30 Haziran 2022 Tarihine Kadar Kağıt Ortamında Tuttuğunuz Yevmiye Defterlerinizin Noterden Kapanış Kayıtlarını Yaptırmayı Unutmayınız

Hukuk Muhakemeleri Kanunu-Türk Ticaret Kanunu-İcra İflas Kanunu-Kabahatler Kanunu-Türk Ceza Kanunu açısından değerlendirmesi

Ticari defterlerin ibrazı ve delil olması

6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 222. Maddesi

MADDE 222 –

(1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir.

(2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır.

(3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir.

(Ek cümle:22/7/2020-7251/23 md.) Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz.

Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz.

(4) Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur.

(5) Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır.

1.Ticari Defterlerin Sahibi Lehine Delil Olabilmesi İçin Kapanış Tasdiki Gereklidir;

2-Zayi Belgesi Alınabilmesi İçin Kapanış Tasdiki Gereklidir;

3)Ağır Para Cezasına Muhatap Olunmaması İçin Kapanış Tasdiki Gereklidir;2022 yılı için ceza tutarı 13.949 TL

4)-Konkordato Taleplerinin Kabul Edilebilmesi İçin Kapanış Tasdiki Gereklidir;

Madde 286- (Değişik: 28/2/2018-7101/14 md.) Borçlu, konkordato talebine aşağıdaki belgeleri ekler. a) Borçlunun borçlarını hangi oranda veya vadede ödeyeceğini, bu kapsamda alacaklıların alacaklarından hangi oranda vazgeçmiş olacaklarını, ödemelerin yapılması için borçlunun mevcut mallarını satıp satmayacağını, borçlunun faaliyetine devam edebilmesi ve alacaklılara ödemelerini yapabilmesi için gerekli malî kaynağın sermaye artırımı veya kredi temini yoluyla yahut başka bir yöntem kullanılarak sağlanacağını gösteren konkordato ön projesi.

b) Borçlunun malvarlığının durumunu gösterir belgeler; borçlu defter tutmaya mecbur kişilerden ise Türk Ticaret Kanununa göre hazırlanan son bilanço, gelir tablosu, nakit akım tablosu, hem işletmenin devamlılığı esasına göre hem de aktiflerin muhtemel satış fiyatları üzerinden hazırlanan ara bilançolar, ticari defterlerin açılış ve kapanış tasdikleri ile elektronik ortamda oluşturulan defterlere ilişkin e-defter berat bilgileri, borçlunun malî durumunu açıklayıcı diğer bilgi ve belgeler, maddi ve maddi olmayan duran varlıklara ait olup defter değerlerini içeren listeler, tüm alacak ve borçları vadeleri ile birlikte gösteren liste ve belgeler.

c) Alacaklıları, alacak miktarlarını ve alacaklıların imtiyaz durumunu gösteren liste.

d) Konkordato ön projesinde yer alan teklife göre alacaklıların eline geçmesi öngörülen miktar ile borçlunun iflâsı hâlinde alacaklıların eline geçebilecek muhtemel miktarı karşılaştırmalı olarak gösteren tablo.

5)-Tacirlerin Taksirli Müflis Sayılmamaları İçin Kapanış Tasdiki Gereklidir;

I – TAKSİRATLI İFLAS

Taksiratlı iflas halleri:

Madde 310 –

Aşağıdaki hallerden biri kendisinde bulunan müflis taksiratlı sayılır ve Türk Ceza Kanununa göre cezalandırılır:

5 – (Değişik: 29/6/1956-6763/42 md.) Ticaret Kanununun 66 ncı maddesinin birinci fıkrasının 1 ila 3 üncü bentlerinde sayılan defterleri hiç veya kanunun emrettiği şekilde tutmamış ise;

ÖZETLE Kapanış tasdiki yaptırmayanlar, iflas ettikleri takdirde, ‘‘taksiratlı müflis” sayılırlar.

(İİK Md. 310/5) ve Türk Ceza Kanunu’nun 507. maddesine göre cezalandırılırlar.

Soruşturma zamanaşımı

Madde 20-

(1) Soruşturma zamanaşımının dolması halinde kabahatten dolayı kişi hakkında idarî para cezasına karar verilemez.

(2) (Değişik: 6/12/2006-5560/33 md.) Soruşturma zamanaşımı süresi;

a) Yüzbin Türk Lirası veya daha fazla idarî para cezasını gerektiren kabahatlerde beş,

b) Ellibin Türk Lirası veya daha fazla idarî para cezasını gerektiren kabahatlerde dört,

c) Ellibin Türk Lirasından az idarî para cezasını gerektiren kabahatlerde üç, yıldır

5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun, 20’nci maddesine göre, 50 bin Türk Lirası’ndan az idari para cezasını gerektiren kabahatlerde soruşturma zaman aşımı süresinin üç yıl olduğu, bu sürenin dolması halinde kabahatten dolayı kişi hakkında idari para cezasına karar verilemeyecektir.

Örneğin 2018 yılında yapılması gereken onayların yapılmamış olması halinde 3 yıllık zamanaşımı dolmuş olacağından herhangi bir idari para cezası verilmesi mümkün olmayacaktır.

Açılış ve kapanış onayının her ikisinin de yapılmaması halinde kabahatlerden birinin idari yaptırım kararı verilinceye kadar birden çok işlenmiş sayılacağından, verilecek ceza iki kat artırılarak 2022 yılı için (13.949+13.949×2=) 41.847 TL olarak uygulanacaktır.

Öte yandan örneğin Yevmiye Defterinin yanında Defteri Kebir defterinin de açılış onayı yapılmaması halinde de kabahat birden fazla işlenmiş olacağından ceza, yine iki kat arttırılarak uygulanacaktır.

Kaynakça:

1)-Kabahatler Kanunu

2)-İcra İflas Kanunu

3)-Türk Ticaret Kanunu

4)- Hukuk Muhakemeleri Kanunu

5)-Türk Ceza Kanunu

02.06.2022

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

7326 Sayılı Kanundan Hala Yararlanabilirsiniz!

Değerli okurlar, bu hafta 7326 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun hükümlerinden halen yararlanabileceğinizi hatırlatmak istiyorum.

KANUNUN YAYIMLANDIĞI TARİHTEN ÖNCE İNCELEMEYE GİRDİYSENİZ….

Kanun’un yayımlandığı tarih olan 09/06/2021 tarihinden önce incelemeye girdiyseniz ve bu incelemenin dönemi de 30/04/2021 öncesi dönemlere ait ise Kanundan hala yararlanabilirsiniz. Dikkat edilirse burada iki kısıt var; birisi Kanunun yayımlandığı tarihten önce incelemeye girmeniz ve bir diğeri de 30/04/2021 öncesine ait dönemlerin incelemeye konu olmasıdır.

