrası ile  2330 sayılı Kanun hükümleri veya 2330 sayılı Kanun hükümleri uygulanarak aylık bağlanmasını gerektiren kanunlar kapsamında aylık bağlananlar ile 5434 sayılı Kanunun 56 ncı ve mülga 64 üncü maddeleri uygulanarak vazife veya harp  malullüğü  aylığı  bağlananlardan,  yeniden herhangi bir sigortalılık haline tabi olarak çalışmaya başlayanların, aylık  bağlandıktan  sonra geçen hizmet süreleri ayrıca değerlendirilmek suretiyle bağlanacak aylığa ilişkin esaslar belirlenmiştir.

Diğer taraftan, 7194 sayılı Kanunla Kanuna eklenen geçici 79 uncu madde gereğince bu kapsama girenlerden Kurumca 2330 sayılı Kanunun 4  üncü  maddesinin  ikinci  fıkrasının üçüncü, dördüncü, beşinci ve altıncı cümlelerine aykırı olacak şekilde yersiz aylık bağlandığı tespit edilenlerin aylıkları maddenin yürürlük tarihini takip eden ödeme döneminden  (2019  Aralık ödeme döneminden) itibaren kesilmiş ve yapılan yersiz ödemeler nedeniyle çıkarılan borçlar terkin edilmiştir.

Bu defa, 7226 sayılı Kanun ile 2330 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin ikinci fıkrasına eklenen cümle uyarınca bu kapsamda aylık bağlandıktan sonra çalışmaya devam  edenlerden vazife malullüğü aylığı başlangıç tarihinden sonraki çalışmaları ile 20 yıl sigortalılık süresi ve 5000 prim gün sayısı koşulunu yerine getirenlere yaş koşulu aranmaksızın yaşlılık aylığı bağlanması imkanı getirilmiştir.

Diğer taraftan, Kanuna eklenen geçici 81 inci madde ile 2330 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin ikinci fıkrasının üçüncü, dördüncü, beşinci ve altıncı cümlelerine aykırı  olacak şekilde yersiz aylık bağlandığı tespit edilenlerden,  tahsis  talep  tarihi  itibariyle  ilgili kanunlarında öngörülen aylık bağlama koşullarından prim ödeme gün sayısı veya sigortalılık süresi şartının sigortalıların kasıtlı veya kusurlu davranışlarından kaynaklanmayan nedenlerle yerine gelmediği daha sonra anlaşılanların, aylık aldıkları süre herhangi bir şekilde prim talep edilmeksizin prim ödeme gün sayı olarak dikkate alınacak olup, söz konusu maddenin yürürlük tarihi itibariyle 20 yıl sigortalılık süresi ve 5000 prim ödeme gün şartını yerine getirenlere herhangi bir talep alınmaksızın eski bağlanan aylık miktarları aylık artışları uygulanarak maddenin yürürlük tarihini takip eden ay başından itibaren ödenmeye başlanacaktır.

Bu kapsamda yapılacak değerlendirmede;

11.1. Sigortalılık süresinin ve prim ödeme gün sayısının başlangıcı vazife  malullüğü aylığı başlangıç tarihinden sonra uzun vadeli sigorta kolları primi yatan ilk gün olarak dikkate alınacak, vazife malullüğü aylığının başlangıç tarihinden önceki süreye ilişkin borçlanmalar sigortalılık süresi ve prim ödeme gün sayısı hesabında dikkate alınmayacaktır.

11.2. Vazife malullüğü aylığı bağlandıktan sonra çalışmaya devam eden sigortalılar hakkında öncelikle vazife malullüğü aylığı bağlanmasına esas alınmış hastalık ya da engellilik halleri dikkate alınmadan tespit edilecek yeni engellik oranına göre özel koşullarla aylığa hak kazanıp kazanmadığı değerlendirilecektir. Özel koşullara göre aylığa hak kazanma koşullarını yerine getiremeyen sigortalıların bu madde kapsamında aylığa hak kazanma koşulları yeniden tespit edilecektir.

11.3. Anılan maddenin yürürlük tarihi olan 26/3/2020 tarihi itibariyle vazife malullüğü aylığı başlangıç tarihinden sonraki süreler dikkate alındığında;

  • 20 yıl sigortalılık süresi olan ancak 5000 gün şartını yerine getiremeyenlerin aylık aldıkları süreler 5000 güne tamamlayacak şekilde prim ödeme  gün  sayısı  olarak değerlendirilecek ve bunlardan 5000 prim ödeme gün sayısı şartını dolduranlara eski bağlanan aylık miktarları aylık artışları uygulanarak maddenin yürürlük tarihini takip eden ay başından itibaren ödenmeye başlanacaktır.
  • Aylık aldıkları süreler prim ödeme gün sayısı olarak değerlendirilmesine rağmen maddenin yürürlük tarihi itibariyle 20 yıl sigortalılık süresi ve 5000 prim gün şartını yerine getiremeyen ancak bu şartları sonraki bir tarihte tamamlayarak yeniden aylık talebinde bulunanların aylık aldıkları süreler yine prim ödeme gün  sayısı  olarak  değerlendirilmekle birlikte, söz konusu prim ödeme gün sayıları yeni bağlanacak aylıkların aylık bağlama oranı hesabında, aylıkların kısmileştirilmesinde ve günlük kazanç hesabında dikkate alınmayacaktır.

11.4. Bu kapsamda aylık aldıkları süreler prim ödeme gün sayısı olarak değerlendirilenlerin aynı süre içerisinde sosyal güvenlik destek primine tabi çalışmalarının da bulunması halinde, sosyal güvenlik destek primi kapsamındaki süreler hizmet olarak dikkate alınmayacaktır.

11.5. Aylık alınan süreler prim ödeme gün sayısı  olarak dikkate  alınmasına rağmen 20  yıl sigortalılık süresi ve 5000 prim gün şartını yerine getiremeyen sigortalıların daha sonraki çalışmaları ile aylığa hak kazanmaları halinde prim ödeme gün sayısı olarak kabul edilen aylık alınan süreler, 2829 sayılı Kanuna göre aylık bağlanacak statünün tespitinde değerlendirme dışında tutulacaktır.

11.6. Bu maddenin yürürlük tarihinden sonra yaşlılık aylıklarını kestirerek yeniden çalışmaya başlayanların işten ayrılarak aylık talebinde bulunmaları halinde Kanunun 30 uncu maddesi kapsamında bağlanacak aylıkların hesabında bu maddeye  göre  hesaplanan  aylık tutarları dikkate alınacak, yeni çalışma süreleri bu şekilde hesaplanan aylık tutarına ilave edilecektir.

11.7. Bu maddenin yürürlük tarihinden sonra herhangi bir nedenle maddenin yürürlük tarihinde hesaplanan aylığa ilişkin hizmet bilgilerinde değişiklik olması halinde oluşacak fark ödemeleri, geçmişte aylık ödenen süreler dikkate alınarak, bu maddenin yürürlük tarihi esas alınarak ödenecek, borç çıkması halinde Kanunun geçici  79  uncu  maddesi  dikkate  alınarak 2019 Aralık ayına kadarki kısmı terkin edilecek, sonraki süreler genel usullere göre tahsil edilecektir.

11.8. Bu maddenin yürürlük tarihinde vazife malullüğü aylığı bağlandıktan sonraki çalışmalar ile aylık alınan süreler dikkate alınarak bu madde kapsamında aylığa hak kazanma koşulunu yerine getiremeyen sigortalıların aylığa hak  kazanma  koşulunu  daha  sonraki  bir tarihte yerine getirmeleri halinde aylıkları, yeni tahsis talep tarihlerini takip eden ay başından itibaren bağlanacaktır.

11.9. 2330 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin ikinci fıkrasının  üçüncü,  dördüncü, beşinci ve altıncı cümlelerine aykırı olacak şekilde bağlanan yaşlılık veya malullük aylıkları kesilmiş olanlardan bu maddenin yürürlük tarihi olan 26/3/2020 tarihinden önce ölenlerin hak sahiplerine, ölüm aylığı bağlanmasında gerek sigortalıya gerekse hak sahiplerine ilişkin hak kazanma koşullarının tespitinde bu maddenin yürürlük tarihinden önceki mevzuat hükümleri uygulanacaktır.

11.10. 2330 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin ikinci fıkrasının üçüncü, dördüncü,

beşinci ve altıncı cümlelerine aykırı olacak şekilde bağlanan yaşlılık veya malullük aylıkları kesilmiş olanlardan bu maddenin yürürlük tarihi itibariyle 20 yıl  sigortalılık süresi 5000  prim  gün sayısını doldurarak aylık bağlananların bu maddenin yürürlük tarihinden  sonra  vefat  etmeleri halinde hak sahiplerine ilişkin hak kazanma koşullarının tespitinde genel mevzuat hükümleri uygulanacaktır.

11.11. Vazife malullüğü aylığı bağlandıktan sonra yaşlılık veya malullük  aylığı bağlanmış olanlardan tahsis talep tarihi itibariyle ilgili kanunlarında öngörülen aylık bağlama koşullarından prim ödeme gün sayısı veya sigortalılık süresi şartının sigortalıların kasıtlı veya kusurlu davranışlarından kaynaklanmayan nedenlerle sağlanmadığı bu maddenin yürürlük tarihinden sonra anlaşılan sigortalılar hakkında da bu Genelgede açıklanan usul ve esaslar doğrultusunda işlem yapılacaktır.

4. 2018/38 sayılı Genelgenin Dördüncü Kısım/Dokuzuncu Bölüm “Avans Ödenmesi, Ek Ödemeler ve Bayram İkramiyesi” başlığı altındaki “6. Kanunun  Ek  18  inci  Maddesi Kapsamında Ödenen Bayram İkramiyesi” alt başlığı ilk paragrafında yer alan “ödemenin yapılacağı tarihte” ibaresi “bayramın içinde bulunduğu ayda” şeklinde değiştirilmiştir.

5. 2018/38 sayılı Genelgenin Dördüncü Kısım/Ondördüncü Bölüm “Yersiz Ödemeler” başlığı altına “2.4. Kanunun Geçici 79 uncu Maddesi Kapsamında Yersiz Ödemelere İlişkin Borçların Terkini” alt başlığı açıklamaları ile birlikte eklenmiştir.

“2.4. Kanunun Geçici 79 uncu Maddesi Kapsamında Yersiz Ödemelere İlişkin Borçların Terkini

7/12/2019 tarihli ve 30971 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 5/12/2019 tarihli ve 7194 sayılı “Dijital Hizmet Vergisi ile Bazı Kanunlarda ve 375  Sayılı  Kanun  Hükmünde  Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun”un 48 inci maddesi ile Kanuna eklenen ve yayımı tarihinde yürürlüğe giren geçici 79 uncu madde;

“5434 sayılı Kanunun mülga 64 üncü maddesi, bu Kanunun 47 nci maddesinin sekizinci fıkrası ile 2330 sayılı Kanun veya 2330  sayılı  Kanun  hükümleri  uygulanarak  aylık bağlanmasını gerektiren kanunlara, 1005 sayılı Kanun, 3713 sayılı Kanunun ek 3 üncü maddesine, 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanuna ve 24/6/2008 tarihli ve 5774 sayılı Başarılı Sporculara Aylık Bağlanması ile Devlet Sporcusu Unvanı Verilmesi Hakkında Kanuna göre aylık bağlanmış olanların kendilerine veya bunlardan ölenlerin hak sahiplerine,  bu  kapsamda  maddenin yürürlük tarihine kadar yapılan ve bu Kanunun 96 ncı maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında olduğu Kurumca tespit edilen fazla veya yersiz ödemelere ilişkin borç çıkarılmaz, çıkarılmış borçların ödenmemiş olan kısımları terkin edilir, maddenin yayımı tarihinden önce tahsil edilmiş tutarlar iade ve mahsup edilmez.

2330 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin ikinci fıkrasının üçüncü, dördüncü, beşinci ve altıncı cümlelerine aykırı olacak şekilde ödenen ve bu Kanunun 96 ncı maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında olduğu Kurumca tespit edilen fazla veya yersiz olarak yapılan ödemeler hakkında da birinci fıkra hükümleri uygulanır.”

hükmünü amirdir.

