İzaha Davet Uygulaması

Vergiye gönüllü uyumun artırılması, vergiye uyum maliyetinin azaltılması ve kayıt dışı ekonomi ile etkin bir şekilde mücadele edilmesi amaçlarıyla, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 370 inci maddesinde “İzaha davet” uygulaması düzenlenmiştir. Bu uygulama vergi mükellefleri açısından değerlendirmek gerekirse de yazımızın devamında belirtildiği gibi çok sayıda vergisel anlamda avantajlar sağlamaktadır.

İzaha davet uygulaması

İzaha davet uygulaması; bilgi, belge, bulgu ve verilerden hareketle yapılan analizler neticesinde tespit edilen konular kapsamında, vergi ziyaına neden olma ihtimalleri bulunan mükellefler hakkında yetkili merciler tarafından yapılmış ön tespitlerle ilgili olarak aynı merciler tarafından mükelleflerden açıklama talep edilmesidir. İzaha davet uygulaması ile belirlenen konular kapsamında İdare tarafından yapılan tespitlere ilişkin olarak öncelikle mükelleflerden açıklama talep edilerek, mükelleflerin olayların gerçek mahiyetinin tespitinde katkıda bulunması, vergiye gönüllü uyumun artırılması ve İdare ile mükellefler arasındaki uyuşmazlıkların azaltılması sağlanacaktır.

Mükelleflere sağlayacağı faydalar

Bu uygulama ön tespit konusuyla ilgili olarak;

  • Yapılan değerlendirmeler sonucunda vergi ziyaına sebebiyet vermediği anlaşılan mükelleflerin konuyla ilgili vergi incelemesine veya takdire sevk edilmesini önlemekte,
  • Vergi ziyaına sebebiyet verildiği durumlarda ise belirli şartlar dahilinde indirimli ceza uygulanmak suretiyle mükellefleri daha ağır müeyyidelerden korumaktadır.

İzaha davet uygulamasında yapılan ön tespit

Bu uygulama ön tespit konusuyla ilgili olarak; Yapılan değerlendirmeler sonucunda vergi ziyaına sebebiyet vermediği anlaşılan mükelleflerin konuyla ilgili vergi incelemesine veya takdire sevk edilmesini önlemekte, vergi ziyaına sebebiyet verildiği durumlarda ise belirli şartlar dahilinde indirimli ceza uygulanmak suretiyle mükellefleri daha ağır müeyyidelerden korumaktadır.

Ön tespitin şartları

Tespit tarihine kadar ön tespit konusu ile ilgili olarak; İhbarda bulunulmamış, vergi incelemesine başlanılmamış, takdir komisyonuna sevk işlemi yapılmamış, olması gerekir.

Ön tespit konusu hakkında ihbar olması durumunda yapılacak işlem

Haklarında ön tespit konusuyla ilgili ihbar bulunan mükelleflere izaha davet yazısı ya da sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge (SMİYB) kullanılmasına ilişkin ön tespit yazısı (SMİYB ön tespit yazısı) tebliğ edilmeyecek, ön tespit konusu ile ilgisi bulunmayan ihbarlar ise izaha davete veya SMİYB ön tespit yazısının tebliğ edilmesine engel teşkil etmeyecektir.

İzaha davet edilen mükellefler

Kendilerine izaha davet yazısı gönderilen mükellefler, yazının tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içerisinde yazılı olarak veya ilgili komisyona sözlü olarak açıklamalarını yapabilirler.

Süresinde yapılan izah, Ön Tespit ve İzah Değerlendirme Komisyonu tarafından en geç 45 gün içerisinde değerlendirilerek sonuca bağlanır.

İzaha davet yazısı tebliğ edilen mükellefler, yazının kendilerine tebliğ edildiği tarihten başlayarak 30 uncu günün sonuna kadar izahta bulunabilirler ya da izah yerine geçecek beyanname verebilirler.

Komisyon tarafından izah değerlendirme sonuç yazısının tebliğ edildiği tarihten itibaren 30 uncu günün sonuna kadar izahı kabul edilmeyen mükelleflerin 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 370 inci maddesinde belirtilen indirimli ceza uygulamasından yararlanabilmeleri için ön tespit konusuyla ilgili olarak izaha davet kapsamında beyanname vererek ödeme yapmaları gerekir.

Kendilerine SMİYB kullanımı ön tespit yazısı gönderilen mükelleflerin, yazının tebliğ tarihinden itibaren 30 uncu günün sonuna kadar beyanname ve/veya bildirimlerini düzeltmeleri gerekmektedir.

Yapılan izahın değerlendirilmesi sonucunda yapılacak işlemler

Mükellefler tarafından vergi ziyaına sebebiyet verilmediğine dair yapılan izahın;

  • Komisyonca kabul edilmesi yani vergi ziyaı olmadığının değerlendirilmesi durumunda, bu durum mükellefe bildirilir.
  • Komisyonca yeterli bulunmaması halinde alınan karar mükellefe bildirilerek ön tespit tutanağındaki tutarın beyan edilerek ödenmesi gerektiği belirtilir. Bu bildirim üzerine mükellefin, kararın tebliğ tarihten itibaren 30 gün içerisinde hiç verilmemiş olan beyannamesini vermesi veya eksik ya da hatalı beyanını düzeltmesi gerekmektedir.

İzahı kabul edilmeyen mükellefler tarafından ön tespitte belirtilen hususlara ilişkin olarak izaha davet kapsamında beyanname verilmesi ve beyan üzerine tahakkuk edecek vergilerin de ödemenin geciktiği her ay ve kesri için, 6183 sayılı Kanunun 51 inci maddesinde belirtilen nispette uygulanacak gecikme zammı oranındaki izah zammıyla aynı sürede ödenmesi şartıyla vergi ziyaı cezası, ziyaa uğratılan vergi üzerinden %20 oranında kesilecektir. Yapılan izahın; ziyaa uğramış olabilecek vergi tutarını doğrular nitelikte olması veya yeterli bulunmaması ve mükellef tarafından da ön tespit konusuyla ilgili olarak beyanname verilmemiş olması halinde vergi incelemesine veya takdir komisyonuna sevk işlemleri yapılır.

İzaha davet kapsamında verilecek beyannamelerde yapılacak işlemler

İzaha davet edilen mükellefler ön tespit konusunda belirtilen konunun etkilediği tüm vergilere ilişkin olarak asgari ön tespit tutanağında belirtilen matrah veya vergi farkını kapsayacak şekilde beyanname vereceklerdir.

Ön tespit tutanağında referans numarası yer alır. Bu numara; izaha davet yazısı, yapılan izah, izah değerlendirme sonuç yazısı ve izaha konu beyannameler arasındaki eşgüdümü sağlar. Bu nedenle izaha davet yazısına konu olan vergiye ilişkin verilecek beyannamelerde referans numarasına yer verilmesi gerekmektedir. Ön tespit tutanağında yer alan referans numarasının, izaha davet kapsamında, elektronik ortamda verilen beyannamenin ilgili alanına, kâğıt ortamında verilen beyannamenin ise sağ üst köşesine ayrıca yazılması gerekmektedir.

İndirimli kesilen ceza için mükellefler cezada indirim veya uzlaşma talep etmesi durumunda

213 sayılı Kanunun 370 inci maddesinin (a) fıkrası kapsamında %20 oranında vergi ziyaı cezası kesilmesi halinde, bu ceza için, mükellefler 213 sayılı Kanunun 376’ncı maddesi kapsamında cezada indirim talep edebilirler veya tarhiyat sonrası uzlaşma başvurusunda bulunabilirler.

Söz konusu Kanunun 370 inci maddesinin (b) fıkrası kapsamında sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge kullanma fiilinden dolayı ön tespite ilişkin yazı tebliğ edilen mükellefler ise, kesilen cezaya ilişkin tarhiyat sonrası uzlaşma başvurusunda bulunamaz ancak 213 sayılı Kanunun 376’ncı maddesi kapsamında cezada indirim talep edebilir.

Değerlendirme

İzaha davet uygulaması; idarenin bilgisi dahilinde olması nedeniyle pişmanlık yolunun kapandığı durumlar için getirilen mükellef lehine bir düzenlemedir.

Mükellefler yapacakları izahı, internet vergi dairesi https://ivd.gib.gov.tr üzerinden giriş yaparak “İşlem Başlat” menüsünde bulunan “Vergi İşlemleri” başlığının altındaki “İzaha Davet İşlemleri” alanından elektronik olarak da yapabilirler.

İzaha davet uygulamasında 30 günlük izahta bulunma ve beyanname verme ve ödeme süreleri çok önemli olup, kendilerine izaha davet yazısı tebliğ edilen mükelleflerin indirimli ceza uygulamasından yararlanabilmeleri için bu süreleri geçirmeden izahta bulunma, beyanname verme ve ödeme yapmaları gerekmektedir.

Komisyonca ön tespit konusuyla ilgili olarak vergi ziyaına neden olmadığı değerlendirilen mükellefler hakkında konu ile ilgili olarak vergi incelemesine veya takdir komisyonuna sevk işlemi yapılmaz.

213 sayılı Kanunun 370 inci maddesinin (a) fıkrası kapsamında %20 oranında vergi ziyaı cezası kesilmesi halinde, bu ceza için, mükellefler 213 sayılı Kanunun 376’ncı maddesi kapsamında cezada indirim talep edebilirler veya tarhiyat sonrası uzlaşma başvurusunda bulunabilirler.

Söz konusu Kanunun 370 inci maddesinin (b) fıkrası kapsamında sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge kullanma fiilinden dolayı ön tespite ilişkin yazı tebliğ edilen mükellefler ise, kesilen cezaya ilişkin tarhiyat sonrası uzlaşma başvurusunda bulunamaz ancak 213 sayılı Kanunun 376’ncı maddesi kapsamında cezada indirim talep edebilir.

213 sayılı Kanunun 370 inci maddesi kapsamında indirimli ceza uygulanması için gereken şartlardan herhangi birini taşımadığı anlaşılan mükelleflerin, vergi incelemesine başlanılmadan veya takdir komisyonuna sevk edilmeden beyannamelerini vermeleri durumunda, ziyaa uğratılan vergi üzerinden Vergi Usul Kanununun 344’üncü maddesi gereği %50 oranında vergi ziyaı cezası kesilir.

213 sayılı Kanunun 370 inci maddesi kapsamında verilen beyanname üzerine tahakkuk eden vergiler ile izah zammının mükelleflerce 30 günlük süre içerisinde ödenmemesi durumunda, %20 oranında kesilmiş olan indirimli ceza, %50 oranı esas alınarak ikmal edilir ve izah zammı gecikme faizine dönüştürülür.

Mükellefler, yapacakları izahı desteklemek amacıyla, başta defter ve belgeler olmak üzere Vergi Usul Kanununun 3’üncü maddesi kapsamında her türlü delili sunabilirler.

