Kimler SGK’dan Avans Alabilir?

Emeklilikte yaşı bekleyen çok sayıda okuyucumuz bu süre zarfından SGK’dan avans almalarının mümkün olup olmadığını sormaktadır. Hemen belirtelim SGK belirli hallerde avans vermektedir.  Ancak emeklilikte yaşı bekleyenlere değil…

Sosyal Güvenlik Kurumu’na emeklilik  talebinde bulunan ve gelir/aylığa hak kazandığı anlaşılan sigortalı ve hak sahiplerine 90 gün içinde gelir ve aylık bağlanamaması durumunda, yazılı talepte bulunmaları halinde, ilerideki alacaklarından mahsup edilmek üzere avans ödenebilmektedir.

Avans miktarı her üç ay için bağlanacak;

  • Aylıklarda; net asgari ücretin üç katını,
  • Gelirlerde ise net asgari ücretin iki katını,

Geçmemek üzere Kurum tarafından  belirlenmektedir. Avansın bağlanacak gelir ve aylık birikmiş tutarından fazla olan bölümü, müteakip gelir ve aylıklarından 1/4 oranında kesilerek mahsup edilmektedir.

  YENİ EMEKLİ OLACAKLAR İÇİN  MAAŞ  ÖDENMESİNE İLİŞKİN YOL HARİTASI

Sigortalıya ve hak sahiplerine bağlanan gelir ve aylıklar, SGK tarafından belirlenen dönem ve tarihlerde her ay peşin olarak ödenmektedir. Ödeme günü cumartesi gününe rastlayan grubun ödemesi cuma, pazar gününe rastlayan grubun ödemesi pazartesi günkü grup ile birleştirilerek yapılmaktadır.  Ödeme günlerinden herhangi birinin cumartesi veya pazar günü dışında resmi tatil gününe rastlaması halinde, ödemelerin hangi tarihlerde yapılacağı,  Kurumca belirlenerek ilan edilmektedir.

Daha önce belirlenen ödeme dönem ve tarihlerinin SGK tarafından yeniden düzenlenmesi halinde, ödeme tarihleri öne alınanların gelir ve aylıklarından bir kesinti yapılmaz. (Ödeme günlerinden herhangi birinin cumartesi veya pazar günü dışında resmi tatil gününe rastlaması halinde, ödemelerin hangi tarihlerde yapılacağı,  SGK tarafından belirlenerek ilan edilir hariç olmak üzere) ödeme tarihleri ileri alınanlara bir ayı aşan gün karşılığı kadar fark ödenir. Ödeme günlerinin hafta sonu veya resmi tatil günlerine gelmesi nedeniyle ödeme günü öne alınanlar ile  durum değişikliği veya ölüm halinde sigortalı ve hak sahiplerine durum değişikliği veya ölüm tarihine ait Kanunda belirtilen ödeme döneminde peşin ödenen gelir ve aylıklar geri alınmaz .

SSK (4/1-a) SİGORTALILARIN EMEKLİLİK AYLIKLARININ ÖDENDİĞİ GÜNLER

SSK (4/1-a) sigortalıların aylıkları tahsis numaralarının son rakamına göre her ayın 17 ila 26. günleri arası ödenmektedir.

Tahsis Numarasının

Son Rakamı

Yeni Ödeme

Günleri (Her Ayın)

9 17
7 18
5 19
3 20
1 21
8 22
6 23
4 24
2 25
0 26

 

BAĞ-KURLULARIN EMEKLİLİK AYLIKLARININ ÖDENDİĞİ GÜNLER

Bağ-kur  ( 4/-b) sigortalılarının ise yine tahsis numaralarının son rakamına göre her ayın 25 ila 28.  günleri arası ödenmektedir.

     Tahsis Numarasının Son Rakamı Ödeme Günü
5-7-9 25
1-3 26
8-6-4 27
0-2 28

Sigortalı ve hak sahiplerinin gelir/aylık ödemeleri SGK mevzuatı gereğince Banka/PTT Genel Müdürlükleri ile SGK  arasında imzalanan protokoller çerçevesinde yapılmaktadır. Bankalar emeklilik  ödemelerini SGK tarafından gönderilen gelir/aylık ödemelerine ilişkin bilgilere istinaden, gelir/aylık alanlar ve hak sahiplerinin T.C. Kimlik Numarasını (Sosyal Güvenlik Numarasını) sorgulayarak gerçekleştirmektedir.

Sigortalı ve hak sahiplerinin gelir/aylıklarının konutta ödenmesi mümkün bulunmaktadır. Buna göre, gelir ve aylıklarının konutta ödenmesini talep eden sigortalı ve hak sahiplerine hiçbir şarta bağlı olmaksızın; 4/-a ve 4/-b sigortalıları için ilk gelir/aylıklar dışındaki gelir/aylıklar PTT işyerleri aracılığıyla konutlarında ödenmektedir.