2.4.1. Kanunun geçici 79 uncu maddesinin birinci fıkrası kapsamında;

  • 5434 sayılı Kanunun mülga 64 üncü maddesi ve Kanunun 47 nci maddesinin sekizinci fıkrası kapsamında “Harp Malullüğü” aylığı bağlananların kendileri veya hak sahiplerine,
  • 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun veya 2330 sayılı

Kanun hükümleri uygulanarak aylık bağlanmasını gerektiren kanunlara göre aylık bağlananların kendileri veya hak sahiplerine,

  • 1005 sayılı İstiklal Madalyası Verilmiş Bulunanlara Vatani Hizmet Tertibinden Şeref Aylığı Bağlanması Hakkında Kanuna göre aylık bağlananların kendileri veya hak sahiplerine,
  • 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun ek 3 üncü maddesi uyarınca aylık bağlananların kendileri veya hak sahiplerine,
  • 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun uyarınca aylık bağlananların kendileri veya hak sahiplerine,
  • 5774 sayılı Başarılı Sporculara Aylık Bağlanması ile Devlet Sporcusu  Unvanı Verilmesi Hakkında Kanuna göre aylık bağlananların kendileri veya hak sahiplerine,

sayılan kanunlar kapsamında ve maddenin  yürürlük  tarihi  olan  07/12/2019  tarihine kadar Kanunun 96 ncı maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine göre yapılan fazla veya yersiz ödemeler için;

  1. Borç çıkarılmayacaktır.
  2. Çıkarılmış borçların ödenmemiş olan kısımları terkin edilecektir.
  3. Çıkarılan borçlar nedeniyle 7/12/2019 tarihinden önce tahsil edilmiş tutarlar iade ve mahsup edilmeyecektir.
  4. Kurumumuzun hatalı işlemleri nedeniyle fazla veya yersiz ödeme yapıldığı 7/12/2019 tarihinden sonra Kurumca tespit edilenlere, 7/12/2019 tarihine kadar yapılan fazla ve yersiz ödemeler borç çıkarılmayarak terkin edilecek, 7/12/2019 tarihinden sonraki dönem  için çıkarılacak borç Kanunun 96 ncı maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine göre ilgilinin kendisinden veya hak sahiplerinden tahsil edilecektir.

Öte yandan, gerek 5434 sayılı Kanunun mülga 45 inci maddesi gerekse Kanunun 47 nci maddesinin birinci fıkrası hükümlerine göre vazife malullüğü  aylığı  bağlananlar  ile  bunların hak sahipleri düzenlemenin kapsamı dışında olduğundan, Kurumumuzun hatalı işlemleri nedeniyle ve Kanunun 96 ncı maddesinin birinci fıkrasının (b)  bendi  kapsamında  taraflarına borç çıkarılmış olanlar hakkında geçici 79 uncu madde esas alınarak işlem tesis edilmeyecektir.

Buna göre;

1) Geçici 79 uncu maddenin yürürlük tarihinden önce maddede sayılan Kanunlar kapsamında Kanunun 96 ncı maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine göre yapılmış yersiz ödemeler terkin edilecektir.

Örnek 1: Kıbrıs Barış Harekatına katılması nedeniyle 1005 sayılı Kanuna göre asgari ücretin net tutarı esas alınarak şeref aylığı ödenen ilgiliye, sigortalı çalışmalarına bağlı olarak 1/1/2016 tarihinden itibaren ayrıca 4/1-(a) kapsamında yaşlılık aylığı  bağlanmıştır.  Ancak  yaşlılık aylığı bağlanması nedeniyle ilgilinin 1005  sayılı  Kanun  kapsamındaki  aylıklarının asgari ücret yerine gösterge sistemi üzerinden ödenmesi gerektiği 19/12/2019 tarihinde anlaşılmıştır. Kanunun 96 ncı maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında 1/1/2016-31/12/2019 tarihleri arasında ilgiliye yersiz olarak ödenen tutarlar borç tahakkuk ettirilerek anılan borç Kanunun geçici 79 uncu maddesi gereği terkin edilecektir.

Örnek 2: Örnek 1’deki ilgilinin, 2019/Aralık, 2020/Ocak ve 2020/Şubat ödeme dönemlerini kapsayan üç aylığı 1 Aralık 2019 tarihinde ödenmiştir. Geçici 79 uncu maddenin yürürlük tarihi olan 7/12/2019 tarihinde söz konusu üç aylık tutarı ilgiliye ödenmiş olduğundan 1/1/2016-31/12/2019 tarihleri arasında ilgiliye yersiz ödenen tutara  ilave  Ocak  2020,  Şubat 2020 aylarına ilişkin ödemeleri de içerecek şekilde tahakkuk ettirilen fazla veya yersiz ödeme Kanunun geçici 79 uncu madde hükmü gereği terkin edilecektir.

2) Geçici 79 uncu maddenin yürürlük tarihinden önce maddede sayılan Kanunlar kapsamında Kanunun 96 ncı maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine göre yersiz  ödeme yapıldığı tespit edilen ve borç tahakkuk ettirilmesine karşın aynı dosyada yapılan işlemler nedeniyle alacak kaydı oluşturulması halinde, oluşturulan alacak borçtan mahsup edilerek kalan tutarlar terkin edilecektir.

Örnek 3: 667 sayılı KHK uyarınca 1/10/2016 tarihinden itibaren aylık bağlanan ilgilinin Kurum Sağlık Kurulunun 25/2/2020 tarihli kararı ile 22/8/2019 tarihinden itibaren malul olmadığına karar verilmiş ve aylığı 29/2/2020 tarihli işlem ile 1/9/2019 tarihinden itibaren kesilmiştir. İlgiliye 1/9/2019- 29/2/2020 tarihleri arası ödenen aylıkları Kanunun 96 ncı maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında borç çıkarılmıştır.

Öte yandan, ilgiliye 1/9/2019 tarihinden itibaren 684 sayılı KHK gereğince DG rumuzlu dosyadan aylık bağlanmıştır. Bu dosyadan adına tahakkuk eden  1/9/2019-29/2/2020  tarihleri arası aylıkları borcuna mahsup edilmiştir. Bakiye borç bulunması  halinde 31/12/2019  öncesine ait borç terkin edilecek, bu tarihten sonrasına ait borç ise aylıklarından ¼ oranında tahsil edilecektir.

3) Geçici 79 uncu maddenin yürürlük tarihinden önce maddede sayılan Kanunlar kapsamında Kanunun 96 ncı maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine göre borç çıkarılıp aylıklarından tahsiline başlanan kişiler ile bunların hak sahiplerinin borçları  terkin  edilerek kesinti sonlandırılacaktır. Kanunun yürürlük tarihinden önce yapılmış olan kesintiler ise iade edilmeyecektir.

Örnek 4: İlgiliye 1/4/2016 tarihinden itibaren 2913 sayılı Kanuna göre aylık bağlanması gerekirken 5774 sayılı Kanuna göre aylık bağlandığı 25/11/2018 tarihinde tespit edilmiştir. 1/4/2016-30/11/2018 tarihleri arası yersiz ödenen aylık farkı tutarı Kanunun 96 ncı maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında borç çıkarılmıştır. Anılan borç 2019/Ocak döneminden itibaren ilgilinin aylıklarından ¼ oranında kesilmeye başlanmıştır. Kanunun geçici 79 uncu maddesi gereği 2020/Ocak döneminden itibaren ilgilinin aylıklarından yapılan kesintiye son verilecektir. Bakiye borç terkin edilerek 1/1/2019-31/12/2019 tarihleri  arasında  aylığından yapılan kesintiler iade edilmeyecektir.

4) Geçici 79 uncu maddenin yürürlük tarihinden önceki dönemleri de kapsayan ancak tespiti maddenin yürürlük tarihinden sonra olan yersiz ödemeye ilişkin işlemlerde maddenin yürürlük tarihine kadar olan yersiz ödemelere ilişkin borçlar terkin edilecek ancak yürürlük tarihinden sonraki dönemlere ilişkin yersiz ödemeler ilgililere borç çıkarılacaktır.

Örnek 5: 2330 sayılı Kanun kapsamında 1/8/2017 tarihinden itibaren vazife malullüğü aylığı bağlanan ilgilinin intibakının aylık başlangıç tarihi  itibariyle  hatalı  hesaplanması nedeniyle ilgiliye yersiz ödeme yapıldığı 8/6/2020 tarihinde tespit edilmiştir. Kanunun 96 ncı maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında 01/08/2017-30/06/2020 tarihleri arası için ilgiliye borç çıkarılması gereken dönemin Kanunun geçici 79 uncu maddesi hükümleri gereği 1/8/2017-31/12/2019 tarihine kadar olan yersiz ödeme tutarı terkin edilecek, ancak  geçici  79 uncu maddenin yürürlük tarihinden sonra 1/1/2020-30/6/2020 tarihleri arasında ilgiliye yapılan fazla ödeme tutarları borç çıkarılıp ilgilinin aylıklarından ¼ oranında tahsil edilecektir.

5) 5434 sayılı Kanunun mülga 45 inci veya Kanunun 47 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca vazife malullüğü aylığı bağlanmış olanlar ile bunların hak sahipleri geçici 79  uncu madde kapsamına alınmadığından bu kapsamda olanlara yapılan yersiz  ödemeler için  herhangi bir terkin işlemi yapılmayacaktır.

Örnek 6: Kanunun 47 nci maddesinin birinci fıkrası kapsamında 1/3/2018 tarihinden itibaren vazife malullüğü aylığı bağlanan ilgilinin malullük derecesinin (6) olması gerekirken sehven (1) olarak uygulandığı 10/12/2019 tarihinde tespit  edilmiştir.  Kanunun  96  ncı maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi hükümleri dikkate alınarak ilgiliye 1/3/2018-31/12/2019 tarihleri arasında yapılan yersiz ödeme tutarları borç çıkarılacaktır. Söz konusu borca  ilişkin terkin işlemi yapılmayacaktır.

2.4.2. Kanunun geçici 79 uncu maddesinin ikinci fıkrası kapsamında;

2330 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin ikinci fıkrasının üçüncü, dördüncü, beşinci ve altıncı cümleleri çerçevesinde, 2330 sayılı Kanuna veya 2330 sayılı Kanun  hükümleri uygulanarak aylık bağlanmasını gerektiren kanunlara göre aylık bağlanan  maluller  ile  5434 sayılı Kanunun 56 ncı ve mülga 64 üncü maddesi kapsamında aylık bağlanan vazife ve harp malullerinin;

  • Vazife malulü sayılmaları sebebiyle aylık bağlandığı tarihten önceki her  türlü sigortalılık ve prim ödeme süreleri, iştirakçilik ve fiili hizmet süreleri ile bunların itibari ve fiili hizmet süresi zammı olarak değerlendirilen sürelerinin, vazife malullüğü aylığı bağlanmasından sonra geçecek çalışma veya sigortalılık süreleriyle birleştirilmeyeceği,
  • Vazife malullüğü aylığı bağlanmasından önce geçen söz konusu sürelerin; vazife malullüğü aylığı bağlanmasından sonra geçen sigortalılık ve çalışma sürelerinin tabi olacağı sigortalılık hali ile mülga 2829 sayılı Kanun uygulaması yönünden dikkate alınmayacağı,
  • Vazife malullüğü aylığı bağlandıktan sonra geçen sigortalılık veya çalışma sürelerinin yaşlılık/emeklilik/malullük ya da ölüm/dul veya yetim aylığı bağlanmasında veya toptan ödeme yapılmasında ilgili mevzuatına göre ayrı bir çalışma veya sigortalılık süresi olarak değerlendirileceği,
  • Vazife veya harp malullüğü aylığı bağlanmasına esas alınmış hastalık ya da engellilik hâlleri ve bu hastalık ya da engellilik hallerindeki ilerlemelerin, sonradan geçen çalışmalar sebebiyle yaşlılık aylığına hak kazanılması koşullarının belirlenmesinde dikkate alınmayacağı,

hususundaki düzenlemelere karşın sehven ikinci bir aylık bağlanan vazife ve harp malullerine söz konusu aylık bağlama işlemine bağlı olarak fazla veya yersiz olarak yapılan ödemelere ilişkin “2.4.1.” nci madde hükümlerine göre işlem yapılacaktır.

Ayrıca, bu kapsamdaki vazife ve harp malullerine 2330 sayılı Kanunun 4  üncü  maddesinin ikinci fıkrasının üçüncü, dördüncü, besinci ve altıncı cümlelerine aykırı  olacak şekilde bağlanmış olan Kanunun 4/1-(a), 4/1-(b) veya 4/1-(c) kapsamındaki malullük veya  yaşlılık aylıkları kesilecektir.

