Eğitim Harcamalarındaki Masraflarınızda Vergi Avantajları ile En Aza İndirme Yolları…

2018-2019 eğitim ve öğretim yılının başlamasına ve ilk zil çalmasına az az bir zaman kaldı. Öğrenci ve velilerin okul alışverişine çıktığı bugünlerde velilerin okul masraflarının da başlaması anlamına geliyor. Masraflar sadece defter, kitap ve kıyafet değil, okul servis ücreti ile bazı özel okullara ve vakıf üniversitelerine yapılan ödemeleri de kapsıyor. Vergi avantajları ile okul yükünüzü az da olsa vergi avantajlarını yazımızda dile getirerek bu yükünüzü  azaltmak isteriz.

Çocukların okul masraflarına tanınan vergi avantajından yararlanabilmek, aşağıdaki kıstaslara göre değişiklik gösteriyor.

  1. Kimin çocuğu olduğuna,
  2. Çocuğun kim oluğuna ve yaşına,
  3. Hangi okulda okuduğuna,
  4. Yapılan harcamaların kime ait olduğu ve türüne,
  5. Çocuğumuzu ülke sınırlarında okuyup, okumadığına
  6. Vergi avantajları

Hemen belirtelim; Vergiden düşme diye bir olay yok. Halk dilinde kullanılan bu deyim yanlış kullanılır. Okul masrafları vergiden değil, üzerinden vergi hesaplanan gelirden düşülebiliyor.
Kimin çocuğu;

Babası ya da annesi memur ya da işçi yani ücretli ise, çocuğun okul masrafları nedeniyle vergi avantajı yok. Bunlar, gelir vergisi beyannamesi vermedikleri için okul masraflarını gelirlerinden düşemiyorlar.
Okul masraflarının gelirden düşülmesi bakımından, yıllık gelir vergisi beyannamesi veren, gerçek kişilere (konfeksiyoncu, bakkal, mobilyacı, lokantacı, inşaatçı, ayakkabıcı, yedek parçacı, avukat, doktor, mimar, kira geliri, kâr payı, temettü beyan edenler gibi kişilere) vergi avantajı var. (Gelir Vergisi Kanunu Md.89/2)

Çocuğun kim olduğuna ve yaşına;

Çocuk ve küçük çocuk deyimi, mükellefle birlikte oturan veya mükellef tarafından bakılan (evlatlar, nafaka verilenler, anne veya babasını kaybetmiş torunlar) 18 yaşını veya tahsilde olup 25 yaşını doldurmamış çocuklar ifade eder. (23.10.2012 tarih ve 2012/7 sayılı gelir vergi kanunu sirküsü)

Hangi okulda okuduğuna;

Çocuğunuz devlet okuluna yada vakıf üniversitesine gidiyorsa, okula yapılan ödeme (örneğin vakıf üniversitesine ödenen 30 bin lira) için vergi avantajı yok. Çocuk, gelir veya kurumlar vergisi mükellefi olan; anaokulu, kreş, ilkokul, lise vb. yere gidiyorsa, vergi avantajından yararlanılıyor.
Harcamaların kime ait olduğu ve türüne;

Gelir veya kurumlar vergisi mükellefi olan; her türlü eğitim ve öğretim kurumlarına, anaokulu, kreş gibi yerlere eğitim amacıyla yapılan ödemeler ile her türlü kitap (ders kitabı, hikaye, roman, bilimsel eser vb) ve kırtasiye harcamaları, okul servisi ve özel öğrenci yurtlarına yapılan ödemeler, beyan edilen gelirden indirilebilir. Bunların tamamı belgelenmesi şarttır. İndirilebilecek eğitim harcamasının; mükellefe, eşine ve 18 yaşını veya tahsilde olup 25 yaşını tamamlamamış çocuklarına ait olması gerekiyor. ‘Eş’ deyimi ise, aralarında yasal evlilik bağı bulunan kişileri ifade eder. (Bkz. 23.10.2012 Tarih ve 2012/7 sayılı Gelir Vergisi Kanunu Sirküleri)

Çocuğun ülke sınırlarında okuyum/okumadığı;

Yurt dışında okuyan çocuklar için (Kıbrıs dahil) vergi avantajı yok. Yani bu okullarda okuyanların kırtasiye, kitap, dergi, servis ücreti ve okul parası dahil hiçbir masrafı, gider olarak indirilemiyor.

Vergi Avantajları;

Her türlü eğitim ve öğretim kurumları, anaokulu, kreş, gibi yerlerde eğitim amacıyla yapılan ödemeler, kitap ve kırtasiye, servis vb masraflar;  Gelir vergisi mükellefleri, yukarıda belirtilen eğitim harcamalarının tamamını, yıllık beyanname ile beyan edecekleri gelirden ‘o gelirin yüzde 10’unu aşmamak koşuluyla’ indirim konusu yapabilirler. Aştığı durumlarda % 10 indirilebiliyor. Örneğin 120 bin TL gelir beyan eden ve çocuğu için 14 bin TL eğitim harcaması yapan bir konfeksiyoncu, bunun 12 bin TL’sini gelirinden indirebilir.

‘Vergi avantajı’ olarak sunulan bu uygulamadan; işçi ve memurların yararlandırılmayışı da bu konuda ciddi bir eksiklik olarak göze çarpıyor..

07.09.2018

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

Şirketlerin Yeniden Değerleme Uygulaması İçin Son Gün 30 Eylül 2018

1.Yeniden Değerlemede Kapsam

Kanunda  finansal şirketler ve Türk para birimi dışında başka bir para birimiyle tutmalarına izin verilenler hariç tutulmak üzere, Tam mükellefiyete tabi ve bilanço esasına göre defter tutan gelir ve kurumlar vergisi mükellefleri 25 Mayıs 2018 tarihi itibarıyla aktiflerine kayıtlı bulunan sat-kirala-geri al işlemine veya kira sertifikası ihracına konu edilen taşınmazlar dışındaki taşınmazlarını 30 Eylül 2018 tarihine kadar değerleme yapabileceği belirtilmiştir.

1.1.Yeniden Değerleme Yapabilecek Mükellefler Kimlerdir?

Taşınmazların yeniden değerlemesi uygulamasından faydalanabilecek mükellefler, tam mükellefiyete tabi ve bilanço esasına göre defter tutan:

-Kollektif,

-Adi Komandit,

-Adi Şirketler,

-Ferdi işletme sahibi gelir vergisine tabi mükellefler,

-Kurumlar Vergisine tabi mükellefler.

Yukarıda sayılan mükelleflerin yeniden değerleme yapması zorunlu değildir. Ayrıca, yukarıda sayılan mükellefler isterlerse 25 Mayıs 2018 tarihi itibariyle yasal defter kayıtlarında yer alan taşınmazların tamamı veya bir kısmı için bu uygulamadan 30 Eylül 2018 tarihine kadar yararlanabilirler.

1.2. Yeniden Değerleme Yapamayacak Mükellefler Kimlerdir ?

Taşınmazların yeniden değerlenmesi uygulamasında faydalanamayacak olan mükellefler Tebliğde tek tek sayılmıştır. Buna göre uygulamadan faydalanamayacaklar aşağıdaki gibidir.

-Dar mükellefiyet esasına göre vergilendirilen mükellefler,

-İşletme hesabı ( zirai işletme hesabı dahil ) esasına göre defter tutan mükellefler,

-Serbest meslek kazanç defteri tutan serbest meslek erbabı mükellefler,

-Finans ve bankacılık sektöründe faaliyet gösteren mükellefler,

-Sigorta ve reasürans şirketleri,

-Emeklilik şirketleri ve emeklilik yatırım fonları,

-Münhasıran sürekli olarak işlenmiş altın, gümüş alım-satımı ve imali ile iştigal eden mükellefler,

-Vergi Usul Kanununun 215. maddesi uyarınca kendilerine, kayıtlarını Türk para birimi dışında başka bir para birimiyle tutmalarına izin verilen mükellefler.

1.3. Yeniden Değerlemeye Tabi İktisadi Kıymetler Hangileridir?

Yeniden değerlemeye tabi iktisadi kıymetler 5721 Sayılı Türk Medeni Kanununun[1] 704. maddesinde “Taşınmaz” olarak tanımlanan ve esas niteliği bakımından bir yerden başka bir yere taşınması mümkün olmayan, dolayısıyla yerinde sabit olan mallardır. Türk Medeni Kanununa göre taşınmazlar aşağıdaki gibidir.