Kaynaklar:

  • 213 sayılı Vergi Usul Kanunu
  • 7194 sayılı Kanun
  • 519 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği

08.11.2022

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

Araç Kiralama, Konaklama, Bilet Satışı ve Organizasyon ile Avukatlık Hizmetlerinde KDV Tevkifatı Var mıdır?

GİRİŞ:

Makalemizin konusu 1 Mart 2021 tarihinden geçerli olmak üzere yürürlüğe giren 35 seri no.lu KDV Tebliği ile, araç kiralama hizmeti, avukatlara dava karşılığı yapılan bazı ödemeler, seyahat acenteleri tarafından verilen uçak bileti ve  konaklama hizmetlerinde belirlenmiş alıcılara düzenlenecek faturalarda KDV tevkifatı olup olmayacağı ve tevkifat olması durumunda hangi tevkifat oranın uygulanacağı hakkında bilgiler sunmaktır.

Söz konusu tebliğin 2.1.3.2.13. maddesinin Diğer Hizmetler başlığı altında;  KDV  mükellefleri  tarafından,  5018  sayılı  Kanuna  ekli  cetveller  kapsamındaki  idare,  kurum  ve  kuruluşlar, kanunla kurulan kamu kurum ve kuruluşları, döner sermayeli kuruluşlar, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, bankalar, sigorta ve reasürans şirketleri, kanunla kurulan veya tüzel kişiliği haiz emekli ve yardım sandıkları ile kalkınma ajanslarına ifa edilen ve Tebliğde özel olarak belirlenmeyen diğer bütün hizmet ifalarında söz konusu alıcılar tarafından (5/10) oranında KDV tevkifatı uygulanır.” İfadesi yer almaktadır.

MEVZUAT:

KDV Genel UygulamaTebliğininin (I/C-2.1.3.2) ve (I/C-2.1.3.3) bölümleri kapsamındaki işlemlerde, işlem bedeli üzerinden hesaplanan KDV’nin tamamı değil, bu işlemler için izleyen bölümlerde belirlenen orandaki kısmı, alıcılar tarafından sorumlu sıfatıyla beyan edilip ödenecek; tevkifata tabi tutulmayan kısım ise satıcılar tarafından mükellef sıfatıyla beyan edilip (beyannamede ödenmesi gereken KDV çıkması halinde) ödenecektir.

Kısmi tevkifat uygulanacak işlemler, söz konusu bölümlerde belirtilenlerle sınırlı olup, bunlar dışındaki işlemlerde işleme muhatap olanlar tarafından kısmi tevkifat yapılmayacaktır.

Kısmi tevkifat uygulaması kapsamında KDV tevkifatı yapmak üzere sorumlu tutulabilecekler aşağıda iki grup halinde sayılmış olup, tevkifat uygulaması kapsamındaki her bir işlem bazında tevkifat yapması gerekenler, söz konusu gruplardan birine veya ikisine veyahut söz konusu gruplar kapsamında olan bazı sorumlulara atıf yapılmak suretiyle Tebliğin ilgili bölümlerinde belirtilmektedir.

a) KDV mükellefleri (sadece sorumlu sıfatıyla KDV ödeyenler bu kapsama dahil değildir)

b) Belirlenmiş alıcılar (KDV mükellefi olsun olmasın):

Okul aile birlikleri ve Sağlık Bakanlığına bağlı aile hekimliği kurumları, Tebliğin (I/C-2.1.3.1/b) ayrımı kapsamında değerlendirilmez.

Belirlenmiş alıcıların birbirlerine karşı yaptıkları teslim ve hizmetlerde (şirketleşenler dahil profesyonel spor kulüplerince yapılanlar hariç), KDV tevkifatı uygulanmaz.

5018 sayılı Kanuna ekli cetvellerde yer alan idare, kurum ve kuruluşların tevkifat uygulaması kapsamındaki alımlarına ait bedellerin, genel bütçe ödenekleri dışındaki bir kaynaktan ödenmesi tevkifat uygulamasına engel değildir.

Bu kapsamda tevkif edilen vergiler, vergi sorumlularına ait 2 No.lu KDV Beyannamesi ile yetki alanı içerisinde bulunulan vergi dairesine, Tebliğin (I/C-2.1.1.1)bölümündeki açıklamalara göre beyan edilip kanuni süresi içerisinde ödenir.

KDV mükellefiyeti bulunmayanların, Tebliğin (I/C-2.1.3.1/b) ayrımı kapsamında olmamak kaydıyla, kısmi tevkifat uygulaması kapsamındaki alımlarında tevkifat uygulaması söz konusu olmayacaktır.

Örnek: KDV mükellefiyeti bulunmayan apartman yönetimlerine verilen özel güvenlik hizmetlerinde ya da KDV mükellefiyeti bulunmayan konut yapı kooperatiflerine verilen yapı denetim hizmetlerinde, tevkifat uygulanmayacaktır.

(Ek paragraf:RG-21/5/2016-29718) 213 sayılı Kanuna göre, mücbir sebebin başladığı tarihten sona erdiği tarihe kadar geçen sürede, mücbir sebepten yararlanan mükelleflerin vergi ödevleri ertelenmektedir. Bu kapsamda beyanname verme yükümlülükleri ileri tarihe ertelenen mükelleflerin, mücbir sebep halinde bulunduğu süre içerisinde kısmi tevkifat kapsamındaki alımlarında tevkifat uygulanmaz. (Ek cümle:RG-5/2/2021-31386) Şu kadarki, işleme taraf satıcı mükellefin de mücbir sebep kapsamında bulunması halinde, söz konusu alımlarda genel hükümler çerçevesinde tevkifat uygulamasına devam olunur.

Kısmi Tevkifat Uygulanacak Hizmetler

Bu bölümde yer verilen kısmi tevkifat kapsamındaki işlemlerin tamamı “hizmet” mahiyetinde olup, “teslim” mahiyetindeki işlemler bu bölüm kapsamına girmemektedir.

Bu nedenle, bu bölüm kapsamında tevkifat uygulayacak alıcıların tevkifat kapsamına giren hizmetlerde kullanılmak üzere piyasadan yapacakları mal alımlarında (Tebliğin (I/C-2.1.3.3) bölümü kapsamındaki mallar hariç) tevkifat uygulanmayacaktır.

Ancak, bu bölüm kapsamına giren hizmetleri ifa edenlerin bu amaçla kullandıkları mallara ait tutarlar hizmet bedelinden düşülmeyecek; tevkifat, kullanılan mallara ait tutarlar da dahil olmak üzere toplam hizmet bedeli üzerinden hesaplanan KDV tutarına göre belirlenecektir.

Örnek: Bir banka şubesi bahçe duvarının inşası işini, malzeme bankaya, işçilik müteahhide ait olmak üzere 4.000,00-TL + 720,00-TL KDV karşılığında ihale etmiştir. Banka şubesi, kum, demir, çimento, tuğla, briket vb. malzemeyi piyasadan 6.000,00-TL + 1.080,00-TL KDV’ye temin etmiştir. Banka şubesi, malzemelerin alımı sırasında tevkifat uygulamayacak, müteahhidin yapacağı 4.000,00-TL tutarındaki hizmete ilişkin 720,00-TL KDV üzerinden ise Tebliğin (I/C2.1.3.2.1) bölümü gereğince tevkifat uygulanacaktır.

Banka şubesinin, bahçe duvarı yapım işini malzemeler de müteahhide ait olmak üzere 10.000,00-TL karşılığında ihale etmesi halinde, müteahhidin faturasında malzeme ve işçilik tutarları 6.000,00-TL ve 4.000,00-TL olarak ayrı ayrı gösterilse bile, 10.000,00-TL tutarındaki toplam bedel üzerinden hesaplanacak 1.800,00-TL KDV’ye, yapım işleri için geçerli olan oranda tevkifat uygulanacaktır.

BELİRLENMİŞ ALICILAR KİMLERDİR:

Aşağıdaki listede mevzuatta yapılan son değişiklikler neticesinde belirlenmiş alıcıların kimler olduğu detaylı bir şekilde sunulmaya çalışılmıştır.

  1. 5018 sayılı Kanuna ekli cetvellerde yer alan idare, kurum ve kuruluşlar, il özel idareleri ve bunların teşkil ettikleri birlikler, belediyelerin teşkil ettikleri birlikler ile köylere hizmet götürme birlikleri,
  2. Yukarıda sayılanlar dışındaki, kanunla kurulan kamu kurum ve kuruluşları,
  3. Döner sermayeli kuruluşlar,
  4. Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları,
  5. Kanunla kurulan veya tüzel kişiliği haiz emekli ve yardım sandıkları,
  6. Bankalar,
  7. Sigorta ve reasürans şirketleri (35 seri nolu KDV tebliği ile eklenmiştir),
  8. Sendikalar ve üst kuruluşları (35 seri nolu KDV tebliği ile eklenmiştir),
  9. Vakıf üniversiteleri (35 seri nolu KDV tebliği ile eklenmiştir),
  10. Mobil elektronik haberleşme işletmecileri (35 seri nolu KDV tebliği ile eklenmiştir),
  11. Büyükşehir belediyelerinin su ve kanalizasyon idareleri,
  12. Kamu iktisadi teşebbüsleri (Kamu İktisadi Kuruluşları, İktisadi Devlet Teşekkülleri),
  13. Özelleştirme kapsamındaki kuruluşlar,
  14. Türkiye Varlık Fonu ile alt fonlara devredilen kuruluşlar,
  15. Organize sanayi bölgeleri ile menkul kıymetler, vadeli işlemler borsaları dahil bütün borsalar,
  16. Yarıdan fazla hissesi doğrudan yukarıda sayılan idare, kurum ve kuruluşlara ait olan (tek başına ya da birlikte) kurum, kuruluş ve işletmeler,
  17. Payları Borsa İstanbul (BİST) A.Ş.’de işlem gören şirketler.
  18. Kalkınma ve yatırım ajansları

BELİRLENMİŞ ALICILARA YAPILAN HANGİ HİZMETLERDE KDV TEVKİFATI YAPILMALIDIR?

Bu sorunun kapsamı hakkında 35 Seri Nolu tebliğde yeterli bir açıklamanın bulunmaması mükelleflerin hangi hizmetlerde, yukarıda sayılan belirlenmiş alıcılara karşı hizmet sunumlarında KDV tevkifatı uygulayıp, uygulamayacağı konusunda tereddütler yaşamasına neden olmaktadır. Bu durumda olan mükelleflerde çözümü Gelir İdaresi Başkanlığı’na başvurarak konu hakkında özelge taleplerinde bulunmaktadır.