Kanunun geçici 79 uncu maddesi ve bu maddeye bağlı olarak yukarıda  yapılan açıklamalar çerçevesinde anılan maddede sayılan düzenlemeler kapsamında aylık bağlananlar ile bunlardan vefat edenlerin hak sahiplerine 7/12/2019 tarihinden  önce  yapılmış  olan  fazla  veya yersiz ödemelerden, Kanunun 96 ncı maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık  sürede  yapılan  ödemelerden dolayı tahakkuk ettirilen borçlar terkin edilecek ancak tahsil  edilmiş  tutarlar  iade  edilmeyecektir.

Anılan işlemler kapsamındaki borçlardan sosyal güvenlik il müdürlüklerince takip ve tahsiline gidilen borçlar terkin edilerek takip sonlandırılacaktır. Kanunun  yürürlük  tarihinden önce tahsil edilmiş tutarlar iade edilmeyecektir. Kanunun  yürürlük  tarihinden  sonra  takip yoluyla tahsil edilen madde kapsamına giren borçlar ise terkin edilerek yapılan  tahsilatlar ilgililere iade edilecektir. agi

Örnek 1: 3713 sayılı Kanun hükümleri esas alınarak 1/2/1995 tarihinde  5434  sayılı Kanun kapsamında vazife malullüğü aylığı bağlanan sigortalı, 1/9/1998 tarihinden itibaren Kanunun 4/1-(a) bendi kapsamında uzun vadeli sigortalı kollarına tabi çalışmıştır. Sigortalıya 13/12/2015 tarihli tahsis talebine istinaden vergi indirimine esas % 40 engellilik oranı dikkate alınarak 15/12/2015 tarihinden itibaren ayrıca 4/1-(a) kapsamında yaşlılık aylığı bağlanmıştır.

Ancak, daha sonra sigortalının durumu hakkında yapılan incelemede, % 40 engellilik oranının vazife malullüğü aylığı bağlanmasına esas alınmış hastalık ya da engellilik hallerinin dikkate alınarak verildiği anlaşılmıştır. 4/1-(a) kapsamında bağlanan yaşlılık aylığı Kanuna eklenen geçici 79 uncu maddenin yürürlük tarihini takip eden ödeme döneminden (2019/Aralık ödeme döneminden) itibaren kesilmiştir. Sigortalıya, 2019/Aralık ödeme dönemine kadar fazla veya yersiz ödenen aylıklar Kanunun 96 ncı maddesinin birinci fıkrasının (b)  bendine  göre Kurum hatası kapsamında borç kaydedilerek söz konusu borç anılan Kanunun geçici 79 uncu maddesi hükümlerine göre terkin edilecektir.

Örnek 2: 3713 sayılı Kanun hükümleri esas alınarak 1/8/1995 tarihinde  5434  sayılı Kanun kapsamında vazife malullüğü aylığı bağlanan sigortalı, 1/5/1990 tarihinden itibaren Kanunun 4/1-(a) bendi kapsamında uzun vadeli sigortalı kollarına tabi 7000 gün çalışmıştır. Sigortalıya vazife malullüğü aylığı bağlandığı tarihten önceki  hizmet  süreleri  de  dikkate alınarak 25/1/2018 tarihli tahsis talebine istinaden 1/2/2018 tarihinden itibaren ayrıca 4/1-(a) kapsamında yaşlılık aylığı bağlandığı tespit edilmiştir.

Ancak, daha sonra sigortalının durumu hakkında yapılan incelemede; sigortalının vazife malullüğü aylığı başlangıç tarihinden sonraki 4/1-(a) kapsamındaki ise giriş tarihinin 1/1/1996 olduğu ve vazife malullüğü aylığı başlangıç  tarihinden  önceki  hizmet  süreleri  dikkate alınmadan Kanuna eklenen geçici 79 uncu maddenin yürürlük tarihi itibariyle sigortalılık süresi  ve yas koşulunu yerine getiremediği anlaşılmıştır. 4/1-(a) kapsamında bağlanan yaşlılık aylığı anılan Kanunun yürürlük tarihini takip eden ödeme döneminden (2019/Aralık  ödeme döneminden) itibaren kesilmiştir. Sigortalıya, 2019/Aralık ödeme dönemine kadar fazla veya yersiz ödenen aylıklar Kanunun 96 ncı maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine göre Kurum hatası kapsamında borç kaydedilerek söz konusu borç anılan Kanunun geçici 79 uncu maddesi hükümlerine göre terkin edilecektir.

Örnek 3: 3713 sayılı Kanun hükümleri esas alınarak 1/8/1997 tarihinde  5434  sayılı Kanun kapsamında vazife malullüğü aylığı bağlanan sigortalı, 1/9/1998 tarihinden itibaren Kanunun 4/1-(b) bendi kapsamında uzun vadeli sigortalı kollarına tabi 4500 gün çalışmıştır. Sigortalıya 13/12/2016 tarihli tahsis talebine istinaden Kanunun 28 inci maddesinin besinci fıkrası kapsamında çalışma gücünü %52 oranında kaybetmesi  nedeniyle  bu  oran  dikkate alınarak 1/1/2017 tarihinden itibaren ayrıca 4/1-(b) kapsamında yaşlılık aylığı bağlanmıştır. muhasebetr

Ancak, daha sonra sigortalının durumu hakkında yapılan incelemede, Kanunun 28 inci maddesinin besinci fıkrası kapsamında tespit edilen %52 çalışma gücü kaybı oranının, vazife malullüğü aylığı bağlanmasına esas alınmış hastalık ya da engellilik halleri dikkate alınarak verildiği anlaşılmıştır. 4/1-(b) kapsamında bağlanan yaşlılık aylığı Kanuna eklenen  geçici  79 uncu maddenin yürürlük tarihini takip eden ödeme döneminden  (2019/Aralık  ödeme döneminden) itibaren kesilmiştir. Sigortalıya, 2019/Aralık ödeme dönemine kadar fazla veya yersiz ödenen aylıklar Kanunun 96 ncı maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine göre Kurum hatası kapsamında borç kaydedilerek söz konusu borç anılan Kanunun geçici 79 uncu maddesi hükümlerine göre terkin edilecektir.

6. “Kurum Hatasından Kaynaklanan Yersiz Ödemelere İlişkin  Borçların  Terkini” konulu, 25/12/2019 tarihli ve 20430683 sayılı Genel Yazı yürürlükten kaldırılmıştır.

Bilgi edinilmesini ve gereğince işlem yapılmasını rica ederim.

İsmail YILMAZ Kurum Başkanı V.

DAĞITIM:

Gereği: Merkez ve Taşra Teşkilatına

Bilgi :Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına

(03.06.2020)

Kaynak: http://www.muhasebetr.com/guncelmevzuat/mevzuat_oku.php?mevzuat_id=5420

Hazır Beyan Sisteminden Sonra Hazır Uzlaşma Sistemi

Son dönemlerde uzlaşma görüşmelerine katılmış ya da katılacak olanların aşağıdakine benzer bir diyaloğun tarafı olması muhtemeldir. (M: Mükellef, UK: Uzlaşma Komisyonu)

M: Hakkımızda düzenlenen rapor hukuka uygun değil. Bizim kadar kim vergi ödüyor ki? Bu vergi tarhiyatını ve cezaları kaldırmanızı talep ediyoruz.

UK: Maalesef mümkün değil.

M: O zaman cezaları kaldırın. Vergi aslının da yarısını indirin lütfen.

UK: Maalesef… Bu konuda talimat var. Vergi aslında indirim yapılması mümkün değil. Cezaların ise en az % 20’sini almak zorundayız. Size cezalarda % 80 indirim öneriyoruz. Standart uygulamamız bu şekilde. Kabul ediyorsanız bu şartlarda uzlaşabiliriz. Bizim elimizden gelen bir şey yok.

M: Uzlaşmanın sonucu önceden belli ise siz neden buradasınız? Biz ne diye geldik buraya? Uzlaşma sonucunu bana yazılı olarak gönderseydiniz, kabul ediyorsam cevap verirdim.

UK: ……….

Gerçekten de, son üç yıldır yapılan uzlaşma görüşmelerinde yukarıda aktarılan diyaloğun benzerleri sıklıkla yaşanmaktadır. Çünkü uzlaşmaya ilişkin mevzuatta bir değişiklik olmadığı halde, uygulama şekli değiştirilmiş ve yazılı olmayan bir teamül biçiminde standart hale getirilmiştir. Bu durum hem uzlaşma komisyonlarına iştirak eden kamu görevlileri, hem de mükellefler açısından rahatsız edici olabilmektedir. Uzlaşma sonuçlarına dair istatistikler de, standart uygulamaya geçilen 2017 yılından itibaren bu müesseseye olan ilginin azaldığını ortaya koymaktadır.

Geçtiğimiz yıllarda Bakanlık yetkililerinin, uzlaşma uygulamasında yaşanan kimi sorunları gidermek adına vermiş olduğu sözlü talimat gereğince; uzlaşma komisyonları sınırlandırılmış bir yetki kullanmaktadır. Buna göre vergi asıllarında herhangi bir indirim yapılmazken, vergi ziyaı cezalarının genel olarak % 20’si alınmaktadır. Bu şartları içeren teklif mükellefe önerilmekte, kabul edilirse uzlaşma vaki olmaktadır. Mükellefe ve incelemeye dair subjektif hususlar dikkate alınmamaktadır. Böylece uzlaşma uygulaması, Vergi Usul Kanunu’nun 376 ncı maddesinde düzenlenen indirim uygulamasına oldukça yaklaşmıştır.

Bu yeni uygulamaya göre; hakkında vergi ziyaı cezalı tarhiyat uygulanan bir mükellefin önünde, dava açmak dışında, temelde iki seçenek bulunmaktadır. Ya cezalarda indirim müessesesinden yararlanarak vergi ziyaı cezasının yarısından kurtulacak, kalan ceza ve vergiyi bir ay içinde ödeyecek; ya da uzlaşmadan yararlanarak cezanın % 80’inden kurtulacak ve ödemeyi geciktirme imkanına sahip olacaktır.

Görüleceği üzere, gelinen nokta itibariyle fiilen aynı şartlar altında kullanılabilecek, birbirine çok benzeyen ama biri diğerinden daha az avantaj sağlayan iki ayrı müessese bulunmaktadır. Bu durumun doğal sonucu olarak, 376 ncı maddede düzenlenen indirim müessesesi, uzlaşma kapsamına giren durumlarda işlevsiz kalacaktır. Kanun düzenlemesinden fiilen uzaklaşan uzlaşma müessesesi, indirim müessesesinin yerini alacaktır.Uzlaşma müessesesinden beklenen artık bu ise, yukarıda karşılaştırılan iki düzenlemeden birinin kaldırılması ve diğer düzenlemede gerekli değişikliklerin yapılması daha yerinde olacaktır.

Diğer taraftan, Kanun düzenlemesinde öngörülen uzlaşma uygulamasının kusursuz olduğunu ve idarenin haksız olduğunu söylemek de kolay değildir. Düzenlemenin mevcut hali, keyfiliğe fazlaca imkan tanımasının yanında; vergilerin yasallığı, eşitlik ve kuvvetler ayrılığı ilkelerine aykırılık gibi birçok soruna yol açmaktadır. İdare, uzlaşmaya ilişkin kimi düzenlemelerin fiilen işletilmemesi konusunda kararlı ise; mevzuat hükümlerinde lazım gelen değişikliklerin yapılmasını ve bu ikiliğin ortadan kaldırılmasını sağlamalıdır. Bu çerçevede, örnek ülkelerin uygulamalarından da feyzalarak, uzlaşma uygulamamızda yapılabilecek bazı değişiklikler aşağıda sıralanmıştır.

