İşsizlik Ödeneğinde Gazeteci İstisnası

Çalışan ile işverenlerin hak ve yükümlülüklerini düzenleyen temel kanun 4857 sayılı İş Kanunu olmakla birlikte başta Borçlar Kanunu gelmek üzere Deniz İş Kanunu ve basın mesleğinde çalışanlarla ilgili 5953 sayılı Basın İş Kanun ülkemizde çalışma hayatının düzenlenmesinde önemli yer tutan başucu kaynaklardır. Kanunlar benzer özellik göstermekle birlikte her biri kendi kapsamları açısından farklılar göstermektedir.

Gazeteciler ile işverenler arasındaki çalışma ilişkilerini düzenleyen 5953 sayılı Basın iş Kanununa baktığımızda 4857 sayılı İş Kanunundan farklı olarak, yazılı yapılması düzenlenmiş ve bu kanun kapsamında gazeteci olabilmek için gazeteci ile işveren arasında yazılı basın iş sözleşmesi kurulması zorunlu hale getirilmiştir. Böylece, yaşanan olayları kamuya duyurma, kamuoyu oluşturma ve gerçekleştirme gibi önemli sorumlulukları olan gazetecilerin hakları özel olarak korunmak istenmiştir. 5953 sayılı kanun incelendiğinde görülecektir ki, diğer işçilerden farklı olarak gazeteci olarak tabir edilen fikir işçilerine iş ilişkilerinde ayrıcalıklı birtakım haklar tanınmıştır.

Basın İş Kanununun 7. maddesinde, gazetecinin en az bir ay evvel işverene yazılı ihbarda bulunmak suretiyle iş akdini her zaman feshedebileceği ile 11. maddesinin I. fıkrasında, bir gazete veya süreli yayının yön ve karakterinde gazeteci için şeref veya şöhretini ya da genel olarak manevi değerlerine zarar verici açık bir değişiklik oluşursa gazetecinin bildirim sürelerini beklemeden sözleşmesini feshedebileceği hükmedilmiştir.

4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunun “İşsizlik Ödeneğine Hak Kazanmanın Şartları” başlıklı 51. maddesinin b) bendi ile Basın İş Kanununun yukarıda bahsettiğimiz 7. ve 11. maddelerine atıfta bulunularak (“….5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanunun 7 nci maddesi ile 11 inci maddesinin birinci fıkrasına göre sigortalı tarafından feshedilmiş olmak ) gazetecinin kendisi tarafından feshedilen sözleşmelerin aşağıda belirtilen şartları sağlaması halinde işsizlik ödeneğinden faydalanabilmesi sağlanmıştır.

İşsizlik ödeneğinden yararlanma şartlarına baktığımızda, hizmet akdinin feshinden sonraki 30 gün içinde İŞKUR birimine şahsen ya da elektronik ortamda başvurmak, hizmet akdinin sona ermesinden önceki son 120 gün hizmet akdine tabi olmak, son üç yıl içinde en az 600 gün süre ile işsizlik sigortası primi ödemiş olmak ve bu şartlara ek olarak da kendi istek ve kusuru dışında işsiz kalmak, olarak sıralanır. Kendi istek ve kusuru dışında işsiz kalmaktan kasıt iş sözleşmesinin 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunun 51. Maddesi kapsamında feshedilmiş olmasıdır. Bu bağlamda kişinin istifa etmesi durumunda ödeneğin bağlanması mümkün değildir.

Ancak her ne kadar kurala uymuyor gibi gözükse de esas olan iş sözleşmesinin kanunda tanımlanmış şekli ile sona erdirilmesidir. 4447 sayılı kanun, iş kanunu ve diğer kanunlara göre kurulmuş olan hizmet akitlerinde işçinin kendi rızası dışında işsiz kalmasını koşut olarak dayatsa da Basın İş Kanunu için bu koşul ortadan kaldırılmış olup gazetecinin istifa etmesi halinde işsizlik ödeneğinden yararlanması mümkün hale getirilmiştir.

04.09.2023

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

Tazminat ve Cezalarda Sıkça Yapılan Hata ve Çözümlü Muhasebe Uygulaması

Değerli okurlar, şirketlerin maruz kaldıkları tazminat ve cezalar çeşitli nedenlerle ortaya çıkabilmektedir. Bunlardan en çok yaşanan nedenlerden biri ise iş kazaları sonucu şirkete açılan davalardır.

İşyerinde meydana gelen bir iş kazası neticesinde çalışma gücünün bir kısmını kaybeden işçiler işverenin yeterli güvenlik önlemini sağlayamadığı gerekçesiyle dava açmaktadırlar. Bu davaların büyük bir çoğunluğu ise işveren aleyhine sonuçlanmaktadır. Bir kısmı ise hem işveren hem de işçide kusur bulmaktadır.

Söz konusu tazminatlar ise iş verenin kusuru oranında giderleştirilmeli kalanı kanunen kabul edilmeyen giderlere intikal ettirilmeli.

Konu ile ilgili uygulamada en çok yapılan hataların başında, işçinin kusur oranı dikkate alınmaksızın ödenen tazminat tutarının tamamının kanunen kabul edilmeyen giderlere intikal ettirilmesi gelmektedir.

1 Seri nolu Kurumlar vergisi genel tebliğinin konu ile ilgili maddesi aşağıdaki gibidir;

11.8. Sözleşmelerde ceza şartı olarak konulan tazminatlar hariç olmak üzere kurumun kendisinin, ortaklarının, yöneticilerinin ve çalışanlarının suçlarından doğan maddi ve manevi tazminat giderleri indirim olarak dikkate alınamaz.

Örnek: ABC A.Ş.’de meydana gelen bir iş kazası sonucu bordrolu çalışan Bay B çalışma gücünün yüzde 20 sini kaybetmiştir. İşyeri aleyhine açılan dava sonucu işçinin yüzde 30, işverenin ise yüzde 70 kusurlu olduğu tespit edilmiştir. İş yerine 100.000 TL tazminat cezası düzenlenmiştir.

En çok yapılan hata:

———————————————-/—————————————-

689 DİĞ.OLA.DIŞ.GİD. VE ZAR. 100.000

336 DİĞER ÇEŞİTLİ BORÇLAR  100.000

Tazminat tahakkuku kaydı

————————————————————————————–

————————————————-/—————————————–

900 MATRAHA EKLENECEK UNSURLAR  100.000

901 MATRAHA EKLENECEK UNSURLAR  100.000

Tazminat tutarının tamamının

KKEG olarak kaydı

——————————————————————————————–

———————————————-/—————————————-

336 DİĞER ÇEŞİTLİ BORÇLAR  100.000

102 BANKALAR 100.000

Tazminat ödeme kaydı

————————————————————————————–

Görüldüğü üzere şirket ödemiş olduğu tazminat tutarının tamamını kanunen kabul edilmeyen giderler hesabında takip etmiştir. Oysa kanun maddesinde işverenin suçundan kaynaklanan tazminatlardan bahsetmektedir. Burada işveren yüzde 70 kusurlu bulunduğundan dolayı söz konusu tutarın yüzde  70’i Kanunen kabul edilmeyen gider kalan kısmı ise normal giderdir.