Gerek Antalya Vergi Dairesi Başkanlığının 07.06.2022 tarih ve E-76464994-130[KDV.2021.305]-137459 sayılı özelgesinde, gerekse Batman Valiliği Defterdarlık Gelir Müdürlüğü’nün  03.06.2021 tarih ve E-25410040-130-7596 sayılı özelgesinde, araç kiralama hizmetinde KDV tevkifatı olup olmadığı konularına açıklık getirerek, KDV Genel Uygulama Tebliğinin (I/C-2.1.3.1-b) bölümünde kısmi tevkifat uygulaması kapsamında KDV tevkifatı yapmak üzere sorumlu tutulan belirlenmiş alıcıların, 35 seri nolu tebliğin (I/C-2.1.3.2.13.) bölümünde sayılan kurum ve kuruluşlar arasında yer alması durumunda (5/10) tevkifat yapılması gerektiği hususunda bilgilere yer vermiştir.

Tabi burada araç kiralama hizmetinin şoförsüz olarak yapıldığı öngörülmektedir. Diğer durumda yani şoförlü araç kiralama hizmetlerinde, araç kira hizmetinin ve şoför hizmetinin ayrıştırılabilir durumda olması halinde, düzenlenecek faturada şoför hizmeti için (9/10), araç kira hizmeti için ise (5/10) tevkifat uygulanacağı göz önünde bulundurulmalıdır.

Belirlenmiş alıcılara organizasyon, uçak bileti satışı ve konaklama şeklinde verilen hizmetlere ilişkin hizmet bedelinin de (komisyon bedeli dahil) (5/10) oranında KDV tevkifatı uygulanması gerekmektedir. Konuya ilişkin Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığı 27.05.2021 tarih ve E-64597866-130-8742 sayılı özelge ile ihtilaflara netlik kazandırmış olup, verdiği görüşte bu tür hizmetlerin belirlenmiş alıcılara karşı yapılması halinde (5/10) oranında tevkifat uygulanmasının gerekli olduğunu belirtmiştir. Keza Samsun Vergi Dairesi Başkanlığı’da 04.06.2021 tarih ve E-36062021-130[09-2021/ÖZE-19]-37262 sayılı özelgesi ile belirlenmiş alıcılara karşı verilen avukatlık hizmetlerinin de (danışmanlık harici) (5/10) oranında KDV tevkifatına konu edilmesinin gerekliliğini beyan etmiştir.

SONUÇ:

Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde 2.000,00-TL ve üzeri belirlenmiş alıcılara diğer hizmetler kapsamı altında verilen araç kiralama, organizasyan, avukatlık hizmeti, konaklama ve uçak bileti hizmetlerinde (5/10) oranında KDV Tevkifatlı belge düzenine uyulmasının, mali denetim ve kontrol süreçlerinde idari yaptırımlarla karşılaşmamak adına yukarıda bahsi geçen esaslar çerçevesinde işlem tesis edilmesinin uygun olacağı kanaati hasıl olmaktadır.

YARARLANILAN KAYNAKLAR:

  1. 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu
  2. Gelir İdaresi Başkanlığı Özelgeleri
  3. KDV Genel Uygulama Tebliği
  4. 35 Seri Nolu KDV Tebliği

08.11.2022

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı Gelir Kanunları Usul Grup Müdürlüğünce Verilmiş Bir Özelge Çerçevesinde Binek Otomobillerde Gider Kısıtlamasının Değerlendirilmesi

ÖZELGENİN KONUSU

İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı Gelir Kanunları Usul Grup Müdürlüğünce verilen 05.10.2022 tarihli ve E-11395140-105[VUK-1-63]-1128534 sayılı “Gider kısıtlaması nedeniyle gider yazılamayan tutarın aracın maliyetine eklenip eklenilemeyeceği hk.” özelgede, kiralama yoluyla edinilen veya işletmeye dahil olan ve ticari veya mesleki faaliyette kullanılan binek otomobillerin gider kısıtlaması nedeniyle gider yazılamayan tutarının aracın maliyetine de eklenmesinin mümkün olmadığı belirtmiştir.

Söz konusu özelgede, evvela 213 Sayılı Vergi Usul Kanununun değerleme hükümlerine yer verilmiş; maliyet bedeli, maliyet bedeli ile değerlenecek iktisadi kıymetler ve amortisman mevzuu açıklanmış, akabinde de 193 Sayılı Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesinde yer alan safi kazancın tespitinde indirilebilecek giderlere dair hükümlere yer verildikten sonra binek otomobilin iktisabında yüklenilen ÖTV ve KDV’nin gider yazma sınırını aşan kısmının iktisadi kıymetin maliyet bedeline dahil edilemeyeceği ifade edilmiştir.

Binek otomobillerin giderleri ve amortismanlarının vergi matrahından indirilmesine ilişkin 7194 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi ile 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesinin birinci fıkrasının  (1), (5) ve (7) numaralı bentlerine eklenen hükümler ise, mali idare tarafından 311 Sıra Numaralı Gelir Vergisi Genel Tebliğinde 27.05.2020 tarihinde ayrıntılı olarak açıklanmıştır.

TEBLİĞDE YAPILAN AÇIKLAMALARIN ANA ÇERÇEVESİ

311 Sıra Numaralı Gelir Vergisi Genel Tebliğinde;

Kiralama yoluyla edinilen veya işletmeye dahil olan ve ticari veya mesleki faaliyette kullanılan binek otomobillerin (Türk Gümrük Tarife Cetvelinin 87.03 pozisyonunda tanımlanan binek otomobiller ile esas itibarıyla insan taşımak üzere imal edilmiş (87.02 pozisyonuna girenler hariç) (steyşın vagonlar ve yarış arabaları dâhil) hem insan hem eşya taşıyabilen motorlu araçlar gibi çok amaçlı araçları kapsamaktadır.) her birine ilişkin aylık kira bedelinin 2020 yılı için katma değer vergisi hariç 5.500,00 Türk lirasına (2022 yılı için 8.000,00 Türk lirasına) kadarlık kısmının, 193 sayılı Kanunun 40 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendi ve 68 inci maddesinin birinci fıkrasının (5) numaralı bendi kapsamında gider olarak dikkate alınabileceği;

– Banka ve sigorta şirketleri gibi faaliyetleri katma değer vergisinden istisna olan işletmelerde indirim konusu yapılamayan katma değer vergisi dahil 5.500,00 Türk lirasının (2022 yılı için 8.000,00 Türk lirasının), safi kazancın tespitinde gider olarak dikkate alınabileceği;

– Finansal kiralama yoluyla edinilen binek otomobillere ilişkin yapılan ödemelerin Tebliğin 13 üncü maddesi kapsamında değerlendirilmeyip, söz konusu ödemelerde aylık kiralama gideri kısıtlamasının söz konusu olmayacağı;

– Kiralama giderlerine ilişkin aylık gider kısıtlamasının uygulanmasında, kira ödemesine tekabül eden ayın içinde bulunduğu yıl için tespit olunan tutarın dikkate alınacağı;

– 01.01.2020 tarihinden önce başlayıp Kanunun yürürlük tarihinden sonrasını da kapsayan kiralamalarda, yürürlük tarihinden sonrasına tekabül eden kira bedellerinin gider kısıtlamasına tabi olacağı ve gider olarak dikkate alınabilecek azami kiralama bedelinin tespitinde, kiralama döneminin tekabül ettiği yıl için belirlenen tutarın dikkate alınabileceği; (Kanaatimce düzenlemenin bu kısmı, hukuki öngörülebilirlik ilkesine aykırılık yönünden eleştiriye açıktır.)

– Faaliyetleri kısmen veya tamamen binek otomobillerinin kiralanması veya çeşitli şekillerde işletilmesi olanların bu amaçla kullandıkları hariç olmak üzere, binek otomobillerin iktisabına ilişkin özel tüketim vergisi ve katma değer vergisi toplamının 2020 yılı için en fazla 140.000 Türk lirasına (2022 yılı için 200.000,00 Türk lirasına) kadarlık kısmının ticari veya mesleki kazancın tespitinde gider olarak dikkate alınabileceği;

– Binek otomobillerin günlük şekilde kiralanması halinde gider kısıtlamasının, kiralamanın yapıldığı tarihte gider olarak dikkate alınabilecek aylık azami kiralama giderinin o ayın gün sayısına bölünmesiyle elde edilecek tutarın dikkate alınacağı;

– 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunun 30 uncu maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi uyarınca, gelir ve kurumlar vergisi yönünden kazancın tespitinde indirimi kabul edilmeyen giderler dolayısıyla ödenen katma değer vergisinin, hesaplanan katma değer vergisinden indirilememeyeceği ve bu kapsamda, binek otomobillerin kiralanması durumunda, kira bedellerinin Kanun maddesinde ilgili yıl için belirlenen azami tutarı aşması halinde, aşan kısma ait katma değer vergisinin gelir ve kurumlar vergisi yönünden kazancın tespitinde ayrıca gider olarak dikkate alınamayacağı (kanunen kabul edilmeyen gider olarak dikkate alınacağı);

– Yine faaliyetleri kısmen veya tamamen binek otomobillerinin kiralanması veya çeşitli şekillerde işletilmesi olanların bu amaçla kullandıkları hariç olmak üzere, binek otomobillere ilişkin tamir, bakım, yakıt, sigorta ve benzeri cari giderlerinin en fazla %70’ inin, gelir ve kurumlar vergisi açısından safi kazancın tespitinde gider olarak indirim konusu yapılabileceği;

– Finansal kiralama yoluyla edinilen binek otomobillere ilişkin, finansal kiralama konusu binek otomobillerin “Haklar” hesabında aktife alındığı dönemi izleyen dönemler için yapılan faiz giderlerinin mükellefler tarafından tercihen doğrudan gider olarak dikkate alınmak istenmesi halinde, bu giderlerin de en fazla %70’ inin, gelir ve kurumlar vergisi açısından safi kazancın tespitinde gider olarak indirim konusu yapılabileceği; (Kanaatimce düzenlemenin bu kısmı, hukuki öngörülebilirlik ilkesine aykırılık yönünden eleştiriye açıktır.)

– 1.1.2020 tarihinden önce iktisap edilen veya kiralama yoluyla edinilen binek otomobillere ilişkin Kanunun yürürlük tarihinden sonrasına tekabül eden giderlerin en fazla %70’ inin, gelir ve kurumlar vergisi açısından safi kazancın tespitinde gider olarak indirim konusu yapılabileceği; (Kanaatimce düzenlemenin bu kısmı, hukuki öngörülebilirlik ilkesine aykırılık yönünden eleştiriye açıktır.)