  • Öncelikle 376 ncı maddede düzenlenen, cezalarda indirim müessesesiyle uzlaşmanın karşılıklı durumuna karar verilmesi gerekmektedir. Şu an uygulanan haliyle uzlaşma, cezalarda indirim uygulamasının % 80 indirim yapılan hali durumundadır. Bu uygulamalardan birisi kaldırılıp, diğerinde gerekli değişiklikler yapılabilir, ya da farklı alanları düzenlemeleri sağlanabilir. Örneğin, uzlaşma düzenlemesi kaldırılarak, indirim düzenlemesinde vergi ziyaı cezasından daha fazla indirim yapılacak şekilde değişiklik yapılabilir. Zira, 376 ncı maddenin kapsamı daha geniştir.
  • Etkili yönetim ve iyi yönetişim ilkeleri çerçevesinde, Avustralya örneğinde olduğu gibi uzlaşma prosedürü azaltılarak esneklik sağlanabilir. Mükelleflerin her aşamada uzlaşma istemelerine imkan sağlanarak belki de incelemeye başlamadan konu çözüme kavuşturulabilecektir. Böylece bir taraftan kamu kaynağının israfının önüne geçilerek çok daha fazla inceleme yapılabilecek, bir taraftan da vergi gelirinin çok daha erken tahsil edilmesi mümkün olacaktır. Bu yolun tercih edilmesi halinde vergi inceleme sürecinde de buna yönelik değişiklik yapılması gerekecektir. Mükellef tarafından bakıldığında ise, uzun ve stresli bir inceleme süreci ve belirsizlik ortadan kalkacak, mükellefler bir an önce önüne bakabilecektir.
  • Amerika örneğinde olduğu gibi, vergiye uyumlu mükelleflere uzlaşma görüşmelerinde ilave imkanlar sunulabilir. Uyumlu mükellefleri ödüllendirmeye yönelik uygulamalar, bir süredir vergi mevzuatımızda yer almakta ve giderek önem kazanmaktadır. Benzeri bir uygulama uzlaşma için de söz konusu olabilir. Diğer taraftan, uzlaşmaya giren mükelleflerin ödeme güçlüğünü ortaya koymak üzere, tecil uygulamasındaki “zor durum” tespitinde olduğu gibi objektif kriterler getirilebilir.
  • Almanya örneğinde olduğu gibi, mükelleflerin dava yoluna gitmesi, öncelikle uzlaşma gibi idari çözüm yollarını tüketmiş olmasına bağlanabilir. Böylece mahkemelerin yükü azaltıldığı gibi, idari çözüm yollarının başarı oranı da yükselecektir.
  • Uzlaşma komisyonuna bağımsız üyelerin katılması tartışılabilir. Vergi yargısı hakimi, avukat, noter, meslek temsilcileri gibi kişilerin varlığıyla, komisyona daha bağımsız bir nitelik kazandırılabilir. Bunu tartışırken, özellikle inceleme sürecinin başında/içinde yapılacak uzlaşma görüşmelerinde, incelemeyi yapan müfettişin de komisyonda bulunması bir seçenek olabilir.
  • Uzlaşma sonucunda ortaya çıkacak mali yükümlülükler için taksitlendirme uygulaması getirilmesi, taksitlendirme şartlarının tecil uygulamasında olduğu gibi uyumlu mükellefler lehine farklılaştırılması, mükelleflerin uzlaşma isteğini artıracaktır. Buna karşılık, taksit ödemelerini aksatan mükellefler için uzlaşma sonuçlarının geçersiz olması yönünde düzenleme yapılabilir.

Uzlaşma müessesesinin yeniden ele alınarak çok daha adil, etkin ve hukuki biçimde düzenlenmesi mümkün ve gereklidir. Yukarıda sayılan önerilerin dikkate alınmasının bu amaca hizmet edebileceği ve faydalı olacağı düşünülmektedir.

Diğer taraftan, idari çözüm yollarının doğru biçimde düzenlenmesi, tek başına çözüm sağlayamamaktadır. Zira, idarenin inceleme, uzlaşma, kdv iadesi, izaha davet gibi süreçlerde mükellefi yeterince dinlemediğini, idarece belirlenen şekilsel süreçlerin kesin biçimde uygulandığını görmekteyiz. Bunun en yaygın örneği, başlı başına bir sorun teşkil eden vergi tekniği raporu konusudur. Bilindiği üzere, hakkında vergi tekniği raporu düzenlenen kişilerden gerçek bir alış yapmış mükelleflerin bunu ispatlamasına müsaade edilmemekte, her türlü kanıt sunulsa dahi; “vergi tekniği raporu resmiyet kazanmış bir belgedir, biz onun aksine rapor yazamayız, işlem yapamayız” şeklinde yanıt alınmaktadır. Üstelik tarhiyata dayanak olan vergi tekniği raporu mükelleflere verilmemekte, inceleme aşamasında mükelleflerin kendini savunması, uzlaşma ve dava açma gibi konularda bilinçli karar vermesi engellenmektedir. Bu gibi sorunları aşabilmek ve hukuk devleti idealine sahip çıkmak için; mevzuatın iyileştirilmesi kadar, mevzuat hükümlerinin bürokratik teamüllere göre değil, Kanunun ruhuna uygun biçimde uygulanması da önem arz etmektedir.

Not: Uzlaşmaya ilişkin istatistiki veriler, örnek ülke uygulamaları ve uzlaşma hükümlerinin yarattığı sakıncalar gibi konularda detaylı bilgiye, Vergi Müfettişi Muhsin ATÇI ile birlikte kaleme alınan ve ayrına yayımlanacak olan “Uzlaşma Müessesesi Beklentileri Karşılıyor Mu?” adlı makalede yer verilmiştir.

03.06.2020

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

Bitmemiş ve 150 M2 Altında Olan Konut Satışlarında KDV Oranı Neden %18’dir ?

A-Olay:

1-02.01.2019 tarihinde alınan yapı ruhsatına istinaden şirkete ait arsa üzerine 50 adet net alanı 150 m² altında olan mesken inşaatına başlanılmıştır.

2- 12.11.2019 tarihinde inşaat seviyesi su basmanı seviyesinde iken kat irtifak tapularının alınmıştır.

3-İnşaat genel seviyesi %50, kaba inşaat seviyesi %90 civarı iken arsa üzerinde yapılan inşaat 01.05.2020 tarihinde bu hali ile başka bir şirkete satışı yapılmıştır.

4-Satış sonrasında yeni firma tarafından inşaata devam edilmiştir.

B-Soru:

İnşaatın kat irtifak tapularının devri suretiyle başka bir inşaat firmasına satışının yapılması halinde söz konusu devir işleminde net alanı 150 m2 altında olan konutlar için uygulanması gereken KDV oranı ne olmalıdır? 

C-Cevap:

Kocaeli Vergi Dairesi Başkanlığının 08.07.2019 Gün ve 72389 Sayılı Özelgesi uyarınca genel inşaat seviyesi %50, kaba inşaat seviyesi %90 tamamlanmış olan inşaat, tam olarak tamamlanmamış  olduğundan, bu inşaatın, irtifak haklarının devri suretiyle satışının (tesliminin) konut olarak değerlendirilmesi mümkün bulunmadığından, söz konusu işlemin genel oranda (%18) KDV ‘ye tabi tutulması gerekmektedir.

Kaynakça:

Resmi Gazete Tarihi ve Numarası Yasal Dayanak
08.07.2019-72389 Kocaeli Vergi Dairesi Başkanlığı Özelgesi

03.06.2020

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

Vergini Düzenli Öde İndirimi Al

Vergisel ödevlerini zamanında yerine getiren mükellefler tarafından kendilerine pozitif ayrımcılık yapılması gerektiği konusunda çoğu zaman mali idare eleştiri almaktaydı. Aslında, 2009 yılında mali idare tarafından mükelleflere karne uygulaması başlatılacağı yönünde açıklama yapılmış ancak; daha sonra yasal altyapısı oluşturulma şansı bulmadan rafa kaldırılmış, gündemden düşmüştü.

Marifetin iltifata tabi olması ve dürüstlüğün takdir edildiğinde insanlara kurallara uymak noktasında motivasyon sağlayacağı gerçeğinden hareketle; beyannamelerini zamanında veren, vergisini düzenli ödeyen diğer mali yükümlülüklerini yerine getiren mükelleflerin mali idare tarafından, pozitif manada, farklı bir gözle bakılması gerektiğini bizde düşünmekteyiz. Son dönemlerde peş peşe çıkan vergi aflarının sadece kısa vadeli çözümler olması, orta ve uzun vadede vergi kaçırmaya ve sahte belge kullanmaya karşı kitle bağışıklığına yol açabilecek nitelikte olması, konunun daha da önem kazanmasına neden olmaktadır.

Bu anlamda, mali idarenin de bu yönde bir tasarrufu neticesinde, vergisel ödevlerini zamanında yerine getiren mükellefleri ödüllendirmek ve tahakkuk eden vergilerin zamanında tahsil edilmesinin devamını sağlamak amacıyla 6824 sayılı kanunun 4’üncü maddesiyle 193 Sayılı Gelir Vergisi Kanunun yeniden düzenlenen mükerrer 121. maddesinde yer alan “Vergiye uyumlu mükelleflere vergi indirimi” uygulaması getirilmiştir.

Bu düzenleme ile; ticari, zirai ve mesleki faaliyeti nedeniyle gelir vergisi mükellefi olanlar ile kurumlar vergisi mükelleflerinden gerekli şartları taşıyanların yıllık gelir vergisi veya kurumlar vergisi beyannameleri üzerinden hesaplanan verginin %5’inin, ödenmesi gereken gelir veya kurumlar vergisinden indirilmesi imkanı getirilmiştir.

Ancak ilgili yasal düzenleme uygulamaya geçtikten sonra birçok konuda eleştiri konusu yapılmış ve ihtilaflara neden olmuştur. Bu kapsamda gelir vergisi kanunun ilgili maddesinde 7194 sayılı kanun ile değişiklikler yapılmıştır. Son yapılan değişiklikler sonucunda yayımlanan 312 sayılı Gelir Vergisi Genel Tebliği’de dikkate alınarak bu yazımız kaleme alınmıştır.

Düzenleme Hangi Mükellefleri Kapsıyor?

Yapılan düzenleme ile mükelleflere getirilen vergi indirimi tüm mükellefleri kapsamamaktadır.

Kapsama giren mükellefler aşağıdaki gibidir.

1. Gelir Vergisi mükellefleri

2. Kurumlar Vergisi mükellefleri (finans ve bankacılık sektörlerinde faaliyet gösterenler, sigorta ve reasürans şirketleri ile emeklilik şirketleri ve emeklilik yatırım fonları hariç)

Vergi İndiriminin Şartları Nelerdir?

Söz konusu yasal düzenlemeye göre mükelleflerin vergi indiriminden yararlanması için bazı şartları yerine getirmesi gerekmektedir.

İndirimden faydalanmak için;

1. İndirimin hesaplanacağı beyannamenin ait olduğu yıl ile bu yıldan önceki son iki yıla ait vergi beyannamelerinin kanuni süresinde verilmiş olması (Düzeltme ve pişmanlık beyannamesi verilmesi bu şartın ihlali sayılmaz.),

2. Beyana tabi vergi türleri itibariyle, mükellef hakkında ikmalen, re’sen veya idarece yapılmış tarhiyat bulunmaması,

3. İndirimin hesaplanacağı beyannamenin verildiği tarih itibariyle; vergi beyannameleri üzerine tahakkuk eden vergilerin ödenmiş olması, (Ceza dahil 1000-TL’in üstündeki)

4. İndirimin hesaplanacağı beyannamelerin ait olduğu yıl ile önceki dört takvim yılında 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 359 uncu maddesinde sayılan fiillerin işlenmemiş olması

şarttır.

Yukarıda belirttiğimiz şartları yerine getiren gelir vergisi ve kurumlar vergisi mükellefleri vergi indiriminden yararlanabilecektir.

Burada dikkat edeceğimiz husus vergi indirimi tutarının her hal ve takdirde 1 milyon TL’den fazla olamayacaktır. Bu şekilde hesaplanan vergi indirimi tutarı, öncelikle bu beyannameler üzerinden ödenmesi gereken gelir veya kurumlar vergisinden indirilebilecektir. Vergi indirimi tutarının ödenmesi gereken vergiden fazla olması halinde ise kalan tutar, yıllık gelir veya kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihi izleyen bir tam yıl içinde mükellefin beyanı üzerine tahakkuk eden diğer vergilerinden (Geçici, KDV, Muhtasar ve Damga Vergisi vb.) mahsup edilebilecektir. Bu süre içerisinde mahsup edilemeyen tutarlar red ve iade edilmeyecektir.

Peki Düzenleme Yeterli mi?

Tahsilatı artırmak ve mali yükümlülüklerini zamanında yerine getiren mükellefleri ödüllendirmek anlamında getirilen bu düzenleme geç kalınmış fakat son derece yerinde bir düzenlemedir.