HANGİ TÜR VERGİ VE CEZALAR YARARLANACAK

30 Nisan 2021 tarihinden önceki dönemlere ilişkin Vergi Usul Kanunu kapsamındaki (gelir, kurumlar, katma değer vergisi vb.) tüm vergiler, gümrük vergisi, ecrimisil, idari para cezaları, vergi aslına bağlı olmadan kesilen cezalar (usulsüzlük, özel usulsüzlük cezaları), gümrük yükümlülüğüyle ilgili idari para cezaları, vergi kaçakçılığı suçuna iştirak nedeniyle kesilen cezalar gibi alacaklar hakkında ilk derece yargı mercileri nezdinde 09/06/2021 tarihi itibariyle dava açılmış veya dava açma süresi henüz geçmemiş olan vergi ve cezalar için 7326 sayılı Kanun kapsamında yapılandırma başvurusu yapılabilecektir.

Yukarıdaki madde hükmüne göre 09/06/2021 tarihi itibariyle incelemeye girmiş ve bu incelemesi devam eden şirketler için dava açma süresi henüz geçmediği için bu kanundan yararlanabileceklerdir.

YARARLANANLAR NE GİBİ AVANTAJ ELDE EDECEK?

Dava açma süresi geçmeden idarece yapılan ikmalen, resen veya idarece vergi tarhiyatları ile gümrük vergisine ilişkin vergi tahakkuklarının;

  1. Vergi/gümrük vergisi asıllarının %50’si siliniyor
  2. Vergi ziyaı cezası, gecikme zammı ve idari para cezalarının tamamı siliniyor
  3. Usulsüzlük ve Özel usulsüzlük cezalarının %75’i siliniyor
  4. Gecikme faizi, zammı yerine vergi aslının yüzde 50’sinin üzerinden aylık Yİ-ÜFE oranları üzerinden hesaplanacak tutar tahsil edilecek.

Görüldüğü üzere oldukça avantajlı bir tablo ile karşı karşıyayız. Bu nedenle 09/06/2021 tarihinden önce incelemeye girdiyseniz ve incelemenin dönemi de 30 Nisan 2021 tarihinden önceki dönemlere ilişkin ise ve inceleme bitmemiş veya bitse de dava açma süresi henüz geçmemiş ise bu kanun hükümlerinden yararlanılmasını tavsiye ediyorum.

02.06.2022

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

Maliye’nin Derdi Enflasyon Değil, Vergi

Hazine ve Maliye Bakanı’nın 2 milyon TL’ye kadar uygun faizli konut kredisi verileceğini açıklaması ile beraber, ülkemizde 3 gün içinde bu fiyat bandına yakın 65.000 satış ilanının rakamlarının hemen artırıldığının tespiti yapılmıştı. Yetkililer, fiyatları suni olarak artırıp, enflasyona neden olanlarla ilgili işlem başlatacaklarını açıklamışlardı. Bu amaçla 31.05.2022 tarihli ve 31852 sayılı Resmî Gazete’de 538 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği yayımlandı.

Hazine ve Maliye Bakanlığı bu tebliğ düzenlemesi ile taşınır ve taşınmazlar ile mal ve hizmetlerin alınması, satılması veya kiralanmasının temin edilmesine yönelik olarak internet ortamında verilen ilanların yayımlanmasına aracılık eden; aracı hizmet sağlayıcıları, sosyal ağ sağlayıcıları ile yer sağlayıcılarına sürekli bilgi verme zorunluluğu getirdi.

Bildirim yükümlülüğünü yerine getirmeyenler 1. sınıf tüccar ile serbest meslek erbabı ise 3.400 TL, 2. sınıf tüccar, defter tutan çiftçi, kazancı basit usulde tespit edilenler ise 1.700 TL ve bunların dışında kalanlar hakkında ise 880 TL Özel Usulsüzlük Cezası uygulanacaktır.

HANGİ BİLGİLER BİLDİRİLECEK?

Sürekli bilgi verme zorunluluğu getirilenler, takvim yılının birer aylık süreleri içerisinde gerçekleştirmiş oldukları işlemlerle ilgili;

Verilen hizmetin sağlandığı internet adres veya adreslerini,

Hizmet verilen gerçek ya da tüzel kişilere ait ad soyad/unvan, TCKN/YKN/VKN bilgileri ile işyeri adres bilgilerini,

Hizmet verilenler adına gerçekleştirilen taşınır, taşınmaz, mal ve hizmet satış/kiralama işlemlerine ilişkin her bir tahsilat veya satış işlemi tutarı ve tarihi ile tahsil edilen tutarların aracılık hizmeti verilenlere ödenmesine ilişkin banka hesap bilgilerini,

Başkanlık tarafından belirlenecek diğer bilgileri,

elektronik ortamda Gelir İdaresi Başkanlığı sistemlerine bildirmek zorunda.

Ayrıca ilan verenler, aracı hizmet sağlayıcıları, sosyal ağ sağlayıcıları ile yer sağlayıcıların bu kapsamda bildirmek zorunda oldukları bilgileri bunlara temin etmek zorunda olduğu gibi, bu bilgilerin doğruluğundan da sorumludurlar.

BİLDİRİM KAPSAMINA HANGİ İLANLAR GİRİYOR?

Bu tebliğ kapsamında bildirilmesi zorunlu olan bilgiler takip eden ayın son günü saat 23.59’a kadar Gelir İdaresi Başkanlığı’na aylık bildirilmek zorundadır. Buna göre ilk bildirim ilk kez 2022 Haziran ayında verilen ilanlara ilişkin olarak takip eden ayın son günü olan 31.07.2022 tarihine kadar verilecektir. (Bu tarih hafta sonuna isabet ettiği için son bildirim tarihi 01.08.2022’dir.)

Sürekli bilgi verme yükümlülüğü getirilenlerin, bu tebliğin yayımlandığı tarih itibarıyla yayında olan ilanlar ile bu tebliğin yayımlandığı tarihten 31.05.2022 tarihine kadar (bu tarih dâhil) ilk kez verilen ilanlara (bunlardan bu tebliğin yayımlandığı tarihten 31.05.2022 tarihine kadar yayından kaldırılanlar ile 2022 Haziran ayında yayını devam eden veya yayından kaldırılanlar dâhil) ilişkin bildirimi 31.08.2022 tarihine kadar yapmaları gerekiyor.

TAPU HARCI ORANLARI İNDİRİLMELİDİR

Hazine ve Maliye Bakanı’nın suni olarak fiyatların yükseltildiği, enflasyona neden olunduğu ve bu duruma müdahale edecekleri beyanının ardından yayımlanan tebliğde, tebliğin amacı; “Vergiye uyum düzeyinin ve kayıt dışı ekonomi ile mücadelede etkinliğin artırılması amacıyla vergiye tabi olay ve bu olay ve işlemlerin kavranabilmesi amaç olarak ortaya konulmuştur” şeklinde açıklanmış ve enflasyonla mücadeleden hiç bahsedilmemiştir. Zaten maliyenin görevi enflasyonla mücadele değil, vergilendirilmeyen gelirlerin vergilendirilmesini sağlamaktır.