Doğru uygulama:

———————————————-/——————————————-

689 DİĞ.OLA.DIŞ.GİD. VE ZAR. 70.000

770 GENEL YÖN.GİD.          30.000

336 DİĞER ÇEŞİTLİ BORÇLAR  100.000

Tazminat tahakkuku kaydı

——————————————————————————————

————————————————-/—————————————-

900 MATRAHA EKLENECEK UNSURLAR  70.000

901 MATRAHA EKLENECEK UNSURLAR  70.000

Tazminat tutarının tamamının

KKEG olarak kaydı

——————————————————————————————–

———————————————-/———————————————

336 DİĞER ÇEŞİTLİ BORÇLAR  100.000

102 BANKALAR 100.000

Tazminat ödeme kaydı

——————————————————————————————-

04.09.2023

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

Son Dakika Haberi: Ağustos Ayı Enflasyon Rakamları Açıklandı

SON DAKİKA HABERİ: Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), ağustos ayı enflasyon verilerini açıkladı. Ağustosta TÜFE yüzde 9,09 arttı, yıllık bazda yüzde 58,94’e çıktı.

Ağustos ayı enflasyon verileri açıklandı.

TÜİK verilerine göre, ağustosta TÜFE yüzde 9,09’la beklentilerin üzerinde artış kaydetti. Yıllık bazda TÜFE yüzde 58,94’e yükseldi.

Yurt İçi ÜFE ağustosta yüzde 5,89 artarken, yıllık bazda yüzde 49,41 oldu.

Çekirdek enflasyon olarak açıklanan işlenmemiş gıda ürünleri, enerji, alkollü içkiler ve tütün ile altın hariç TÜFE’deki değişim, bir önceki aya göre yüzde 9,32 arttı. Çekirdekk enflasyon yılılk bazda yüzde 63,52 oldu.

EKONOMİSTLER NE BEKLİYORDU?

AA Finans’ın, 12 ekonomistin katılımıyla yaptığı ankete göre, ekonomistlerin ağustos ayı enflasyon beklentilerinin ortalaması yüzde 7,32 düzeyindeydi.

Ekonomistler yıllık enflasyonun yüzde 56,37’ye çıkacağını öngörüyordu.

Ekonomistlerin 2023 sonu enflasyon beklentisi ağustosta yüzde 61,01’den 65,51’e yükseldi.

SON DAKİKA HABERİ: Ağustos ayı enflasyon rakamları açıklandı - 1Enflasyonun ay ay seyri (Kaynak: TÜİK)

EN ÇOK ARTIŞ ULAŞTIRMADA

Ağustos ayında TÜFE’de bir önceki aya göre en yüksek artış yüzde 16,61 ile ulaştırmada görüldü.

Ağustos ayında TÜFE’de bir önceki aya göre en yüksek artış yüzde 16,61 ile ulaştırmada görüldü.

Onu yüzde 9,36 ile ev eşyası, yüzde 8,48 ile gıda ve alkolsüz içecekler, yüzde 8,25 ile giyim ve ayakkabı, yüzde 7,98 ile sağlık, yüzde 7,88 ile eğlence ve kültür, yüzde 7,55 ile çeşitli mal ve hizmetler, yüzde 7,09 ile lokanta ve oteller, yüzde 6,89 ile konut, yüzde 4,28 ile haberleşme, yüzde 3,77 ile alkollü içkiler ve tütün izledi.

HİÇBİR HARCAMA GRUBUNDA DÜŞÜŞ GÖRÜLMEDİ

Ağustosta en az artış gösteren yüzde 3,11 ile eğitim grubu olurken, hiçbir harcama grubunda düşüş gerçekleşmedi.

Endekste kapsanan 143 temel başlıktan 138’inde artış, birinde düşüş gerçekleşirken, 4 temel başlıkta değişim olmadı.

YILLIK BAZDA LOKANTA VE OTELLER ARTIŞTA LİDER

TÜFE’de yıllık bazda en yüksek artış yüzde 89,31 ile lokanta ve otelerde görüldü. Onu yüzde 77,55 ile sağlık, yüzde 72,86 ile gıda ve alkolsüz içecekler, yüzde 70,24 ile ulaştırma takip etti. En az artış gerçekleşen kalemler yüzde 24,97 ile konut, yüzde 31,10 ile giyim ve ayakkabı oldu.

(Kaynak: NTV | 04.09.2023)

Kaynak: http://www.muhasebetr.com/ulusalbasin/haber_oku.php?haber_id=33602

İşe İade Davasının Sonuçları

Geçen haftaki yazımda işe iade davasının şartlarını kaleme almıştım.

Bu yazımda ise işe iade davasının sonuçlarına ilişkin detayları yazıyorum.

İş güvencesinden yararlanan çalışanın, işveren tarafından keyfi veya geçerli bir sebep gösterilmeden işine son verilmesi durumunda işe iade davası açma hakkı bulunmaktadır.

İşe iade davası açılmadan önce arabulucuya başvurulması gerekmektedir. Arabulucu nezdinde anlaşma sağlanamaz ise bu hususu belirten son tutanağın düzenlendiği tarihi takip eden 2 hafta içerisinde çalışanın işe iade talebiyle dava açması gerekmektedir. Davanın kazanılması veya kaybedilmesine göre sonuçları değişecektir.

İşe iade davası, gerekli şartlar sağlanamadığı takdirde reddedilecektir.

İşe iade davasının kazanılması durumunda işverenlerin iki tercihi bulunmaktadır; çalışanı işe başlatmak veya başlatmamak.

İşverenin çalışanı işe başlatması halinde;

İşe iadesine karar verilen çalışanın kesinleşen mahkeme veya özel hakem kararının tebliğinden itibaren on işgünü içinde işe başlamak için işverene başvuruda bulunması halinde işveren çalışanı bir ay içinde işe başlatmak zorundadır. İşverenin çalışanı işe başlatması halinde; işveren fesih tarihinden mahkeme kararının kesinleştiği tarihe kadar boşta geçen zaman dilimi için çalışana en çok 4 aya kadar doğmuş ücret ve diğer haklarını ödemekle yükümlüdür.

Çalışan işe başlatılırsa, peşin olarak ödenen ihbar tazminatı ile kıdem tazminatı, en çok 4 aya kadar doğmuş bulunan ücret ve diğer haklardan mahsup edilir.

İşverenin çalışanı işe başlatmaması

Mahkeme veya özel hakem feshin geçersizliğine karar verdiğinde, işçinin işe başlatılmaması halinde ödenecek tazminat miktarını da belirler.