Ancak, düzenleme son derece rijit şartları içerisinde barındırmaktadır. Mükellefin ilgili dönemlere ilişkin tüm beyannamelerini (bağlı olunan vergi dairesine verilen tüm beyannameler) zamanında vermesi, tüm beyannameler sonucunu tahakkuk eden vergilerin zamanında ödenmiş olması ve yine tüm beyanname dönemlerine ilişkin mali idare tarafından tarhiyat yapılmamış olması gerekiyor. Geç kalınmış olan bu yasal düzenlemenin işlerlik kazanması açısından gerekli şartların biraz yumuşatılması ve diğer vergi türleri nedeniyle verilen beyannameler (KDV, Muhtasar, Damga Vergisi vb.) üzerine tarh edilecek vergilerinde kapsama alınması gerekmektedir. Ayrıca, bize göre tek şartın ise sadece beyanname verme zamanında mükellefin herhangi bir vergi borcunun bulunmamasının yeterli şart olmasıdır. Ancak bu şekilde yasal düzenleme amacına hizmet etmiş olacak ve çok daha geniş mükellef kitlelerine hitap edebilecek nitelikte olacaktır.

Bunun en güzel uygulaması şuan SGK tarafından başarılı bir şekilde uygulanmaktadır. Mükelleflerin SGK teşviklerinden yararlanması için zamanında ödeme şartı dışında başka bir şart bulunmamaktadır. Bu nedenle mükelleflerin büyük bir çoğunluğu bu haklarından mahrum olmamak için tüm SGK prim borçlarını zamanında ödemektedirler. Bunun gibi bir düzenleme, bu kanuna da eklenebilir ve kanun uygulamasına işlerlik kazandırılabilir.

Sonuç

Vergisel ödevlerini zamanında yerine getiren mükellefleri ödüllendirmek ve tahakkuk eden vergilerin tahsilatını artırmak için yapılan düzenleme son derece yerinde bir düzenlemedir.

Ancak şartlarına baktığımızda; yerine getirilmesi gereken koşulların fazla olduğu, beklenen etkisi göz önüne alındığında, hitap ettiği mükellef kitlesi marjının düşük kaldığı görülmektedir.

Yasal düzenlemenin amacına ulaşması anlamında gerekli koşulların biraz daha yumuşatılması yarar sağlayacaktır. Hatta tek şartın beyanname verme tarihinde; mükellefin vergi borcunun olmaması tek şart ve yeter olması olmalıdır. Bu şekilde, düzenlemeden beklenen etkinin çok daha olumlu olacağı düşünülmektedir.

03.06.2020

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

Hangi Firmalar İçin Mücbir Sebep Sona Erdi?

518 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile; İçişleri Bakanlığınca alınan tedbirler uyarınca 65 yaş ve üstünde olması nedeniyle sokağa çıkma kısıtlaması kapsamına giren mükellefler ve meslek mensupları ile 24/3/2020 tarihi itibarıyla geçerli olan “Aracılık ve Sorumluluk Sözleşmesi” uyarınca beyanname/bildirimleri bu meslek mensuplarınca verilenlerin 22/3/2020 ila sokağa çıkma kısıtlamasının sona ereceği tarih (bu tarihler dâhil) arasında mücbir sebep halinde olduğunun kabul edilmesi ve mücbir sebep dönemine ilişkin verilemeyen beyanname/bildirimlerin verilme süreleri ile bunlara istinaden tahakkuk eden vergilerin ödeme sürelerinin son gününün, sokağa çıkma kısıtlamasının sona ereceği günü takip eden 15 inci günün sonuna kadar uzatılması uygun bulunmuştu.

İçişleri Bakanlığının 29/5/2020 tarihli ve “18 Yaş Altı ve 65 Yaş Üzeri Kişilerin Sokağa Çıkma Kısıtlaması” konulu Genelgesi ile; daha önce sokağa çıkma kısıtlaması getirilen 65 yaş ve üzerindeki vatandaşlarımız arasındaki işletme sahibi, esnaf, tüccar, sanayici, serbest meslek sahipleri ile çalışanlardan durumlarını aktif sigortalılıklarını gösteren SGK hizmet belgesi, vergi kaydı, şirket yetki belgesi, oda ve birlik kimliğinden biriyle belgeleyenlerin, sokağa çıkma kısıtlamasından muaf tutulacağı belirtilmiştir.

A) Hangi Firmalar İçin Mücbir Sebep Sona Erdi?

Buna göre;

– 65 yaş ve üstünde olması nedeniyle daha önce sokağa çıkma kısıtlaması getirilen ve 518 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinin 5 ve 6 ncı maddesi kapsamında beyanname/bildirim verme ve ödeme süreleri ertelenen ticari, zirai ve/veya mesleki kazançları yönünden gelir vergisi mükellefiyeti bulunan mükelleflerin aynı Tebliğin 4 üncü maddesi kapsamında bulunmayan,

– 65 yaş ve üstünde olması nedeniyle daha önce sokağa çıkma kısıtlaması getirilen ve söz konusu Genel Tebliğin 5 ve 6 ncı maddesi kapsamında beyanname/bildirim verme ve ödeme süreleri ertelenen ticari, zirai ve/veya mesleki kazançları yönünden gelir vergisi mükellefiyeti bulunmayan mükelleflerden aktif sigortalı olarak çalışması nedeniyle sokağa çıkma kısıtlamasından muaf tutulanların,

-24/3/2020 tarihi itibarıyla geçerli olan “Aracılık ve Sorumluluk Sözleşmesi” uyarınca beyanname ve bildirimleri 65 yaş ve üstündeki meslek mensuplarınca verilen mükelleflerin söz konusu Genel Tebliğin 4 üncü maddesi kapsamında bulunmayan,

Genel Tebliğin 5 inci maddesinde yer alan mücbir sebep dönemine ilişkin beyanname ve bildirimleri sokağa çıkma kısıtlamasının sona erdiği 1/6/2020 tarihini takip eden 15 inci gün olan 16/6/2020 günü sonuna kadar verilecek, bu beyanname ve bildirimlere istinaden tahakkuk eden vergiler de aynı sürede ödenecektir.

1/6/2020 tarihi itibarıyla verilme süresinin son gününe 15 günden fazla gün kalan beyanname/bildirimlerin verilme ve bunlara istinaden tahakkuk eden vergilerin ödenme süresi olarak kanuni süreler dikkate alınacaktır.

B) Hangi Firmalar İçin Mücbir Sebep Devam Etmektedir?

01.04.2020 ila 30.06.2020 tarihleri arasında mücbir sebep kapsamına alınanlar aşağıdaki gibidir.

1) Ticari, zirai ve mesleki kazanç yönünden gelir vergisi mükellefiyeti bulunan mükellefleri,

2) Koronavirüs salgınından doğrudan etkilenen ve ana faaliyet alanı itibarıyla; alışveriş merkezleri dahil perakende, sağlık hizmetleri, mobilya imalatı, demir çelik ve metal sanayii, madencilik ve taş ocakçılığı, bina inşaat hizmetleri, endüstriyel mutfak imalatı, otomotiv imalatı ve ticareti ile otomotiv sanayii için parça ve aksesuar imalatı, araç kiralama, depolama faaliyetleri dahil lojistik ve ulaşım, sinema ve tiyatro gibi sanatsal hizmetler, matbaacılık dahil kitap, gazete, dergi ve benzeri basılı ürünlerin yayımcılık faaliyetleri, tur operatörleri ve seyahat acenteleri dahil konaklama faaliyetleri, lokanta, kıraathane dahil yiyecek ve içecek hizmetleri, tekstil ve konfeksiyon imalatı ve ticareti ile halkla ilişkiler dahil etkinlik ve organizasyon hizmetleri sektörlerinde faaliyette bulunan mükellefler,

3) Ana faaliyet alanı itibarıyla İçişleri Bakanlığınca alınan tedbirler kapsamında geçici süreliğine faaliyetlerine ara verilmesine karar verilen işyerlerinin bulunduğu sektörlerde faaliyette bulunan mükellefler,

C) Sokağa Çıkma Yasağı Kalkanlar, Mücbir Sebepten Yararlanabilir mi?

Sokağa çıkma yasağı nedeniyle mücbir sebep kapsamına alınanların, sokağa çıkma yasağının 01.06.2020 tarihi itibariyle sona erdiğinden, Ana Faaliyeti nedeniyle mücbir sebep kapsamına girmeleri koşuluyla, 16.06.2020 tarihinden itibaren bu madde kapsamında mücbir sebep hükümlerinden faydalandırılır.

D) Kronik Rahatsızlığı Bulunanlarda Mücbir Sebep Devam Ediyor mu?

Gerek 65 yaş ve üstünde olması gerekse kronik rahatsızlığı bulunması nedeniyle sokağa çıkma kısıtlaması devam eden mükelleflerin, söz konusu Genel Tebliğin 5 inci maddesi kapsamındaki mücbir sebep hali, kendileri için sokağa çıkma kısıtlamasının sona ereceği tarihe kadar devam edecektir.

03.06.2020

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

Mücbir Sebep Sona Erdi, Aman Dikkat!

İçişleri Bakanlığı tarafından 21.03.2020 tarihinde yayınlanan genelgeyle; 65 yaş ve üzeri ile bağışıklık sistemi düşük, kronik akciğer hastalığı, astım, KOAH, kalp/damar hastalığı, böbrek, hipertansiyon ve karaciğer hastalığı olanlar ile bağışıklık sistemini bozan ilaçları kullanan vatandaşların 21 Mart saat 24.00’den sonra ikametlerinden dışarı çıkmaları, açık alanlarda, parklarda dolaşmaları ve toplu ulaşım araçlarıyla seyahat etmeleri sınırlandırılmış ve sokağa çıkmaları yasaklanmıştır.

Söz konusu genelgenin yayınlanmasından tam üç gün sonra, Hazine ve Maliye Bakanlığınca 24.03.2020 Tarih ve 31078 Mükerrer Sayılı Resmi Gazetede 518 Sıra Numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği yayımlanmıştır. Tebliğin 5. Maddesi uyarınca; İçişleri Bakanlığınca alınan tedbirler uyarınca 65 yaş ve üstünde olması veya kronik rahatsızlığı bulunması nedeniyle sokağa çıkma yasağı kapsamına giren mükellefler ve meslek mensupları ile bu Tebliğin yayımlandığı tarih olan 24 Mart 2020 itibarıyla geçerli olan “Aracılık ve Sorumluluk Sözleşmesi” uyarınca beyanname/bildirimleri bu meslek mensuplarınca verilenlerin 22.03.2020 ila sokağa çıkma yasağının sona ereceği tarih (bu tarihler dâhil) arasında mücbir sebep halinde olduğu kabul edilmiştir.

Sayın Cumhurbaşkanımızın başkanlığında 28.05.2020 tarihinde toplanan Cumhurbaşkanlığı kabine toplantısında, koronavirüs ile mücadelede kaydedilen olumlu gelişmeler dikkate alınarak, hayatın normalleşmesi yönünde yeni adımlar atılmıştır.

Bu çerçevede, İçişleri Bakanlığı’nın 29.05.2020 tarihli genelgesiyle; sokağa çıkma kısıtlaması getirilen 65 yaş ve üzerindeki vatandaşlarımız arasındaki işletme sahibi, esnaf, tüccar, sanayici, serbest meslek sahipleri ile çalışanlardan durumlarını aktif sigortalılıklarını gösteren SGK hizmet belgesi, vergi kaydı, şirket yetki belgesi, oda ve birlik kimliğinden biriyle belgeleyenlerin sokağa çıkma kısıtlamasından muaf tutulması kararlaştırılmıştır.

Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından, 2 Haziran 2020 Salı günü yapılan duyuruda, kapsam dâhilindeki mükelleflerimiz açısından, sokağa çıkma kısıtlamasının 1 Haziran 2020 tarihi itibarıyla bittiği ilan edilerek, açıklamalarda bulunulmuştur.

Yukarıda belirtilen düzenlemeler çerçevesinde, 65 yaş ve üzerinde olanların mücbir sebep karşısında olan durumlarını değerlendirerek, üzerlerine düşen vergisel yükümlülükleri ne şekilde ve ne zaman yerine getireceklerini çözümlemeye çalışacağız.

65 Yaş ve Üzeri İçin Mücbir Sebep Hali Kalkmış mıdır?

İçişleri Bakanlığı’nın 29.05.2020 tarihli genelgesinde; 18-20 yaş arasındaki gençler için sokağa çıkma kısıtlamasının kaldırıldığı belirtilirken, 65 yaş ve üzerindeki işletme sahibi, esnaf, serbest meslek erbabı vb. vatandaşlarımızın ise sokağa çıkma kısıtlamasından muaf tutulduğu söylenmiştir.