Ülkemizde son yıllarda gayrimenkul ve taşıt satış/kiralamalarındaki hareketlilik ve satış ilanlarının internet ortamında yayımlanması, yayımlanan bu ilanlardaki satış ve kiralama fiyatlarından hareketle ilanları verenlerin bu satış ve kiralamalardan elde ettikleri gelirlerin mali idare tarafından takip edilmesinden daha doğal bir şey olamaz. Bu konuda geç kalındığını da söyleyebiliriz.

Türkiye’de gayrimenkullerin satış bedeli, satış bedelinin “vergi değeri” üzerinden yapılması ayrıca alıcı ve satıcıdan ayrı ayrı %2 tapu harcı tahsil ediliyor olması nedeniyle işleme konu bedellerin düşük gösterilmesine neden olmaktadır. Tapu harcının alıcı ve satıcıdan toplamda %4 yerine %0.5 ve %0.5 olarak uygulanması rakamların gerçeğe yakın değerlere ulaşmasını sağlayabilir. Maliye, yüksek tapu harcı hedefi ile hareket etmekle birlikte gelir ve kurumlar vergisi olarak alabileceği daha büyük bir vergi tutarından vazgeçmektedir.

İnternet ortamında 5 yıldan fazla sürede elinde tuttuğu bir gayrimenkulü satan kişiye değer artış kazancı olarak vergi doğmayacağı için, tapu harcı dışında sıkıştıracağınız bir konu olmayacaktır. Son 5 yılda Yİ-ÜFE (maliyet endekslemesi için) tutarı çok yüksek olduğu için, gayrimenkulü 5 yıl dolmadan elden çıkaranlar içinde çok fazla vergi çıkmamaktadır. Maliye, ipotekli konut satışlarında bankaca kullandırılan krediden hareketle çok kolay tarhiyat yapabiliyordu. Son yıllarda ipotekli konut satışının dip yapması nedeniyle buradaki performans ve ilave vergi geliri de çok azaldı.

İlanlarda yer alan satış bedeli ile tapuda gösterilen rakamlar arasında uyumsuzluk olması halinde işlemin tarafları “izaha davet” edilecek, izah kabul edilmez ise inceleme ya da takdire sevk edileceklerdir. Bu tebliğ düzenlemesi uygulamada birçok ihtilaf yaşanmasına ve satıcıların yeni platformlara yelken açmalarına neden olacaktır.

(Kaynak: Nedim Türkmen / Sözcü Gazetesi | 02.06.2022)

Kaynak: http://www.muhasebetr.com/ulusalbasin/haber_oku.php?haber_id=32253

Gözler Borç Yapılandırmasında!

Milyonlarca kişi haziran ayını bekliyor. Yeni borç yapılandırması yapılacak mı diye soruyor. Büyük ölçekli işletmelerin taksitlerini ödedi ancak borçların taksitlerini ödeyemeyen esnafa haciz tebligatları da gelmeye başladı.Yapılandırma bekleyen esnaf ve orta ölçekli işletmelerin yanında inşaat sektörünün de gözü kulağı yapılandırmada.

Yüksek enflasyon, tırmanışa geçen döviz, el yakan fiyatlarla mücadele eden vatandaş ve işveren dört gözle yeni bir yapılandırmanın açıklanmasını bekliyor. Pandeminin etkisinden kurtulduk derken savaş ve ekonomik kriz çalışanından işverenine, vatandaşından kamu kurumlarına kadar her kesimin belini büktü.
Borçlu kesimin artık tek umudu çıkması beklenilen yapılandırma kanunu.

GÖZLER HAZİRAN AYINDA!
En son 7326 sayılı Kanunla yapılandırma hakkı getirilmiş, başvurular 30 Eylül 2021’e kadar devam etmişti. 30 Nisan 2022 tarihine kadar ödenmemiş alacaklardan feragat yolu ile etkin pişmanlıktan faydalanma hakkı süresi de geçen ay tamamlandı ve 7326 sayılı kanunun bir bağlayıcılığı kalmadı.
Ekonomi kurmaylarının hedefi ise 2022 Haziran ayı, yaz döneminde piyasayı hareketlendirme amacıyla büyük bir af paketi çıkarılması gündemde. Turizm, ihracat ve dış ülkelerle yapılan ticari anlaşmaların da getirisiyle pahalılığın hafifletilmesi, enflasyonun aşağı çekilmesi ve alacakların ödenmesinin önünün açılacağı planlanıyor.

İŞVERENLER YAPILANDIRMALARI ÖDEYEMEDİ!

7326 Sayılı Kanunla getirilen yapılandırmanın ödenmeyen büyük bölümü orta ve küçük ölçekli işletmelerden yani esnaflardan oluşuyor. Büyük ölçekli işletmelerin taksitlerini ödediği ve yeni bir yapılandırma beklentilerinin olmadığı görülüyor.Diğer taraftan yapılandırdığı borçların taksitlerini ödeyemeyen esnafa haciz tebligatları da gelmeye başladı.Yapılandırma bekleyen esnaf ve orta ölçekli işletmelerin yanında inşaat sektörünün de gözü kulağı yapılandırmada. İlgili firmalar borçlarından dolayı yapı kullanım belgesi temin edememekte ve buna bağlı dairelerini emsal fiyattan satamıyorlar.

ESNAF GÖRÜŞÜ!

İstanbul’da faaliyet gösteren çeşitli iş kollarında faaliyet gösteren esnaflarımızla dertleştik, beklentinin yanında da dertlerini dinledik ve paylaşmaya karar verdik.
Pastane: Elektrik faturamız 10 bin liranın üzerine çıktı, kredi ile çeviriyoruz. Yapılandırmayı bekliyoruz ancak hem cari ayı hem de taksiti yine ödeyemeyeceğiz.
Eczane: İşçi maliyetleri, elektrik su ve ısıtma giderleri belimizi büktü. Kazancımız yarı yarıya düşerken masraflarımız daha da arttı.
Terzi: Bağkur borcum birikti, emekli olmak için 47 bin lira ödemem gerekiyormuş. Günde 10 paça yaparak evi zor geçindiriyorum, o bakiyeyi ödemem için 10 takım elbise dikmem lazım günde.

Restoran: İşlerimiz bizim pandemiye göre düzeldi diyebiliriz. Borcumuz yok ancak ne yazık ki kayıtdışı istihdamımız var, kayıtdışı olmasa prim ödeyemeyiz borcumuz olur.Milyarca lira devlet borcu, devletle barışmayı bekleyen milyonlarca vatandaş.Seçim öncesi bir yapılandırma affı daha gelir mi beklemedeyiz…

(Kaynak: Mert Nayır / Gazete Vatan | 03.06.2022)

Kaynak: http://www.muhasebetr.com/ulusalbasin/haber_oku.php?haber_id=32254

Yurt Dışında Bulunulan Süreler Zarfındaki GSS Borçları Nasıl Silinebilir?