Çalışanın on işgünü içinde işe başlamak için işverene başvurmasına rağmen işverenin bir ay içinde çalışanı işe başlatmaması halinde,

-Mahkeme veya özel hakem tarafından karara bağlanan işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen zaman dilimi için en çok 4 aya kadar doğmuş ücret ve diğer haklarını (Mahkeme veya özel hakem, işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen dört aya kadar ücret ve diğer hakları, dava tarihindeki ücreti esas alarak parasal olarak belirler.),

– Kıdem tazminatı/farkı

– İhbar tazminatı/farkı

– Yıllık izin ücreti/farkı işveren çalışana bu ödemeleri yapmak ile yükümlüdür.

Çalışanın on işgünü içinde başvuru yapmaması

Çalışan kesinleşen mahkeme veya özel hakem kararının tebliğinden itibaren on işgünü içinde işe başlamak için işverene başvuruda bulunmak zorundadır. Çalışan bu süre içinde başvuruda bulunmaz ise, işverence yapılmış olan fesih geçerli bir fesih sayılır ve işveren sadece bunun hukuki sonuçları ile sorumlu olur.

İşe iade davasının kaybedilmesi;

Feshin geçerli bir sebebe dayandığını ispat yükümlülüğü işverene aittir. Çalışan, feshin başka bir sebebe dayandığını iddia ettiği takdirde, bu iddiasını ispatla yükümlüdür.

Çalışanın işe iade davasını kaybetmesi durumunda iş akdi işveren tarafından geçerli veya haklı nedenle feshedilmiş sayılır. İş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiği kararı verilmişse çalışan ihbar tazminatı alamayacaktır. Ancak geçerli nedenle iş sözleşmesinin feshedildiği kararı verilmişse çalışan ihbar tazminatına hak kazanır. Eğer iş sözleşmesinin ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırılık sebeplerinden dolayı feshedildiği kararı verilmişse çalışan kıdem tazminatı da alamayacaktır.

(Kaynak: Resul Kurt / Star Gazetesi | 05.09.2023)

Kaynak: http://www.muhasebetr.com/ulusalbasin/haber_oku.php?haber_id=33603

Limitet Şirket Ortağı Müdürü Azlettirebilir Mi?

✔ Limitet şirket ortaklarının genel kurul dışında yöneticilerin azlini veya yönetim hakkının sınırlandırılmasını talepleri ancak yargı yolu ile olabilir. Bu konuda her bir ortak, pay oranı ne olursa olsun, her zaman, mahkemeye müracaatla yöneticilerin azlini veya yönetim hakkının sınırlandırılmasını talep edebilir.

✔ Şirket genel kurulunda şirket müdürünü değiştirme ve hatta şirket ana sözleşmesini değiştirme yetkisine dahi haiz olacak oranda pay sahibi olan bir ortağın, müdürün azli veya yetkilerinin sınırlandırılması için dava açmasına gerek olmadığı açıktır.

Şirket genel kurulu, müdürü veya müdürleri her zaman görevden alabilir veya yönetim hakkını ve temsil yetkisini sınırlayabilir.  Ancak bizim burada irdelemek istediğimiz konu, limitet şirket ortaklarının her birinin genel kurul dışında münferiden yöneticilerin yönetim hakkının ve temsil yetkilerinin kaldırılmasını veya sınırlandırılmasını isteme hakkına sahip olup olmadıklarıdır.

Limitet şirket ortaklarının genel kurul dışında yöneticilerin azlini veya yönetim hakkının sınırlandırılmasını talepleri ancak yargı yolu ile olabilir. Bu konuda her bir ortak, pay oranı ne olursa olsun, her zaman, mahkemeye müracaatla yöneticilerin azlini veya yönetim hakkının sınırlandırılmasını talep edebilir. Bu konuda görevli mahkeme, yetki alanı şirket merkezinin bulunduğu yeri kapsayan ticaret mahkemeleridir. Bu davanın kim aleyhine açılacağı bir dönem tartışma konusu olmuşsa da, Yargıtay’ın yerleşik içtihadına göre, bu davanın şirket aleyhine değil, doğrudan azli veya yetkisi sınırlandırılmak istenen müdür aleyhine açılması gerekmektedir.

Nihayet böyle bir talep ile dava açılabilmesi için bir “haklı sebep”in varlığı gerekmektedir. Haklı sebebin ne veya neler olabileceği ise her bir olay bazında ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekmektedir. Davada gösterilen sebebin haklılığını takdir edecek olan ise mahkemedir. Burada peşinen bir haklı sebepler listesi yapmak  mümkün değildir.

Bu konuda “Görevden alma, yönetim ve temsil yetkisinin geri alınması ve sınırlandırılması” başlıklı TTK md. 630’da bazı örnekler sayılmıştır. Önce bunları aktaralım.

– Yöneticinin, özen ve bağlılık yükümünü ağır bir şekilde ihlal etmesi

– Yöneticinin Ticaret Kanunu veya diğer kanunlardan ve şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihlal etmesi

– Yöneticinin şirketin iyi yönetimi için gerekli yeteneği kaybetmesi

Ancak kanundaki bu sayım tahdidi değil tadadidir. Bir başka deyişle Kanun burada örnekleme yöntemi ile sayma yolunu tercih etmiştir. Bu nedenle somut durumlarda bu sayılanların dışında pek çok haklı sebep var olabilir.

Yargı bu konuda şirketin işleyişine haksız müdahaleleri önleme amacıyla titiz değerlendirmelerde bulunmaktadır. Örneğin, şirket ortağının kendisine şirket işleri ve hesapları hakkında şirket müdürü tarafından  bilgi verilmemesinin haklı sebep olarak gösterildiği bir davada, müdür tarafından icra olunan genel kurul kararlarının yanlışlığı ve şirket aleyhine sonuç doğurduğu iddiasına dayalı bir başka davada, genel kurul çağırısının usulüne aykırı yapıldığının haklı sebep olarak sunulduğu başka bir davada yargı, şirket ortağının bu sebeplerle ilgili özel kanun düzenlemeleri bulunduğu, bu yollara (TTK’nın bilgi taleplerine yönelik hükümlerine veya genel kurul kararlarının iptali talebine yönelik düzenlemelere) başvurulması gerekirken müdürün azlinin istenemeyeceğine hükmetmiştir.

Müdürün şirketin faaliyet ve kendi yetki alanı içerisinde takdir hakkını kullanmasının “iş adamı kararı” çerçevesinde değerlendirildiği hallerde haklı sebebin oluşmayacağı da muhakkaktır. Yeter ki bu kapsamdaki kararın alınmasında  kötü niyetin veya ağır kusurun varlığı ispat edilmemiş olsun.