(Kaynak: İsa Karakaş / Türkiye Gazetesi | 08.12.2021)

Kaynak: http://www.muhasebetr.com/ulusalbasin/haber_oku.php?haber_id=31498

Ödenmeyen Faturalara Ait Gecikme Cezalarının Muhasebeleştirilmesi

CevapÖrnek: ABC A.Ş.’ye ilgili ay 50.000 TL elektrik ve 20.000 TL doğalgaz faturası tahakkuk etmiştir.

Elektrik faturasının tamamı üretimle ilgili olup yönetim binasını ilgilendirmemektedir. Doğalgaz faturasının 18.000 TL’si üretim, 2.000 TL’si yönetim, bölümüyle ilgilidir.

————————————————-/———————————–

730 GEN.ÜRE.GİD. HS.      50.000

730 GEN.ÜRE.GİD.HS.             18.000

770 GEN.YÖN.GİD.HS.        2.000

191 İNDİRİLECEK KDV HS.        12.600

329 DİĞER TİC.BORÇ. HS. 82.600

————————————————————————————-

ABC A.Ş. tahakkuk etmiş olduğu faturaların sadece 60.000 TL.’lik kısmını ödeyebilmiştir.

————————————————-/———————————–

329 DİĞER TİC.BORÇ. HS. 60.000
102 BANKALAR. HS. 60.000

————————————————————————————-

ABC A.Ş.’nin ödemediği 10.000 TL’lik kısım için bir sonraki ay 500 TL gecikme cezası gelmiştir.

————————————————-/———————————–

770 GEN.YÖN.GİD HS. 500

191 İND. KDV                 90

329 DİĞ.TİC.BORÇ. HS. 590

————————————————————————————-

Vergi kanunlarımıza göre vergi borçlarına ait gecikme cezası hariç elektrik su doğalgaz vb. gibi faturalara ait gecikme zammı veya borçlarını gider olarak kayıtlara alabiliyor ve KDV’lerini indirim konusu yapabiliyoruz.

Dr. Koray ATEŞ
korayates@muhasebetr.com

(08.12.2021)

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

TSK Personelinin Sosyal Güvenlik Hakları! Emeklilikte Önemli Tarihler

Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) personelinin emeklilik yaşı sigorta başlangıcına göre değişiyor. Burada en kritik tarih 8 Eylül 1999. Bu tarihten önce ve sonra başlamaya göre emeklilik yaşı artıyor veya azalıyor. Örneğin söz konusu tarihten önce göreve başlayan personel 43 yaşında emekli olabilirken, sonra başlayanlarda yaş şartı 60’a çıkıyor.

1- 8 EYLÜL 1999 ÖNCESİ

TSK personelinden 8 Eylül 1999 tarihinden önce SSK veya Bağkur sigortalılığı olanların emeklilik yaşlarının tespitinde, yıpranma önemli bir avantaj sağlıyor. Çünkü ilk defa 8 Eylül 1999’dan önce sigortalı olanların emeklilik şartları 23 Mayıs 2002’deki toplam hizmet süresine göre belirleniyor. TSK personelinin bu tarihteki hizmet süresine yıpranma da ilave edilerek bulunan toplam hizmet süresine göre emeklilik şartları (yaşı) tespit ediliyor.

YIPRANMA PAYININ ETKİSİ

8 Eylül 1999’dan önce göreve başlayan ve SSK ve Bağkur hizmet süresi bulunmayan TSK personelinin emeklilik yaşı da 15 Haziran 2002 itibarıyla sahip olduğu hizmet süresine göre belirleniyor. Bu tarihteki hizmet süresine yıpranma süresi de ilave edilerek emekli olunacak yaş, toplam hizmet süresi üzerinden tespit edildiğinden, yıpranma bunlarda da çok önem taşıyor. Kişiler emekli olurken de toplamda 8 yılı geçmemek üzere yıpranma süreleri fili hizmet sürelerine ekleniyor ve ilave edilen yıpranma süresinin tamamı da emeklilik yaşından düşülüyor.

İŞTE HESAPTAKİ DETAY

Örnek: Doğum tarihi 15 Ocak 1975 olan, 8 Haziran 1998 tarihinde TSK’da göreve başlayan erkek bir askeri personelin kademeli emeklilik yaşı tespit edilirken, öncelikle 14 Haziran 2002 tarihi itibarıyla hizmeti bulunacak ve üzerine emeklilik için gerekli olan 25 yılı tamamlamaya esas 5 yıllık yıpranma süresi de eklenerek, kişinin yaşı tespit edilecek.

Bu durumda da kişinin normal hizmeti 4 yıl, ilave edilecek yıpranma süresi de 5 yıl olmak üzere toplam hizmet süresi 9 yıl olduğu dikkate alınarak, öncelikle emeklilik yaşı 54 şeklinde bulunacak. Daha sonra ise çalışma süresine bağlı olarak hak kazandığı yıpranma süresinin tamamı emeklilik yaşından düşülecek. Bu kişi TSK’da çalışmaya devam ettiği sürece de 3 Aralık 2022 tarihinde maaşlı olarak emekliliğe hak kazanacak.