2016- 2020 yılları arasında yüksek öğrenimimi yurt dışında yaptım. Yurt dışında bulunduğum sürelerde GSS li olmuşum. Bu borçları ödemem gerekiyor mu, ne yapabilirim? Mesut Y.

Herhangi bir sosyal güvencesi olmayan vatandaşların genel sağlık sigortası kapsamına alınabilmesi için ikametlerinin Türkiye’de bulunması ve başka bir ülkede sağlık yardımlarından da yararlanmamaları gerekiyor. Haliyle yurt dışında ikamet eden vatandaşlar veya yurt dışında okuyan öğrenciler ya da başka ülkede sağlık yardımlarından yararlanma hakkı olan kişiler genel sağlık sigortası kapsamına dâhil edilmemektedir.

Yurt dışında ikamet edenler resmi ikametini yurt dışına aldırmaları halinde, yurt dışında bulundukları süreler zarfında GSS kapsamına alınmamaktadır. Buna karşın yurt dışına ikamet etmeye başlamalarına rağmen resmi ikametlerini yurt dışına taşımayan kişiler zorunlu GSS kapsamına dahil edilmektedir.

Bu durumdaki vatandaşların 1/1/2012 ila 18/4/2014 tarihleri arasında yurt dışında bulunduklarını öğrenim belgesi, çalışma belgesi, konsolosluktan alınacak belge veya pasaportları ile kanıtlamaları ya da SGK personelinin sistem üzerinden yapacakları sorgulamalarda yurt dışına gidiş-dönüş tarihlerinin tespit edilmesi durumunda, yurt dışında bulundukları süreler zarfındaki sigortalılıkları sona erdirileceğinden, GSS borçları da silinecektir.

18/4/2014 sonrasında başka bir ülkede sağlık sigortasından yararlanma hakkı bulunmayan vatandaşların ise;

– Nüfus müdürlüklerinden veya ülkemizin yurt dışı temsilciliklerinden alacakları onaylı Adres Beyan Formunda/Adres Bilgileri Raporunda yer alan veya Adres Kayıt Sistemi (AKS) üzerinden tespit edilen beyan tarihi esas alınarak,

– Adres Beyan Formunda/Adres Bilgileri Raporunda ya da AKS üzerinden tespit edilen beyan tarihiyle birlikte, çalışma belgesinden veya konsolosluktan alınacak yurt dışında ikamet ettiği süreyi gösteren belgeden ya da SGK personelinin sistem üzerinden yapacakları sorgulamalarda yurt dışına gidiş dönüş tarihlerinden tespit edilmesi halinde taşınma tarihi esas alınarak

bir önceki gün itibariyle GSS tescilleri sonlandırılmaktadır. Dolayısıyla yurt dışında ikamet etmeye başladığı tarihi Adres Kayıt Sistemine taşınma tarihinden sonra beyan eden vatandaşların, çalışma belgeleriyle veya konsolosluktan alacakları yurt dışında ikamet ettiği süreyi gösteren belgeyle birlikte SGK Müdürlüklerine müracaat etmeleri yerinde olacaktır.

Yurt dışında okuyan öğrenciler ise AKS’de yer alan resmi ikametlerini yurt dışına taşımamış olsalar bile SGK Müdürlüklerine öğrenim sürelerini gösteren öğrenci belgeleri ile birlikte başvurmaları halinde öğrencilik başlangıç tarihi itibariyle GSS tescilleri iptal edilerek, prim borçları silinmektedir.

İŞ SÖZLEŞMESİNİN DEVRİNDE SGK MATRAHI DA DEVREDER Mİ?

Bazı çalışanlarımızın iş sözleşmesini çalışanların da onayını alarak şirketler topluluğumuz altındaki farklı bir işletmeye devredeceğiz. Çalışanlara devir öncesi ödenen ikramiyeler tavanı aştığından, aşan kısmın SGK bildirimlerinin devir alan firma tarafından yapılması gerekir mi? Ferhat K.

5510 sayılı Kanunun 80/d bendinde, ücretlerin hak edildikleri aya mal edilmek suretiyle prime tabi tutulacağı, diğer ödemelerin ise öncelikle ödendiği ayın kazancına dahil edileceği, ücret dışındaki bu ödemelerin yapıldığı ayda üst sınırın aşılması nedeniyle prime tabi tutulamayan kısmının, ödemenin yapıldığı ayı takip eden aydan başlanarak iki ayı geçmemek üzere üst sınırın altında kalan sonraki ayların prime esas kazançlarına ilâve edileceği öngörülmüştür.

Kanunda yer alan bu yükümlülük iş akdinin devam ediyor olması halinde geçerlidir. Başka bir anlatımla iş akdinin sona ermesinden önce ücret dışı ödemeler nedeniyle ödemenin yapıldığı ayda üst sınır aşılmış ve takip aya devreden bir prim matrahı olsa bile, iş akdinin feshinden sonraki aylarda devreden prim matrahları için prime esas kazanç bildirimi yapılmayacaktır. Haliyle üst sınırın aşıldığı ayda iş akdi sona ermiş olan sigortalılar yönünden iş akdinin feshinden sonra devreden prim matrahından söz edilemeyecektir.

Bu durum, iş sözleşmesinin Borçlar Kanunu’nun 429. maddesine göre devri halinde de geçerlidir. İş sözleşmesinin devrinde sözleşmenin işveren tarafı değişmekte, haliyle işçinin devreden işveren ile arasındaki iş ilişkisi sona ermekte ve devralan işveren ile arasında yeni bir iş ilişkisi başlamaktadır.

Ayrıca işyerinin devrinden farklı olarak iş sözleşmesinin devrinde, devralan işveren, işçinin devir öncesi ve devir sonrası doğmuş ve doğacak tüm borçlarından sorumlu tutulsa bile, devir tarihinden önceki sürelere ilişkin devreden işverenin 5510 sayılı Kanunda öngörülen yükümlülüklerinden ve borçlarından dolayı sorumlu tutulması söz konusu değildir.

Bu çerçevede iş sözleşmesinin Borçlar Kanunu’nun 429. maddesine göre devri halinde, işçinin devir tarihinden önceki prime esas kazanç üst sınırını aşan ücret dışındaki ödemelerinin, iş sözleşmesini devralan işverenin prime tabi tutması yönünde bir yükümlülüğü bulunmamaktadır.

(Kaynak: Eyüp Sabri Demirci / Karar.com | 03.06.2022)

Kaynak: http://www.muhasebetr.com/ulusalbasin/haber_oku.php?haber_id=32255

Ar-Ge ve Tasarım Faaliyetlerinin Desteklenmesi

Hazine ve Maliye Bakanlığı (Gelir İdaresi Başkanlığı) tarafından, 5746 Sayılı Araştırma, Geliştirme ve Tasarım Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun Genel Tebliği 27.05.2022 Resmi Gazete’de yayımlandı.