Bu terimsel farklılık ister istemez bir tereddüt uyandırmaktadır. Sokağa çıkması yasaklanan bir kesim için kısıtlama kaldırılırken, diğer kesim için muafiyet getirilmesi ne anlama gelmektedir? Yoksa 65 yaş ve üzerinde sokağa çıkma muafiyetleri olanların sokağa çıkmaları kendi isteklerine mi bırakılmıştır? İsterlerse çıkıp, isterlerse yasağa uyup evlerinde kalmaya devam mı edeceklerdir?

Dikkat edecek olursanız, sokağa çıkma sınırlaması 65 yaş ve üzerinde olanların tamamı için kaldırılmış değildir. Genelgeyle yapılan düzenlemeyle, 65 yaş ve üzerinde olduğu için dışarı çıkamadığından, işinden gücünden olanlara artık işinin başına dönme imkânı veriliyor.  Şahsi kanaatimize göre, terminolojideki bu farklılık, sokağa çıkma kısıtlamasının kaldırılmasının 65 yaş ve üzerinde olanların tümünü kapsamamasıyla ilgili olsa gerekir.

Diğer taraftan, işin özüne gelecek olursak, sokağa çıkma kısıtlaması getirilen 65 yaş ve üzerindeki vatandaşlarımız arasındaki işletme sahibi, esnaf, tüccar, sanayici, serbest meslek sahipleri ile aktif sigortalı olarak çalışanlardan durumlarını aktif sigortalılıklarını gösteren SGK hizmet belgesi, vergi kaydı, şirket yetki belgesi, oda ve birlik kimliğinden biriyle belgeleyenlerin sokağa çıkmasına engel bir husus kalmamıştır.

Dolayısıyla, sokağa çıkmalarına engel olan düzenleme artık ortada kalmadığına göre, Gelir Vergisi Kanunu uyarınca ticari kazanç, serbest meslek kazancı, zirai kazanç ve aktif sigortalı çalışan 65 yaş ve üzerindeki mükelleflerimiz açısından mücbir sebep halinin sona erdiğini kabul etmek gerekir.

65 Yaş ve Üzeri İçin Mücbir Sebep Hali Ne Zaman Kalkmış Kabul Edilecektir?

Sayın Cumhurbaşkanımızın başkanlığında 28.05.2020 tarihinde toplanan kabine toplantısı sonrasında, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, yaklaşık 1 aydır normalleşme takviminde yer alan hususları, gelişmeleri yakından takip edip, her hafta peyderpey açıkladıklarını belirterek, bu hafta itibarıyla Kabine Toplantısı’nda alınan yeni kararları ise şöyle sıralamıştır:

Şehirlerarası seyahat sınırlaması 1 Haziran’dan itibaren tamamıyla kaldırılmıştır. …/… İdari izinde bulunan veya esnek çalışma sistemine dâhil olan kamu personeli, 1 Haziran tarihi itibarıyla normal mesaiye başlayacaklar. Kreşler ve gündüz bakım evlerinin tamamı da buna uygun şekilde 1 Haziran’da açılacak. …/… Esnaf ve sanatkâr olarak işletme sahibi 65 yaş üstü vatandaşların maske, mesafe, temizlik şartına riayet şartıyla işlerinin başında bulunabilecek, şu üç kavram çok önemli: Maske, Mesafe ve Temizlik.

Cumhurbaşkanımızca yapılan bu açıklamadan sonra, İçişleri Bakanlığı’nın 29.05.2020 tarihli genelgesinde; “Sokağa çıkma kısıtlaması getirilen 65 yaş ve üzerindeki vatandaşlarımız arasındaki işletme sahibi, esnaf, tüccar, sanayici, serbest meslek sahipleri ile çalışanlardan durumlarını aktif sigortalılıklarını gösteren SGK hizmet belgesi, vergi kaydı, şirket yetki belgesi, oda ve birlik kimliğinden biriyle belgeleyenlerin sokağa çıkma kısıtlamasından muaf tutulması kararlaştırılmıştır.” denilmiştir. Ancak, bu muafiyet uygulamasının ne zaman başlayacağı yönünde ayrıca bir açıklamada bulunulmamıştır.

Diğer taraftan, İçişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan 28.05.2020 tarihli genelgeyle; koronavirüs salgınının halk sağlığı açısından oluşturabileceği riskleri önlemek için alınan ek tedbirler çerçevesinde, büyükşehir statüsündeki Ankara, Balıkesir, Bursa, Eskişehir, Gaziantep, İstanbul, İzmir, Kayseri, Kocaeli, Konya, Manisa, Sakarya, Samsun, Van ve Zonguldak illerimizde 29.05.2020 saat 24.00 ile 31.05.2020 saat 24.00 arasında sokağa çıkma kısıtlaması uygulanmasına karar verilmiştir.

Ayrıca, İçişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan 30.05.2020 tarihli genelgeyle; faaliyetleri geçici süreyle durdurulan işyerleriyle ilgili olarak aşağıda yer alan açıklamalar yapılmıştır:

  • “Faaliyetleri geçici süreliğine durdurulan/kısıtlanan lokanta, restoran, kafe, pastane, kıraathane, kahvehane, çay bahçesi, dernek lokallerinin (iskambil, okey, tavla oyunları ve nargile satışları ile doğrudan temasa neden olacak şekilde dans ve oyun amacıyla yapılan canlı müzik faaliyetleri hariç olmak üzere) 1 Haziran 2020 Pazartesi günü itibariyle belirlenen kurallar dâhilinde saat 22.00’a kadar hizmet vermeye başlayacak.  Kendi müşterilerine hizmet veren turizm tesislerinin bünyesindeki işletmeler saat sınırlamasına tabi olmayacak.
  • Faaliyetleri geçici süreliğine durdurulan yüzme havuzu, kaplıca, hamam, sauna, SPA merkezleri vb. işletmelerin 1 Haziran 2020 Pazartesi günü itibariyle belirlenen kurallar dahilinde saat 22.00’a kadar; spor merkezleri/tesislerinin 24.00’a kadar hizmet vermeye başlayacak. 
  • Daha önce genelge ile kısıtlanan park/bahçe, rekreasyon alanları, piknik alanları, mesire ve ören yerleri ile sahil bantlarında (plajlar) piknik, spor, yürüyüş, gezi, balık tutma vb. faaliyetlere (yerleşim yeri içi park/bahçelerde mangal yapmak hariç olmak üzere) belirlenen kurallar ve mesafe şartlarına uyularak 1 Haziran 2020 Pazartesi gününden itibaren başlanacak. 
  • Geçici süreliğine faaliyetleri durdurulan giyim pazarları (sosyete pazarı) olarak adlandırılanlar başta olmak üzere sergi ve tezgâhlarda giyim, oyuncak, süs eşyası, çanta vb. zaruri olmayan ihtiyaç maddelerinin satışının yapıldığı tüm pazarlarda belirlenen kurallar ve mesafe şartlarına uyularak 1 Haziran 2020 Pazartesi gününden itibaren faaliyetlere başlaması kararlaştırıldı.”

Yukarıda sayılan illerimizde yaşayan 65 yaş ve üzeri mükellefler, 29 Mayıs günü kendileri açısından sokağa çıkma yasağından muaf olduklarını ve artık işlerinin başına döneceklerini öğrenmişler, ancak bu duruma sevinemeden, bunların bir kısmı bu defa hafta sonu yasaklarına takılarak yine evlerinde kalmak zorunda kalmıştır. Ayrıca, bu mükelleflerimizin hatırı sayılır bir kısmının işyerlerinin de faaliyetine ancak 1 Haziran tarihi itibarıyla izin verilmiştir.

Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından yapılan duyuru ile mücbir sebep halinin ne zaman bitmiş sayılacağına yönelik yaşanan karmaşaya son verilmiştir. Yapılan değerlendirmelere göre, kapsam dâhilindeki mükelleflerimiz açısından mücbir sebep halinin 1 Haziran 2020 tarihi itibarıyla sona erdiği açıklanmış olup, 65 yaş ve üzeri mükelleflerimizin 22 Mart 2020 ila 1 Haziran 2020 arasında (bu tarihler dâhil) mücbir sebep kapsamında olduğu kabul edilmiştir.

Gayrimenkul Sermaye İradı, Menkul Sermaye İradı ve Diğer Kazanç ve İratlar Elde Eden Mükelleflerin Mücbir Sebep Hali Kalkmış mıdır?

Gelir Vergisi Kanununda sayılmış bulunan gelir unsurları arasında yer verilmiş bulunan Gayrimenkul Sermaye İradı, Menkul Sermaye İradı ve Diğer Kazanç ve İratlar elde eden mükelleflerin, sokağa çıkmalarını sağlayacak yönde bir muafiyet getirilmemiştir.

Diğer bir ifade şekliyle, bu mükelleflerimizin sokağa çıkma yasağından muaf olduklarına ilişkin olarak resmi makamlara sunacakları bir belge bulunmadığından, sokağa çıkmalarına da resmi olarak imkân bulunmamaktadır.

Bu nedenle, gelirleri sadece bu gelir unsurlarından oluşan ve sokağa resmen çıkmasına izin verilmesini sağlayan başka herhangi bir belge sunamayacak durumda olan mükelleflerimizin, mevcut koşullar ve düzenlemelere göre, mücbir sebepten yararlanmaya devam edeceklerini düşünüyoruz.

65 Yaş ve Üzeri Olan Kronik Hastalar Açısından Mücbir Sebep Hali Kalkmış mıdır?

İçişleri Bakanlığı’nın 29.05.2020 tarihli genelgesiyle; sokağa çıkma kısıtlaması getirilen 65 yaş ve üzerindeki vatandaşlarımız arasındaki işletme sahibi, esnaf, tüccar, sanayici, serbest meslek sahipleri ile çalışanlardan durumlarını aktif sigortalılıklarını gösteren SGK hizmet belgesi, vergi kaydı, şirket yetki belgesi, oda ve birlik kimliğinden biriyle belgeleyenlerin sokağa çıkma kısıtlamasından muaf tutulması kararlaştırılmıştır.

Ancak, bağışıklık sistemi düşük, kronik akciğer hastalığı, astım, KOAH, kalp/damar hastalığı, böbrek, hipertansiyon ve karaciğer hastalığı olanlar ile bağışıklık sistemini bozan ilaçları kullanan vatandaşların sokağa çıkma yasakları devam etmektedir.

Dolayısıyla, sokağa çıkma muafiyeti getirilen “65 yaş ve üzerindeki vatandaşlarımız arasındaki işletme sahibi, esnaf, tüccar, sanayici, serbest meslek sahipleri ile çalışanların” aynı zamanda yukarıda sayılan kronik hastalıklara sahip olması durumunda sokağa çıkma imkânları yoktur. Bu durumda olan mükelleflerimizin mücbir sebep hali sürüyor olacaktır.

Mücbir Sebep Hali Sona Erenler, 518 Sıra Numaralı VUK Tebliğinin 3. Maddesinden Yararlanabilir mi?

518 Numaralı Tebliğin 3. Maddesi kapsamındaki mükelleflerin 1 Nisan 2020 ila 30 Haziran 2020 tarihleri arasında (bu tarihler dâhil) mücbir sebep halinde olduğu kabul edilerek; sadece Mart, Nisan ve Mayıs 2020 dönemlerine ilişkin Muhtasar ve KDV Beyannamesinin verilme ve söz konusu beyanlara istinaden tarh edilecek vergilerin ödemeleri, Form Ba-Bs bildirimlerinin verilme zamanı, e-defterlerin oluşturulma ve imzalanma ile elektronik defterlerinin yüklenme süreleri uzatılmıştır.

Aynı Tebliğin 5. Maddesi uyarınca mücbir sebep uygulamasından yararlanacak mükelleflerin, 22.03.2020 ila sokağa çıkma yasağının sona ereceği tarih (bu tarihler dâhil) arasında kalan döneme ilişkin, herhangi bir vergi türü sınırlaması olmaksızın, verilemeyen tüm beyanname ve bildirimlerin verilme süreleri ile bunlara istinaden tahakkuk eden vergilerin ödeme sürelerinin son günü, sokağa çıkma yasağının sona ereceği günü takip eden 15 inci günün sonuna kadar uzatılmıştır.