Buna karşılık şirket müdürünün şirket malvarlığını piyasa araştırması yapmaksızın ve piyasa fiyatının altında fiyatlarla satması (Yargıtay 11. H.D. K.2019/8072 T.11.12.2019), şirketin haksız yere borçlandırılması (Yargıtay 11. H.D. K.2019/7105 T.12.11.2019), müdürün rekabet halinde olunan bir şirkete izinsiz olarak yönetici ortak olması (Yargıtay 11. H.D. K.2019/4799 T.25.06.2019), şirket hesaplarından çekilen paraların şirket defter ve hesaplarına yansıtılmaması (Yargıtay 11. H.D. K.2019/2958 T.15.4.2019), müdürün defter ve belgeleri vergi idaresine ibraz etmemesi, kayıt dışı işçi çalıştırması (Yargıtay 11. H.D. K.2019/2718 T. 8.4.2019), müdürün şirket hesabına gelen parayı kendi hesabına geçirmesi (Yargıtay 11. H.D. K.2021/1980 T. 3.3.2021), müdürün şahsi borçları için şirketi kefil göstermesi (Yargıtay 11. H.D. K.2021/4202 T. 28.4.2021),  müdürün 6 yıldır genel kurulu toplantıya çağırmaması (Yargıtay 11. H.D. K.2020/3795 T. 5.10.202) müdürün özen ve bağlılık yükümünün ihlali olarak görülmüş ve haklı sebep olarak kabul edilmiştir.

Şirket genel kurulunda şirket müdürünü değiştirme ve hatta şirket ana sözleşmesini değiştirme yetkisine dahi haiz olacak oranda pay sahibi olan bir ortağın, müdürün azli veya yetkilerinin sınırlandırılması için dava açmasına gerek olmadığı açıktır. Buna rağmen bu oranlarda pay sahibi bir ortağın bu taleple bir dava açması halinde dava hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddedilecektir (Yargıtay 11. H.D. K.2019/3755 T. 15.5.2019),

(Kaynak: Bumin Doğrusoz / Ekonomim.com | 05.09.2023)

Kaynak: http://www.muhasebetr.com/ulusalbasin/haber_oku.php?haber_id=33604

Bildirim Görevinin Zamanında Yerine Getirilmemesinin Cezası Nedir?

Cevap: Bildirim görevinin belirlenen sürede yerine getirilmemesi durumu ile bildirimin eksik veya hatalı yapılması durumunda kesilmesi gereken özel usulsüzlük cezası, bildirimin belirlenen sürenin sonundan başlayarak 30 gün içinde yapılması ya da eksik veya hatalı yapılan bildirimin aynı süre içerisinde tamamlanması veya düzeltilmesi durumunda 1/2 oranında uygulanır.  Ancak, bu bent uyarınca kesilecek özel usulsüzlük cezasının toplamı bir takvim yılı içinde 1.1.2023’dan itibaren 840.000 TL’yi aşamaz.

Dr. Koray ATEŞ
korayates@muhasebetr.com

(05.09.2023)

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

“Yatırım Harcamalarının Gerçekleştiği Yıla Göre” İmalat Sanayiine Yönelik Yatırım Döneminde Diğer Faaliyetlerden Elde Edilen Kazançlara İndirimli Kurumlar Vergisi Uygulaması

Yazımızın konusu, KVK’nın 32/A maddesi kapsamında imalat sanayiine yönelik düzenlenen yatırım teşvik belgelerine istinaden yatırım döneminde indirimli kurumlar vergisinin 2022 yılı öncesi ve sonrası gerçekleşecek yatırım harcamaları neticesinde hak kazanılan yatırıma katkı tutarı, matrah oluşması halinde ödenecek kurumlar vergisinin nasıl hesaplanacağını siz değerleri okurlarımıza bir örnek ile açıklamaya çalışacağız.

Bilindiği üzere 2012/3305 sayılı Yatırımlarda Devlet Yardımları Hakkında Kararın geçici 8. Maddesine göre imalat sanayiine yönelik (US-97Kodu:15-37) düzenlenen yatırım teşvik belgeleri kapsamında, 1/1/2017 ile 31/12/2022 tarihleri arasında gerçekleştirilecek yatırım harcamaları için yatırıma katkı oranı her bir bölgede geçerli olan yatırıma katkı oranına 15 puan ilave edilmek suretiyle, vergi indirimi oranı tüm bölgelerde %100 oranında ve yatırıma katkı tutarının yatırım döneminde kullanılabilecek oranı %100 olarak uygulanması imkanı getirilmiştir. Buna göre; yatırım harcamalarının gerçekleştiği yıllara göre yatırıma katkı oranı, vergi indirim oranı ve yatırım döneminde kullanılabilecek yatırıma katkı oranları değişiklik gösterecek dolayısıyla ödenecek kurumlar vergisi ve yararlanılan yatırıma katkı tutarının doğru hesaplanması yönünden önem arz etmektedir.

Örnek: (2022 ve 2023 Yıllarında Yapılan Harcamalara Göre 2023 Yılında 1 Puan Üretim Faaliyeti Kazancı ile Birlikte İndirimli Kurumlar Vergisi Uygulaması)

XYZ SAN. TİC. A.Ş.’nin 2012/3305 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile imalat sanayiine yönelik düzenlenmiş, bölgesel teşvik uygulamaları kapsamında yatırım teşvik belgesi bulunmaktadır.

» Toplam yatırım tutarı 18.000.000 TL belirlenmiş, yatırıma 12/03/2022 tarihinde başlamıştır. 2022 hesap döneminde bu belgeye ilişkin olarak 3.000.000 TL yatırım harcaması yapmış, 600.000 TL yatırıma katkı tutarından faydalanmıştır.

» 2023 hesap döneminde ise 4.000.000 TL yatırım harcaması yapmış, diğer faaliyetlerinden 6.000.000 TL kazanç elde etmiştir. Üretim faaliyetinden elde ettiği kazanç dolayısıyla 1 puan indirimli uygulanacak matrahı ise 4.000.000 TL’dir. Bu dönemde XYZ A.Ş.’nin söz konusu yatırımından herhangi bir kazancı bulunmamaktadır.

● Vergi İndirim Oranı: %80

● Yatırıma Katkı Oranı: %40

● Yatırıma Katkı Tutarının Yatırım Döneminde Kullanılabilecek Kısmı: %80 (2012/3305 sayılı kararın 15./5. Maddesi)

Diğer faaliyetlerden elde edilen kazançlara indirimli kurumlar vergisi uygulamasındaki üst sınır:  

1. Sınır:

Yatırım döneminde yararlanabilecek    6.450.000 TL

yatırıma katkı tutarı

YIL HARCAMA TUTARI X YATIRIMA KATKI ORANI X YD UYGULANACAK YKO = HAK KAZANILAN YKT
2022              3.000.000 55% 100%              1.650.000
2023              4.000.000 40% 80%              1.280.000
gerçekleşecek           11.000.000 40% 80%              3.520.000
Toplam           18.000.000         6.450.000

2. Sınır:

Gerçekleştirilen yatırım harcaması       7.000.000 TL

Diğer faaliyetlerden elde edilen kazançlar için 1. ve 2. üst sınırlar kıyaslandığında küçük olan tutar yani 6.450.000 TL’yi geçmemek üzere indirimli kurumlar vergisi uygulanabilecektir.