Ar-Ge veya tasarım merkezi ile bölge dışında geçirilen sürelerde gelir vergisi stopaj teşviki uygulaması açıklanmıştır. Gelir vergisi stopajı teşviki kapsamında Ar-Ge veya tasarım merkezlerinde çalışan personelin toplam sayısının veya teşvike konu edilen toplam çalışma sürelerinin yüzde yirmisini aşmamak kaydıyla bu fıkrada belirtilen durumlar haricinde bu merkezler dışında geçirilen süreler de gelir vergisi stopajı teşviki kapsamında değerlendirilir. Cumhurbaşkanı, yüzde yirmi olarak belirlenen bu oranı belirleyeceği bölgesel ve/veya sektörel alanlarda yüzde yetmiş beşe kadar artırmaya veya tekrar kanuni oranına kadar indirmeye yetkilidir.

Gelir vergisi stopajı teşviki kapsamında, 31.12.2022 tarihine kadar Ar-Ge ve tasarım merkezleri ile teknoloji geliştirme bölgelerinde çalışan personelin toplam sayısının veya teşvike konu edilen toplam çalışma sürelerinin Cumhurbaşkanlığı kararı ile %50’sini aşmamak kaydıyla bu merkezler veya bölgeler dışında geçirilen süreler de gelir vergisi stopajı teşviki kapsamında değerlendirilecektir.

Ar-Ge, tasarım veya destek personelinin, çalışma süresinin yarısını merkez veya bölge içinde, yarısını merkez veya bölge dışında çalışarak geçirmiş olması durumunda, bu personele ödenen ücretin tamamı teşvik kapsamında değerlendirilecektir.

Ar-Ge, tasarım veya destek personelinin, çalışma süresinin tamamını merkez veya bölge içinde çalışarak geçirmiş olması durumunda, bu personele ödenen ücretin tamamı teşvik kapsamında değerlendirilecektir. Bu personelin merkez veya bölge içi çalışması nedeniyle, çalışma süresinin tamamını merkez veya bölge dışında geçirmiş olan diğer bir Ar-Ge, tasarım veya destek personeline ödenen ücretin tamamı da teşvike konu edilebilecektir.

Yüzde elli oran uygulaması, merkez veya bölge içinde çalışılan süreye isabet eden süre kadar merkez veya bölge dışında gerçekleştirilen çalışma sürelerini de teşvik kapsamına almaktadır.

Tam zamanlı olarak merkezde çalışan bir personelin, hak kazanılmış hafta tatili veya hafta sonları çalışılmayan işletmelerde hafta sonları ile 2429 sayılı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanun’da belirtilen tatil günlerinde çalışmaması ve yıllık ücretli iznini kullanması durumunda da bu personelin bu süreler dahil çalışma süresinin tamamını merkezde geçirdiği kabul edilecektir.

5746 sayılı Kanun’un 3. maddesinin 2. fıkrası ve 4691 sayılı Kanun’un geçici 2. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında;

– Ar-Ge veya tasarım merkezleri ile bölge alanı dışında gerçekleştirilmesi uygun bulunan zorunlu faaliyetlere ilişkin süreler,

– Ar-Ge ve tasarım personelinden Ar-Ge veya tasarım personelinin yüksek lisans yapanlar için bir buçuk yılı, doktora yapanlar için iki yılı geçmemek üzere merkez veya bölge dışında geçirdiği süreler (aylık ders saati kadar),

– Ar-Ge ve yenilik alanında haftalık 8 saati aşmamak kaydıyla ders verilmesi ve mentorluk yapılması suretiyle merkez dışında geçirilen süreler,

Teşvik kapsamında olmakla birlikte, merkez ve bölge dışında çalışılan %50’lik sürenin hesabında bu süreler merkezde veya bölgede geçirilen süre olarak kabul edilmeyecektir.

Teşvik aylık bazda uygulandığından merkez veya bölge içinde ve dışında geçirilen sürelerin hesabında haftalık 45 saati geçmeyecek şekilde aylık çalışma süreleri dikkate alınacaktır. Aylar itibarıyla teşvik kapsamındaki ücret tutarları ve ücretleri teşvike konu edilen personel değişebilir. Merkezde veya bölgede çalışan personelin Ar-Ge, tasarım veya destek personeli olması, merkez veya bölge içinde veya dışında çalışılan sürenin veya merkezde veya bölgede çalışan personel sayısının hesabını etkilemeyecektir.

Ar-Ge, tasarım ve destek personelinin her birinin çalışma süresinin yarısını merkezde veya bölgede geçirmesi veya toplam personelin yarısının çalışma süresinin tamamını merkezde veya bölgede geçirmesi durumlarında, tüm personele ödenen ücretler teşvik kapsamında değerlendirilecektir.

Teşvikten fazladan faydalanıldığı durumlarda, fazladan faydalanılan teşvik tutarları işverenden vergi ziyaı cezası ve gecikme faiziyle birlikte tahsil edilir.

(Kaynak: Resul Kurt / Dünya Gazetesi | 03.06.2022)

Kaynak: http://www.muhasebetr.com/ulusalbasin/haber_oku.php?haber_id=32256

1 Puanlık Kurumlar Vergisi Oran İndirimi- Ortak Gider Dağıtımı

22 Ocak 2022 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 7351 sayılı Kanun’la, Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 32. maddesinde yapılan düzenlemeyle; kurumların ihracattan ve üretim faaliyetinden elde ettikleri kazançlarına uygulanacak kurumlar vergisi oranının 1 puan indirimli uygulanması öngörüldü.

İlk uygulaması mayıs ayında verilen geçici vergi beyan döneminde yapıldı. Tahmin edildiği gibi zor bir uygulama oldu. Zorluğu esas olarak üretimden veya ihracattan kaynaklanan kazancın tespitinden kaynaklanıyor. Sadece üretim yapıp satan veya sadece ihracat yapan şirketler belki biraz rahat ama genel olarak şirketlerin büyük bölümü için zor bir uygulama.

Uygulamayı zorlaştıran konulardan biri olan, faiz ve kur farkları gibi üretim ve ihracatla ilgisi doğrudan olmayan pasif gelir unsurlarının durumunu daha önce yazmıştım. Bugün bir başka konuya, ortak giderlerin istisna kazancın tespitinde nasıl dikkate alınacağına ilişkin konuya değineceğim.

Gelir İdaresi’nin yorumu

Konuyla ilgili açıklamaların yapıldığı 14 Mayıs 2022 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Genel Tebliğ’de “Genel giderlerin dağılımı” başlığı altında yapılan açıklamada özetle;

  • İndirimli oran uygulanacak kazanca ilişkin hasılat, gider ve maliyet unsurlarının ayrı ayrı izlenmesi, diğer faaliyetlerle ilişkilendirilmemesi ve kayıtların bu ayrımı sağlayacak şekilde tutulması,
  • Bunun mümkün olmadığı durumda müşterek genel giderlerin uygun bir dağıtım anahtarıyla dağıtılması,

gerektiği açıklandı.