2- 1999-2008 ARASINDA GÖREVE BAŞLAYANLAR

EN FAZLA 8 YIL OLABİLİR

İlk defa 8 Eylül 1999-30 Nisan 2008 tarihleri arasında çalışmaya başlayan TSK mensupları emekli olmak için; 25 tam yıl fiili hizmet süresi ve kadınlar 58, erkekler 60 yaşını doldurma şartlarına tabi bulunuyor. Bu tarihler arasında çalışmaya başlayan TSK mensupları en fazla 8 yıl yıpranmadan yararlanabiliyor.

Ancak bu tarihler arasında çalışmaya başlayanların yıpranma sürelerinin toplamda 3 yılı geçmemek üzere yarısı emeklilik yaşlarından düşülüyor. Ancak birçok TSK personelinin rütbelerine göre yaş haddinden resen emekliliğe sevk yaşları 57 yaşın altında olduğundan, yıpranmanın emeklilik yaşından düşülerek en erken 57 yaşında emekli olmanın uygulamada çok da yeri bulunmuyor.

FAYDA SAĞLAMAYAN DURUM

Türk Silahlı Kuvvetleri’nde 30 Ağustos 2002 tarihinde erkek ve astsubaylığa atanan bir kişinin emeklilik yaşı 60 olacaktır. Çalışma hayatı boyunca hak kazanacağı yıpranma süresinin toplamda 3 yılı geçmemek üzere yarısı emeklilik yaşından düşüleceğinden istekle en erken emekli olacağı yaşı 57 olmakla birlikte, astsubay kıdemli başçavuşların yaş haddinden resen emeklilik yaşı 55 olduğundan bu kişi 55 yaşını doldurduğu tarihte resen emekliliğe sevk edilecek. Dolayısıyla yıpranma süresinin emeklilik yaşından düşülmesinin kişiye bir faydası olmayacak.

3- 1 MAYIS 2008’DEN İTİBAREN BAŞLAYANLAR

2048’DEN SONRA EŞİTLENİYOR

İlk defa 1 Mayıs 2008’den sonra çalışmaya başlayan TSK personeli emekli olmak için 25 tam yıl fiili hizmet süresiyle kadınlar 58, erkekler 60 yaşını doldurma şartlarına tabi bulunuyor. Ancak aranan 25 tam yıllık hizmet süresi şartının en geç 1 Ocak 2036 tarihine kadar doldurulmaması halinde, hizmet süresinin tamamlanma tarihine göre emekli olunacak yaş 65’e kadar çıkabilecek. 1 Ocak 2048 tarihinden itibaren de kadın ve erkek personelin emeklilik yaşı 65 oluyor.

3600 GÜN ZORUNLULUĞU VAR

15 Ekim 2008 tarihinden sonra göreve başlayan TSK personelin hak kazandığı yıpranma süresinin yaştan düşülmesinde bazı farklı esaslar belirlenmiş durumda. Bu tarihten sonra göreve başlayan TSK personeli yine azami 8 yıl yıpranmadan yararlanıyor.

Üç yılı geçmemek üzere yıpranmanın yarısı emeklilik yaşlarından düşülüyor. Ancak 5510 sayılı kanun uygulamasında TSK personelinin yaş haddi indiriminden yararlanabilmesi için ölüm ve maluliyet halleri hariç en az 3600 gün yıpranma kapsamında çalışmış olması zorunlu. TSK personelinin de rütbelerine göre yaş haddinden resen emekliliğe sevk edilmeleri gözönüne alınarak yıpranma sürelerinin emeklilik yaşından düşülmesi çok da önem arz etmiyor.

ÖZEL DÜZENLEMELERE TABİ

Memurların sosyal güvenlik uygulamasında belirli yaşları dolduranlar isteklerine bakılmaksızın zorunlu olarak emekliliğe sevk ediliyor. Bu uygulama da ‘yaş haddinden resen emeklilik’ olarak adlandırılıyor. Bazı meslek grupları için de özel düzenlemeleri ile yaş hadleri belirlenmiştir.

Memurlar genel olarak 65 yaşını doldurdukları tarihte yaş haddinden resen emekliliğe sevk ediliyor. TSK personelinin resen emeklilik yaşları ise rütbelerine göre belirleniyor. Rütbelerine göre aşağıdaki tabloda görünen yaş hadlerini dolduran TSK personeli resen emekliye sevk ediliyor.

Örnek: Türk Silahlı Kuvvetleri’nde astsubay olarak görev yapmakta olan bir personel, astsubay kıdemli başçavuş rütbesine ulaştıktan sonra 55 yaşını doldurduğu tarihte yaş haddinden resen emekliliğe sevk edilecek. İstekle emeklilik yaşı 58 de olsa, 60 da olsa emekli aylığı 55 yaşını doldurduğu tarihten itibaren bağlanarak emekli ikramiyesi de ödenecek.