XYZ A.Ş’nin imalat sanayiine yönelik (US-97Kodu:15-37) düzenlenen yatırım teşvik belgesine göre 1/1/2017 ile 31/12/2022 tarihleri arasında gerçekleştirdiği yatırım harcamaları için yatırıma katkı oranına 15 puan ilave edilmiş, vergi indirim oranı %100, yatırım döneminde uygulanacak yatırıma katkı oranı ise %100 olarak uygulanmıştır. 

2022 hesap döneminde gerçekleştirdiği 3.000.000 TL yatırıma istinaden; %100 vergi indirimli hak kazandığı 1.650.000 TL’lik yatırım katkı tutarının, 600.000 TL’sini 2022 yılında kullanıldığından 2023 yılında (1.650-600) 1.050.000 TL kullanabileceği yatırıma katkı tutarı vardır.  

2023 ve sonraki yıllarda gerçekleştireceği yatırımlara istinaden; yatırım döneminde uygulanacak yatırıma katkı oranı %80, vergi indirim oranı %80, yatırıma katkı oranı ise %40’a (belge üzerinde yazılı orana) düşecektir.

2023 hesap dönemi kurumlar vergisi ve yatırıma katkı tutarı hesaplaması aşağıdaki gibi olacaktır. (kurumlar vergisi oranı %25 olarak dikkate alınmıştır) Üretim faaliyetinden elde edilen kazanca da 1 puan indirimli kurumlar vergisi uygulanmıştır. (kvk 32/8 maddesi)

harcama yılı 2023 yılı kazancı   6.000.000,00 oran ödenecek vergi genel oran indirimli oran ykt vio
2022 kvk 32/a üretim (32/8)   4.000.000,00 0% 0,00 24% 24% 960.000,00 100%
2022 kvk 32/a genel oran      360.000,00 0% 0,00 25% 25% 90.000,00 100%
2023 kvk 32/a genel   1.640.000,00 5%          82.000,00 25% 20% 328.000,00 80%
  genel orana tabi matrah 0,00 25%   25% 0%    
toplam ödenecek vergi          82.000,00 yararlanılan ykt  1.378.000,00  

Tablodan görüleceği üzere 2022 yılı yatırım harcaması sebebiyle hak kazanılıp kullanılmayan 1.050.000 TL yatırıma katkı tutarının; 960.000 TL’sine 1 puan indirimli üretim faaliyetinden elde edilen kazanca, kalan 90.000 TL’sine de genel orana tabi oran üzerinden %100 vergi indirimli uygulanmak suretiyle hesaplanmıştır. Dolayısıyla 2022 yılında yapılan harcama sebebiyle 2022 yılında kullanılmayan yatırıma katkı tutarının tamamına 2023 yılında kullanılmıştır. Geriye kalan 1.640.000 TL (6.000.000-4.000.000-360.000) matraha %80 vergi indirimi uygulanarak 82.000 TL ödenecek kurumlar vergisi, 328.000 TL de yatırıma katkı tutarı hesaplanmıştır. Gerçekleşen yatırım harcamaları neticesinde cari dönem dahil toplamda 1.978.000 TL (600.000+1.378.000) yatırıma katkı tutarından faydalanılmıştır.

Kaynakça

  1. 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu
  2. 2012/3305 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı
  3. 10 Seri numaralı Kurumlar Vergisi Genel Tebliği
  4. 20 Seri numaralı Kurumlar Vergisi Genel Tebliği
  5. 1950 Sayılı Cumhurbaşkanı Kararı

05.09.2023

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

Limited Şirket Ortakları Ana Sözleşmenizi Okudunuz Mu ?

Hayalinizde ki işletmeyi açmak için yeterli sermayeniz yok. Bir veya birden fazla ortak ile bir araya gelip ortak bir ekonomik amaç için limited şirketinizi kurabildiniz. Ancak bir süre sonra işler beklediğiniz gibi gitmedi. Şirketin faaliyetinden veya ortaklardan kaynaklı sebep ile ortaklıktan ayrılmak veya neden olarak gördüğünüz ortağı ortaklıktan çıkarmak istiyorsunuz. Bunu yapabilirmiyim? Cevabımız ilk olarak şirketinizin anayasasını yani ana sözleşmesini nasıl düzenlediğiniz olacaktır.

Gelin Sürece Beraber Bakalım

Limited şirketler; ortakların sınırlı sorumluluğunun olması, kuruluşlarının kolay olması ve daha az sermaye gerektirmesi nedeni ile en çok tercih edilen sermaye şirketleridir. Tek kişi ile kurulabildikleri gibi, elli ortağa kadar kurulabilme hakkı kanunda tanınmıştır.

6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 638 ve 640.maddeler arasında ortaklıktan çıkma veya çıkarılma tanımlanmıştır.

Ortaklıktan Çıkma

Limited şirketlerde ortaklıktan çıkma iki halde mümkündür: Çıkma hakkının şirket sözleşmesi ile ortaklara verilmesi veya ortaklıktan çıkmak için haklı bir sebebin varlığı. Limited şirket kurulurken oluşturulacak şirket ana sözleşmesi, ortaklara şirketten çıkma hakkını tanıyabilir ve bu hakkın kullanılmasını ortaklardan kaynaklanan kişisel ve sosyal sebepler olabileceği gibi şirketin faaliyetlerinden ve işleyişinden kaynaklanan sebepler olarakta belirli şartlara bağlayabilir. Bunun dışında şirketin bölünmesi, başka bir şirketle birleşmesi veya tür değiştirmesi gibi yeniden yapılandırma halleri de sözleşme ilişkileri kapsamında çıkmanın tanınabileceği ve düzenlenebileceği durumlardır.

Ortaklıktan Çıkarma

Ortaklıktan çıkarılma ise bir ortağın kendi iradesi dışında limited şirketindeki varlığının sona erdirilmesidir. Şirket sözleşmesinde, bir ortağın genel kurul kararı ile şirketten çıkarılabileceği sebepler öngörülebilir. Şirketi kurarken tescil edilen ana sözleşme uyarınca hangi hallerin meydana gelmesi sonrasında ortağın ortaklıktan çıkarılacağı belirtilebilir. Sözleşmede belirtilen çıkarma halleri şirketin kuruluşunda düzenlenebileceği gibi sonradan da tüm ortakların oy birliği ile ana sözleşmeye eklenebilir.

Ortaklıktan çıkarılmaya ilişkin diğer bir sebep haklı nedene ilişkindir. Buna göre şirketin talebi üzerine ortağın haklı nedenle ortaklıktan çıkarılmasının önü açıktır. Bunun için tıpkı haklı nedenle ortaklıktan çıkmada olduğu gibi bir mahkeme kararı gereklidir. Ortağın davranışları, yetenekleri, görev ve yükümlülükleri konusundaki tutumu, ortaklığı sürdürülemez hale getiriyorsa ortaklıktan çıkarılması söz konusu olabilir.