– Faaliyetleri kısmen veya tamamen binek otomobillerinin kiralanması veya çeşitli şekillerde işletilmesi olanların bu amaçla kullandıkları hariç olmak üzere, özel tüketim vergisi ve katma değer vergisi hariç ilk iktisap bedeli 2020 yılı için 160.000,00 Türk lirası (2022 yılı için 230.000,00 Türk lirası), söz konusu vergilerin tercihen maliyet bedeline eklendiği veya binek otomobilin ikinci el olarak iktisap edildiği hâllerde amortismana tabi tutarı 2020 yılı için 300.000,00 Türk lirasını (2022 yılı için 430.000,00 Türk lirasını), aşan binek otomobillerinin her birine ilişkin ayrılan amortismanın en fazla bu tutarlara isabet eden kısmının gelir ve kurumlar vergisi açısından safi kazancın tespitinde gider olarak dikkate alınabileceği;

– Amortismanlara ilişkin gider kısıtlamasının 7194 sayılı Kanunun yayımlandığı 7.12.2019 tarihinden itibaren iktisap edilen binek otomobillere uygulanacağı;

– 7.12.2019 tarihi ile 2019 yılının sonuna kadar iktisap edilen binek otomobiller için müteakip vergilendirme dönemlerinde gider olarak dikkate alınabilecek amortismana esas bedelin; özel tüketim vergisi ve katma değer vergisi hariç ilk iktisap bedelinin 135.000,00 Türk lirası, söz konusu vergilerin maliyet bedeline eklendiği veya binek otomobilin ikinci el olarak iktisap edildiği hâllerde amortismana tâbi tutarın 250.000,00 Türk lirası olduğu;

– Ancak, bu tarih aralığında iktisap edilen binek otomobiller için 2019 yılında amortisman gideri kısıtlamasının söz konusu olmayacağı, bu otomobiller için ayrılan amortismanların Kanunun yayımı tarihinden önceki hükümlere göre gider olarak indirim konusu yapılabileceği;

– 2020 yılı başta olmak üzere müteakip yıllarda ise söz konusu binek otomobillerin amortisman gideri kısıtlamasına tabi olacağı ve amortismana esas bedelin tespitinde 2019 yılı için belirlenen tutarın dikkate alınacacağı;

Düzenlenmiştir.

GİDER KISITLAMASININ GENEL GEREKÇESİ

7193 sıra numaralı Dijital Hizmet Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’ nin kabulünden sonra Kanun, tekrar görüşülmek üzere, Cumhurbaşkanı tarafından geri gönderilmiş ve akabinde 7194 numarasını alarak Resmi Gazete’ de yayımlanmıştır.

7193 sayılı Kanun Teklifinde 14 ve 15 inci maddelerin ihdas edilmek istenmesinin temel gerekçesi;

“Mevcut uygulamada, işletme aktifine (serbest meslek kazanç defterine) kayıtlı olup kazancın elde edilmesinde kullanılan binek otomobillerin amortisman başta olmak üzere bütün giderleri (MTV hariç) kazancın tespitinde gider olarak kabul edilmektedir.

Ancak söz konusu düzenlemenin gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerince suistimal edilebildiği ve şahsi ihtiyaçlar için kullanılan binek otomobillere ait giderlerin de gelir veya kurum kazancından indirilebildiği görülmektedir.

…”

Şeklinde açıklanmıştır.

31/10/2019 tarihli Plan Bütçe Komisyonu toplantı tutanağı incelendiğinde ise, % 70 oranının gerekçesi;

“… binek otomobillere ilişkin giderlerin en fazla yüzde 70’ i –bunu yaparken de haftayı beş gün gibi, beşi de 7/10 gibi düşünerek yaptık- sadece binek tipi araçların -zaten ticari araçlar bunun dışında- hafta sonundaki iki günlük giderlerini dikkate almayalım diye düşündük, amacımız bu.”

Şeklinde açıklanmış ve bu gibi düzenlemelerin Amerika, Arjantin, Avusturalya, Fransa, Moldova, Meksika gibi ülkelerde de var olduğu ifade edilmiştir.

AMORTİSMAN MEVZUU

213 sayılı Vergi Usul Kanununun 313 üncü maddesinde, amortisman mevzuu, işletmede bir yıldan fazla kullanılan ve yıpranmaya, aşınmaya veya kıymetten düşmeye maruz bulunan gayrimenkullerle 269 uncu madde gereğince gayrimenkul gibi değerlenen iktisadi kıymetlerin, Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre yok edilmesi olarak hüküm altına alınmıştır.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 6 ncı maddesinde ise kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı ve safi kurum kazancının tespitinde, Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. Bu hüküm uyarınca safi kurum kazancının tespit edilmesinde Kurumlar Vergisi Kanununun 8 inci maddesi yanında 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesinde yer alan giderler de indirim konusu yapılabilecektir.

193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 40/7 nci maddesinde ise Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre ayrılan amortismanların, safi kazancın tespitinde indirim konusu yapılabileceği hükme bağlanmıştır.

ÖZELGE TALEP EDİLEN KONUNUN DEĞERLENDİRİLMESİ

Mükellef özelge talep dilekçesinde, özel tüketim vergisi ve katma değer vergisi hariç ilk iktisap bedeli 2020 yılı için 160.000,00 Türk lirası, özel tüketim vergisi ve katma değer vergisinin ise tercihen maliyet bedeline eklendiği veya binek otomobilin ikinci el olarak iktisap edildiği hâllerde amortismana tabi tutarı 2020 yılı için 300.000,00 Türk lirasını aşan binek otomobillerin her birine ilişkin ayrılan amortismanın en fazla bu tutarlara isabet eden kısmının gelir ve kurumlar vergisi açısından safi kazancın tespitinde gider olarak dikkate alınabileceğini ve aşan kısmının kanunen kabul edilmeyen gider olarak dikkate alınması gerektiğinin ifade edildiginden bahisle 28/12/2020 tarihinde (150.000,00+120.000,00+48.000,00=) 318.000,00 Türk lirasına aldığı otomobilin 150.000,00 Türk lirası olan maliyet bedeline,  120.000,00 Türk lirası özel tüketim vergisi ile 48.000,00 Türk lirası katma değer vergisinin 140.000,00 Türk lirasını doğuran gider yazması halinde gider fazlası olan 28.000,00 Türk lirasını dahil edip edemeyeceğine dair mukteza istemiştir.

Türk vergi kanunlarında, gerek kanun temelli genel vergiden kaçınma kuralları üzerinden gerek kanun temelli özel vergiden kaçınma kuralları (transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı, örtülü sermaye, yabancı kurum kazançları gibi) üzerinden vergi yükümlüsünün hukuksal biçimlerden yararlanma olanağını da kullanarak vergi kanunu dolanmak suretiyle kötüye kullanmasını, vergi kaçırmasını ve vergiden kaçınmasını önleyebilecek hükümler mevcuttur.

Genel, eşit ve mali gücü esas alan bir vergi adaleti için bu tarz düzenlemelere zaman zaman ihtiyaç duyulabilmektedir. Bu düzenlemeler, sadece mali (fiskal) amaçlarla yapılmamakta olup, toplumda vergi bilincinin oluşması ve vergi adaletine olan güvenin sağlanması için de bir gerekliliktir.

Filhakika, mali gücü olan sermayedarın lüks sayılabilecek ve esasında gelirin elde edilmesinden ziyade elde edilmiş bir gelirin tasarrufuna yönelik vakaların, toplumun geneline mal edilmesi kadar adaletsiz bir vergi sistemi olamaz. Kanun maddesinin ihdas edilmesinin temel gerekçesi vergilendirmede adaletin sağlanması ve az kazanandan az çok kazanandan çok vergi almaktır. Bu düzenlemenin, gelir dağılımında adaleti sağlamaya hizmet edebileceği de tabiidir.

Dolayısıyla, safi kazancın tespitinde indirimi kısıtlanan bir giderin amortismana tabi iktisadi kıymetin maliyet bedeline dahil edilerek amortisman mevzuu yapılması ve deyimsel yorum yöntemiyle safi kazancın tespitinde indirim konusu yapılması vergi kanunlarının hem lafzına hem de ruhuna aykırılık teşkil edecektir. Bu nedenle, verilen özelge hem kanunun lafzına hem de kanunun ruhuna uygundur.

08.11.2022

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

Yeni Kalite Yönetim Sistemi ve Rehberleri

3.Mart.2022 tarihli bir yazımda yeni kalite yönetim standartları mı geliyor başlığı ile yeni kalite yönetim standartları geldiğinden bahsederek özellikle 15.Aralık.2022 tarihine kadar ülkemizde de yapılması gereken düzenleme ve değişikliklerden bahsettik.

Sayılı günler çabuk geçti ve sonunda yeni kalite yönetim standartları  ve hatta bu konudaki uygulama rehberleri de yayımlandı.

KGK, Kamu Gözetimi Kurumu internet sitesinde Kalite Yönetimi Standartlarına ilişkin uygulama rehberlerinin yayımlanması hakkında bir de duyuruda bulundu.

Duyurunun başlangıcı şöyledir.

Bilindiği üzere Temmuz 2022’de Kurumumuz tarafından, denetim şirketlerinin kalite yönetimi yaklaşımını güçlendiren iki yeni ve bir revize Kalite Yönetim Standardı taslağı yayımlanmıştır:

İlk Uygulama Rehberleri, paydaşların söz konusu Standartlarda yer alan yükümlülükleri daha iyi anlamaları ve Standartlarda yer alan hükümlerin amaçlanan şekilde uygulanması konusunda yardımcı olmak üzere tüm ilgililerin istifadesine sunulmaktadır. Rehberler, Standartların ikâmesi mahiyetinde olmayıp, uyulması zorunlu olan düzenlemeler değildir. Rehberler yeni standartlara uyum için gerekli açıklamaları içermektedir.

Gelelim KYS 1-KYS2 ve BDS 220 Revize standartlarına ait rehberlerin konusu ve amaçları ile yürürlük tarihlerine:

I• KYS 1 Finansal Tabloların Bağımsız Denetim veya Sınırlı Bağımsız Denetimleri ile Diğer Güvence Denetimleri ya da İlgili Hizmetleri Yürüten Bağımsız Denetim Şirketleri için Kalite Yönetimi konusundaki rehber 99 sahifedir.

Bu standardın uygulanması konusunda bilgi vermektedir.

KYS 1 nedir dendiğinde bilmemiz gereken şudur.

Denetim şirketleri, Türkiye Denetim Standartları kapsamında, aşağıdaki gibi farklı türde denetim veya hizmetler gerçekleştirebilirler:

• BDS1 ve SBDS2’ler kapsamında yürütülen finansal tabloların bağımsız denetimleri veya sınırlı bağımsız denetimleri,

• GDS3’ler kapsamında yürütülen tarihi finansal bilgilerin bağımsız denetimleri veya sınırlı bağımsız denetimleri dışındaki güvence denetimleri (örneğin, genişletilmiş dış raporlama güvencesi veya hizmet kuruluşlarındaki kontrollere ilişkin güvence) veya

• İHS4’ler kapsamında yürütülen ilgili hizmetler (diğer bir ifadeyle, üzerinde mutabık kalınan prosedürler ve derleme işleri).