FİİLİ HİZMET SÜRESİ ZAMMI HANGİ DURUMDA DÜŞÜLÜYOR

TSK personelinin hak kazandığı Fiili Hizmet Süresi Zammı (yıpranma) normal istekle emeklilik yaşlarından düşülüyor. Ancak TSK personelinin yıpranma süreleri resen emeklilik yaş hadlerinden düşülmüyor.

15 YIL HİZMET SÜRESİ OLANLAR!

YAŞ DOLDUĞU ZAMAN

Bütün memurlar gibi TSK personelinin de yıpranma süreleri dahil hizmetini 15 yıla tamamlamış olmaları şartıyla 61 yaşını doldurduklarında yaş haddinden istekle emeklilik hakları da bulunuyor. İstifa veya başka nedenlerle görevlerinden ayrılan TSK personelinin yıpranma dahil en az 15 tam yıl hizmet süresi varsa 61 yaşlarını doldurdukları tarihte istekleri halinde emekli aylıkları bağlanıyor. Yıpranma süreleri ise istekle yaş haddinden emeklilik yaşı olan 61 yaştan düşülemiyor.

İKRAMİYESİ DE O DÖNEMDE

Örnek: Türk Silahlı Kuvvetleri’nde 12 yıl uzman çavuş olarak görev yapan ve bu süresine karşılık 3 yıl yıpranma hakkı kazanan bir kişinin görevden ayrıldıktan sonra sigortalı veya Bağkur’lu çalışmadan Emekli Sandığı’ndan 15 yıl hizmet 61 yaş şartları ile emekliliği beklemesi halinde hak kazanmış olduğu 3 yıl yıpranma süresi 61 yaştan düşülmeyecek ve yine 61 yaşını doldurduğu tarihte emekliliğe hak kazanacak. 61 yaşını dolduracağı tarihte emekli aylığı bağlanacak, emekli ikramiyesi de ödenecek.

(Kaynak: Ekrem Sarısu / Posta Gazetesi | 08.12.2021)

Kaynak: http://www.muhasebetr.com/ulusalbasin/haber_oku.php?haber_id=31499

Taşınmazlara Yönelik Kurumlar Vergisi İstisnası ile İştirak Hisseleri, Kurucu Senetleri, İntifa Senetleri ve Rüçhan Haklarına Yönelik İstisna Uygulamasının Benzer Yönleri

Taşınmazlarla ilgili olarak, istisnanın amacı, istisna uygulanabilmesi için gerekli şartlar, bundan yararlanabilen ve yararlanamayan kurumlar, iki tam yıl süreyle aktifte bulundurma (bu sürenin hesabında özellik arz eden durumlar, devir ve bölünme hallerinde iktisap tarihinin tespiti) satış kazancının fon hesabına alınması ve burada tutulmasında dikkat edilmesi gereken hususlar, vergi ziyaı ortaya çıkan ve çıkmayan haller, fon hesabının işletmeden çekilmesi, para karşılığı olmaksızın devir ve temlik ile trampa, mevcut borçlar karşılığında devredilme, satış bedelinin nakit olarak tahsil edilmesi, kazancın hesaplanmasında esas alınacak bedel, istisna kazancın hesaplanmasında faiz, komisyon, kur farkı ve vade farklarının durumu hakkında daha önceki yazımızda belirttiğimiz şartlar, iştirak hisseleri ile kurucu senetleri, intifa senetleri ve rüçhan hakları satış kazancına uygulanan istisna için de geçerlidir.

Örneğin; istisna uygulamasına konu olacak iştirak hisseleri ile kurucu senetleri, intifa senetleri ve rüçhan haklarının da en az iki tam yıl (730 gün) süreyle kurumun aktifinde yer alması, diğer bir ifadeyle kurumun bu değerlere iki tam yıl süreyle bilfiil sahip olması gerekmektedir.

Benzer şekilde; devir, tam ve kısmi bölünme hallerinde, devir veya bölünme suretiyle devralınan iştirak hisseleri, kurucu senetleri ve intifa senetleri ile rüçhan haklarının iktisap tarihi olarak, devir alınan veya bölünen kurumdaki iktisap tarihi esas alınır.

İştirak hisseleri ile kurucu senetleri, intifa senetleri ve rüçhan haklarının satışında kazanç, satış işlemi ile birlikte doğacağından, satış işlemi ister peşin isterse vadeli olarak yapılmış olsun istisna, taşınmazlarda olduğu gibi satışın yapıldığı dönemde uygulanır.

Bu değerlerin satışından elde edilecek kazancın istisnadan yararlanan kısmının, pasifte özel bir fon hesabına alınması ve satışın yapıldığı yılı izleyen beşinci yılın sonuna kadar söz konusu fon hesabında tutulması hususu da taşınmazlarla aynı esaslara tabi tutulmuştur.