 

– Arazi,

-Tapu kütüğünde ayrı sayfaya kaydedilen bağımsız ve sürekli haklar,

-Kat mülkiyeti kütüğüne kayıtlı bağımsız bölümler.

Sat-kirala-geri al işlemine veya kira sertifikası ihracına konu edilen taşınmazlar ile taşınmazların alım, satım ve inşa işleri ile devamlı olarak uğraşanların bu amaçla aktiflerinde kayıtlı bulunan emtia niteliğindeki kıymetler, bu kapsamda yeniden değerlemeye tabi tutulamayacağı ayrıca Tebliğde belirtilmiştir. Ancak kapsama giren işletmelerin kiralamaya konu ettikleri taşınmazlar emtia niteliğinde bulunmadığından, yeniden değerlemeye tabi tutulabileceği konusuna açıklık getirilmiştir.

Ayrıca Yeniden değerlemeye tabi tutulacak taşınmazların, 213 sayılı Kanun uygulamasında amortismana tabi iktisadi kıymet mahiyetinde olması zorunluluğu bulunmamaktadır. Dolayısıyla müessese hükümlerinden faydalanmak isteyen mükellefler boş ara arsalar için de yeniden değerleme hükümlerinden faydalanabilecektir.

2.Yeniden Değerleme Uygulaması

2.1.Yeniden Değerlemeye Esas Değer Nasıl Hesaplanacak?

Yeniden değerleme, öncelikle taşınmazların ve varsa bu taşınmazlara ait amortismanların V.U.K.’ da yer alan değerleme hükümlerine göre tespit edilen ve yasal defter kayıtlarında 25 Mayıs 2018 tarihi itibariyle yer alan değerler üzerinden yapılacaktır.

Ayrıca yeniden değerleme kapsamına aşağıdaki gider ve kalemler de dahil edilmiştir.

-V.U.K. 272. maddesi uyarınca maliyet bedeline intikal ettirilen giderler,

-163[2] ve 334[3] Sıra Nolu V.U.K. Genel Tebliğleri uyarınca maliyet bedeline dahil edilen kredi faizleri ve kur farkları.

2.2.Yeniden Değerleme Oranı Nasıl Belirlenecek ?

2.2.1. Enflasyon düzeltmesi yapılmış ve 31.12.2004 Tarihinden Önce iktisap edilen taşınmazlar ile bunların amortismanlarının düzeltilmesinde dikkate alınacak yeniden değerleme oranı

Yapılacak yeniden değerleme işleminde, yeniden değerleme oranı olarak, 213 sayılı Kanunun mükerrer 298 inci maddesine göre enflasyon düzeltmesine tabi tutulan;

31.12.2004 tarihli bilançoda yer alan taşınmazlar ve bunların amortismanları için, 25 Mayıs 2018 tarihinden bir önceki aya ilişkin Yİ-ÜFE değerinin, söz konusu bilançonun ait olduğu tarihi takip eden aya ilişkin Yİ-ÜFE değerine bölünmesi ile bulunan oranın, kullanılması gerekmektedir.

Hesap dönemi takvim yılı olan mükellefler için son olarak 2004 takvim yılı itibarıyla enflasyon düzeltmesi yapılmıştır. Bu durumda, hesap dönemi takvim yılı olan mükellefler için 31 Aralık 2004 tarihli bilançolarında yer alan taşınmazlar ve bunların amortismanlarının düzeltilmesinde dikkate alınacak yeniden değerleme oranı hesaplaması aşağıdaki gibi yapılacaktır.

Mayıs 2018’den önceki ay 04 / 2018 Yİ-ÜFE 341,88 2,97727
Aralık 2004’den sonraki ay 01 / 2005 Yİ-ÜFE 114,83

 

Maliye Bakanlığınca özel hesap dönemi tayin edilen mükellefler açısından ilgili tarihlerin esas alınması suretiyle yeniden değerleme oranı hesaplanacaktır.

2.2.2.Enflasyon düzeltmesi yapılmış ve 31.12.2004 Tarihinden sonra iktisap edilen taşınmazlar ve bunların amortismanlarının düzeltilmesinde dikkate alınacak yeniden değerleme oranı

Enflasyon düzeltmesi yapılan son bilanço tarihinden sonra iktisap edilen taşınmazlar ve bunların amortismanları için, 25 Mayıs 2018 tarihinden bir önceki aya ilişkin Yİ-ÜFE değerinin, taşınmazın iktisap edildiği ayı izleyen aya ilişkin Yİ-ÜFE değerine bölünmesi ile bulunan oranın

25 Mayıs 2018 tarihinden bir önceki ay olan Nisan ayına ilişkin Yİ-ÜFE değerinin (341,88), taşınmazın iktisap edildiği ayı izleyen aya ilişkin Yİ-ÜFE değerine bölünmesi ile bulunan katsayı olacaktır. Bu madde kapsamında yapılacak değerleme işleminde kullanılacak yeniden değerleme oranlarının hesabında dikkate alınacak Yİ-ÜFE endeks değerleri bu Tebliğ ekli listesinde ayrıca yer almaktadır.

Mayıs 2018’den önceki ay 04 / 2018 Yİ-ÜFE
Taşınmaz iktisabından sonraki ay xx / 200x Yİ-ÜFE

 

2.2.3. G.V.K. 81 inci maddesinde sayılan devir ve tür değiştirme halleri ile K.V.K.’ na göre yapılan devir ve bölünme hallerinde, devrolunan veya bölünen işletmeler/şirketler tarafından iktisap edilen taşınmazlar için dikkate alınacak yeniden değerleme oranı

Devralanlar tarafından yeniden değerlenmesinde kullanılacak yeniden değerleme oranının hesabında söz konusu taşınmazların devir eden, tür değiştiren veya bölünen işletme/şirket tarafından iktisap edildiği tarihin esas alınması gerekmektedir.

2.2.4. Finansal kiralama yoluyla iktisap edilen ve mülkiyeti devredilmiş olan taşınmazlara ait yeniden değerleme oranı

İktisap tarihi olarak, kiracının kullanma hakkını aktifleştirdiği tarih esas alınacaktır. Mülkiyet hakkı devredilmemiş olan taşınmazları kullanma hakları nedeniyle bu yeniden değerleme uygulamasından faydalanılabilmesi mümkün bulunmamaktadır.

2.2.5. V.U.K. 272 nci maddesi uyarınca taşınmazların maliyet bedeline eklenen giderler ile 163 ve 334 Sıra No.lu V.U.K. Genel Tebliğleri uyarınca maliyet bedeline dâhil edilen kredi faizleri ve kur farkları için uygulanacak yeniden değerleme oranı

Maliyet bedeline eklenen giderler ile kredi faizleri ve kur farkları için öncelikle parçalı yeniden değerleme yapılacaktır. Devamında taşınmazın yeniden değerleme sonrası değeri bulunacaktır. Buna göre, taşınmazların 25 Mayıs 2018 tarihi itibarıyla yasal defter kayıtlarında yer alan maliyet bedeline dâhil edilen her bir maliyet unsurunun yeniden değerleme oranı aşağıdaki gibi belirlenecektir.

Mayıs 2018’den önceki ay 04 / 2018 Yİ-ÜFE
İlgili maliyet unsurunun aktifleştirildikten sonraki ay xx / 200x Yİ-ÜFE

 

Söz konusu taşınmazlara ait amortismanların yeniden değerlenmesinde ise yeniden değerlemeye esas alınan toplam amortisman rakamı içerisinde yer alan her bir maliyet unsuruna tekabül eden amortisman tutarı için ilgili maliyet unsurunun düzeltilmesinde kullanılan oran dikkate alınarak yeniden değerleme yapılacaktır.

2.2.6. En son enflasyon düzeltmesi yapılan bilanço tarihinden sonra inşa edilerek aktifleştirilen binaların yeniden değerlemeye tabi tutulmasında, mükelleflerce bina maliyet bedeline dâhil edilen arsa payı bedeli ile diğer maliyet unsurlarında yeniden değerleme oranı

31 Aralık 2004 tarihinden sonra inşa edilerek aktifleştirilen binaların yeniden değerlemeye tabi tutulmasında, mükelleflerce bina maliyet bedeline dâhil edilen arsa payı bedeli ile diğer maliyet unsurlarında ayrıştırılmak sureti ile yeniden değerleme sonrası tutar hesaplanır.