Hangi Mahkemeye Dava Açılır?

Ortaklıktan çıkma davasında görevli mahkeme 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 5. Maddesi uyarınca Asliye Ticaret Mahkemeleri’dir. Asliye Ticaret Mahkemesinin bulunmadığı yerlerde ise görevli mahkeme o yerde bulunan Asliye Hukuk Mahkemesidir. Ortaklıktan çıkma veya çıkarılmaya ilişkin karar ticaret sicilinde tescil ve ticaret sicil gazetesinde ilan edilmelidir.

Sonuç

Şirketin hukuki yapısını, faaliyetlerini, ortakların hak ve sorumluluklarını, sermaye yapısını ve diğer önemli konuları içeren şirket ana sözleşmesinin matbu maddeler haricinde detaylıca hazırlanmasını tavsiye ediyoruz. Çünkü haklı sebeplerin neler olduğu kanunda açıkça düzenlenmemiş olup her olay kendi içinde öznel özelliklerine göre değerlendirilmektedir. Ancak ana sözleşmede belirtilen sebepler, ortakların kabulünde tescil ve ilan edildiği için üzerinde tartışılamayacak olup haklı sebep vasfını kazanmış sayılacaktır.

05.09.2023

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

Piyasa Hareketleri-Beklentiler ve Sonuçlar

Eski yazılarımı incelerken Aralık 2011 deki bir yazım önüme geldi. Başlığı piyasa hareketleri ve beklentileri idi.

O zaman da bir kısım yazar çizer takımına göre bitmiştik. Yanmıştık. Hele gelecek yıl ülke tamamen bitecek iddiaları vardı. Bugün de öyle bir durumla karşı karşıya olduğumuz iddiaları var.

Bu iddialar karşısında benim de kafam o kadar karıştı ki ben de ne yapacağımı şaşırdım. İyi ki eski yazılarım da var. 2011 yılında Televizyonda sık sık gördüğüm, arada bir dinlediğim, konuşmalarını beğendiğim bir genç adam vardı. Dr. Şenol Babuşçu. Bugün artık Prof. Dr.  O tarihte Bursa’da da seminerler veriyordu.  Ban da o seminerlere katılmış ve çok beğenmiştim.

Kafamın karışık olduğu bu günlerde, benim gibi  sizlerin de kolay kararlar veremediğinizi düşünüyorum, Sevgili Dr. Şenol Babuşçu’nun piyasa hareketleri, piyasa beklentileri ve faiz oranlarını etkileyen faktörler diye bir tablosu vardı. Kendisinden izin isteyerek bunu 2011 yılındaki yazımda kullanmıştım. Bugün de kullanacağım. Ekonomik kurallar da kolay kolay değişmeyen kurallardandır. (Bazılarının dini kurallar için dediği gibi).

Ekonomi ne kadar kötüye giderse gitsin, tablonun içeriği sizlere tabloda söz konusu olan konularda daha kolay karar almanızı sağlayacağı kanaatindeyim. O tablodaki bazı uygulamalar kaldırılsa da işimize yarayacağını düşünüyorum. Tabloyu o zaman yazarından izin alarak yayınlamıştım.

Tabloda bana göre görülen şu:

  1. Tabloyu olduğu gibi aldım, içeriğine müdahale etmedim, olduğu gibi hizmetinize sunuyorum, o kadar olduğu gibi ki, YTL yazısını bile değiştirmedim.
  2. Tabloda görüldüğü gibi ekseriyetle tahvil, döviz ve altın fiyatları birlikte hareket ediyor.
  3. Artık 21. inci yüzyıldayız. Siz değerli okurlarım, birikimlerinizi en iyi şekilde değerlendirmelisiniz. Bilhassa emeği ile para kazananlar, birikimlerini ne zorluklarla yapıyorlar, bunu ben de çok iyi biliyorum. Bu birikimlerim, kumar oynar gibi kaybolması yanlış olur. Sevgili Prof. Dr. Şenol Babuşçu’nun tablosu biraz olsun, faiz, tahvil, döviz ve altına yatırım yapacakların daha iyi karar vermesini sağlayabilir.

Tablo, ekonomi ve piyasalar konusunda tahsil yapmış olanlara, ticaret ve sanayi erbabına da alacağı kararlarda büyük faydalar sağlayacaktır.

Hayırlı olması dileğiyle,

05.09.2023

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

Transfer Fiyatlandırması Raporu Hazırlanmasında “Olmazsa Olmaz” Bilgiler ve Nedenleri

Dünya ticaret hacminin genişlemesi,  ticaret hacmini artırmak üzere yapılan  global gümrük ve ticaret anlaşmaları, sermayenin yayılmasıyla gücünün artması ve matrah erozyonuna yol açan “vergi cennetleri/sığınakları”nın çoğalması nedeniyle, faaliyette bulunulan  ülkelerin vergi matrahları erozyona uğramış ve vergi kayıpları artmaya başlamıştır.

Uluslararası ekonomik ilişkilerdeki bu  gerçek durum ile haksız rekabete yol açan ekonomik üstünlüğe sahip  taraf ülkeler arasında dengeli bir matrah dağılımı sağlayabilmek için oluşturulan ve geliştirilen OECD/G20 BEPS (Base erosion and Profit Shifting) Projesi devreye sokulmuştur.

“Genel anlamda vergi kayıp ve kaçağının önlenmesi ile  vergilemenin kaynak ülkelerde yapılabilmesi amacına dönük olarak OECD tarafından 15 farklı aksiyon devreye sokulmuştur.

Bu önleyici tedbirler arasında;

  • Dijitalleşmeden kaynaklanan vergi rekabeti ile matrah kaymasını önlemek için uygulamaya alınan dijital hizmetler vergisinin getirilmesi
  • Kontrol edilen yabancı kurumların vergilendirme prensiplerinin iç hukuka yerleştirilmesi
  • Zararlı vergi uygulamaları  ve vergicilikte haksız rekabetin önlenmesi (vergi sığınaklarının önlenmesi)
  • Uluslararası vergi anlaşmalarının kötüye kullanımının önlenmesi
  • Daimi ekonomik -ticari ikametgahın belirlenmesi
  • Vergi şeffaflığının sağlanabilmesi için ülkeler arası (Country by Country Reporting) iletişimin tesisi
  • Transfer Fiyatlandırması yoluyla örtülü Kazanç aktarımının önlenmesi

Gibi uygulamalar bulunmaktadır.

Bu açıklamalardan şöyle bir çıkarım yapmak ve Kurumlar Vergisi Kanununun 13. Maddesindeki düzenlemede yer alan,  “hazine zararının  kurum bazında”  ele alınması şeklindeki prensibin  pek de doğru olmadığını ileri sürmek mümkündür.