İstisna uygulanabilmesi için iştirak hisselerinin satılması ve bu işlemden bir kazanç elde edilerek, satan kurumun mali yapısında bir iyileşmenin olması gerekmektedir. Bu nedenle, söz konusu aktif kalemlerin, aynen taşınmazlarda olduğu gibi, para karşılığı olmaksızın devir ve temliki, trampası gibi işlemler istisna kapsamına girmemektedir.

Bu tür kıymetlerin, taşınmazlarda olduğu gibi, mevcut borçlar karşılığında rızâen veya icra yoluyla devredilmesi işlemleri ise kurumların finansman olanaklarını artıracağından istisna uygulaması kapsamında değerlendirilir.

Aynı şekilde, bağlı ortaklığın yapacağı sermaye artırımı sonucu doğacak sermaye taahhüdüne karşılık olmak üzere iştirak hisselerinin, ayni sermaye olarak bağlı ortaklığa devredilmesi halinde, bağlı değer başka bir bağlı değere (iştirak hissesine) dönüşmüş olacağından söz konusu istisnadan yararlanılamayacaktır.

Geçici Vergi Beyannamesinde istisnalar nasıl gösterilir?

Matrah Bildirimi kulakçığında

Zarar Olsa Dahi İndirilecek İstisna ve Bildirimler kısmında

KOD AÇIKLAMA
301 İştirak Kazançları (K.V.K. Mad. 5/1-a)/(Diğer)
306 İştirak Kazançları İstisnası (K.V.K. Mad. 5/1-a)/(K.V.K. Mad. 12’den kaynaklanan)
307 İştirak Kazançları İstisnası (K.V.K. Mad. 5/1-a)/(K.V.K. Mad. 13’den kaynaklanan)
317 Yurtdışı İştirak Kazançları (K.V.K. Mad. 5/1-b)
318 Tam Mükellef Anonim Şirketlerin Yurtdışı İştirak Hisseleri Satış Kazançları (K.V.K. Mad. 5/1-c)
351 Taşınmaz Satış Kazancı İstisnası) K.V.K. Mad. 5/1-e)
352 İştirak Hissesi Satış Kazancı İstisnası (K.V.K. Mad. 5/1-e)
353 Kurucu Senetleri, İntifa Senetleri ve Rüçhan Hakları Satış Kazancı İstisnası (K.V.K. Mad. 5/1-e)
361 Yurtdışı iştirak hissesi satış kazancı (7143 sayılı Kanun 10/13 md.)

08.12.2021

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

Sermaye Tamamlama Fonlarının Kurumlar Vergisi Açısından Değerlendirilmesi

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 376 ncı maddesi şirket yönetici ve ortaklarına şirket zararlarını önlenme ve telafi hususunda bir takım sorumluluklar yüklemektedir. Ülkemizdeki sermaye şirketlerinin çoğunluğu aile şirketi olup şirket zararlarının ortaklarca tanzimi doğal bir süreç olarak işlemektedir. Yazımızın konusu şirket zararlarının ortaklarca karşılanarak iflasın önlenmesi durumunda ortaklarca karşılanan bedellerin Kurumlar Vergisi’ne tabi olup olmadığının irdelenmesidir.

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 376 ncı maddesi;

“Son yıllık bilançodan, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının yarısının zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı anlaşılırsa, yönetim kurulu, genel kurulu hemen toplantıya çağırır ve bu genel kurula uygun gördüğü iyileştirici önlemleri sunar. (2) Son yıllık bilançoya göre, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı anlaşıldığı takdirde, derhâl toplantıya çağrılan genel kurul, sermayenin üçte biri ile yetinme veya sermayenin tamamlanmasına karar vermediği takdirde şirket kendiliğinden sona erer.”

şeklindedir. Yasanın öngördüğü şekilde sermayenin tamamlanmasına karar verilir ve uygulamada sıklıkla yapıldığı şekilde sermaye tamamlama fonu adı altında ortaklardan bedel tahsil edilirse gelir idaresine göre bu tutarlar sermayeye eklenmediği sürece kurumlar vergisine tabidir. Bizim katılmadığımız bu görüşü gelir idaresi öteden beri sürdürmekte olup yakın tarihli verdiği bir özelge ile konuyu pekiştirmiştir. Şirket zararlarının 331 hesabında yer alan ortakların alacaklarıyla kapatılmasının gelir olarak dikkate alınıp alınamayacağının ve mevcut vergi kanunları kapsamında mümkün olup olmayacağı hususunda talep edilen 22.10.2021 Tarihli özelgeye cevaben özetle;