Buna göre, bu binaların yeniden değerleme sonrası değerlerinin hesaplanması aşağıdaki gibi hesaplanacaktır.

Mayıs 2018’den önceki ay 04 / 2018 Yİ-ÜFE
– Arsa payı için arsanın iktisap tarihinden sonraki ay

– Eğer 31 Aralık 2004 tarihinden önce iktisap edilmiş ise Aralık 2004’den sonraki ay

xx / 200x Yİ-ÜFE

 

01 / 2005 Yİ-ÜFE

 

Ayrıca diğer maliyet unsurları için binanın aktifleştirildiği tarihe göre bulunacak yeniden değerleme oranı dikkate alınacaktır. Bu binaların amortismanında kullanılacak yeniden değerleme oranı ise, binanın aktifleştirildiği tarihe göre bulunacaktır. Söz konusu binaların aktifleştirilmesinden sonra 213 sayılı Kanunun 272 nci maddesi uyarınca bina maliyet bedeline eklenen giderler ile 163 ve 334 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğleri uyarınca maliyet bedeline dâhil edilen kredi faizleri ve kur farkları için ise sekizinci fıkrada belirtilen şekilde yeniden değerleme sonrası tutarların hesaplanacaktır.

2.3.Yeniden Değerleme Hesaplamaları Nasıl Yapılacak?

Uygulama kapsama giren taşınmazların ve varsa bunlara ait amortismanların, V.U.K.’ ta yer alan değerleme hükümlerine göre tespit edilen ve 25 Mayıs 2018 tarihi itibarıyla yasal defter kayıtlarında yer alan değerlerinin, yeniden değerleme oranı ile çarpılması suretiyle yapılan yeniden değerlemesi yapılmaktadır. Bu işlem sonucunda bilançonun aktifi, pasifinden daha yüksek bir değere ulaşacaktır.

Yeniden değerleme sonucunda ortaya çıkan değer artışını hesaplamada Kanun net değer artışı usulünü benimsemiş olup; net değer artışının hesaplanabilmesi için yeniden değerlemeye esas alınan ve 25 Mayıs 2018 tarihi itibarıyla, yasal defter kayıtlarında yer alan yeniden değerlemeden önceki ve bu değerlerin yeniden değerlemeye tabi tutulmasıyla ulaşılan tutarlar dikkate alınarak hesaplanan net bilanço aktif değerlerinin tespiti gerekmektedir.

Net bilanço aktif değeri          = Taşınmazların bilançonun                                                      aktifine kaydedildikleri değer Bu taşınmazlar için ayrılmış olup bilançonun pasifinde gösterilen birikmiş amortismanlar

 

Ayrıca, amortismanların yeniden değerlenmiş tutarlarının belirlenmesinde, amortismanın herhangi bir yılda yapılmamış olması durumunda amortismanlar tam olarak ayrılmış varsayılması gerekmektedir.

Değer artışı          = Taşınmazın yeniden değerlemeden sonraki net bilanço aktif değeri

( kayıtlı değer – amortismanı )

 

Taşınmazın yeniden değerlemeden önceki net bilanço aktif değeri

( kayıtlı değer – amortismanı )

 

Bu şekilde hesaplanarak bulunan değer artışı, yeniden değerlemeye tabi tutulan taşınmazların her birine isabet eden değer artışları ayrıntılı olarak gösterilecek şekilde, bilançonun pasifinde özel bir fon hesabına aktarılacaktır.

Amortismana tabi olan taşınmazların yeniden değerleme sonrasında bulunan değerleri üzerinden amortisman ayrılmaya devam edilecektir.

2.3.Yeniden Değerlemenin Vergilendirilmesi Nasıl Olacak?

Yeniden değerleme neticesinde pasifte özel bir fon hesabında gösterilen değer artışı tutarı üzerinden %5 oranında vergi hesaplanması gerekmektedir.

Hesaplanan vergi yeniden değerleme işleminin yapıldığı tarihi izleyen ayın 25 inci günü akşamına kadar gelir veya kurumlar vergisi yönünden bağlı olunan vergi dairesine beyan edilir ve aynı süre içerisinde ödenmesi gerekmektedir.

Söz konusu beyanname gelir ve kurumlar vergisi beyannamelerini elektronik ortamda vermek zorunda olan mükellefler tarafından 340[4] Sıra Nolu V.U.K. Genel Tebliği ile 346[5] Sıra Nolu V.U.K. Genel Tebliğinde belirtilen usul ve esaslar doğrultusunda elektronik ortamda ilgili vergi dairesine verilmesi gerekmektedir.

Bu zorunluluğa tabi olmayan mükellefler ise örneği bu Tebliğ ekinde yer alan beyanname kullanılmak suretiyle kağıt ortamında ilgili vergi dairesine verilecektir.

Bu vergi; gelir ve kurumlar vergisinden mahsup edilmeyecektir. Ayrıca gelir ve kurumlar vergisi matrahının tespitinde gider olarak da dikkate alınma imkanı yoktur.

Değer artışı üzerinden %5 oranında hesaplanan verginin zamanında beyan edilmemesi veya tahakkuk eden verginin süresinde ödenmemesi halinde yeniden değerleme hakkından yararlanılamayacaktır.

3.Yeniden Değerleme Sonrası Yapılacak İşlemler

3.1. Pasifte Özel Bir Fon Hesabına Aktarım Ve Söz Konusu Fon Hesabının Akıbeti Ne Olacak?

Yeniden değerleme neticesinde hesaplanarak bulunan değer artışı, yeniden değerlemeye tabi tutulan taşınmazların her birine isabet eden değer artışları ayrıntılı olarak gösterilecek şekilde, bilançonun pasifinde özel bir fon hesabına aktarılacaktır.

Pasifte özel bir fon hesabında gösterilen değer artışı tutarının, mükellefler tarafından istenildiğinde sermayeye ilave edilmesi mümkündür. Ancak söz konusu fonun sermayeye ilave edilme dışında herhangi bir şekilde başka bir hesaba nakledilen veya işletmeden çekilen kısmı, bu işlemin yapıldığı dönem kazancı ile ilişkilendirilmeksizin bu dönemde gelir veya kurumlar vergisine tabi tutulacaktır. Şirketin tasfiyesi halinde de bu kapsamda işlem tesis edilecektir.

G.V.K. 81 inci maddesinde sayılan devir ve tür değiştirme halleri ile K.V.K.’ ya göre yapılan devir ve bölünme hallerinde, fon hesabında yer alan tutarlar işletmeden çekilmiş veya başka bir hesaba nakledilmiş sayılmayacaktır.

3.2. Yeniden Değerlemeye Tabi Tutulan Taşınmazların Elden Çıkarılması Durumunda Ne Olacak?

Yeniden değerlemeye tabi tutulan taşınmazların satılması veya herhangi bir şekilde elden çıkarılması halinde, pasifte özel fon hesabında gösterilen değer artışı tutarları, satış kazancına dâhil edilmeyecek, fon hesabı kayıtlarda kalmaya devam edecektir.

3.3. Yeniden Değerleme İşlemi Resmi Kayıtlarında Nasıl Gösterilecek?

Yeniden değerlemeye tabi tutulan taşınmazların her birine isabet eden değer artışları ile bunların hesap şekilleri, envanter defterinin ayrı bir sayfasında müfredatlı olarak gösterilecektir.

İktisadi Kıymetin Cinsi Aktife Giriş Tarihi Amortisman Oranı 25/5/2018 Tarihi İtibariyle Aktife Kayıtlı Değer 25/5/2018 Tarihi İtibariyle Birikmiş Amortisman Tutarı ( Ayrılmış Sayılanlar Dahil Edilir ) Yeniden Değerlemeden Önceki Net Bilanço Aktif Değeri Yeniden Değerleme Oranı İktisadi Kıymetlerin Yeniden Değerlemeden Sonraki Değeri Yeniden Değerlemeden Sonraki Net Bilanço Aktif Değeri Değer Artışı

 

 

4.Sonuç

Ülkenin içinde bulunduğu yüksek enflasyon döneminden dolayı, 2004 yılı ve daha önceki yıllarda V.U.K. mükerrer 298. Maddesi uyarında enflasyon düzeltmesi uygulamasından faydalanılmıştı. Yine benzer şekilde Yİ-ÜFE’ ye göre yeniden değerleme imkanı 7144 Sayılı Kanun ile tanınmıştır.