Söz konusu standartlar, sorumlu denetçinin ve denetim ekibinin sorumlulukları dâhil olmak üzere, söz konusu denetimlerin yürütülmesiyle ilgilenir. Bu standartlar, denetim şirketinin KYS 1 ve KYS 25’de öngörülen yükümlülükleri karşılayacak muhtevadaki diğer düzenlemelere tabi olduğu ön kabulüne dayanır.

KYS 1, denetim şirketinin bir kalite yönetim sistemine (KalYönSis) sahip olma sorumluluğuyla ilgilenir. KalYönSis, (Kalite Yönetim Sistemi)  denetim ekiplerinin kaliteli denetimler gerçekleştirmesini sağlayan ve destekleyen bir ortam yaratan mekanizmadır.

KYS 1, mevcut standart olan KKS 1, Finansal Tabloların Bağımsız Denetim ve Sınırlı Bağımsız Denetimleri ile Diğer Güvence Denetimleri ve İlgili Hizmetleri Yürüten Bağımsız Denetim Kuruluşları ve Bağımsız Denetçiler İçin Kalite Kontrol’ün yerini alır.

II • KYS 2 Denetimin Kalitesinin Gözden Geçirilmesi konusundaki rehber 15 sahifelik bir yayındır.

KYS 2 denetimin kalitesinin gözden geçirilmesi konusunu esas almış olup aşağıdaki konularda açıklamalar yapmaktadır.

(a) Denetimin kalitesini gözden geçiren kişinin liyakati ve atanması ile

(b) Denetimin kalitesinin gözden geçirilmesi  ve belgelendirilmesinde kaliteyi gözden geçiren kişinin sorumluluklarını ele almaktadır.

KYS 2 nin yürürlük tarihi:

KYS 2; 15 Aralık 2022 tarihinde veya sonrasında başlayacak hesap dönemlerinin bağımsız denetimi ve sınırlı bağımsız denetimlerinde ve

• 15 Aralık 2022 tarihinde veya sonrasında başlayacak diğer güvence denetimleri ve ilgili hizmetlerde uygulanmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

III• BDS 220 (Revize) Finansal Tabloların Bağımsız Denetiminde Kalite Yönetimi konusundaki değişiklikleri ve düzenlemeleri esas alan ilk uygulama rehberi  21 sahifeden ibaret bir rehberdir.

BDS 220’nin amacı, mevcut BDS 220’ye benzemekle birlikte, revize Standartta denetçinin amacının yalnızca kalite kontrol prosedürlerini uygulamak yerine kaliteyi yönetmek ve kaliteye ulaşmak olduğu vurgulanmaktadır.

Bu Standardın amacı, denetim düzeyinde kaliteli bir çıktıya odaklanır. Denetçinin BDS 220 kapsamındaki çalışmasını, -denetçi raporuna ilişkin standartlar da dâhil olmak üzere- diğer BDS’lerle ilişkilendirir. Bu Standardın amacı, öncelikle BDS 220 hükümlerinin yerine getirilmesi suretiyle sağlanır.

BDS 220 (Revize), 15/12/2022 tarihinde ve sonrasında başlayacak hesap dönemlerinin denetiminde uygulanmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

SONUÇ:              

KGK nın duyurusunu ele aldığımız yazımızdan anlaşılacağı üzere değişiklikler 15.12.2022 tarihinde ve sonrasında başlayacak hesap dönemlerinin denetiminde uygulanmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girecektir.  Bu değişikliklerin ve yeniliklerin öğrenilmesi ve uygulanması için önümüzde 1-1,5 (bir-birbuçuk) aylık bir süre bulunmaktadır.

Standartlar, birebir dünyada uygulanmakta olan standartların tercümesidir. Ancak, her zaman olduğu gibi tercümelerde anlaşılamayan veya yanlış anlaşılabilen kısımlar vardır. Bu yüzden, yeni kalite kontrol standartlarının çok iyi eğitmenler tarafından denetçilere anlatılması büyük bir önem taşımaktadır.

Bağımsız denetçilerin çok iyi bildiği gibi KGK incelemelerinde ceza yazmaya çalışmaktadır. Öyle ise KGK da yeni Kalite Yönetim Sistemi eğitimi konusunda çok detaylı eğitimler vermelidir diye düşünüyorum.

08.11.2022

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

Geçici Vergi Öncesi KKM İle İlgili Önemli Hatırlatmalar

Değerli okurlar, bu hafta kur korumalı mevduatlarla (KKM) ilgili geçici vergi çalışması öncesi özet bir çalışmayı istifadenize sunmak istiyorum.

Bilindiği üzere 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu Geçici 14. Maddeye eklenen bent ile KKM hesaplarına ilişkin süre uzatımı yapılmış ve ilgili kanunla sağlanan istisnaların da 2022 yılı sonuna kadar yenilenen KKM hesapları için aynen uygulanacağı belirlenmiştir.

31.12.2021 TARİHLİ BİLANÇODA YER ALIP 25.02.2022 TARİHİNE KADAR KUR KORUMALI MEVDUATA GEÇENLER

Söz konusu tarihler arasında KKM’ye geçen mükelleflere ilişkin ;

  1. KKM’ye geçtiği tarih itibariyle oluşan kur farkları; Kurumlar Vergisinden İSTİSNADIR
  2. Dönemsonu değerlemesinden oluşan gelirler ;  Kurumlar Vergisinden İSTİSNADIR

31.12.2021 TARİHLİ BİLANÇODA YER ALIP 2022 SONUNA KADAR KUR KORUMALI MEVDUATA GEÇENLER

  1. KKM’ye geçtiği tarih itibariyle oluşan kur farkları; Kurumlar Vergisinden İSTİSNADIR
  2. Dönem sonu değerlemesinden kaynaklananlar da dâhil olmak üzere vade sonunda elde edilen faiz ve kâr payları ile diğer kazançlar; Kurumlar vergisinden İSTİSNADIR

Örneğin 31.12.2021 tarihli bilançoda yer alan dövizini 01.08.2022 tarihinde KKM’ye dönüştürenler için  01.06.2022-01.08.2022 tarihleri arasına isabet eden kur farkı kurumlar vergisinden istisnadır.

31.03.2022 TARİHLİ BİLANÇODA YER ALIP 2022 SONUNA KADAR KUR KORUMALI MEVDUATA GEÇENLER

  1. KKM’ye geçtiği tarih itibariyle oluşan kur farkları; Kurumlar Vergisinden İSTİSNA DEĞİL
  2. Dönem sonu değerlemesinden kaynaklananlar da dâhil olmak üzere vade sonunda elde edilen faiz ve kâr payları ile diğer kazançlar; Kurumlar vergisinden İSTİSNADIR

30.06.2022 TARİHLİ BİLANÇODA YER ALIP 2022 SONUNA KADAR KUR KORUMALI MEVDUATA GEÇENLER

  1. KKM’ye geçtiği tarih itibariyle oluşan kur farkları; Kurumlar Vergisinden İSTİSNA DEĞİL
  2. Dönem sonu değerlemesinden kaynaklananlar da dâhil olmak üzere vade sonunda elde edilen faiz ve kâr payları ile diğer kazançlar; Kurumlar vergisinden İSTİSNADIR

09.11.2022

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

İnşaat Sektöründe Faaliyet Gösteren Firmalar İçin Geçici Vergi Notları

Değerli okurlar, inşaat faaliyetlerini yapım türlerine göre özel inşaatlar ve taahhüt şeklindeki inşaatlar olarak gruplandırabiliriz. İnşaat sektöründe faaliyet gösteren firmaların kendi nam ve hesabına yaptığı işler özel inşaat olarak adlandırılırken, başkaları adına yapılan inşaat işleri taahhüt projeleri olarak ifade edilmektedir. Bu çalışmada geçici vergi döneminde inşaat firmalarının dikkat etmesi gereken bazı önemli noktalara değineceğiz.