Sermayenin tamamlanması, bilânço açıklarının ortakların tamamı veya bazı ortaklar tarafından kapatılmasıdır. Kanuni yedek akçelerin yitirilen kısımlarının tamamlanmasına gerek yoktur. Sermayenin tamamlanmasına karar verilmesi halinde her ortak zarar sebebiyle karşılıksız kalan tutarı kapatacak miktarda parayı vermekle yükümlüdür. Her ortak, payı oranında tamamlamaya katılabilir ve verdiğini geri alamaz. Bu yükümlülük, sermaye konulması veya borç verilmesi niteliğinde olmayıp karşılıksızdır. Ayrıca yapılan ödemeler, gelecekte yapılacak sermaye artırımına mahsuben bir avans olarak nitelendirilmez. (2) Sermayenin tamamlanmasında, anonim ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketler bakımından Kanunun 421 inci maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi, limited şirketler bakımından ise 603 ve devamı maddeleri uygulanır. Sermayenin tamamlanamaması, bazı ortakların kendi istekleriyle tamamlama yapmasına engel oluşturmaz. (3) Bilanço zararlarının kapatılması için getirilen yükümlülükler uyarınca yapılan ödemeler öz kaynaklar içerisinde sermaye tamamlama fonu hesabında toplanır ve takip edilir.” düzenlemelerine yer verilmiştir.

Yukarıda yer alan Kanun hükümleri ve anılan Tebliğde yapılan açıklamalar çerçevesinde, bilanço zararlarının kapatılması için şirketinizin ortaklarına olan ticari ve mali borçlarının sermaye tamamlama fonu hesabına aktarılması halinde, aktarılan söz konusu tutarların, şirketiniz tarafından Türk Ticaret Kanunu hükümleri kapsamında sermayeye ilave edilmemesi ve bununla ilgili vergi mevzuatında bir istisna hükmü bulunmaması nedeniyle, kurum kazancına dâhil edilmesi gerekmektedir.*

Yukarıdaki görüşe katılmamız mümkün değildir, Şöyleki;

Anayasa’nın Vergi ödevi başlıklı 73.Maddesine göre;
Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır. Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapmak yetkisi Cumhurbaşkanına verilebilir.

Kurumlar Vergisinin Kanunu 1.Maddesinin 2.bendinde Verginin konusu’nun Gelir Vergisinin konusuna giren gelir unsurlarından oluştuğu belirtilmiştir. Diğer taraftan mezkur kanunun Safi Kurum Kazancı başlıklı 6.maddesinde;

Kurumlar vergisi, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safî kurum kazancı üzerinden hesaplanır.Safî kurum kazancının tespitinde, Gelir Vergisi Kanununun ticarî kazanç hakkındaki hükümleri uygulanır. Ziraî faaliyetle uğraşan kurumların bu faaliyetinden doğan kazançlarının tespitinde, Gelir Vergisi Kanununun 59 uncu maddesinin son fıkra hükmü de dikkate alınır.

193 Sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 37 ve 38. Maddelerinde Ticari kazancın tarifi yapılmış ve ne şekilde hesaplanacağı açıklanmıştır. Buna göre;

Her türlü ticari ve sınai faaliyetlerden doğan kazançlar ticari kazançtır.

Bilanço esasına göre ticari kazanç, teşebbüsdeki öz sermayenin hesap dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki müsbet farktır. Bu dönem zarfında sahip veya sahiplerce:

1. İşletmeye ilave olunan değerler bu farktan indirilir;

2. İşletmeden çekilen değerler ise farka ilave olunur.

Ticari kazancın bu suretle tespit edilmesi sırasında, Vergi Usul Kanunu’nun değerlemeye ait hükümleri ile bu kanunun 40 ve 41’inci maddeleri hükümlerine uyulur.

denilmiştir. Bize göre sermaye tamamlama yahut zarar telafi adı altında işletmeye ilave olunan tutarların kurum kazancında dikkate alınmaması, Ticari kazancın hesaplanmasında “İşletmeye ilave olunan değerler bu farktan indirilir”  hükmü gereğidir.

Burada lafız gayet açık olmakla birlikte, vergi kanunları lafzı ve ruhu ile hüküm ifade eder. Lafzın açık olmadığı hallerde vergi kanunlarının hükümleri, konuluşundaki maksat, hükümlerin kanunun yapısındaki yeri ve diğer maddelerle olan bağlantısı göz önünde tutularak uygulanır.

İşletmeye ortaklarca bilanço zararlarının kapatılması maksatlı ilave olunan tutarlar, ticari bir kazanç sonucunda oluşmamış, işletme faaliyetiyle doğrudan ilgisi bulunmayan ortakların özvarlıklarından karşıladığı özünde sermaye olarak nitelenebilecek unsurlardır.

Bizim yaklaşımımız yukarda açıklanan gerekçelerle zarar telafi yahut sermaye tamamlama fonlarının Kurumlar Vergisine tabi olmaması gerektiği yönünde olmakla birlikte idarenin görüşü güncel verilen özelgeden de anlaşılacağı gibi zarar telafi yahut sermaye tamamlama fonlarının kurum kazancına eklenmesi yönündedir.