Kurumlar Vergisi Kanunundaki düzenlemeye göre;  Tam mükellef kurumlar (sermaye şirketleri-kooperatifler-iktisadi kamu kuruluşları-dernek-vakıf-dernek veya vakıflara ait iktisadi işletmeler-iş ortaklıkları) ile yabancı kurumların  aralarında ilişkili kişi kapsamında gerçekleştirdikleri yurt içindeki işlemler nedeniyle kazancın örtülü olarak dağıtıldığının kabulü, ancak  Hazine Zararının Doğması şartına bağlıdır.

“Hazine Zararından”  kasıt, emsallere uygunluk ilkesine aykırı olarak tespit edilen fiyat ve bedeller nedeniyle,  kurum ve ilişkili kişiler adına tahakkuk ettirilmesi gereken her türlü vergi toplamının eksik veya geç tahakkuk ettirilmesidir.

Hazine zararı kavramı,  sadece bir tür ilişki ile değil genel olarak “Türkiye’deki”   matrah aşındırıcı hallerin tamamı için geçerli kılınmıştır.

Bu nedenle grup içi ilişkilerde de matrahın aşınması transfer fiyatlandırması yoluyla kar aktarımı sayılmaktadır.  

OECD’nin ana misyonu uluslararası ekonomik ve ticari konularda denge ve rekabetin tesisi ile sürdürülebilir bir global ekonomik düzen sağlamaktır. Bu misyon, ortaya çıkışı ve gereği nedeniyle ekonomik direnci ve rekabet gücü olmayan ülkelerin rekabete dayanır hale gelmesine yöneliktir.

Bir ülkenin kendi hukukuna göre kurulmuş şirketlerin arasındaki ilişkide ortaya çıkan matrah kaymaları o ülkenin “ iç sorunu”dur.

Ülke içindeki kurumlar arasında meydana gelen  matrah kayması,  sonuçta o ülkenin “Genel Hazine Zararına” yol açmamaktadır.

Yukarıda açıkladığımız OECD misyonu kapsamında olmayan bu durum, (Hazine Zararı kavramı)   Kurumlar vergisi Kanununa sonradan eklenirken, maddeye monte edilmiştir.

İşlemlerin yurt içi veya yurt dışı olmasının sonucu, bu işlemlerin belgelendirilmesi ve raporlanmasıyla yakından ilintilidir. Bu durum, aşağıda ele alacağımız Transfer Fiyatlandırması Raporu’nun düzenlenmesinde özel bir önem taşımaktadır.

Bu açıklamalardan anlaşıldığı gibi, yurt içindeki şirketten yurt dışı ilişkili kişiye kazanç aktarılması transfer fiyatlandırması kapsamında ele alınabilirken yurt dışındaki bir  kurumun,   Türkiye’deki ilişkili kişisine, örtülü yolla kazanç  transfer etmesi ve bunun matraha girmesi halinde vergileme Türkiye’de yapılacağından transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç DAĞITIMI söz konusu olmayacaktır. Zira, Türkiye’de kurum bazında ya da genel manada bir matrah erozyonu olmamış, hazine zararı oluşmamıştır.

Dolayısıyla, transfer fiyatlandırması konusunda rapor düzenlenirken,    hedef kitle olarak  Türkiye’deki mükelleflerin ve onların matrahındaki azalmanın dikkate alınması gerekmektedir.

Bu açıklamaları, Transfer fiyatlandırması raporu düzenleyecek meslektaşlarımızın dikkatine sunacağımız bazı özel tespitlere giriş olması için yaptık. Transfer Fiyatlandırması Raporlarında bulunması gereken bilgiler konusunda zaten yeterince kaynak mevcuttur. Ayrıca bazı bilgilerin eksikliği raporun savunma özelliğini ortadan kaldırmaz.

Transfer fiyatlandırması raporları, doğrudan mali idareye sunulacak  bir tasdik ya da tespit raporu değildir. Bu raporlar, işletmenin arşiv raporlarıdır. İçeriğinde yer alan bilgiler yada yazımda kullanılan bilgiler zaten işletmenin kendi kayıt ve belgelerinden alınmaktadır. Bu raporlar işletmenin savunma mekanizmasına yardımcı olmak üzere düzenlenmektedir. O nedenle, raporda yer alacak her türlü bilgileri açıklamak derdinde değiliz. Burada, raporlarda yer alması gereken “olmazsa olmaz” konular üzerinde duracağız.

Transfer fiyatlandırması raporu düzenlenmesi konusunda izlenmesi gereken yol şu bilgileri kesinlikle içermelidir;

1- Tarafların nitelik ve  statüleri ile ilişkinin boyutları

İlişkili kişiliğin boyutları,  belli bir oranı aşan ortaklıkta ya da ortaklığın olmadığı veya düşük oranda olduğu durumlarda aile ilişkisi, diğer şirketin yönetim ve kararlarına etkinlik gibi kazanç transferinin “anlamlı” olacağı durumlar önem taşımaktadır. Her ilişki transfer fiyatlandırması değerlendirilemez. Burada “ “zorunlu ilişkililik” ile kazanç aktarılmasına yol açabilecek bir ekonomik ilişkinin olması şarttır.  Aynı soyadı veya unvanı taşıyan, aile, akrabalık, hısımlık gibi aralarında doğal ilişki bulunanlar arasındaki  her işlem transfer fiyatlandırması kapsamında olmayabilir.  Bu nedenle, ilişkinin niteliğinin ve boyutunun özellikle açıklanması gerekmektedir. 

2- İlişkili kişiler arasındaki  faaliyetin mahiyeti ve kapsamı

Başka yerden temin edilemeyen bir mal ya da hizmetin ilişkili kişiden temininde dış emsal değil iç emsal uygulamasına başvurulması zorunluluğu bulunmaktadır. Zira bu durumda iki kişilik arasında “organik ya da zoraki ilişki” mevcuttur. Bu  gibi durumlarda, transfer fiyatlandırması  hesaplama metodolojisi ona göre belirlenecektir.

3- Yürütülen ilişkinin nasıl, ne kadar ve hangi nedenle transfer fiyatlandırması yoluyla kazanç aktarımı sayılacağı

Yukarıda açıklamaya çalıştığımız gibi, bir işlemin transfer fiyatlandırması kapsamında kabul edilmesi değil, o işlemin hazine zararına  yol açıp açmadığına bakılacaktır. Değerleme metodolojisi ve emsal fiyat tespiti de bu anlayışa göre  belirlenecektir.

4- Kazanç aktarımı iddiasına yol açacak işlemlere ait mevcut tüm belge ve bilgilerin raporda veya ekinde bulunması

Transfer Fiyatlandırması  raporunun  hazırlanmasında, anlatılan ticari-ekonomik ilişkiyi ortaya koyacak belge ve bilgiler rapora eklenmesine rağmen, rapor içinde de bu belge- bilgilerin değerlendirilmesi yapılarak   açıklamalarda bulunulmalıdır.