Diğer taraftan, tebliğin 7. Maddesinde; sokağa çıkma yasağının, 3. madde kapsamında ilan edilen mücbir sebep tarihleri aralığında sona ermesi halinde, 5. madde kapsamında mücbir sebep hükümlerinden faydalanan mükelleflerin, 3. madde kapsamında bulunmaları koşuluyla, sona erme tarihinden itibaren söz konusu madde kapsamındaki mücbir sebep hükümlerinden faydalandırılacağı açıklamasına yer verilmiştir.

Dolayısıyla, tebliğin 7. Maddesinde öngörülen durum gerçekleşmiştir. Yani 65 yaş ve üzeri olan işletme sahibi, esnaf, tüccar, sanayici, serbest meslek sahipleri ile aktif sigortalı çalışanlar açısından mücbir sebep hali, 1 Nisan 2020 ila 30 Haziran 2020 tarihleri arasında, yani 1 Haziran 2020 tarihinde sona ermiştir. Bu nedenle, bu durumdaki mükellefler 3. Madde kapsamındaki hükümlerden yararlanacaktır.

Konuya ilişkin bir örnek verirsek daha iyi anlaşılacaktır. Örneğin, 65 yaş ve üzerinde sokağa çıkma kapsamında olduğu için 5. Madde çerçevesinde mücbir sebeplerden yararlanan bir mükellef; ticari, zirai ve mesleki kazanç yönünden gelir vergisi mükellefiyetine tabiyse veya işyeri alınan önlemler çerçevesinde geçici olarak kapatılmışsa, bu mükellefin 3. Madde kapsamındaki mücbir sebep hükümlerinden de yararlanma imkânı olacaktır.

Bu çerçevede, mükellefimiz Mart, Nisan ve Mayıs 2020 dönemlerine ilişkin Muhtasar ve KDV Beyannamelerini 27 Temmuz 2020 Pazartesi günü sonuna kadar verebilecektir. Söz konusu beyannamelere istinaden, Mart 2020 dönemine ilişkin olarak tahakkuk eden vergilerin ödeme süreleri 27.10.2020 Salı, Nisan 2020 dönemine ilişkin olarak tahakkuk eden vergilerin ödeme süreleri 27.11.2020 Cuma, Mayıs 2020 dönemine ilişkin olarak tahakkuk eden vergilerin ödeme süreleri 28.12.2020 Pazartesi günü sonuna uzatılmış olup, mükellefimiz ödemelerini bu çerçevede yapabilecektir.

Ayrıca bu mükellefimiz, mücbir sebep hali 01.06.2020 tarihinde sona erdiğinden, Şubat 2020 dönemine ilişkin KDV ve Muhtasar Beyannameleri (muhtasar ve prim hizmet beyannameleri dâhil) ile 2020/1. Dönem Geçici Vergi Beyannamesini 2 Haziran 2020 tarihinden başlamak üzere 15 gün içerisinde vermek ve tahakkuk eden vergileri aynı süre içerisinde ödemek zorundadır.

Bu durumda, 15 günlük süre 16 Haziran 2020 Salı gününün bitiminde sona erecektir. Yani söz konusu beyanların 16 Haziran 2020 Salı günü bitimine kadar verilmesi ve bu beyanlara istinaden tahakkuk edecek vergilerin aynı süre içerisinde ödenmesi gerekmektedir.

Bunun yanı sıra bu mükellefimizin, 2019 yılı Gelir Vergisi Beyannamesini de, 16 Haziran 2020 Salı günü bitimine kadar vermesi ve söz konusu beyana istinaden tahakkuk edecek gelir vergisinin ilk taksitini aynı süre içerisinde ödemesi gerekmektedir.

Diğer taraftan, 01.06.2020 tarihi itibarıyla verilme süresinin son gününe 15 günden fazla gün kalan beyanname/bildirimlerin verilme ve bunlara istinaden tahakkuk eden vergilerin ödenme süresi olarak kanuni süreleri dikkate alınacaktır.

Beyanname ve Bildirimleri 65 Yaş ve Üzeri Meslek Mensupları Tarafından Verilen Mükelleflerin Durumu Ne Olacak?

65 yaş ve üzerinde olduğu için sokağa çıkma yasağı bulunan meslek mensupları, yani serbest muhasebeci mali müşavirler ve yeminli mali müşavirler, tebliğin 5. Maddesi çerçevesinde mücbir sebep uygulamasından şahsen yararlanmaktaydı. Meslek mensuplarının şahıs olarak yararlandıkları mücbir sebep uygulaması bitmiş olup, yukarıda izah edildiği üzere tebliğin 3. Maddesi kapsamındaki mücbir sebep hükümlerinden yararlanacaklardır.

Ancak, Hazine ve Maliye Bakanlığımız sadece bu durumda olan meslek mensuplarını mücbir sebep kapsamına almakla kalmamış, aynı zamanda beyanname ve bildirimleri bu meslek mensupları tarafından verilen tüm mükelleflerimizin mağduriyet yaşamaması adına, bu mükellefler de mücbir sebep uygulaması kapsamına alınmıştı.

Daha açık bir şekilde ifade etmek gerekirse, 65 yaş ve üzerinde olan meslek mensuplarıyla, 24 Mart 2020 tarihi itibarıyla geçerli “Aracılık ve Sorumluluk Sözleşmesi” bulunan ve bu sözleşme uyarınca beyanname ve bildirimleri bu meslek mensuplarınca verilen mükellefler de tebliğin 5. Maddesinde yer verilen mücbir sebep uygulamasından aynen yararlanıyordu.

Meslek mensuplarının şahıs olarak yararlandıkları mücbir sebep uygulamasının bittiği 1 Haziran 2020 tarih itibarıyla, beyanname ve bildirimleri bu meslek mensuplarınca verilen mükellefler açısından da tebliğin 5. Maddesinde yer verilen mücbir sebep halinin de bitmiş olduğunun kabulü gerekir.

Dolayısıyla, beyanname ve bildirimleri bu meslek mensuplarınca verilen bu mükellefler açısından da, tebliğin 3. Maddesi kapsamında bulunmaları koşuluyla, yukarıda izah edildiği üzere 3. Madde kapsamındaki mücbir sebep hükümlerinden yararlanacaktır.

Ancak beyanname ve bildirimleri 65 yaş ve üzeri meslek mensuplarınca verilen mükelleflerin, 518 numaralı tebliğin 3. Maddesi kapsamında olmamaları durumunda; 22 Mart 2020 ila 1 Haziran 2020 arasında kalan mücbir sebep dönemine ilişkin verilemeyen beyanname ve bildirimlerin, 2 Haziran 2020 tarihinden başlamak üzere 15 gün içerisinde verilmesi ve bunlara istinaden tahakkuk eden vergilerin aynı süre içerisinde ödenmesi gerekmektedir. Yani söz konusu beyanların 16 Haziran 2020 günü bitimine kadar verilmesi ve bu beyanlara istinaden tahakkuk edecek vergilerin aynı süre içerisinde ödenmesi gerekecektir.

Örneğin 65 yaş ve üzerinde olan bir meslek mensubunun, beyanname ve bildirimlerini verdiği tebliğin 3. Maddesi kapsamında olmayan kurumlar vergisi olan bir müşterisi olduğunu düşünelim. Meslek mensubunun müşterisinin; Şubat, Mart ve Nisan 2020 dönemlerine ilişkin KDV ve Muhtasar Beyannameleri (muhtasar ve prim hizmet beyannameleri dâhil) ile aynı dönemlere ilişkin Form Ba-Bs bildirimleri, 2020/1. Dönemine ilişkin Geçici Vergi Beyannamesi ile 2019 hesap dönemine ilişkin Kurumlar Vergisi Beyannamesini 16 Haziran 2020 Salı günü sonuna kadar vermesi ve bu beyannamelere istinaden tahakkuk eden vergilerin de aynı sürede ödenmesi gerekmektedir.

Diğer taraftan, 01.06.2020 tarihi itibarıyla verilme süresinin son gününe 15 günden fazla gün kalan beyanname/bildirimlerin verilme ve bunlara istinaden tahakkuk eden vergilerin ödenme süresi olarak kanuni sürelerin dikkate alınacaktır.

Kronik Hastalığı Sebebiyle Sokağa Çıkma Yasağı Olanların Durumu Ne Olacak?

İçişleri Bakanlığı tarafından 21.03.2020 tarihinde yayınlanan genelge uyarınca, bağışıklık sistemi düşük, kronik akciğer hastalığı, astım, KOAH, kalp/damar hastalığı, böbrek, hipertansiyon ve karaciğer hastalığı olanlar ile bağışıklık sistemini bozan ilaçları kullanan vatandaşların sokağa çıkma yasakları devam etmektedir.

Dolayısıyla, yukarıda belirtilen hastalıkları olan mükellefler açısından, tebliğin 5. Maddesi kapsamındaki mücbir sebep halleri devam etmektedir. İçişleri Bakanlığı tarafından sokağa çıkmalarına izin verileceği tarihe kadar durumlarında bir değişiklik olmayacaktır.

Uygulama kapsamındaki bu mükelleflerimizin mücbir sebep dönemine ilişkin verilemeyen beyannamelerin verilme süreleri ile bunlara istinaden tahakkuk eden vergilerin ödeme sürelerinin son günü, sokağa çıkma yasağının sona ereceği günü takip eden 15 inci günün sonuna kadar uzatılmıştır.

Kronik hastalığı olan mükelleflerin bu konuda İnteraktif Vergi Dairesi üzerinden yazılı başvuruda bulunması gerekiyor. Ayrıca, bu mükelleflerimizin sağlık kuruluşundan alacakları hastalıklarını ispat eden muteber belgeleri, sokağa çıkma yasağının sona ereceği günü takip eden 30 gün içerisinde bağlı oldukları vergi dairelerine vermeleri gerekecektir.

Beyanname ve Bildirimleri Kronik Rahatsızlığı Olan Meslek Mensupları Tarafından Verilen Mükelleflerin Durumu Ne Olacak?

Kronik rahatsızlığı bulunan meslek mensuplarıyla, 24 Mart 2020 tarihi itibarıyla geçerli “Aracılık ve Sorumluluk Sözleşmesi” bulunan ve bu sözleşme uyarınca beyanname ve bildirimleri bu meslek mensuplarınca verilen mükellefler açısından da tebliğin 5. Maddesi kapsamında mücbir sebep hali devam etmektedir.

Bu kapsamda mücbir sebep uygulamasından yararlanacak mükelleflerin, 22.03.2020 ila sokağa çıkma yasağının sona ereceği tarih (bu tarihler dâhil) arasında kalan döneme ilişkin, herhangi bir vergi türü sınırlaması olmaksızın, verilemeyen tüm beyanname ve bildirimlerin verilme süreleri ile bunlara istinaden tahakkuk eden vergilerin ödeme sürelerinin son günü, sokağa çıkma yasağının sona ereceği günü takip eden 15 inci günün sonuna kadar uzatılmıştır.

Öngörülen Süre Vergisel Ödevlerin Yerine Getirilmesi İçin Yeterli Olacak mı?

COVID-19 Kapsamında Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Normalleşme ve Alınacak Tedbirlerle İlgili 2020/8 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesiyle, 1 Haziran 2020 Pazartesi tarihinden itibaren, vergi dairelerinde esnek çalışma şekline son verilecek olup, gerekli önlemler alınmak kaydıyla, normal hizmet verilmeye başlanacaktır.

Hazine ve Maliye Bakanlığı, mücbir sebep sayılan haller nedeniyle bölge, il, ilçe, mahal veya afete maruz kalanlar itibarıyla mücbir sebep hali ilan etmeye ve bu sürede vergi ödevlerinden yerine getirilemeyecek olanları tespit etmeye yetkilidir.

Ayrıca, Hazine ve Maliye Bakanlığının, mücbir sebep hali ilan edilen yerlerdeki mükelleflerin, anılan Kanun kapsamında olup ödeme süresi afet tarihinden sonraya rastlayan her türlü vergi, ceza ve gecikme faizleri ile anılan Kanunun 15 inci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca verecekleri beyannamelere istinaden tahakkuk ettirilen vergilerin ödeme sürelerini, vadelerinin bitim tarihinden itibaren azami bir yıl süreyle uzatmaya yetkili olduğu hüküm altına alınmıştır.

Dolayısıyla, Hazine ve Maliye Bakanlığı 518 Sıra Numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile belirlediği takvime uygun olarak hareket edebileceği gibi, söz konusu süreci yeniden değerlendirme konusu yaparak, yayınlayacağı bir genel tebliğle olası sıkışıklıklara karşı yetkilerini kullanarak, yeni tedbirler alabileceği hususu da mükelleflerimizce gözden uzak tutulmamalıdır.