Kaynaklar

*E-79690095-125[3-2021-120-100]-89161 Sayılı 22.10.2021 Tarihli Özelge.
5520 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu

193 Sayılı Gelir Vergisi Kanunu

08.12.2021

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

Mükelleflerin Bilgisi Dışında Vergi Dairesinden Gelen E-Tebligat

Bilindiği üzere, elektronik tebligat sistemi 01.08.2010 tarihinden itibaren uygulamaya konulmuş olup, sistem 213 sayılı VUK mad. 107/A hükmüne göre vergi mükelleflerine uygulanmaktadır. Yasa hükmü aşağıda olduğu gibidir.

“Bu Kanun hükümlerine göre tebliğ yapılacak kimselere, 93 üncü maddede sayılan usullerle bağlı kalınmaksızın, tebliğe elverişli elektronik bir adres vasıtasıyla elektronik ortamda tebliğ yapılabilir.

Maliye Bakanlığı, elektronik ortamda yapılacak tebliğle ilgili her türlü teknik altyapıyı kurmaya veya kurulmuş olanları kullanmaya, tebliğe elverişli elektronik adres kullanma zorunluluğu getirmeye ve kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılacakları ve elektronik tebliğe ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye yetkilidir.”

Tebligatı yapan vergi dairesi tarafından düzenlenen ve Vergi Usul Kanun hükümlerine göre tebliği gereken belgelerin E-Tebligat sistemi ile mükelleflerin elektronik adreslerine tebliğ edilmesidir. Bu tebliğ fiziki ortamda yapılan tebligat ile aynı sonucu doğurmaktadır. (Bkz: VUK mad. 107/A)

Elektronik tebligat sistemini kullanmak zorunda olan gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin, E-Tebligat başvurusunu gerçek kişiler için GİB İnteraktif Vergi Dairesi (https://ivd.gib.gov.tr/ sistemi üzerinden veya bağlı bulunduğu vergi dairelerine kendileri ya da elektronik tebligat sistemi ile ilgili işlemleri yapmaya yönelik özel yetki içeren noterde verilmiş vekâletnameyle yetkili kılınan kişiler vasıtasıyla yapılabilmektedir.

Şirketlerin ise, kurumlar vergisi yönünden bağlı bulundukları vergi dairesine kanuni temsilcileri veya elektronik tebligat sistemi ile ilgili işlemleri yapmaya yönelik özel yetki içeren noterde verilmiş vekâletnameyle yetkili kılınan kişiler aracılığıyla başvuru yapmaları şarttır.

Elektronik tebligat sistemine internet vergi dairesi kullanıcı kodu, parola ve şifresine sahip olan gerçek ve tüzel kişiler şifreleriyle elektronik tebligat adreslerine ulaşmaları mümkün bulunmaktadır.

Elektronik tebligat gönderimi yapıldığında bilgilendirme amacıyla, vergi mükelleflerin e-tebligat başvurusu sırasında ya da daha sonra beyan ettikleri cep telefon numaralarına SMS ya da e-posta adreslerine bildirim mesajları gönderilebilmektedir.

Tebligata ilişkin bilgilendirmelerin herhangi bir nedenle yapılamamış veya geç yapılmış olması, tebligatın geçerliliğini, ilgili mevzuat hükümlerine göre etkilememektedir. Bu nedenle elektronik tebligat adresinin mükellef tarafından takibi önemlidir.

Bilindiği üzere 213 sayılı VUK mad. 107/A hükmüne göre, e-tebligat sistemi ile gönderilen belgeler, mükellefin elektronik ortamdaki adresine ulaştığı tarihi izleyen 5’nci günün sonunda tebliğ edilmiş sayılır.

Gerçek ve tüzel kişilerin belirli zamanlarda https://ivd.gib.gov.tr/ adresinden E-Tebligat sistemine giriş yaparak okunan, okunmamış tebligatlar ile otomatik okunan tebligatlar menülerinden kendilerine tebliğ edilen belgeyi görüntüleyebilme olanağı mevcuttur.

Öte yandan, otomatik olarak okunan tebligatlar menüsünde; gerçek veya tüzel kişiler adına gönderilmiş bulunan tebligatlar, kanuni temsilciler ya da yetkilendirilmiş kişiler tarafından okunmamış olsa bile gönderilme tarihi 5 günü geçmiş ve kanunen tebliğ edilmiş sayılan tebligatlar yer almaktadır.