  • İnşaat taahhüt projelerinin bir kısmı yıllara yaygın olmakla beraber bazı projeler aynı yıl içerisinde başlayıp bitebilir. Sözleşmede işin başlangıç ve öngörülen bitim tarihleri bellidir. Yıllara yaygın olmayan inşaat ve onarım işleri Gelir Vergisi Kanunu’nun 42.maddesi kapsamında değerlendirilemez, bu nedenle yıllara yaygın olmayan inşaat ve onarım işleri genel hükümlere tabidir. Aynı yıl içerisinde başlayıp tamamlanması planlanan yıllara yaygın olmayan inşaat ve onarım işleri özel vergileme rejimine tabi olmadığı için geçici vergi hesaplamalarına dahil edilmelidir.
  • Yıllara yaygın inşaat ve onarım işleri ise özel vergileme rejimine tabidir. Gelir Vergisi Kanununun 42.maddesi uyarınca yıllara yaygın inşaat ve onarım işlerinde kar ve zarar işin bittiği yıl tespit edilerek o yıla ait beyannamede gösterilir. Yıllara yaygın inşaat ve onarım işi yapan mükellefler bu kazançları üzerinden geçici vergi ödemeyeceklerdir.
  • Yıllara yaygın inşaat ve onarım işlerinden bu işleri yapan gerçek veya tüzel kişilere ödenen istihkak bedellerinden ve avans ödemelerinden, istihkak sahiplerinin gelir veya kurumlar vergisinden mahsuben %5 oranında vergi kesintisi (stopaj) yapması zorunludur. Yapılan stopaj kesintileri ancak işin tamamlandığı (geçici kabulün idare tarafından onaylandığı) yıla ait gelir veya kurumlar vergisi beyannamesinden mahsup edilebilir.
  • Yıllara yaygın inşaat ve onarım işlerinde kazanç işin bittiği yılda beyan edileceğinden, cari yılda ödenmeyen sigorta primlerinin giderlerden çıkarılmasına gerek yoktur. Ancak, işin bittiği yılda beyan o işe ait ödenmeyen primlerin mali karın hesabında dikkate alınması gerekir.
  • Yıllara yaygın inşaat ve onarım işlerinin muhasebe ve vergi uygulamalarında gri alanlarından biride işletmelerin yıllara yaygın inşaat ve onarım işlerinden tahsil ettiği hakediş gelirlerini bankada değerlendirerek elde ettiği faiz ve kur farkı gelirleridir. Bu konuda Maliye ile Danıştay arasında görüş ayrılığı mevcuttur. Maliye bu gelirlerin yıllara yaygın inşaat ve onarım işinden bağımsız olarak gelirin elde edildiği dönem itibariyle beyan edilmesi gerektiğini savunurken, Danıştay ise elde edilen faiz ve kur farkı geliri hangi yıllara yaygın inşaat ve onarım işine ait ise o işe ait hakediş gelirlerinin bulunduğu hesapta takip edilmesi yönünde görüş bildirmiştir. Bu konudaki kişisel düşüncemiz ise hakedişlerin bankada değerlendirilmesi sonucu elde edilen faiz ve kur farkı gelirlerinin işletme için diğer bir gelir unsuru görerek  yıllara yaygın inşaat ve onarım işinden bağımsız gelirin elde edildiği dönem itibari ile beyan edilmesi gerektiği yönündedir.
  • Hakedişler için fatura tarihi ile ödeme tarihi arasındaki kurdan kaynaklanan ödeme farklarının yıllara yaygın inşaat ve onarım işine ait farklar olduğundan yıllara yaygın inşaat ve onarım işi geliri hesaplarına kayıt edilmesi gerekmektedir.
  • Yıllara yaygın inşaat ve onarım işi yapan mükelleflerin bu işlere özel sigorta primi işveren hissesi destek tutarlarının, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından borç tahakkukunun yapılması halinde “170 Yıllara Yaygın İnşaat ve Onarım Maliyetleri” hesap grubunda, devlet tarafından teşvik olarak karşılanması halinde ise bu tutarların “350 Yıllara Yaygın İnşaat ve Onarım Hakedişleri” hesap grubunda izlenmelidir.
  • Yıllara yaygın inşaat ve onarım işi ile uğraşan işletmelerin kullandıkları yabancı kaynaklara ilişkin finansman giderlerinin, işin kesin kâr veya zararının tespit edildiği yıl kazancının hesaplanmasında gider veya maliyet unsuru olarak dikkate alınması gerektiğinden, gider kısıtlamasına ilişkin uygulama da aynı dönemde yapılacaktır.
  • Birden fazla inşaat ve onarma işinin birlikte yapılması veya yıllara sari inşaat ve onarma işlerinin yanı sıra başka işlerin de bulunması halinde, yapılan finansman giderleri hangi yılın kâr veya zarar tutarının tespitinde dikkate alınıyorsa, o yılda gider kısıtlamasına konu edilecektir.
  • Özel inşaat işlerinde bina tamamlanmadan yapılan tahsilatlar mutlaka alınan avanslar hesabında gösterilmelidir. Ticari kazancın ortaya çıkması için satışın gerçekleşmesi ile birlikte inşaatın tamamlanması gerekir.
  • Özel inşaat işlerinde inşaat devam ederken satış bedeli olarak yapılan ödemeler karşılığında fatura düzenlenmesine gerek yoktur. Bu bedellerin kayıtlara avans olarak intikal ettirilmesi, inşaatın tamamlanması ile birlikte tapuya tescil ettirildiği tarih veya hak sahiplerinin kullanımına tahsis edildiği tarihten itibaren yedi gün içerisinde satış bedeli üzerinden fatura düzenlenmesi gerekmektedir.
  • Arsa sahibine  kat karşılığı yaptırılan inşaat taahhüt işlerinde  %5 vergi tevkifatı yapılmayacaktır. Ancak özel inşaat veya kat karşılığı yap sat işlerinde asıl yüklenicinin inşaat işinin bir kısmını alt taşerona sözleşme ile yaptırması ve bu işin de yıllara yaygın olması halinde alt taşerona yapılacak hakediş ödemelerinden %5 oranında vergi tevkifatı yapılması gereklidir.
  • İnşaat işinin sonradan yıllara yaygın inşaat ve onarım işine dönüşmesi sebebi ile daha öncesinden geçici vergi dönemlerinde kazanç beyan edilmesi halinde kazancın tamamının işin bitim yılına ilişkin kurum kazancına dâhil edilerek beyan edilmelidir. İhtilaflı bir konu olsa da işletmeler tarafından ödenmiş olan geçici vergiler o yıla ait kurumlar vergisi beyannamesinde mahsup edilebilir.
  • Yıllara yaygın inşaat ve onarım işlerinde geçici kabul tutanağının  onaylandığı tarihten sonra yapılan hakediş ödemeleri o yılın kazancı sayılacağından bu ödemeler üzerinden vergi kesintisi yapılmaması gerekmektedir.
  • Birden fazla inşaat ve onarma işlerinde veya bu işlerle sair işlerde müştereken kullanılan tesisat, makine ve ulaştırma vasıtalarının amortismanları bunların her işte kullanıldıkları gün sayısına göre hesaplanır ve ilgili işlere mal edilir. Yıl içinde satın alınan makine, tesisat ve demirbaşların, alındığı tarihe kadar isabet eden amortismanları yine müşterek genel giderlere aktarılır ve dağıtıma tabi tutulur.
  • Yıl içinde tek veya birden fazla inşaat ve onarma işinin 42. madde kapsamına girmeyen işlerle birlikte yapılması halinde, her yıla ait müşterek giderler, bu işlere ait harcamalar ile diğer işlere ait satış ve hasılat tutarlarının birbirine olan nispeti dâhilinde dağıtılır. Ortak gider kavramına finansman giderleri de dâhildir. Burada dikkat edilecek husus yıllara sari inşaat ve onarma işlerinde harcama tutarları esas alınırken, bu işlerin dışındaki işlerde ise satış ve hasılat tutarları dikkate alınarak oranlama yapılacak olmasıdır.

09.11.2022

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

Geçici Vergi Döneminde Bilanço ve Gelir Tablosunda Yapılması Gerekenler

Değerli Okuyucular,

Müşavirliğimiz ve firma denetimlerimiz esnasında en çok karşılaştığımız konuların başında bilanço ve gelir tablosuna muhasebe kayıtlarında hiç atılmayan kayıtlar veyahut eksik aktarılan kayıtlarla defaten fazlası ile karşılaşmaktayız. Buna mukabil firmalar, bu kayıtların ya sehven ya da bilgisizlik sonucu atılması veya atılmaması ile vergi ziya, usulsüzlük, özel usulsüzlük ve/veya fazla ve yersiz ödenen vergi ile karşılaşmalarına sebep olmaktadır. Bizde buna malumunuz yine bir geçici vergi dönemindeyiz, kabaca ilgili dönemde neler yapılması gerektiğini kalem altına almamız gerektiğini düşündük.

Bilanço kalemlerinde yapılması gereken kayıtlar;

  1. Kasa hesabının 7000 TL üzeri ödeme ve tahsilatlarının çokluğu en fazla dikkat çeken hususlardandır.7000 TL üzeri tediye ve tahsilatlarınızı banka veya PTT kanalı ile tevsik edilmesi gerekmektedir. Ayrıca döviz kasanız mevcut ise ilgili dönemde döviz kasanıza efektif alış kuru ile değerleme yapmanız gerekmektedir. Not: Noter ve Tapuda yapılan ödemelerde tevsik edici belge kapsamındadır.
  2. Banka hesaplarınızda atılması gereken ve eksik atılan kayıtların tamamlanması ve yine dövizli tevdiat hesaplarınızın kur değerlemesine tabi tutulması gerekmektedir.
  3. 101/103 ve 121/321 hesaplarında çek ve senetlerinizin envanterini çıkarıp kayıtlarınızla doğruluğunu teyit etmeni gerekmektedir. İhtiyari olmakla beraber ilgili hesaplarınıza reeskont yapılıp yapılmayacağı kontrol edilmeli daha önce reeskont hesaplandı ise tekrar reeskonta tabi tutulması gerekmektedir. Dövizli çekiniz mevcut ise kur farkı hesaplamayı unutmayız.
  4. Şüpheli ticari alacağınız varsa ya da alacağınız şüpheli hale geldi ise gerekli karşılıklar ayrılmalı, daha önce kayıtları atılmış olan şüpheli alacağınızın tahsilatı yapılmış ise gelir kaydı atılmalı ve/ veya alacağınız imkansız hale geldi ise gerekli kayıtlar atılması unutulmamalıdır.
  5. Stoklar hesabınızın ilgili dönem için envanteri yapılmalı, hammadde , yardımcı malzemeler ve şekillendirme maliyetleri ile beraber, yarı mamül, mamül  kayıtlarınıza intikal ettirilmeli, ettirilmeyen giriş ve çıkışlarınız kayıt altına alınmalıdır. Varsa iadeleriniz gerekli kayıtları muntazam ve eksiksiz olarak atılmalıdır. Stok değer düşüklüğü veya fazlalığı yine kayıt altına alınmalıdır.
  6. Gider ve gelir tahakkuklarınız ilgili gider ve gelir hesaplarına intikal ettirilmelidir.
  7. Dönem KDV tahakkukları ve bordro tahakkuklarının kayıtları unutulmamalı ve kayıt altına alınmalıdır.
  8. 159 ve 340 hesaplarında ki avanslarınızın doğruluğu kontrol edilmeli atılması gereken kayıtlar atılmalıdır.
  9. Arazi, bina, tesis makine, taşıt, demirbaş ve haklar ile diğer maddi olmayan duran varlıklarınızın hesaplara intikal etmeyen kayıtlarınız tamamlanmalı. İlgili dönem de amortismanlarının doğru hesaplanıp hesaplanmadığı kontrol edilmeli ve gerekli kayıtlar atılmalıdır.
  10. Banka kredileriniz çek edilip, ödenmiş faiz var ve kayıtlara intikal ettirilmedi ise ettirilmeli yine dövizli krediniz var ise değerlemeye tabi tutulmalıdır.
  11. Özkaynaklar grubunda ödenmiş sermayeniz mevcut ise kayıt altına alınmalı geçmiş dönem karlarınızdan yasal yedek veya kar yedeği ayrılıp ayrılmadığı kontrol edilmelidir.

Gelir tablosu kalemlerinde yapılması gerekenler;

1- 600/601 grup hesapta kayıtlara intikal ettirilmeyen satış ve gelirler hesaplara intikal ettirilmeli, bu ilgi hesaplarda netleme yapılmamalıdır.