İlişkili Kişilerin inceleme konusu  faturalarının bir kısmı diğer şirket  adına yapılan işlemlerin yansıtılmasından doğmuş olabilir. Dışarda emsali tespit edilemeyen bu mal ya da hizmetlerde yansıtma üzerinde bir kar marjı uygulanıp uygulanmadığına bakılacaktır. Yurt dışından ve ilişkili kişilerden yapılan tedariklerde yansıtma faturalarında kar ilavesi yapılmamışsa burada, Türkiye’den  bir  kazanç aktarımı yapıldığından  söz edilemez.

Benzeri durum, yurt dışı ilişkili kişiden sağlanan mal ve hizmetler için, “Credit Note” ile borcun kısmen  silinmesi, sonradan iskonto uygulanması gibi durumlarda da mevcuttur.  Yapılan borç silme veya iskonto uygulaması transfer fiyatlandırması kapsamında değerlendirilmez. Ancak bu durumun raporda açıklanması zorunludur.

5- TP Raporunun, kullanılan hesap dönemine uygun olması

Yukarıda özetlendiği gibi,  “transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı”  ancak tabi olunan hesap dönemini kapsamalıdır. Hesap dönemi, kazancın ya da zararın gerçekleştiği, “hazine hakkının” dönemsel ve net olarak hesaplanabildiği, muhasebe uygulamalarının gerçekleştiği periyodu ifade etmektedir. Bu nedenle Raporda yer alacak bilgi ve belgeler vergiyi doğuran olayların bağlandığı döneme ait olmalıdır.

6- Emsal fiyat tespiti konusunda karşılaşılan güçlüklerin açıklanması 

Türkiye’de gerçekleştirilen  imalat ve satış hizmetlerini  aynı kalitede ve çapta  verebilen  şirketlerin tespiti kolay değildir. Zira, bazıları üretici-satıcı kombinasyonundadır. Ürettiği malı işleyerek sattığı için fiyat avantajı bulunmaktadır. Ayrıca, uzak doğu,  Avrupa veya ABD menşeli kuruluşların Türkiye’de pazarlama faaliyetini yürüten şirketlerinin  hizmet boyutu da  bir birinden farklıdır.

Açıklanan bu durum nedeniyle, Türkiye’deki bir şirketin,   ilişkili kişiye ve üçüncü kişilere uyguladığı fiyatların, (fahiş fiyatlar hariç) aynı sektördeki diğer şirketlerin maliyet ve satış fiyatlarıyla karşılaştırılması sağlıklı bir yöntem  olmayabilir.  Bu durum transfer fiyatlandırması açısından  “emsal fiyat uygulamasının” gerçekçi olmadığını  göstermektedir.  Transfer fiyatlandırması incelemelerinde esas olan “Emsal değer-Fiyat İlkesidir”

“Emsal değer-fiyat”  ilkesinin önemli bir ölçütü “karşılaştırmalı fiyat” yöntemidir. Bu değerlendirme metodu,  benzeri faaliyette bulunan başka şirketlerin alım-satım fiyatlarıyla karşılaştırma yapmak anlamına gelmektedir.

Ancak, bu  metodun kullanımı bazı durumlarda hatalı bir yol izlenmesine yol açmaktadır.

Transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı olayı, ancak ilişkili kişiler arasında oluşabileceğinden, şirketlerle, içinde bulunduğu  grup şirketler, doğrudan ya da dolaylı biçimde  ilişkili olunan şirketler arasındaki ticari muamelelerde uygulanan  fiyat politikası ile üçüncü kişilerle olan benzer ticari muamelelerde uygulanan fiyatlandırma arasındaki benzerlik veya farklılık konusunda ortaya çıkmaktadır.

Her şirketin, mal ve hizmet arzında,  mal kalitesi, teknolojik özellikler, pazar içindeki yeri, maliyeti oluşturan  unsurlar  gibi  fiyatın oluşumunu etkileyen pozisyonları vardır. Bu nedenle, sektörde  aynı işi yapan diğer şirketlerin fiyat uygulamaları  ve karlılık seviyeleri transfer fiyatlandırması konusunu ilgilendirmez.

Transfer fiyatlandırması,  örtülü yoldan kazanç aktarımı olduğuna göre bu işlem ancak ilişkili kişilerle olan işlemlerde ortaya çıkar. Dolayısıyla kazanç aktarımı konusu incelenirken öncelikle ilişkili kişilerin  pozisyonunun belirlenmesi gerekmektedir.

7- Özel nitelikli hizmetlerin dış emsalinin tespiti olmayabilir.

Büyük çaplı ve yoğun işlemlerin yürütüldüğü ilişkili kişilik olaylarında özellikle bilgi işlem sisteminin kurulması, yenilenmesi ve sürekliliğinin sağlanması konusu özel olarak açıklamaya muhtaçtır.

Bu işlemler için yapılan ödemelerin emsali bulunmamaktadır.  Zira, grup içi şirketler arasındaki monitoring, kaynak kullanımı, denetim ve sisteme uyum konularında oluşturulan mekanizma  sadece grup içine hizmet etmektedir. Yazılım ve donanım ihtiyaca göre dizayn edilmiş, sistem tasarımı, dış müdahalelere karşı koruyucu tedbirlerin alınması ve sistemin sürekli bakım onarım altında bulundurulması hizmetin ana unsurudur. Bu işlemler için Grup içi şirketlerce kesilen fiyatların üçüncü kişilere de uygulanıp uygulanmadığı araştırılamaz. Zira,  bu alanda üçüncü kişilere verilen/verilebilen bir hizmet mevcut değildir.

Bu tür hizmetlerinin grup içinden alınması zorunluluğu vardır.

  • Şirket ticari sırlarının muhafazası
  • Endüstri casusluğunun önlenmesi
  • Yazılım ve donanımın önceki durumlarını bilen kişilerce onarım yapılması

Nedenleriyle bakım-onarım hizmetleri özellikle grup içinden yürütülmektedir.

Sadece grup içi kullanıma uygun tasarımla gerçekleştirilen  yazılım ve bunun bakım-onarım (Maintenance) işlerinin değeri, sistemin kapsamına, etkinliğine ve ihtiyacı karşılama özelliğine bağlı olarak ancak ilgili hizmeti veren kurum tarafından belirlenir.

Ancak, bilgi işlem hizmetinin periyodik değil, arızi olduğu durumlarda uygulanan aşırı yüksek faturalandırma karşılığı ödemeler TP açısından ispata muhtaçtır.

Yukarıda yer verdiğimiz hususlar, transfer fiyatlandırması raporlarında yer alacak konuların tamamını kapsamamaktadır. Biz burada, raporda yer alması mutlaka gereken konuları açıklamaya çalıştık. Bu konular açıklığa kavuşturulmadığı takdirde, bir inceleme esnasında, şirketin kendini savunabileceği mekanizma ve ileri sürülecek argümanların bilgileri raporda yer almadığından, rapor misyonuna hizmet etmemiş olacaktır.

05.09.2023

Kaynak: www.MuhasebeTR.com