Bu uygulamadan faydalanan mükelleflerin, bilançolarının aktif değeri artacağı için kredibilitesinin yükseleceği muhakkaktır. Ayrıca yeniden değerleme sonucu ortaya çıkan özel fon, sermayeye ilave dışında hiçbir şekilde işletmeden çekilemeyeceği için şirketin sermayesi de güçlenmiş olacaktır.

Yukarıda bahsi geçen olumlu etkilerin karşılığı olarak; hesaplanan ve özel fon hesabına alınan değer artışın % 5 ‘ i oranında vergi ödenmesi gerekecektir.

İşletmelerin taşınmazlarının ve dolayısıyla bilançolarının Yİ-ÜFE oranı ile yeniden değerlemesi mükelleflerin tercihine bırakılmıştır.

NOT: BU MAKALE YMM ENGİN KAYA İLE BİRLİKTE HAZIRLANMIŞTIR.

 


[1] 08.12.2001 Tarih ve 24607 Sayılı Resmi Gazetede Yayımlanmıştır.

[2] 27.01.1985 Tarih ve 18648 Sayılı Resmi Gazetede Yayımlanmıştır.

[3] 05.05.2004 Tarih ve 25453 Sayılı Resmi Gazetede Yayımlanmıştır.

[4] 30.09.2004 Tarih ve 25599 Sayılı Resmî Gazetede Yayımlanmıştır.

[5] 03.03.2005 Tarih ve 25744 Sayılı Resmî Gazetede Yayımlanmıştır.

07.09.2017

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

SGK Genel Yazı: Tecil Faiz Oranı

SGK Genel Yazı: Tecil Faiz Oranı.

Sayı : 70660756-206.16.03-E. 11454900
06/09/2018

Konu : Tecil Faiz Oranı

GENEL YAZI

Sosyal Güvenlik Kurumunca 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanuna Göre Kullanılacak Yetkilerin Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliğin 13 üncü maddesinin dördüncü fıkrasında, Kurumumuzca yapılan tecil ve taksitlendirme işlemlerinde Maliye Bakanlığının belirlediği tecil faizi oranının, beşinci fıkrasında ise tecil faizi oranında değişiklik yapılması halinde bu değişikliğin Resmi Gazetede yayımlandığı tarihten önce tecil edilen alacaklara değişikliğin yapıldığı tarihe kadar eski oranlar, değişiklik tarihinden itibaren ise belirlenen yeni oran üzerinden, tecil faizi oranının yükselmesi hâlinde değişikliğin yayımı tarihinden önce yapılan veya henüz sonuçlandırılmamış taleplere istinaden yapılacak tecillerde ise eski oranlar üzerinden tecil faizi uygulanacağı öngörülmüştür.

6183 sayılı Kanunun 48 inci maddesi uyarınca yapılan tecil ve taksitlendirme işlemlerinde 21/10/2010 tarihli ve 27736 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Maliye Bakanlığının Seri: C Sıra No: 2 Tahsilat Genel Tebliği ile, bu Tebliğin yayımı tarihinden itibaren yıllık %12 olarak belirlenmiş idi.

Bu defa, 6/9/2018 tarihli ve 30527 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Hazine ve Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığının Seri:C Sıra No: 3 Tahsilat Genel Tebliği ile 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 48 inci maddesi kapsamında halen yıllık %12 olarak uygulanmakta olan tecil faizi oranı bu Tebliğin yayımı tarihinden itibaren yıllık %22 olarak yeniden belirlenmiştir.

Bundan böyle, söz konusu Tebliğin yayım tarihi olan 6/9/2018 tarihinden itibaren 6183 sayılı Kanunun 48 ve 48/A maddesi uyarınca yapılacak tecil ve taksitlendirme işlemlerinde yıllık %22 oranında tecil faizi uygulanacaktır.

Ancak, tecil faizi oranındaki değişiklik oranın yükselmesine yönelik olduğundan değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce (6/9/2018) yapılan müracaatlara dayanılarak taksitlendirilen Kurum alacakları ile tecil faiz oranında değişiklikten önce taksitlendirilmiş ve taksitlendirme şartlarına uygun olarak ödendiği sürece eski tecil faiz oranının (%12) uygulanması gerekmektedir.

Bilgi edinilmesini ve gereğinin buna göre yapılmasını rica ederim.

Savaş ALIÇ
Genel Müdür V.

(07.09.2018)

YAYINLANAN SON MEVZUATLAR:

  1. SGK Genel Yazı: Tecil Faiz Oranı (07.09.2018)
  2. Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2018-32/45)’De Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (No: 2018-32/50) (07.09.2018)
  3. Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2008-32/35)’De Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (No: 2018-32/49) (07.09.2018)
  4. Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2008-32/34)’De Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (No: 2018-32/47) (07.09.2018)
  5. Kıymetli Maden Standartları Ve Rafinerileri Hakkında Tebliğ (Tebliğ No: 2006/1)’De Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (07.09.2018)
  6. Ham Elmas Dış Ticaretinin Düzenlenmesine Ve Denetlenmesine Dair Karara İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2006/1)’De Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (07.09.2018)
  7. TÜRMOB: 7143 Sayılı Kanun’a Göre KDV Artırımında Bulunmuş Olan Mükelleflerin Özel Esaslar Kapsamından Çıkarılmasının Usul ve Esasları Belirlendi (06.09.2018)
  8. SGK’ya Olan Borçların 6183 Sayılı Yasanın 48’inci Maddesine Göre Taksitlendirilmesinde Uygulanan Tecil Faiz Oranı Yıllık %12’den Yıllık %22’ye Yükseltilmiştir (06.09.2018)
  9. Tahsilat Genel Tebliği (Seri: C Sıra No: 3) (06.09.2018)
  10. Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Seri No: 20) (06.09.2018)

Kaynak : muhasebetr.com

Emeklinin Zam Hesabı / Faruk Erdem

Haziranda Ramazan Bayramı’nda 1000 lira ikramiye alan emekliler temmuzda oluşan 6 aylık enflasyon gereği yüzde 9.17’lik zamma kavuştu. Ağustosta ikinci kez bayram ikramisi alan emekliler şimdi yılın ikinci 6 ayında oluşacak enflasyonla belirlenecek zamları bekliyor. Çünkü yaklaşık 12.3 milyon emeklinin maaşı ocakta yeniden zamlanacak. 2018’in ikinci 6 aylık döneminde gerçekleşen enflasyon SSK ve Bağ-Kur emeklilerinin ocak zammını, memur emeklilerinin de fark alıp almayacağını gösterecek. Ağustosta Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) yüzde 2.3 arttı. Temmuz-Ağustostaki 2 aylık enflasyon 2.86 çıktı. Buna 4 ayın enflasyon verisi eklenecek ve emeklinin zam oranı belli olacak. Memur ve memur emeklisinin de fark alması için ikinci yarıda enflasyonun yüzde 3.5’i aşması gerekiyor.

İKİ FARKLI TAHMİN VAR
Enflasyon tahminleri de zam oranlarına ilişkin ipuçları veriyor. Merkez Bankası’nın tahminine göre ikinci yarıda enflasyon yüzde 3.87, beklenti anketine göre ise 6.67 olacak. İlk tahmin gerçekleşirse, emekliler yüzde 3.87 artıştan yararlanacak, memur ve memur emeklilerinin ocak zammı yüzde 0.37 enflasyon farkıyla yüzde 4.37’ye ulaşacak. Beklenti anketindeki tahmin çıkarsa emeklilerin maaşındaki artış yüzde 6.67 olacak, memur ve memur emeklilerine ise yüzde 3.17 enflasyon farkıyla yüzde 7.17 zam yansıtılacak. Kesin rakam 3 Ocak’ta belli olacak.

ZAMLAR NASIL BELİRLENİYOR?
SSK VE Bağ-Kur emeklilerinin maaş zamları 6 aylık enflasyon kadar oluyor. Ocak-haziran ve temmuz-aralık arasındaki endeks değişimleri yılda iki kez SSK ve Bağ-Kur emeklilerine zam olarak veriliyor. Memur ve memur emeklileri ise toplu sözleşmede belirlenen oranlarda yılda iki kez zam alıyor. 6 aylık enflasyon bu oranları geçerse fark maaşlara yansıtılıyor..