 

Tebliğe göre, indirim kapsamındaki faaliyetlerle diğer faaliyetlerde ortak kullanılan varlıkların amortismanları ise bu varlıkların her bir işte kullanıldıkları gün sayısına göre dağıtılacak, her bir işte kullanım süresi belli değilse amortisman tutarı müşterek genel giderlerle birlikte dağıtılacak.

Görüldüğü gibi Tebliğde, istisna kazancın tespitinde ortak giderlerden istisna kazanca isabet eden kısmın istisna tutarının hesaplanmasında dikkate alınacağı, ortak giderlerin uygun bir dağıtım anahtarı kullanılarak dağıtılacağı belirtilmiş ancak uygun dağıtım anahtarının ne olduğu konusunda bir açıklamaya yer verilmemiş.

Benzer uygulamalar

Belirli faaliyetlerden oluşan kazancın ayrıca tespitini gerektiren yaygın uygulamalar öteden beri var. Bu çerçevede örneğin;

– Serbest bölgelerde üretim faaliyetinde bulunan mükelleflerin bu bölgelerde imal ettikleri ürünlerin satışından elde ettikleri kazançları,

– Teknoloji Geliştirme Bölgeleri’nde faaliyet gösteren mükelleflerinin, bölgedeki yazılım, tasarım ve Ar-Ge faaliyetlerinden elde ettikleri kazançları

– Türk Uluslararası Gemi Sicili’ne kayıtlı gemilerin ve yatların işletmesinden elde edilen kazançlar,

kurumlar vergisinden müstesna. Bu istisnaların tamamında da ortak giderlerin dağıtımı konusu var.

Benzer uygulamalarda ortak giderlerin dağıtımı

Yukarıda, kazancı kurumlar vergisinden müstesna üç örnek faaliyet saydım. Bu faaliyetlere ilişkin kazancın tespitinde ortak giderlerin nasıl dağıtılacağı konularında Gelir İdaresi nasıl yorum yapmış kısaca özetleyeyim. 1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliği’nde yapılan açıklamalara göre ortak gider dağıtımının şu şekilde yapılması gerekiyor:

  1. a) Serbest bölge kazancının tespitinde ortak gider dağıtımı: Merkezi veya şubesi serbest bölgelerde bulunanlar, hem serbest bölgedeki faaliyetleri hem de serbest bölge dışındaki faaliyetlerine ilişkin müşterek genel giderleri, merkezde ve şubede oluşan maliyetlerin toplam maliyetler içindeki oranı dikkate alınarak dağıtacaklar. Maliyetlerin hesabında, merkezde ve şubede oluşan satılan malın maliyeti ile faaliyet giderlerinin toplamı dikkate alınacak.
  2. b) Teknoloji Geliştirme Bölgesinde elde edilen kazançlar için ortak gider dağıtımı: İstisna kapsamına giren faaliyetler ile bu kapsama girmeyen işlerin birlikte yapılması halinde müşterek genel giderler, bu faaliyetler ile ilgili olarak cari yılda oluşan maliyetlerin birbirine oranı esas alınarak dağıtılacak.
  3. c) Türk Uluslararası Gemi Siciline kayıtlı gemilerin ve yatların işletmesinden elde edilen kazançlar için ortak gider dağıtımı: TUGS’a kayıtlı gemilerin işletilmesi faaliyetinin yanı sıra başka faaliyetlerin de bulunması halinde, varsa müşterek genel giderlerin bu faaliyetlerden elde edilen hasılata orantılı olarak dağıtılması suretiyle kazanç tespiti yapılacak.

Tebliğde yapılan açıklamalardan görüldüğü gibi, ortak gider dağıtımında İdarenin tek, açık ve anlaşılabilir bir dağıtım anahtarı önerisi yok. Bazı faaliyetlerden elde edilen istisna kazancın tespitinde maliyet bazlı dağıtım anahtarı önerilmişken, bazı faaliyetlerde hasılat tutarı bazlı dağıtım önerilmiş. Yeni uygulamaya başlanan bir puanlık kurumlar vergisi indiriminde ise bu orana tabi kazancın belirlenmesinde ortak giderlerin dağıtımında bir dağıtım anahtarı önerilmemiş, uygun bir dağıtım anahtarı kullanılması gerektiği açıklamasıyla yetinilmiş.

Tebliğde istisna veya indirimli oran uygulanacak kazancın tespitinde dikkate alınan varlıklara ilişkin amortisman tutarının tespitinde önerilen dağıtım anahtarı, diğer ortak giderlerdeki gibi farklı değil. Varlığın her bir işte kullanım süresine bağlı olarak amortisman tutarının dağıtılması gerekiyor. Bu yapılamıyorsa da diğer ortak giderlerle birlikte dağıtım yapılması gerekiyor.

Doğru dağıtım anahtarı ne olabilir?

En sonda söylenmesi gereken şeyi söyleyerek başlayayım; Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinde 1 puanlık kurumlar vergisi oran indirimine ilişkin olarak yapılan açıklamayı teorik olarak doğru buluyorum. Ortak gider dağıtımı, dağıtıma konu gidere en uygun dağıtım anahtarıyla yapılmalı. Bütün işletmelere, işletmelerin bütün giderlerine uygun tek bir dağıtım anahtarı önerilmesi bence uygun değil.  Bu çerçevede, Tebliğde yer alan bazı istisna kazançlar (serbest bölge kazançları ve Teknopark kazançları) için maliyet bazlı, bazı istisna kazançlar (TUGS’a kayıtlı gemilerin işletilmesinden elde edilen kazançlar) için hasılat bazlı dağıtım anahtarı önerisini çelişik ve tekrar söylüyorum teorik olarak yanlış buluyorum.

Gelelim doğru dağıtım anahtarının ne olması gerektiğine ilişkin kişisel düşünceme.

Öncelikle dağıtıma konu giderler, hangi faaliyetle ilgili olduğu bilinemeyen giderlerle sınırlı. Bir giderin hangi faaliyetle ilgili olduğu belliyse, bu giderin dağıtımına gerek yok, doğrudan ilgili olduğu faaliyetin kazancının tespitinde dikkate alınmalı.

İkinci konu, bütün ortak giderlerin tek bir dağıtım anahtarıyla dağıtılması şart değil. Hatta bazı işletmelerde yanlış olabilir. Mümkünse, her bir gider türü için farklı, uygun bir dağıtım anahtarı belirlenmeli. Bu çerçevede örneğin, çalışanların zamanlarının faaliyet konuları itibariyle izlendiği bir şirkette, her bir çalışanın, zaman ayırdığı her bir işe harcadığı zaman ölçüsünde ücretin dağıtımı en iyi dağıtım yöntemi. Başka bir örnek, tedarik işiyle uğraşan bir çalışanın ücreti ve benzer tedarik giderleri maliyet bazlı, pazarlama bölümünde çalışan bir kişinin ücreti ve diğer satış ve pazarlama giderleri hasılat bazlı dağıtılabilir. Örnekleri çoğaltmak mümkün.