03.06.2020

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

Hizmet Çakışması Nedeniyle Ortalamadan Az Bildirim Yapılmış Olması

T.C.

SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI

Sigorta Primleri Genel Müdürlüğü

Sayı : 41481264-207.02-E.5994808

Tarih: 12/05/2020

Konu : Hizmet Çakışması Nedeniyle Ortalamadan Az Bildirim Yapılmış Olması

GENEL YAZI

Bilindiği üzere, 23/12/2019 tarihli ve 20240865 sayılı Genel Yazıyla;

-5084 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinde yer alan prim teşvikine ilişkin, sahte sigortalılık hariç, 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) ve (c) bendi kapsamındaki sigortalılık ile (a) bendi kapsamındaki sigortalılık statüsünün çakışması nedeniyle (a) bendi kapsamındaki sigortalılıktan kaynaklanan hizmetlerin iptal edilmesi sonrasında aylık prim ve hizmet belgesinde kalan sigortalı sayısının 10 kişinin altına düştüğü durumlarda,

-5510 sayılı Kanunun 81 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan ilave altı puanlık indirimine ilişkin, sahte sigortalılık hariç, 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) ve (c) bendi kapsamındaki sigortalılık ile (a) bendi kapsamındaki sigortalılık statüsünün çakışması nedeniyle (a) bendi kapsamındaki sigortalılıktan kaynaklanan hizmetlerin iptal edilmesi sonrasında aylık prim ve hizmet belgesinde kalan sigortalı sayısının (2016/Mart öncesi için) 10 kişinin altına düştüğü durumlarda, işverenlerin söz konusu teşvikten usulüne uygun yararlanmış kabul edilecekleri açıklanmıştı.

Bu defa, Sosyal Güvenlik İl/Merkez Müdürlüklerinden alınan yazılardan, 4447 sayılı Kanunun geçici 10, 15, 17 ve 19 uncu maddelerinde yer alan prim teşviklerinden yararlanan işverenlerin; 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) ve (c) bendi kapsamındaki sigortalılık ile (a) bendi kapsamındaki sigortalılık statüsünün çakışması nedeniyle (a) bendi kapsamındaki sigortalılıktan kaynaklanan hizmetlerin iptal edilmesi sonrasında ilgili kanun maddelerinde belirtilen ortalamaya ilave olma şartının ihlal edilmesinden dolayı sonradan hata listesine düştükleri belirtilerek, bu durumdaki işverenlerin söz konusu genel yazı kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususunda tereddüt yaşandığı anlaşılmıştır.

Ortalamaya ilave olma şartı dahil diğer tüm şartları sağlayarak 4447 sayılı Kanunun geçici 10, 15, 17 ve 19 uncu maddelerinde yer alan prim teşviklerinden yararlanan işverenlerin, Kuruma bildirdikleri sigortalılardan, sahte sigortalılık hariç, 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) ve (c) bendi kapsamındaki sigortalılık ile (a) bendi kapsamındaki sigortalılık statüsünün çakışması nedeniyle (a) bendi kapsamındaki sigortalılıktan kaynaklanan hizmetlerin iptal edilmesi sonrasında bazı aylarda “ortalamadan az çalıştırılmış” hata mesajı nedeniyle hataya düşmeleri durumunda, söz konusu işverenlerin bahse konu teşviklerden usulune uygun yararlanmış kabul edilmeleri ve hata listelerinden çıkarılmaları gerektiği değerlendirilmektedir.

Buna göre, 4447 sayılı Kanunun geçici 10, 15, 17 ve 19 uncu maddelerinde yer alan prim teşviklerine ilişkin olmak üzere; işverenlerin Kuruma bildirdikleri sigortalılardan, sahte sigortalılık hariç, 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) ve (c) bendi kapsamındaki sigortalılık ile (a) bendi kapsamındaki sigortalılık statüsünün çakışması nedeniyle (a) bendi kapsamındaki sigortalılıktan kaynaklanan hizmetlerin iptal edilmesi sonrasında bazı aylarda söz konusu teşviklerden bazı sigortalılardan dolayı ortalamanın altına düşülmesi halinde, bu işverenlerin ilgili teşviklerden usulüne uygun yararlandığı kabul edilecektir.

Dolayısıyla yukarıda belirtilen hallerle sınırlı olmak kaydıyla, İşveren İntra / Teşvikler ve Tanımlar / Hatalı Teşvik Bildirimi Sorgulama / Güncelleme menüsünde yer alan “Hizmet çakışması nedeniyle oluşan kaydı sil” ekranları vasıtasıyla 06111, 06645, 0687, 1687, 17103, 27103 kanun numaralı “ortalamadan az çalıştırılmış” hata açıklaması ile hata listelerinde yer alan kayıtların hata listesinden çıkartılması mümkün bulunmaktadır.

Ancak, yukarıda belirtilen ve “Hizmet çakışması nedeniyle oluşan kaydı sil” butonu vasıtasıyla hata listesinden çıkartılması gereken hatalı dönemlerin, “İşveren İntra-Hatalı Teşvik Bildirimi Sorgulama / Güncelleme” menüsünden yapılacak güncelleme ile tekrar aktif hale getirilmeyeceğinin dikkate alınması ve hata listesinden çıkartılacak işyeri ile dönemler için gerekli kontrol ve incelemelerin titizlikle yapılarak, sadece cari dönemde ortalamaya ilave olma şartının sağlanmasına rağmen hizmet çakışması nedeniyle sonradan yapılan hizmet iptali sonucunda ortalama sigortalı sayısı yönüyle hata listesine düşen sigortalının söz konusu buton vasıtasıyla hata listesinden çıkartılması gerekmektedir.

Bilgi edinilmesini ve gereğini rica ederim.

Savaş ALIÇ

Kurum Başkanı a.

Genel Müdür V.

(03.06.2020)

Kaynak: http://www.muhasebetr.com/guncelmevzuat/mevzuat_oku.php?mevzuat_id=5418

Kısa Çalışma Ödeneği Süresi 6 Aya Çıkartılacak Mı?

Koronavirüs dolayısıyla yararlanma şartları kolaylaştırılan kısa çalışma ödeneğinde 3 aylık süre doluyor. İş dünyasından sürenin uzatılması talepleri geliyor. Uzatılmadığı takdirde, ödenekten ilk yararlanmaya başlayan iş yerlerinde önümüzdeki günlerde süre dolmaya başlayacak. Habertürk’ten Ahmet Kıvanç, covid-19 pandemisi kapsamında alınan tedbirlerle ilgili son durumu yazdı.

Kısa çalışma ödeneği, koronavirüs dolayısıyla faaliyetlerini tamamen durduran veya çalışma sürelerini en az 3’te 1 oranında azaltan iş yerleri için hayati rol oynadı. İş yerini kapatmak zorunda kalan işveren işçisini kaybetmekten kurtuldu. Bu sayede hayatın normalleşmesiyle birlikte iş yerini açtığında eleman aramak zorunda kalmayacak.

Ödenek, çalışanlar açısından da kurtarıcı rol oynadı. İş yerinde çalışamadığı için bu dönemde ücret alamayan işçiler, en büyük desteği İşsizlik Sigortası Fonu’ndan sağlanan kısa çalışma ödeneğinden aldı.

Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Sosyal Güvenlik Kurumu ( SGK),Türkiye İş Kurumu ( İŞKUR) ile İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü başta olmak üzere bu dönemde bütün personeli ile yoğun bir mesai harcadı.

Koronavirüs dolayısıyla kısa çalışma ödeneğinden yararlanma şartları kolaylaştırıldı. Son 3 yılda en az 600 gün olan prim gün sayısı, covid-19 dolayısıyla 30 Haziran 2020 tarihine kadar uygulanmak üzere 450’ye, son 120 gün hizmet akdi süresi de 60 güne çekildi.

ÜÇ AYLIK SÜRE DOLUYOR

Kanuna göre, kısa çalışma ödeneği bir iş yerine en fazla 3 ay süreyle ödenebiliyor. İş yerlerinin bir kısmı 16 Mart’tan, bir kısmı da 21 Mart’tan itibaren faaliyetlerini durdurmak zorunda kaldı. Faaliyetleri durdurulan iş yerlerinden bir kısmı tekrar çalışmaya başladı. Personel sayısının yoğun olduğu lokanta, restoran, kafe gibi işletmeler bu hafta büyük ölçüde açıldı. Ancak, eski müşteri yoğunluğuna dönebilmelerinin zaman alacağı görünüyor. Turizm sektörü başta olmak üzere birçok işletme ise henüz açılamadı. İş yoğunluğu az olan işletmelerde kısa çalışma ihtiyacının bir süre daha devam edeceği değerlendiriliyor.

16 Mart’ta kısa çalışmaya geçen iş yerleri için üç aylık süre önümüzdeki günlerde doluyor. İş dünyasından birçok meslek örgütü, sürenin uzatılması konusunda talepte bulundu.

Cumhurbaşkanının, kısa çalışma ödeneği süresini 6 aya kadar uzatma yetkisi bulunuyor. Kısa çalışmaya devam etme ihtiyacında olan iş yerleri için sürenin uzatılıp uzatılmayacağı bugünlerde belli olacak.

Mart ayında çıkartılan yasayla getirilen geçici madde uyarınca, kısa çalışma ödeneğinden yararlanma koşullarını esneten hükümlerin uygulama süresi 30 Haziran’da sona eriyor. Bu süreyi 31 Aralık 2020 tarihine kadar uzatma konusunda da cumhurbaşkanı yetkili bulunuyor. Üç aylık sürenin uzatılması kararı alınırsa, esnek koşullara ilişkin de bir uzatma kararı alınması gerekecek.

SÜRE UZATILIRSA YENİDEN BAŞVURU YAPILACAK

Geçen yıl döviz kurundaki artıştan etkilenen iş yerleri için uygulanan kısa çalışma ödeneğinde süre 3 ay uzatılmıştı. Kısa çalışma uygulamasının süresi uzatılırsa, mevcut iş yerlerinin yeniden uzatma başvurusunda bulunması gerekecek.

İlk başvuruda, ödemeleri hızlandırmak amacıyla işverenin beyanı esas alınmış ve uygunluk tespitinin daha sonra yapılması kararlaştırılmıştı. Süre uzatılması durumunda uygunluk tespitinin önce mi, yoksa şu an olduğu gibi sonra mı yapılacağı hususu önemli olacak.

Geçen yılki uzatma kararında, kısa çalışma uygulaması devam eden iş yerlerinin yanı sıra ilk defa başvuracak olan işverenlere de imkan tanınmıştı. Uzatma söz konusu olursa bu yıl da benzer bir uygulama yapılması bekleniyor.

İŞSİZLİK MAAŞI SÜRESİNDEN MAHSUP EDİLECEK Mİ?

Kısa çalışma ödeneği süreleri, çalışanların işsizlik maaşından hak ettikleri sürelerden mahsup ediliyor. Örneğin, son 3 yılda 900 prim günü bulunan bir kişinin işsizlik maaşından yararlanma hakkı 8 ay. Bu kişiye 3 ay kısa çalışma ödeneği verilmişse, önümüzdeki dönemde işsiz kaldığında en fazla 5 ay işsizlik maaşı alabilecek.

Kısa çalışma ödeneği sürelerinin işsizlik maaşı sürelerinden mahsup edilmemesi için cumhurbaşkanı kararı gerekiyor. Geçen yıl, sadece uzatılan 3 aylık sürenin işsizlik maaşından mahsup edilmemesi şeklinde karar alındı.

İŞTEN ÇIKARMA YASAĞI 17 TEMMUZ’DA SONA ERİYOR

Koronavirüs tedbirleri kapsamında getirilen üç aylık işten çıkarma yasağının süresi de 17 Temmuz’da dolacak. İşveren, işten çıkarma yasağı süresince işçileri ücretsiz izne çıkartabiliyor. Cumhurbaşkanı bu uygulamanın süresini de 6 aya kadar uzatma yetkisine sahip bulunuyor.

İşten çıkarma yasağı süresi boyunca işsizlik maaşından veya kısa çalışma ödeneğinden yararlanamayanlar için günlük 39.24 TL’lik nakdi ücret desteği veriliyor. İşten çıkarma yasağı süresi uzatılırsa, nakdi ücret desteği uygulaması da buna bağlı olarak uzayacak.

(Ahmet Kıvanç / Haber Türk | 03.06.2020)

Kaynak: http://www.muhasebetr.com/ulusalbasin/haber_oku.php?haber_id=28939