(Ahaber | 08.09.2018)

Abiniz Askerlik Borçlanması İle Bir Yıl Erken Emekli Olur / Ekrem Sarısu

Soru: 20 Şubat 1974 doğumlu abim, 1994’te polis okulunu bitirdi ve polis memuru olarak göreve başladı. 1995-1997 arasında 18 ay askerlik yaptı. Kendi sisteminde 15 Mart 2020’de maaşlı emekli olabileceği görünüyor. Askerlik borçlanması yapsa, emekli olabilir mi? Askerliğinin ne kadarını borçlanması gerekir. 2 yıllık yüksekokulu bitirdi. ● Kenan SARGÖZ

Cevap: Abinizin göreve başlama tarihi ile askere gidiş ve dönüş tarihlerini, ay ve gün olarak da belirtmemişsiniz. Abiniz; 15 Haziran 1994’te göreve başladığını varsayarsak, emekli olmak için 25 tam yıl fiili hizmet süresi ve 52 yaş şartlarına tabi. Çalışmaya devam ettiği sürece, hak kazanacağı yıpranma süresinin tamamı emekli olacağı yaştan düşülecek. Sistemde de göründüğü gibi 15 Mart 2020 tarihinde emekliliğe hak kazanacaktır. Abiniz askerliğinin tamamını borçlanırsa, emeklilik yaşı 51’e düşer ve 15 Mart 2019 tarihinde emekliliğe hak kazanır. Abinizin göreve başlama ve askere gidiş ve dönüş tarihi ile askerlik sonrası göreve başlama tarihlerini ay ve gün olarak bildirirseniz, daha net bir hesaplama mümkün olacaktır.

GSS PRİMİ ÖDEMENİZ AYLIĞINIZI DÜŞÜRMEZ

Soru: 3 Mart 1971 doğumluyum. SSK başlangıcım 15 Ağustos 1987’de oldu. 6500 gün prim ödemem var. Şimdi SSK’lı olarak çalışmıyorum. Dışarıdan ödeme yapıp sağlıktan faydalansam, ileride emekli maaşımı düşürür mü? Ne zaman emekli olabilirim? ● Cengiz TÜRKMEN

Cevap: Süre ve prim sorununuz olmadığından bundan sonra çalışmasanız da 50 yaşınızı dolduracağınız 3 Mart 2021’de emekli olabilirsiniz. Genel Sağlık Sigortası primi ödeyerek sağlık yardımı almanız, hak ettiğiniz emekli aylığını düşürmez.

1260 GÜN PRİM ÖDEYİP EMEKLİ OLABİLİRSİNİZ

Soru: 1961 doğumluyum. SSK girişim 1980 yılında. 2404 gün primim bulunuyor. 1848 gün de Bağkur’a prim ödemem var. Nasıl emekli olabilirim? ● Şaban ŞİMŞEK

Cevap: SSK’dan emekli olmanız avantajlı. Ancak SSK şartlarıyla emekli olmak için Bağkur’dan sonra SSK’ya en az 1260 gün prim ödemiş olmanız gerekiyor. Süre ve yaş sorununuz olmadığından, sigortalı bir işte çalışarak SSK’ya ödeyeceğiniz primi 1260 güne tamamlayacağınız tarihte emekli olabilirsiniz (hemen başlayıp ara vermeden prim öderseniz Mart 2022 sonunda).

256 GÜN DAHA PRİM ÖDEMELİSİNİZ

Soru: 8 Ağustos 1965 doğumluyum. 3 Mayıs 1991 sigorta başlangıcımla şimdiye kadar askerlik ödememle birlikte toplam 5194 gün primim bulunuyor. Acaba ne zaman emekli olabilirim? ● Üzeyir EREN

Cevap: Sigorta başlangıç tarihinden önce 18 ay askerlik yapmış olmalısınız. Askerlik borçlanması emekli olmak için 25 yıl sigortalılık süresi, 5450 gün prim ödeme ve 51 yaş şartlarına tabi olmanızı sağlar. 256 gün daha prim ödeyerek, toplam priminizi 5450 güne tamamlayacağınız tarihte emekli olabilirsiniz. başlangıcınız

23 MAYIS’TAN ÖNCEYSE 54, SONRAYSA 55 YAŞI DOLDURACAKSINIZ

Soru: 1976 doğumluyum. 1994’te sigortalı oldum. 5457 gün primim var. Ne zaman emekli olurum? ● Sadık KILINÇ

Cevap: 1994’teki başlangıcınız, 23 Mayıs’tan önce ise 218 gün daha prim ödeyerek priminizi 5675 güne tamamlamanız şartıyla, 2030’da 54 yaşınızı dolduracağınız tarihte emekli olabilirsiniz. Başlangıcınız 23 Mayıs’tan sonraki bir tarih ise 293 gün daha prim ödeyerek priminizi 5750 güne tamamlamanız şartıyla, 2031’de 55 yaşınızı dolduracağınız tarihte emekli olabilirsiniz.

ANNENİZİN EMEKLİLİĞİ, ALACAĞI RAPOR ORANINA BAĞLI

Soru: 78 yaşındaki annemin, 1954’ten kalma 1800 gün primi var. Şimdi yaşlılıktan dolayı ayakları kireçlendi ve desteksiz yürüyemiyor. Toplu taşıma araçlarına binemiyor. Başka hastalıkları da var. Annemi emekli edebilir miyiz? Uğraşmaya değer mi? ● Şennur ATAÇ

Cevap: Malulen emekli olmak için 10 yıl sigortalılık süresi, 1800 gün prim ödeme ve en az yüzde 60 oranında işgücü kaybı aranıyor. Annenizin süre ve prim sorunu yok. Şayet yüzde 60 oranında işgücü kaybına uğradığına dair sağlık kurulu raporu alabilir ve bu rapor ile tıbbi eklerini inceleyecek olan Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Kurulu, annenizin malul olduğuna karar verirse emekli olabilir.

(Posta Gazetesi | 08.09.2018)

TMSF Borcunun Taşınmaz İle Kapatılmasın Kurumlar Vergisi İstisnası / Hakan Şirin

Ülkemiz şirketlerinin borç ağırlıklı bilançoları olduğu hepimizin malumu. Hatta son günlerde özel sektör borcunun ne kadar yüksek olduğu her kesimde konuşulur hale geldi. Tabi ekonomik göstergelerin borçlu şirketler aleyhine ilerlemiş olması bu konuyu daha çok gündeme getiriyor.

Özel sektörün yüksek borç stoku elbette ki kendi tercihleri. Hiçbir otorite şirket yönetim kurullarına borçlanacaksın diye baskı yapmıyor. Yönetim kurullarının tercihi bu yönde.

Borçlanmanın optimal düzeyi nedir, ülkemiz şirketleri bu noktanın neresindedir sorularına cevap araya bence gerek yok. Fotoğraf çok net. Bu durumda muhtemel senaryolardan biri, banka borçları sebebiyle ödeme zorluğu çekebilecek firmalara bir nebze rahatlatacak kurumlar vergisi istisnasından bahsedeceğim.

Kurumlar Vergisi Kanunun 01.01.2018 tarihinde değişen ve istisnaların sayıldığı 5/f maddesine göre “Bankalara, finansal kiralama ya da finansman şirketlerine borçları nedeniyle kanunî takibe alınmış veya Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na (TMSF) borçlu durumda olan kurumlar ile bunların kefillerinin ve ipotek verenlerin sahip oldukları taşınmazlar, iştirak hisseleri, kurucu senetleri ve intifa senetleri ile rüçhan haklarının, bu borçlara karşılık bankalara, finansal kiralama ya da finansman şirketlerine veya bu fona devrinden sağlanan hasılatın bu borçların tasfiyesinde kullanılan kısmına isabet eden kazançların tamamı ile bankaların, finansal kiralama ya da finansman şirketlerinin bu şekilde elde söz konusu kıymetlerden taşınmazların (6361 sayılı Kanun kapsamında yapılan finansal kiralama işlemlerinde kiracının temerrüdü sebebiyle kanuni takipteki finansal kiralama alacakları karşılığında tarafların karşılıklı mutabakatıyla kiralayanın her türlü tasarruf hakkını devraldığı finansal kiralama konusu taşınmazlar dâhil) satışından doğan kazançların %50’lik, diğerlerinin satışından doğan kazançların %75’lik kısmı” hükmü getirilmiştir.