İdarenin önerileri yeterli ve doğru mu?

Yukarıda ifade ettim. Her işletme ve bütün gider grupları için tek bir dağıtım anahtarı önermek doğru olmayabilir. Ancak bir de işin pratik yönü var.

Kanunlara uyum sağlama çabasında olan ancak somut konuda uygun dağıtım anahtarı konusunda tereddüt yaşayan işletmelere de idare uygun dağıtım anahtarının ne olabileceği konusunda yardımcı olmalı. İdarenin uygun dağıtım anahtarı önermesi, işletmeleri gereksiz risklerden koruyabilir. Dolayısıyla Tebliğde yukarıda üç örneğini yazdığım konularda dağıtım anahtarı önerisi yapılmış olması yanlış değil. Ancak dağıtım anahtarı önerisinin yapılış şekli tartışma götürür. Tebliğde, kullanılacak dağıtım anahtarının söylenmesi yerine;

– Öncelikle uygun dağıtım anahtarının kullanılması gerektiği ilke olarak söylenebilir,

– Uygun dağıtım anahtarının nasıl tespit edileceği konusunda yol gösterilebilir,

– Uygun dağıtım anahtarı bulmakta zorlanan işletmelere de kullanabilecekleri bir dağıtım anahtarı önerilebilirdi.

Böylece bir taraftan gerçeğe en yakın ortak gider dağıtımı yapabilen işletmelerin doğru dağıtım anahtarı kullanmasında sorun olmadığı söylenmiş olur, bir taraftan da diğer işletmelere bir yol gösterilmiş olurdu.

Bu çerçevede 1 puanlık kurumlar vergisi indirimine tabi faaliyet kazançlarının tespitinde ortak gider dağıtımıyla ilgili açıklama doğru ama yeterli değil gibi gözüküyor. Belki ileride konu bütün benzer uygulamalar için gözden geçirilir ve birbiriyle çelişmeyen, daha tutarlı ve mükellef ihtiyacını karşılayacak bir açıklama haline getirilir.

(Kaynak: Recep Bıyık / Dünya Gazetesi | 03.06.2022)

Kaynak: http://www.muhasebetr.com/ulusalbasin/haber_oku.php?haber_id=32257

Emekli Maaşına Haciz Konulabilir Mi?

Emeklilerin toplumun en değerli bireyi olarak sosyal açıdan da korunması gereken gruplarından olması nedeniyle emekli maaşı için de özel düzenlemeler yapılmıştır

Emekli aylığının haczedilemeyeceğine ilişkin hüküm 5510 sayılı Kanun’un 93’üncü maddesinde düzenlenmiştir.

Buna göre, 5510 sayılı Kanun gereğince sigortalılar ve hak sahiplerinin gelir, aylık ve ödenekleri, sağlık hizmeti sunucularının genel sağlık sigortası hükümlerinin uygulanması sonucu kurum nezdinde doğan alacakları, devir ve temlik edilemez.

SGK’nın ilgili emekli kişiden prim, SGDP gibi bir kurum alacağı var ise bu durumda emekli maaşı haczedilebilir.

SGK’ya borcu olan ve emekli aylığı alanların maaşlarının dörtte biri haczedilebilmektedir.

Böylesi bir durumda haczedilecek maaş miktarı da emekli maaşının % 25’inden fazla olamaz.

Yine SSK emeklisi kişinin emekli maaşı nafaka borçları dışında haczedilemez.

Buna göre haczi yasaklanan gelir, aylık ve ödeneklerin haczedilmesine ilişkin talepler, borçlunun muvafakatinin bulunmaması halinde, icra müdürü tarafından reddedilir. Kanun hükmüne göre emeklinin maaşına, üçüncü kişilere olan borcu nedeniyle haciz konulabilmesi için borçlu emeklinin izninin rızasının olması gerekmektedir. Alacağın takibini yapan icra daireleri, emeklinin maaşına haciz konulması için yazılı rızası yok ise haciz taleplerini reddetmektedir.

Memur emeklilerinde durum biraz daha farklıdır. Memur emeklileri 5434 sayılı Kanun’a tabi olduklarından mevzuatlarında emekli maaşlarının haciz edilemeyeceğine dair bir hüküm bulunmadığından, memur emeklilerin maaşlarına haciz konulabilmektedir.

Dolayısıyla devlet memuru emekliliği dışındaki emeklilerden yani SSK, Bağ-Kur, Banka ve Borsa sandıklarından emekli olanların maaşına rızası olmazsa haciz konulamaz iken devlet memuru emeklisi olanların rızası olmasa dahi icra müdürlükleri tarafından alınmış bir haciz kararı var ise maaşlarına haciz konulabilmektedir.

Hangi Anneler Erken Emekli Oluyor?

Yaşlılık aylığı talebinde bulunan kadın sigortalılardan, başka birinin sürekli bakımına muhtaç ağır engelli çocuğu bulunanların, 1.10.2008 tarihinden sonra geçen prim ödeme gün sayılarının dörtte biri, prim ödeme gün sayıları toplamına eklenir. Bu süreler emeklilik yaşından da indirilir.

Söz konusu indirimler kadın sigortalının bu durumunu belgelendirmesi koşuluna bağlıdır. Bu durum sağlık kurulu raporu ile belgelenir.

Çocuğun ölümü veya bakıma muhtaçlığının kalkması halinde, Kanunun yürürlük tarihinden ölüm tarihine veya bakıma muhtaçlığın kalktığına karar verilen sağlık kurulu rapor tarihine kadar geçen hizmetlerin dörtte biri prim ödeme gün sayısına eklenir ve emeklilik yaşından da indirilir.

(Kaynak: Resul Kurt / Star Gazetesi | 03.06.2022)

Kaynak: http://www.muhasebetr.com/ulusalbasin/haber_oku.php?haber_id=32258

Yıllara Sari İnşaatlarda İşin Bitimi Ne Zaman Kabul Edilir?

Cevap: İnşaat ve onarma işlerinde geçici ve kesin kabul usulüne tabi olan hallerde geçici kabulün yapıldığını gösteren tutanağın idarece onaylandığı tarih; diğer hallerde işin fiilen tamamlandığı veya fiilen bırakıldığı tarih bitim tarihi olarak kabul edilir.

Bitim tarihinden sonra bu işlerle ilgili olarak yapılan giderler ve her ne nam ile olursa olsun elde edilen hasılat, bu giderlerin yapıldığı veya hasılatın elde edildiği yılın kâr veya zararının tespitinde dikkate alınır.