______________xx/xx/xxxx____________

100/101/102/120 Hesaplar                                   xxxxxx

600/601/602 Hesaplar                                          xxxxxx

Gelir kaydı

___________________________________

2- 610/611/612 grup hesaplarda iade ve fiyat farklarınızın kayıtları hesaplara aktarılmalı

______________xx/xx/xxxx____________

610/611/612 Hesaplar                                   xxxxxx

100/101/102/120 Hesaplar                                          xxxxxx

İade kaydı

___________________________________

______________xx/xx/xxxx____________

150/151/152/153                                                       xxxxxx

620/621 Hesaplar                                          xxxxxx

İadenin maliyetten düşülmesi

___________________________________

3- Satılan Mamül ve Ticari Mal Maliyetlerinin kayıtlara intikal ettirilmesi

______________xx/xx/xxxx____________

620/621             Hesaplar                                           xxxxxx

151/152/153 Hesaplar                                          xxxxxx

Satılan Mamül ve Ticari Mal Maliyeti

___________________________________

4- Gider Karşılıklarının kayıtlara ve hesaplara aktarılması

______________xx/xx/xxxx____________

630/631/632/660 Hesaplar                                   xxxxxx

751/761/771/781 Hesaplar                                          xxxxxx

Gider Heaplarının Gelir Tablosu hesaplarına Yansıtılması

___________________________________

______________xx/xx/xxxx____________

151    Hesap                                                                 xxxxxx

711/721/731 Hesaplar                                          xxxxxx

Üretim Şekillendirme Maliyetlerini Yarı Mamüle virmanı

___________________________________

5- Karşılık ve Kur farkı Giderlerinin Kayıtlarının atılması

______________xx/xx/xxxx____________

654 Hesap                                                                                    xxxxxx

129/158 Hesaplar                                                                  xxxxxx

Karşılık ayırma

___________________________________

______________xx/xx/xxxx____________

657 Hesap                                                                                    xxxxxx

122 Hesap                                                                                 xxxxxx

Alacak Senetleri reeskontu

___________________________________

______________xx/xx/xxxx____________

656 Hesap                                                                                    xxxxxx

100/101/102/120 Hesaplar                                          xxxxxx

Kur Farkı zararı

___________________________________

______________xx/xx/xxxx____________

100/101/102/120 Hesaplar                                                     xxxxxx

646  Hesap                                                                                     xxxxxx

Kur Farkı Karı

___________________________________

Yukarıda da bahsettiğimiz gibi hesaplara intikallerde en çok rastlanan durumların başında bu ve bu tarz işlemlerin atlanması uygulanmaması gelmektedir. İdarenin de en çok üzerinde durduğu konuların başında bunlar gelmektedir. Malumunuz İdare gelirin toplanmasından sorumludur. Bizlerde vergi mükellefleri ve ödevlileri olarak gelirimizi doğru ve eksiksiz hesaplamakla sorumluyuz. Anılan eksiklikler, yapılmayan ve uyulmayan her sorumluluk beraberinde vergi zaiyatı, ceza ve fazla ve yersiz ödenen vergi demektir. İstifade etmeniz dileğimle.

09.11.2022

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

Lonca ve Ahilik Döneminden Günümüz Çalışma Hayatında Atatürk İmzası

Ebediyete intikal etmesinin ardından 84 yıl geçmiş,bu yıllar içinde Türk Çalışma hayatının temelleri olan düzenlemeler onunla birlikte başlamış,halen yasal düzenlemelerle sürdürülmeye çalışılıyor.

Çalışma hayatı çeşitli dinamizmler üzerine kurulduğu için ekonominin değişmez parçası olduğundan mevcut düzenlemelere yer veriliyor.

Çağımızda sermaye yapısında değişimler,küreselleşme olgusunu da göz önüne alırsak,bu değişimlere ayak uydurmak içinde çağdaş ve demokratik sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte çalışma hayatını şekillendirecek yasal düzenlemelere kavuşturmak gerekir.

Burada emek ve sermaye dengesi kurulmalıdır.

Emek hakkını almasının yanı sıra sermaye de emeğin hakkını yemeden yatırımlarını iyileştirmelidir.

Böylece hak içinde emek ve sermaye bölüşümü adil olur.

Loncalar; tüm esnaf ileri gelenlerinin toplandığı, meslekleriyle ilgili serbestçe görüşebildiği ve herkesin uyabileceği kararların alındığı yerlerdir. Her loncanın bir “teavün sandığı (orta sandığı)” mevcuttur.

Lonca yapısı içinde oluşturulan teavün sandıklarından, yaşlılık nedeniyle işini sürdüremeyen, kalabalık ailesi olan, evlenen, sakatlanan, hastalanan esnaf ve zanaatkârlara ya da ailelerine ayni ya da parasal nitelikte yardımlar yapılabilmekte, borç para verilebilmekte ve ölmeleri halinde cenaze giderleri karşılanmaktaydı..

Ülkemizdeki ilk sanayileşme hareketleri Avrupa’ya kıyasla daha geç yaklaşık olarak 19. yüzyılın ikinci yarısında başlamıştır.Loncalarda işlevini kaybetmiştir.

Ahilik müessesesi, tasavvufi anlamda cömertliğe, el açıklığına dayanır ve fertlerin birbirini kardeş gibi görmelerinin bir ifadesidir.

Osmanlı İmparatorluğu’nda ilk sanayileşme hareketleri, Tanzimat ve Meşrutiyet dönemlerinde başlamıştır. Tanzimat ve Meşrutiyet döneminde; yapı, deri, halı, dokuma, cam vb. alanlarda sanayinin kurulup geliştirilmesi sonucu, İstanbul ve Rumeli’de, çoğu yabancı sermaye ve ortaklıklar tarafından kurulup işletilen fabrikaların sayısının artmasına bağlı olarak buralarda çalışan işçi sayısında da artış gözlenmiştir.

Çalışma hayatıyla ilgili olarak düzenlemelerin yer aldığı yazılı kaynakların başında, 1863 tarihli “Maden Nizamnamesi” ile kömür işçileri için 1865 yılında çıkarılan “Dilaverpaşa Nizamnamesi” gelmektedir. Bu nizamnamelerden sonra iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili kuralların yer aldığı 1869 tarihli “Maadin (Meaddin) Nizamnamesi” çıkarılmıştır.

1877 tarihinde çıkarılan “Mecelle-i Ahkam-ı Adliye’de (Mecelle)” de çalışma hayatını düzenleyen bazı hükümlere yer verilmiştir. Ülkemizin ilk Medeni Kanunu olan Mecelle’de çalışma ilişkileri insane kirası başlığı altındaki hükümlerle düzenlenmiş ve işçi “nefsini kiraya veren kimse” olarak tanımlanmıştır.

Bu dönemde çıkarılan Mecelle dışındaki çalışma hayatıyla ilgili düzenlemelerin yer aldığı yazılı kaynaklar arasında giderek çoğalan işçi eylemlerini yasaklamak üzere 1909 yılında çıkarılan “Tatil-i Eşgal Kanunu” gelmektedir. Aynı yıl çıkarılan “Cemiyetler Kanunu” ise, cemiyet kurmada serbestlik esasını getirmiştir.

Yukarıdaki düzenlemelere baktığımızda Osmanlı İmparatorluğu sanayileşmeyle birlikte 19 yy ikinci yarısında bu sahada yapılandırmaya gitmiştir.

Kısıtlı işçilik hakları,yabancı sermayenin hakimiyeti,kamu görevlilerine sağlanan bazı menfaatler verilmiştir.

GENÇ CUMHURİYET ÇALIŞMA HAYATINI DÜZENLEYEN KANUNLARA İMZA ATARAK GÜNÜMÜZ ÇALIŞMA HAYATININ ŞEKİLLENMESİNE KATKI SAĞLAMIŞTIR.

Türk İş Hukuku tarihçesi içinde önemli bir olay, 1920 yılında kurulan TBMM’nin henüz Cumhuriyet kurulmadan 1921 yılında çıkardığı 114 sayılı “Zonguldak ve Ereğli Havzai Fahmiyesinde Mevcut KömürTozlarının Amele Menafii Umumiyesine Olarak Füruhtuhuna Dair Kanun”dur. Bu Kanun, Zonguldak veEreğli Kömür Havzası’nda kömür üretiminden sağlanan tozların açık arttırma suretiyle satılarak bedelinin işçilerin yararına kullanılmak üzere Ziraat Bankası’na yatırılmasını öngörmektedir.

1921 tarihinde Ereğli kömür işçilerinin yaşama ve çalışma koşullarını düzenlemek amacıyla 151 sayılı “Ereğli ve Zonguldak Havzai Fahmiyesi Maden Amelesinin Hukukuna Müteallik Kanun” çıkarılmıştır.

Uygulama alanı Ereğli Havzası ile sınırlı olan Kanun bireysel iş ilişkilerine yönelik koruyucu kurallar yanında sosyal sigortalarla ilgili bazı kurallara da yer vermiştir. Ülkemizde ilk asgari ücret uygulamasına bu Kanunda rastlanmaktadır.

Cumhuriyetin ilanından sonra kabul edilen 1924 Anayasası, toplanma ve dernek kurma hakkını tanımış ve bu dönemde iş hukuku alanında da birtakım kanunların oluşturulması çalışmalarına başlanmıştır.

1924 tarihli 394 sayılı “Hafta Tatili Kanunu”,

1926 tarihli 818 sayılı “Borçlar Kanunu”,

1930 tarihli 1593 sayılı “Umumi Hıfzısıhha Kanunu” ,

1935 yılında 2739 sayılı “Ulusal Bayram ve Genel Tatil Günleri Hakkında Kanun” bu anlamda ilk kanunlardır.

Ülkemizde bireysel iş ilişkileri, ilk kez Borçlar Kanunu’nun “Hizmet Akdi” başlığı altında yer alan hükümleriyle düzenlenmeye başlamıştır.

Ancak 1936 yılında yılında kabul edilen 3008 sayılı “İş Kanunu”, Türk İş Hukukunun en önemli belgelerindendir. Kanunu önemli kılan hususlar; çalışma ilişkilerini bütünsel olarak düzenleme amacına yönelik ilk kanun olması, aynı zamanda da bireysel çalışma ilişkilerine yönelik düzenlemeler yapmakla birlikte, toplu iş ilişkileri alanına yönelik hükümler de içermesidir. Bu Kanun, ilk defa Türkiye’nin her yerinde geçerli olmak üzere çalışma ilişkilerini düzenlemektedir.

Cumhuriyetin ilk yıllarında çalışma hayatını ilgilendiren kanunların temeli atılmıştır.

Bununla kalınmayarak çalışma hayatını oluşturan ,işçi,köylü,esnaf ve sanayici içine alan geniş kapsamlı kanunlar ile düzenlemelere yer verilmiştir.

Ülkemizde her ne kadar çalışma hayatını ilgilendiren yeni düzenlemeler hayata geçirilse bile ,iş kazaları hız kesmemiş,meslek hastalıkları bilinmiyor,çalışma hayatları ve kuralları öğrenilmiyor.

Olumsuzluklar yanında olumlu olanlarda son yıllarda çalışma hayatı ve sosyal güvenliği ilgilendiren konular İlk Öğretimde ders kitaplarına girerken ,ÇSGB bünyesindeki kurumlar farkındalık için çalışıyor, e yapay zeka ile çalışma hayatı şekilleniyor.

Türk milletinin tarihinde sosyal güvenlik anlayışını çok öncelere götürmek mümkün olmakla birlikte, modern anlamda Türk sosyal güvenlik sisteminin kurucusu Atatürk’tür.

10.11.2022

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

Taksi, Dolmuş Plaka Devirlerindeki Gelir Vergisi Değer Artış Kazancı Nedir?

Bilindiği üzere, 7104 sayılı Yasa ile gelir vergi kanununda ve katma değer vergisi kanununda 29.03.2018 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere, önemli düzenlemeler yapılmıştır. Bu düzenlemelerden en önemlisi taksi, dolmuş, minibüs ve umuma mahsus servis araç sahiplerini ilgilendiren mükelleflerin değer artış kazancı ve harç açısından istisna edilmesi işlemleridir.