Bu hüküm ile bankalara, finansal kiralama ve finansman şirketlerine ile TMSF borcunun ödenmesinde kullanılacak taşınmazlar satış karı için yüzde elli; iştirak hisseleri, kurucu ve intifa senetleri ve rüçhan hakları satış karı için yüzde yetmişbeş kurumlar vergisi istisnası genişletilmiştir. Örnek ile izah edecek olursak A şirketinin yukarıda sayılan kurumlara borcu var ve bu borcu ödeyememektedir. İlgili kurumlara borcunu nakit ödeyemediği için şirket aktifinde bulunan taşınmazı (veya yukarda sayılan diğer varlıkları) ile ödemeyi düşünmektedir. Şirket daha önce 200 bin TL maliyet bedeli ile aldığı taşınmazını 300 bin TL’ye satmış ve faiz dahil 150 bin TL kredi borcunu ödemiştir. Dikkat edilmesi gereken konu, uygulanacak istisnanın ödenen borç tutarın ile sınırlı olmasıdır. Yani 200 bin TL’ye alınıp 300 bin TL’ye satılan taşınmazda 100 bin TL kâr edilmiş olması, 100 bin TL’ye kurumlar vergisi İstisnası uygulanacağını anlamına gelmiyor. Borcun kapatılması nispetindeki tutara uygulanacaktır. Satış tutarının yarısı ile borcu kapattığı için elde edilen karın yarısı, yani 50 bin TL için bu istisna uygulanacaktır. Borcun kapatılmasında kullanılan varlık taşınmaz olduğu için, 50 bin TL’nin yüzde 50’sine kurumlar vergisi istisnası uygulanacaktır. Eğer borcun kapatılmasında kullanılan varlık iştirak hissesi, kurucu ve intifa senetleri ile rüçhan hakları olsaydı 50 bin TL’ye uygulanacak istisna oranı yüze 75 olacaktı. Örnekte sadece taşınmaz sahibinin kendi borcunu ödemesinden bahsettim. Fakat ilgili kurumlara kefillikten dolayı borçlu olanlar için de, yukarıda sayılmış varlıklarını satarak ödeyecek olanlar da aynı istisnadan yararlanmaları mümkündür. Kurumlar Vergisi Kanunu 5/f maddesi uyarınca yürürlükte olan bu istisna, daha yaygın olarak bilinen 5/e maddesine göre daha hafifletilmiş uygulama şartlarına sahiptir. Örneğin 5/e kapsamında satılacak varlıkların 730 gün aktifte bulundurma zorunluluğu bulunurken 5/f maddesine göre satılacak varlıklarda herhangi bir gün şartı bulunmadığı gibi, 5/e maddesi uyarınca beş yıl süre ile fona alınması zorunlu olan istisna tutarının 5/f kapsamında böyle bir zorunluluğu bulunmamaktadır. Bahsettiğimiz 5/f kapsamı sadece bankalara olan borçları değil finansal kiralama-finansman şirketleri ve TMSF’ye olan borçları da kapsıyor. Gönül ister ki Allah kimseyi kurumlar vergisi 5/f maddesinden yararlanma zorunda bırakmasın. Ama olurda karşınıza gelirse, bu kolaylık aklınızda bulunsun.

(Dünya Gazetesi | 08.09.2018)

Taşınmazlara Yeniden Değerleme Yapılmasının Yönetim Muhasebesel Analizi / Hasan Alevli

213 sayılı Vergi Usul Kanunu’na (VUK), 7144 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile eklenen geçici 31’inci madde uyarınca, bilanço esasına göre defter tutan tam mükellef gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerine taşınmazlarını yeniden değerleme hakkı verilmiştir. Bu makalenin, yapılacak değer artışı üzerinden yüzde 5 vergi maliyeti olan yeniden değerleme hakkının kullanılıp kullanılmamasının işletmeye ne getirip, ne götüreceğinin yönetim muhasebesel analizi yapılarak, karar vericilere, yol gösterici nitelikte olması hedeflenmiştir.
Finans, sigorta, bankacılık, emeklilik, altın, gümüş işi ile uğraşanlar ile ticari defterlerini Türk Lirasından başka bir para birimi ile tutanlar hariç, aktiflerinde yer alan taşınmazlarının (geri kiralama ve kira sertifikasına konu olanlar ile taşınmaz ticareti ve inşaası ile devamlı surette iştigal edenlerin envanterlerindeki emtia niteliğindeki taşınmazlar hariç) değerlerinin Yİ-ÜFE değerindeki artış oranı dikkate alınmak suretiyle yeniden hesaplanmasına 30/09/2018 tarihine kadar müsaade edilmiştir.

Kanun metninde, “taşınmaz” olarak ifade edilen aktif varlıkların neleri kapsadığı, maddenin uygulamasının açıklanması amacıyla yayınlanan 500 sayılı Vergi Usul Kanunu Tebliği’nde, “Türk Medeni Kanunu’nun 704’üncü maddesi uyarınca arazi, tapu kütüğünde ayrı sayfaya kaydedilen bağımsız ve sürekli haklar ile kat mülkiyeti kütüğüne kayıtlı bağımsız bölümleri” olarak tanımlanarak, kapsam oldukça daraltılmıştır. Oysa aynı kanunun gayrimenkuller başlıklı 269’uncu maddesinde, gayrimenkullerin mütemmim cüzüleri ve teferruatı, tesisat ve makinalar, gemiler ve diğer taşıtlar, gayrimaddi haklar; gayrimenkuller gibi değerlenir denilerek daha geniş bir kapsam hüküm altına alınmıştır. Taşınmaz ve gayrimenkul terimlerinin aynı anlama geldiği izahtan varestedir. Tebliğ, kanun metni ile çelişmekte ve kanunun tanıdığı bir hakkı kısıtlamaktadır. Mevzuat hiyerarşisinde, kanun, tebliğin üzerinde olduğundan, tapu kütüğüne kayıtlı olmayan ve 269’uncu maddede sayılan varlıkları yeniden değerlemek isteyen mükelleflerin yasal olarak bu haklarını kullanabiliyor olması gerektiği görüşündeyim.

Kapsama giren taşınmazların ve varsa bunlara ait amortismanların, 25/5/2018 tarihi itibarıyla yasal defter kayıtlarında yer alan değerlerinin, yeniden değerleme oranı ile çarpılması suretiyle, yeniden değerlemeden önceki değerleri ile arasındaki fark değer artışı olacaktır. Diğer bir ifadeyle, Değer artışı, taşınmazların yeniden değerleme sonrası ve yeniden değerleme öncesi net bilanço aktif değerleri arasındaki farktır. Net bilanço aktif değeri, taşınmazların bilançonun aktifinde yazılı değerlerinden, pasifte yazılı amortismanların tenzili suretiyle bulunan değeri ifade ediyor. Pasifte özel bir fon hesabında gösterilen değer artışı tutarı üzerinden %5 oranında hesaplanan vergi, yeniden değerleme işleminin yapıldığı tarihi izleyen ayın 25 inci günü akşamına kadar bir beyanname ile bağlı olunan vergi dairesine beyan edilir ve aynı süre içerisinde ödenir. Yani, eylül ayı içinde yapılacak değerlemelerden doğan vergi, 25 Ekim’e kadar beyan edilip ödenmesi gerekiyor. Taşınmazlarını bu madde kapsamında yeniden değerlemeye tabi tutan mükellefler amortismana tabi kıymetlerini, yapılan yeniden değerleme sonrasında bulunan değerleri üzerinden amortismana tabi tutmaya devam ederler.

Her taşınmazın aktife alınış tarihi farklı olduğundan, yeniden değerleme katsayısı ve değer artışı farklı olacaktır. Taşınmazımızın değer artış tutarının 1 milyon TL olduğunu farz ederek analizimize başlayalım. Yüzde 5, yani 50 bin TL vergiyi ertesi ayın 25’ine kadar ödersek, taşınmazımızın kayıtlarımızdaki değerini 1 milyon TL artırabileceğiz. Bilançomuzu daha güçlü görünür hale getirebileceğiz. Bu taşınmazı satmamız halinde, 1 milyonu maliyet olarak, vergiye tabi safi kazancın hesabında indirim olarak kullanabileceğiz. Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 5/1-e maddesi uyarınca, en az 2 yıl aktifte bulunan taşınmazların satılması halinde kurumlar vergisinin % 50’si istisna olduğundan, doğacak vergiden 220 bin TL’nin (1 milyon TL X 0.22 Kurumlar Vergisi oranı) ’nin % 50’si olan 110 bin TL’lik bir tasarruf yapabiliyor olacağız. Yani, 50 bin TL masrafın karşılığında 110 bin TL gelir elde edeceğiz.