Dr. Koray ATEŞ
korayates@muhasebetr.com

(03.06.2022)

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

Verilen Avansın Geri Alınamaması Halinde Şüpheli Ticari Alacak Karşılığı Ayrılarak Gider Yazılabilir Mi?

I- GİRİŞ

Ticari hayat içerisinde bazı işletmelerin politikaları gereği, siparişe başlamadan önce avans adı altında bir miktar ödeme talebi çok sık kullanılan bir ödeme şeklidir. Yapılan bu ödemeler mal teslimi veya hizmet ifası gerçekleştiğinde mal veya hizmet bedeline karşılık yapılacak ödemelerden mahsup edilmektedir.

İşletme/şirketler açısından bu avans ödemesine istinaden bir bakıma emtia veya hizmetin zamanında teslim edilmesi anlamına gelmektedir. Ancak pandemi süreci, ekonomik kriz, kur yükselmesi vb nedenlerden dolayı avansı olan firmaların ekonomik sıkıntı içerisine girmeleri nedeniyle teslimatı yerine getiremediği gibi avansı iade edemedikleri görülmektedir.

Bir mal satışı veya hizmet ifasından tahakkuk edip sonuç hesaplarına intikal ettirilmeyen avanslar için şüpheli alacak olduğu gerekçesiyle karşılık ayrılıp ayrılamayacağı konusu uygulamada tartışılmaktadır. Bu çalışmamızda, verilen avansların şüpheli alacak karşılığı ayırmak suretiyle gider yazılması karşısındaki durumu şüpheli alacak karşılığı ayırmanın koşulları dikkate alınarak makalemizin konusunu oluşturmaktadır.

II- VERİLEN BU AVANSLAR İÇİN ŞÜPHELİ TİCARİ ALACAK AYRILABİLİR Mİ?

Vergi Mevzuatımıza bakıldığında, bir alacağın şüpheli hale gelmesi durumunda karşılık ayrılması için gerekli şartlar Vergi Usul Kanunun 323.maddesinde belirtilmiş olup; bir alacağın şüpheli alacak sayılabilmesi ve karşılık ayrılması yoluyla gider yazılabilmesi için gerekli koşullar sıralanmaktadır.

Ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmak şartıyla; Dava veya icra safhasında bulunan alacaklar, yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen borçlu tarafından ödenmemiş bulunan alacaklar için şüpheli alacak ayrılacağı belirtilmiştir.

Şüpheli ticari alacak karşılığı ayırabilmek için gerekli olan diğer şartlar şunlardır.

-Bilanço usulüne göre defter tutulmalıdır,

-Alacağın teminatsız olması gerekmektedir (Alacak kısmen teminatlı ise ancak teminatsız kısım için karşılık ayrılabilecektir )

Bu şartları taşıyan alacaklar için şüpheli ticari alacak ayrılıp, gider yazılabilecektir. Fakat avanslar için bir atıf yapılmamıştır.

Uygulamada verilen avansların şüpheli ticari alacak ayrılıp ayrılmayacağı konusunda iki farklı görüş söz konusudur.

Birinci görüş, avansların daha önce gelir ve hasılat yazılmadığı gerekçesiyle şüpheli alacak karşılığı ayrılamayacağı yönündedir.

İkinci görüş ise, verilen ve tahsil edilemeyen avansların, ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve devam ettirilmesi ile ilgili ticari alacaklar olması ve VUK‟nun 323 üncü maddesi ve kanun gerekçesinde karşılık ayrılmasını engelleyici bir hüküm bulunmaması dolayısıyla avans alacakları için de şüpheli alacak karşılığı ayrılabileceği yönündedir.

III-İDARENİN AVANSLAR İÇİN ŞÜPHELİ TİCARİ ALACAK AYRILIP AYRILMAYACAĞI KONUSUNDA ÖZELGE ve YARGI KARARLARI

Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığının 22/04/2015 Tarih ve 64597866 -105 [323-2015] -11212 sayılı özelgesinde “……ileride yapılacak mal ve hizmet alımları için sipariş avansı niteliğindeki ödemelerin ticari faaliyetin devamı için yapılması ve bu tür ödemelerin Kanunun 323.maddesinde belirtilen şartları haiz olması halinde, bu ödemelerin tahsil edilemediği durumlarda karşılık ayrılması mümkün bulunmaktadır. Bu açıklamalara göre, müşterilerinizle olan cari hesaplara yaptığınız avans mahiyetindeki ödemelerin ticari faaliyetinizin devamı için yapıldığı anlaşıldığından, ticari bir alacak niteliği kazanan bu tür ödemelerin için Vergi Usul Kanununun 323 üncü maddesinde belirtilen diğer şartların da sağlanması halinde bu alacaklar için icra takibine başladığınız veya dava açtığınız yıl karşılık ayırmanız mümkündür.” yönünde karar verilmiştir.

İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı Mükellef Hizmetleri Usul Grup Müdürlüğü’nün 26.07.2019 tarih ve 11395140-105[VUK-1-20431]-608121 sayılı özelgede ise, “…..teslimatı yapılmayan araç için şirketiniz tarafından ödenen ve iade edilmeyen sipariş avansının, ilgili olduğu dönemin kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınması mümkün bulunmamaktadır.” Verilen bu özelge de konu amortismana ait iktisadi kıymet alımı için yapılan avans ödemesine ilişkin olduğun dolayı, amortismana tabi iktisadi kıymet direkt gider yazılamaması nedeniyle idare olumsuz görüş vermiştir.

Danıştay 3. Dairesi 2010 yılında verdiği kararda (E: 2008/3413 K: 2010/3636) “sözleşme ve benzeri nitelikte yazılı belgeye göre ödenmeyen veya geriye dönmeyen avans için karşılık ayrılabileceğine hükmetmiştir. Danıştay 3. Dairesi aynı konuda 2015 yılında verdiği bir diğer kararda (E: 2011/4280 K: 2015/949) da benzer gerekçelerle geri alınamayan avanslar için şüpheli ticari alacak karşılığı ayrılabileceği yönünde karar vermiştir.

IV-SONUÇ

Teslimatı yerine getirilemeyeceğinin ve avansı geri alınamayacağının kesin olması durumunda yapılacak muhasebe işlemi, bu avansın gider hesaplarına aktarılarak kapatılmasıdır.

Vergi Usul Kanununun 323. maddesinde yer alan şartların sağlanması durumunda idare ve Danıştay kararları avansların geri alınamaması durumunda, karşılık ayrılabileceği noktasında aynı doğrultuda oldukları gözükmektedir.

Konu ile ilgili; 2013 yılında verilen bir özelgede (25.06.2013 tarih ve 62030549-125[6-2012/89]-917 sayılı özelge) olumsuz bir görüş verilmesinden dolayı bir cezai yaptırım ile karşılaşılmaması adına mükellefiniz adına özelge talep ederek görüş alınması yerinde olacaktır.

03.06.2022

Kaynak: www.MuhasebeTR.com