Bilindiği gibi, Ankara , İstanbul, İzmir, Antalya, Bursa, Gaziantep, Diyarbakır gibi büyük şehirlerde servis taşımacılığı işi yapan, taksi işletmeciliği işi yapan pek çok mükellefi ilgilendiren plaka devirleri konusunu oluşturmaktadır.

Buna göre;

29.03.2018 tarihinde kabul edilen 7104 sayılı Kanun ile taksi, dolmuş, minibüs ve umum servis araçlarına ait ticari plakaların elden çıkarılmasından doğan değer artış kazançları, plakaların elde tutulma süresi gibi şartlar aranmaksızın muafiyet ve istisna altına alınmıştır. Hatta bu istisna hükmü ile de yetinilmemiş, bu tür az sayıdaki mükellefler bakımından bu kapsamda vergi incelemeleri neticesinde tahakkuk ettirilen vergiler, cezalar, ödemesi yapılmamış olmak ve varsa açılmış davalardan feragat edilmesi kaydıyla terkin edilmiş ve vergi incelemeleri de dahil olmak üzere diğer yaptırımlardan çıkartılmıştır.

Yine buna göre;

1. 7104 sayılı Kanunun yayımı tarihinde yürürlüğe girmek üzere Gelir Vergisi Kanunu (GVK)’nun mükerrer 80 inci maddesi değiştirilerek yukarıda sayılan mükellef grupları bakımından sahip olunan ticari plakaların elden çıkarılmasından doğan kazançların tamamı hiçbir süreyle sınırlı olmaksızın değer artış kazancı olarak vergilendirilmeyecektir.

2. 1/1/2019 tarihinden sonraki vergilendirme dönemlerine ilişkin yapılacak incelemelerde uygulanmak ve 1/1/2019 tarihinde yürürlüğe girmek üzere GVK’na geçici 88 inci madde eklenmiştir. Bu maddeye göre; taksi, dolmuş, minibüs ve umum servislere ait ticari plakaların, 1/1/2019 tarihinden önce elden çıkarılmasından doğan kazançlara ilişkin olarak herhangi bir tarhiyat yapılmaması öngörülmektedir. Bu kapsamda daha önce yapılmış olan tarhiyatlardan, varsa açılmış davalardan feragat edilmesi kaydıyla vazgeçilmesi ve tahakkuk eden tutarların terkin edilmesi sağlanmaktadır. Ancak daha önce tahsil edilen vergi ve cazalar bakımından her hangi bir red veya iade işlemi söz konusu olmayacaktır.

3. Bu düzenlemenin Meclis Genel Kurulu’nda okunan madde gerekçesinde “… gelir vergisi açısından getirilen düzenlemenin katma değer vergisi dâhil diğer vergi türlerini de kapsayacak şekilde genişletilmesi önerilmektedir.” denilerek bu tür kazanç unsuru üzerinde olabilecek tüm vergi yüklerinin kaldırılması ifade edilmiştir. Gerçi gerekçe de katma değer vergisi örnek verilmiştir ama değer atış kazançları bakımından KDV’sinin ortaya çıkması zaten mümkün değildir.

4. Bu tür ticari plaka devirlerinin değer artış kazancı kapsamı dışında devredilmesi halinde [örneğin kollektif şirket ortağının bu tür bir devir yapması veya bir yılda birden fazla kez plaka devrinin söz konusu olması(ticari kazanç) vb.] yukarıda yer alan hükmün uygulanma şansı kanımızca olamaz. Bu açıdan gerekçede ifade edilen anlam değer artış kazancı dışındaki vergi türleri bakımından uygulanamaz. (Bkz: Dayanç Murat, Muhasebetr, 06.04.2018, 7104 Sayılı yasa Kapsamında Taksi, Dolmuş Plaka Sahipliğinin Dayanılmaz Çekiciliği)

5. Plaka Devirlerinde harç uygulaması, 7104 sayılı Kanunun yayımı tarihinde yürürlüğe girmek üzere Harçlar Kanunu (HK)’na bağlı “I. Değer veya ağırlık üzerinden alınan nispi harçlar:” başlıklı bölümünün (1) numaralı fıkrasına “Taksi, dolmuş, minibüs ve umum servis araçlarına ait ticari plakaların devrine ilişkin işlemlerde, alım satım bedeli üzerinden (Alınacak harcın miktarında, bu fıkrada düzenlenen üst sınır dikkate alınmaz.) (Binde 30)” paragrafı eklenmiştir. Böylece taksi, dolmuş, minibüs ve umum servis araçlarına ait ticari plakaların devrine ilişkin kâğıtlarla ilgili işlemlerden alınacak noter harcının hesabında alım satım bedeli üzerinden binde 30 oranında harç hesaplanacaktır. Fakat mevcut fıkrada 2019 yılı için 47.598,90 TLTL olarak belirlenen üst sınır, harç tutarı hesaplanırken dikkate alınmayacak ve alım satım bedelinin binde otuzuna tekabül eden tutar noter harcı olarak ilgililerden tahsil edilecektir.

10.11.2022

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

İşe İade Davasında İşsizlik Ödeneğinin İadesi Gerekebilir

25.10.2017 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun yürürlüğe girmesi ile birlikte, bireysel veya toplu iş sözleşmelerine dayanan işçi ile işveren arasındaki alacak, tazminat veya işe iade taleplerine ilişkin açılacak davalarda, arabulucuya başvurulması dava şartı olarak kabul edilmiştir. İş sözleşmesinin haksız ve geçersiz nedenle feshedildiği iddiasında olan işçi, arabuluculuk faaliyetinden bir sonuç alamadığı takdirde, arabuluculuk son tutanağının düzenlendiği tarihten itibaren iki hafta içinde feshin geçersizliğinin tespiti ve işe iade talebi ile İş Mahkemesine dava açabilir. Mahkeme tarafından yapılacak inceleme sonucunda işçinin haklı olduğu tespit edilirse feshin geçersiz olduğunun tespiti ile işçinin işine iadesi yönünde ya da işçinin haksız olduğu tespit edilirse feshin geçerli olduğunun tespiti yönünde karar verilebilmektedir.

İşveren işe iade davasını kazanan işçiyi ister işe başlatsın ister işe başlatmasın; işçiyi çalıştırmadığı süre için ödeyeceği en çok dört aya kadar ücret ve diğer haklarından, iş kazaları, meslek hastalıkları ile işsizlik sigortası primi de dahil olmak üzere tüm sigorta kollarına ait primlerin kesilerek, bu sürelerin hizmetten sayılmasını sağlayacaktır. Bu noktada işe iade kararına göre yatırılan geriye dönük dört aylık primler işsizlik ödeneğini etkilemektedir. İşçinin işe iade dava sürecinde olması işsizlik ödeneğine başvuru yapmasına engel teşkil etmemektedir. Üstelik bu dönemde işsizlik ödeneği bir gerekliliktir. Ancak işe iade davası sonucunun işsizlik ödeneğine olan etkilerine değinmekte yarar vardır.

  1. İşçi işe iade davası sürecinde, iş akdi feshedildikten 30 gün içerisinde İŞKUR’ a işsizlik ödeneği başvurusunda bulunmuş, işten çıkış kodu ve diğer şartlar uygun olduğu için işsizlik ödeneğine hak kazanmış ve kanunda belirtilen sürelerce tarafına işsizlik ödeneği ödenmiş olabilir. İşe iade talebinin kabul edilmesi durumunda geriye dönük 4 aylık primler işveren tarafından yatırıldığında, işçinin anılan dört aylık dönemde hem işsizlik ödeneği hem de ücret aldığı görülmektedir. Bu sebeple İŞKUR personelince primlerin işe iade davası nedeniyle yatırıldığının anlaşılması halinde geriye dönük yatırılan primlerin son günü fesih tarihi olarak güncellenmek suretiyle çalışılmayan dönemler için ödeme planı oluşturulur. Oluşan fazla ödemeler yeni ödemeden mahsup edilir veya ödeme planına çalışılan dönem denk gelirse mahsuba yeter tutar olmayacağından ödenen ödeneğin iadesi istenir.
  2. İşçi işe iade davası sürecinde, iş akdi feshedildikten 30 gün içerisinde İŞKUR’ a işsizlik ödeneği başvurusunda bulunmuş, diğer şartların sağlanmış olmasına rağmen işten çıkış nedeninin yasa kapsamında olmaması sebebiyle işsizlik ödeneğine hak kazanamamış olabilir. Bu sebeple mahkeme tarafından işe iade talebi kabul edilen işçinin; mahkeme kararının kesinleştiği tarihten itibaren 30 gün içinde İŞKUR’a işsizlik ödeneği için başvuruda bulunması gerekir. İşe başlatılıp başlatılmadığına bakılmaksızın, işe iade kararına göre yatırılan geriye dönük dört aylık primlerin son günü fesih tarihi kabul edilerek işsiz kalınan dönemler için işsizlik ödeneği ödenir. Geriye dönük dört aylık sigorta primleri yatırılmamış olsa da kesinleşmiş mahkeme kararından feshin 4447/51 inci madde kapsamında sona erdirildiğinin anlaşılması halinde yine işsizlik ödeneği alması mümkündür. Ancak bunun için işçinin mahkeme kararıyla İŞKUR’a başvuru yapması gerektiği unutulmamalıdır.

Somut bir uygulamada; işçinin iş akdi 06.07.2018 tarihinde yasa kapsamında olmayan bir nedenle feshediliyor. İşçi, 30 gün içerisinde işsizlik ödeneği için başvuru yapıyor ve çıkış sebebinden dolayı hak kazanamıyor. İşe iade davası 12.02.2020 tarihinde lehine sonuçlandığında mahkeme kararını İŞKUR birimine ibraz ederek 2018 yılına ait ödeneğini talep ediyor. Geriye dönük primlerin yatırılmadığı ancak feshin 4447/51 inci madde kapsamında sona erdirildiğinin anlaşılması sebebiyle 10 aylık işsizlik ödeneği tarafına ödeniyor. Sonrasında geriye dönük 4 aylık primlerin 2022 yılında bildirildiği tespit edilerek çakışan dönem için fazla ödeme oluşturuluyor. Bu örnekte de görüleceği üzere işe iade dava sonucunda işsizlik ödeneğinin geri iadesinin istenebilmesi olasıdır.

Bir diğer husus ise; geriye dönük dört aylık prim yatırılması nedeniyle güncellemeden kaynaklı oluşan fazla ödemeler için faiz uygulanmaz. Belirtilen sürede ödeme yapılmaması halinde borcun tebliğ tarihi ile ödeme tarihi aralığına yasal faiz uygulanmak suretiyle tahsil işlemi gerçekleştirilir.

10.11.2022

Kaynak: www.MuhasebeTR.com