Peki bu taşınmazı hemen satmayı düşünmüyor isek, yeniden değerleme yapmak işletmemiz için hala rasyonel bir eylem midir? Zira, peşin ödeyeceğimiz 50 bin TL’nin zaman değeri olacaktır. Belki kredi kullanacağız, belki nakit fazlamız varsa mevduat veya başka bir yatırım olarak kullanmaktan vazgeçerek alternatif maliyete katlanacağız.
Mevcut para piyasası koşullarında, vergi sonrası faiz maliyetini yüzde 16 olarak kabul edersek, 50 bin TL maliyetin, bileşik faizi ile beraber, ancak 5 inci yılın sonunda 110 bin TL’ye ulaştığını görürüz. Yani, 5 yıl içinde taşınmazı satarsak, yeniden değerleme yapmak işletmemiz için karlı olacaktır. (Faiz oranı artarsa veya işletmemizin para maliyeti daha yüksekse, bu süre kısalacaktır). 5 inci yıldan sonra satmamız halinde, yeniden değerleme yapma maliyeti, kazanmış olduğumuz vergi avantajını aşacağından yeniden değerleme yapmak işletmenin aleyhine olacaktır.

Yukarıdaki hesaplamada, değer artışı sonrası amortisman gideri dikkate alınmamıştır. Bu nedenle, arsa ve arazi gibi, amortisman hesaplanmayan taşınmazlar için geçerli olacaktır. Aşınma ve yıpranmaya tabi olup, dolayısıyla değerlerinin itfa edilmesine müsaade edilen bina,yol, dükkan, mağaza, fabrika binası gibi aktif varlıkların süresi farklı olacaktır. Örneğin, beton binanın amortisman süresi 50 yıl olduğundan, normal amortisman yöntemini seçen bir işletme, geçici vergi dönemleri dahil, yıllık olarak 20 bin TL’lik (1 milyon TL/50 yıl) amortisman giderini defterlerine kaydedebilecek, 20 bin TL’lik gider ise yıllık 4.400 (20.000 X 0.22) TL vergi tasarrufu sağlayacaktır. 50.000 TL maliyete katlanarak, taşınmazın yeniden değerlemesi ve artan değer üzerinden hesaplanan amortisman gideri ile ilk yıl, 4.400 TL kurumlar vergisinden tasarruf edilmiş olacaktır. Her yıl bu şekilde vergi avantajı sağlanması ve 50 bin TL’nın bileşik faizi ile netlemesi sonucu, 10’uncu yılda maliyet ile yeniden değer artışından sağlanan vergi avantajı eşitlenecektir. Yani, 11’inci yıla kadar taşınmazın satılması halinde, yeniden değerleme yapılması, işletmenin lehine olacak, aksi halde, 50 bin TL’nin toplam maliyeti, yeniden değerleme sonrası oluşacak 110 bin TL vergi avantajını aşacağı için işletmenin aleyhine olacaktır. Amortisman süreleri 40 yıl ve daha kısa olan varlıklar ile azalan bakiyeler (hızlandırılmış amortisman) yönetimini seçen mükellefler için süre sınırı olmaksızın yeniden değerleme yapmaları lehlerine olacaktır. Bir iktisadi değer üzerinden normal amortisman usulüne göre amortisman ayrılmasına başlandıktan sonra bu usulden dönülemez.

İşletmeler yukarıda verilmeye çalışılan mantık içinde her bir taşınmaz için hesaplamasını yapıp, aynı taşınmazları ne zaman elden çıkarmayı planladıklarını da gözönüne alarak, yeniden değerleme yapıp yapmayacaklarına karar vermelidirler.

30/09/2018 tarihine kadar yeniden değerleme yapılması halinde, izleyen ayın 25’ine kadar beyan edilerek, vergisinin ödenmesi gerekecek. Ödenen vergi, gelir ve kurumlar vergisinden mahsup edilmez, gelir ve kurumlar vergisi matrahının tespitinde gider olarak kabul edilmez. Beyanın zamanında yapılmaması ya da tahakkuk eden verginin süresinde ödenmemesi halinde bu imkan faydalanılamaz. Pasifte özel bir fon hesabında gösterilen değer artışı tutarının, sermayeye ilave edilme dışında herhangi bir şekilde başka bir hesaba nakledilen veya işletmeden çekilen kısmı, bu işlemin yapıldığı dönem kazancı ile ilişkilendirilmeksizin bu dönemde gelir veya kurumlar vergisine tabi tutulur.

(Dünya Gazetesi | 08.09.2018)

Hisse Geri Alım (Share Buyback) İşlemlerindeki Vergisel Belirsizlikler / Onur Çelik

Türk Ticaret Kanunu ile Sermaye Piyasası Kanunu düzenlemeleri uyarınca şirketlere esas veya çıkarılmış sermayesinin %10’una kadar kendi hisse senetlerini iktisap etme yani geri satın alma olanağı verilmiştir.

Önemli bir finansal enstrüman olan hisse geri alım işlemlerine ilişkin süreçte, geri alınan şirket hisselerinin elden çıkartılması, geri alınan şirket hisselerinin elde çıkartılmadan bu hisselere kar payı dağıtılıp dağıtılamayacağı ve kâr payı dağıtılmasının mümkün olması halinde ise söz konusu kâr payının hukuki durumuna ilişkin vergilendirilme aşamalarında çeşitli belirsizlikler bulunmaktadır.

Kendi hissesini satın alan anonim şirketin hissesini elden çıkarması

Kurumlar Vergisi Kanunu (KVK) madde 5/1-e uyarınca kurumların en az iki tam yıl süreyle aktiflerinde yer alan iştirak hisselerinin satışından doğan kazançların %75’lik kısmı kurumlar vergisinden istisnadır.

Bu noktada önem arz eden husus ise “iştirak” teriminden ne anlaşılması gerektiğidir. Konu ile ilgili olarak 1 seri numaralı KVK Genel Tebliği ile 1 Sıra No’ lu Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliği incelendiğinde “iştirak hisseleri” deyiminin menkul değerler portföyüne dahil hisse senetleri ile ortaklık paylarını ifade ettiği ve işletmenin, bir başka işletmenin ekonomik ve yönetimsel faaliyetlerine ilişkin politikalarına katılabilmek amacıyla onun paylarını satın alarak ortak olduğu anlaşılmaktadır.

Bu durumda akla gelen soru, bir anonim şirketin kendi hissesini satın alması ve belirli bir süre sonrasında söz konusu paylarını elden çıkartması durumunda KVK’da yer alan iştirak hisseleri satış kazancı istisnasından yararlanıp yararlanamayacağıdır.

Konu ile ilgili görüşümüz, kendi hissesini satın alan anonim şirketin hisselerini yeniden satması halinde ortaya çıkacak olan olası karın, bu hisselerin “iştirak hissesi” gibi değerlendirilmesinin mümkün olmaması nedeniyle iştirak satış kazancı istisnasından yararlanamayacağı şeklindedir.
Nedeni ise şirketin geri aldığı kendi payları ile bir başka işletmeye ortak olmaması, bu durumda aldığı payların teorik olarak ancak kendisine ortaklık hakkı tanıyabileceği fakat bir şirketin de yine kendisinin ortağı olmasının mümkün olmamasıdır. Bahsi geçen nedenlerle satıştan doğan kazançlara şartlar yerine getirilse bile kurumlar vergisi istisnasının uygulanamayacağı düşünülmektedir.

Kaldı ki, şirketin kendi hissesini satın alma işleminin TMS 32 düzenlemeleri uyarınca da iştirak hissesi edinilmiş şeklinde değerlendirilemeyeceği ve bu nedenle de hisselerin öz kaynak hesabında öz kaynağı azaltacak şekilde muhasebeleştirildiği gerçeği mevcuttur.

Kendi hissesini satın alan anonim şirketin satın almış olduğu hisseyi elden çıkarmadan kâr payı dağıtması

TTK ve SPK düzenlemeleri incelendiğinde, halka açık olmayan anonim şirketlerin kendi hisselerini geri almaları halinde bu hisselere TTK hükümleri uyarınca kar payı dağıtamayacağını, ancak halka açık veya halka açık sayılan anonim şirketlerin ise SPK düzenlemeleri uyarınca bu hisselere kar payı dağıtılabileceğini anlamaktayız.

Bu durumda, SPK düzenlemelerine tabi anonim şirketin geri almış olduğu hisselere kar payı dağıtması halinde vergileme nasıl gerçekleştirilecektir? Kendi hisselerini geri alım programı çerçevesinde satın alan anonim şirket kar payı dağıttığında, hisselerin hukuken sahibi olması ve üzerinde tasarruf yetkisi olması hasebiyle dağıtılacak kar payını da onun hak kazanması gerekmektedir.

Ortada olağanın dışında bir durumun mevcudiyeti bulunmakla birlikte, bahsettiğimiz üzere SPK düzenlemeleri uyarınca bu durum hukuken mümkün görünmektedir. Bu durumda kendi hissesini satın alan ve kar payı dağıtan bu anonim şirketin kendi hisselerine dağıtmış olduğu kar payı ve dolayısıyla oluşacak gelir şirketin geliri olacakmıdır? Söz konusu kâr payı ve gelir üzerinden şirket vergilendirilecekmidir?

Vergilendirilecek ise KVK’nın 5/1-a maddesinde düzenlenen iştirak kazançları istisnası hükümlerinden faydalanabilecekmidir? İştirak kazançları istisnasından yararlandırılacak ise şirket kendi kendine mi iştirak etmiş sayılacaktır? Yoksa söz konusu kâr payı üzerinden stopaj mı yapılacaktır?

Kişisel görüşümüz, SPK düzenlemelerinin TTK hükümleri ile çeliştiği şeklindedir. Bu nedenle geri alım programı çerçevesinde geri alınan hisselere ilişkin hakların çeşitli hukuki ve mali amaçların gerçekleştirilmesine yönelik geçici bir süreçten kaynaklanıyor olması ve paylar şirketin uhdesinde iken pay sahipliğine ilişkin hakların AB düzenlemeleri (Şirketlere ilişkin 77/91 sayılı İkinci Yönerge) çerçevesinde de belirtildiği üzere donması ve payların devri ile donan hakların tekrar canlanması nedeniyle, kendi kendine kar payı dağıtan şirketin, söz konusu tutarları kar payı olarak dikkate almaması ve TMS hükümleri uyarınca geri alınan pay senetlerini öz kaynaklar altında izlemeye devam etmesidir.

Sonuç

Finansal bir enstrüman olan “hisse geri alımı” ile bağlantılı vergisel belirsizliklerin giderilmesi, uluslararası standartlarda işleyen bir hukuk altyapısının kurgulanması ve en nihayetinde uluslararası bir finans merkezi olma hedefi doğrultusunda ülkemiz adına atılacak önemli adımlardan birisi olacaktır.

(Dünya Gazetesi | 08.09.2018)

SGK’dan Hacizli Malların İadesinde Kolaylık

Vergi dairelerinin ardından Sosyal Güvenlik Kurumu da (SGK) borçlar dolayısıyla haciz konulan menkul ve gayrimenkullerin iadesi için kolaylık sağladı. Peki, SGK’nın koydurduğu haciz nasıl kaldırılabilecek? Borcun tamamı kapatılmasa da haciz kaldırılabilecek mi? Aynı mala tekrar haciz konulabilecek mi? İşte cevapları…

Sosyal Güvenlik Kurumu ( SGK) ocak ayında Amme Alacakları Kanunu’nda yapılan değişiklik sonrası, borçlu mükelleflerin hacizli mallarının üzerindeki haczin kaldırılması için kolaylık sağlayacak. SGK’nın bu adımı, mallarının, gerçek değerinin çok altında icra yoluyla satılmasından yakınan mükellefleri rahatlatacak. Habertürk’ten Ahmet Kıvanç’ın haberine göre uygulamada, icra yoluyla satışa çıkartılan mallar değerinin çok altında satıldığı için mükellef hem malından oluyor, hem de borcunu ödeyemiyor.

BİÇİLEN DEĞERİN YÜZDE 10 FAZLASI

Sosyal güvenlik il müdürlükleri veya sosyal güvenlik merkezleri (SGM) tarafından haciz konulan menkul ve gayrimenkullerin üzerindeki haczin kaldırılabilmesi için ilk haciz koyan üniteye yazılı başvuru yapılacak. Hacizli mala biçilen değer ile yüzde 10 fazlasının yanı sıra takip masraflarını ödeyen mükellefin malı üzerindeki haciz kaldırılacak.

Örneğin, borcundan dolayı malına Ulucanlar ve Rüzgarlı sosyal güvenlik merkezlerince haciz konulan Ankaralı bir mükellef, ilk haczi koyan Ulucanlar SGM’ye başvuru yapacak. Haczin kaldırılması için başvuru yapılması, borçla ilgili takip işlemlerini durdurmayacak.

DAVA AÇMAMA KOŞULU

Bu haktan yararlanabilmek için hacze karşı dava açılmaması veya açılmış davalardan vazgeçilmesi koşulu aranacak.

Doğrudan mükellefin hacizli malının yanı sıra mükellef lehine üçüncü şahıslarca teminat gösterilen menkul ve gayrimenkuller için de haczin kaldırılması başvurusu yapılabilecek.

Davalardan vazgeçen borçlunun, haczi kaldırılan mal ile ilgili açtığı davalar mahkemelerce incelenmeyecek, herhangi bir sebeple incelenerek karara bağlanması halinde bu karar hükümsüz sayılacak.

ÖDENECEK MİKTAR, TOPLAM BORCU AŞAMAYACAK

Mükellefin 50 bin liralık borcuna karşılık 100 bin liralık aracına haciz konulmuşsa, vatandaş sadece 50 bin lira ve varsa takip masrafını ödemek suretiyle haczi kaldırabilecek. Hacizli mala biçilen değer ve yüzde 10 fazlası borçtan fazla ise yalnızca borç miktarı ile varsa takip masrafı kadar ödeme talep edilecek.

BORCUN KAPANMASI ŞARTI YOK

Sağlanan en önemli kolaylık, hacizli malı kurtarmak için ödenen toplam tutar borcu kapatmaya yetmese bile haczin kaldırılacak olması. Örneğin, 200 bin liralık borca karşılık arsasına 100 bin lira haciz konulan mükellef, yüzde 10 fazlasıyla 110 bin lira ve 2 bin lira tutarında takip masrafını ödediğinde haciz kaldırılacak. Buna karşılık, kalan 90 bin liralık borcun takip işlemleri devam edecek.

TAKİP MASRAFLARI AYRICA ÖDENECEK

Hacizli mal üzerindeki haczin kaldırılmasının talep edilmesi durumunda, söz konusu mala ilişkin takip masraflarının ayrıca ödenmesi gerekecek. Hacizli malın cebren satılması durumunda bu mala ilişkin masraflar satış bedelinden düşülüyor. Kalan tutar da borca sayılıyor.

Yeni düzenlemede, takip masraflarını ödemek kaydıyla başkaca bir işleme gerek kalmaksızın haczin kaldırılması sağlanacak. Ancak, birden fazla ünite tarafından takip masrafı yapılmışsa hepsinin ödenmesi gerekecek.

DEĞER TESPİTİ YAPILACAK

Değer tespiti, haczedilen mal gayrimenkul ise uzman gerçek veya tüzel kişilerin hazırlamış olduğu kıymet takdir komisyonu raporu dikkate alınarak gayrimenkul satış komisyonunca; menkul mal ise bilirkişiye biçtirilen değerin esas alınması suretiyle menkul satış komisyonunca yapılacak. Komisyonlar, bilirkişilerin raporunu kabul etmezse yeniden rapor istenebilecek.

ÜÇ AY BOYUNCA YENİDEN HACZEDİLEMEYECEK

Haczi kaldırılan mala, üç ay boyunca yeniden haciz işlemi yapılamayacak. Ancak, gerektiğinde ihtiyati haciz konulabilecek. Haczi kaldırılan mal, üçüncü şahıslar tarafından SGK borçlusu lehine teminat olarak gösterilen bir mal ise üçüncü şahsın devlete olan borçları için üç aylık sürenin dolması beklenmeden aynı mala haciz konulabilecek.

(Milliyet Gazetesi | 08.09.2018)