Sonuç olarak,

  1. Gerçek ve tüzel kişiler tarafından her gün düzenli olarak mükelleflerin e-mail kutusu kontrol edilmelidir.
  2. Gelen e-tebligatlar düzenli olarak iş sahiplerine yani bizzat mükellefe ilgili personel tarafından teslim edilmelidir.
  3. Tebligatlarda süre çok önemli olup, vergi ve ceza ihbarnamelerinde 5+30 kuralına dikkate edilerek, buna göre yasal yollar ve haklar kullanılmalıdır.
  4. Özellikle ödeme emirleri tebliği konusunda 5+15 gün kuralına dikkat edilmelidir. Yasal süre geçtikten sonra çözüm yolları sınırlıdır. Hatta süre geçtikten sonra mükelleflerin yasal hak arama süreleri tükenmektedir.
  5. Vergi dairesine borçlu olan şirketlerin diğer üçüncü şahıslardan alacakları olabilir. Bu gibi durumlarda hak hacizlerinin takibiyle ilgili 6183 sayılı Kanunun 79. Maddesine göre HB1 uygulamasına göre mutlak surette bu haciz ihbarnamelerine süresi içerisinde yanıt verilmesi gerekmektedir. Yanıt verilmediği takdirde ilgili kişinin borcu 6183 sayılı Yasa mad. 79’a göre tebligatı alan firma üzerine geçebilir. Haciz bildirileri son yıllarda önemli bir hal alarak, vergi daireleri tarafından asıl amme borçlusu mükellef ile ilişkili olan alacaklı kişiler üzerinde sorun yaratmaktadır. Üçüncü şahıslardaki menkul malların, alacak ve hakların haczi için süreler çok kısıtlı tutulmuştur. Bu süre Yasa’da 7 gün olup, uzatılması veya Yasal bir düzenleme yapılarak 30 güne çıkarılması isabetli olacaktır. Söz konusu Yasa hükmü uygulamada pek çok mağduriyetlere neden olabilmektedir. Vergi yargısına başvuran mükellefler de bu konuda bazı davalar aleyhlerine sonuçlanabilmektedir. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli konu: vergi dairelerinin kendine borcu olan mükelleflerin üçüncü şahıslar nezdindeki güncel borçlarını somut bir şekilde tutanak ile tespit etmeleri ayrıca gerekmektedir.
  6. Gerekirse yeni bir Yasal düzenleme yapılarak mükelleflerin bilgisi dışında alakasız kimselere yapılan hatalı tebligatların yeniden ve usulüne uygun olarak Vergi Usul Kanununun diğer tebligat yöntemlerine göre bu tebligatlar tekrar yenilenmelidir. Vergi yargısına müracaat eden pek çok mağdur mükellef yaşadıkları bu durumu mahkemelere izah konusunda sıkıntı yaşamaktadırlar. Dolayısıyla her yıl vergi dairesi ile mükellefin veya yetkili mali müşavirin bahsi geçen e-tebligat sözleşmesini yenilemesinde yarar görülmektedir.

08.12.2021

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

Kıdem Tazminatı Tavanının Yıllar İçindeki Değişimi

ÖZET:

Bu makalede sadece kıdem tazminatı tavanının hukuki incelemesi ve 2000 – 2021 yılları içinde brüt asgâri ücret, sosyal güvenlik kesinti tavanı, enflasyon ve ABD dolar kuru dikkate alınarak trend eğilimi analizi yapılmıştır.

Kıdem tazminatı Türk İş Hukukuna ilk defa 1936 yılında girmiştir. Kıdem tazminatı, kanunlarda belirtilen fesih hallerinde işveren tarafından işçiye veya işçinin ölümü halinde mirasçılarına ödenmesi gereken bir paradır. Hizmet akdinin devamı süresince her geçen tam yıl için işverence işçiye 30 günlük ücreti tutarında kıdem tazminatı ödeneceği, kıdem tazminatı hesaplanmasının son ücret üzerinden yapılacağı belirtilmiştir. Aynı maddeye göre, ihbar ve kıdem tazminatına esas olacak ücretin hesabında son brüt ücrete ilaveten işçiye sağlanmış olan para ve para ile ölçülmesi mümkün akit ve kanundan doğan menfaatler de gözününde tutulacaktır. Bu dönemde kıdem tazminatı için herhangi bir tavan sınırlaması yoktur.

25.1.1950 tarih, 5518 sayılı Kanunla daha önceki 5 yıllık süre şartı, 3 yıldan fazla çalışmış olmak şartı olarak değiştirilmiştir. Kıdem tazminatı tutarında her sene için 15 günlük ücret ve tavan sınırlaması olmaması uygulaması devam etmiştir.

28.7.1967 tarihli, 931 sayılı Kanunla, gösterilen sebeplerle işçi tarafından veya muvazzaf askerlik dolayısıyla fesih halinde üç yıldan fazla çalışmış olmak koşuluyla işe başladığından itibaren her bir tam yıl için işçiye 15 günlük ücreti tutarında bir tazminat verilir. Altı aydan fazla süreler yıla tamamlanır.” Kıdem tazminatında tavan sınırlaması yoktur.

25.8.1971 tarihli ve 1475 sayılı Kanunla, üç yıldan fazla çalışmış olmak koşuluyla işe başladığından itibaren her bir tam yıl için işçiye 15 beş günlük ücreti tutarında bir tazminat verilir. Bu süre hizmet akitleri ve toplu iş sözleşmeleriyle arttırılabilir. Altı aydan fazla süreler yıla tamamlanır. Kıdem tazminatında tavan sınırlaması yoktur.

04.7.1975 tarih ve 1927 sayılı Kanunla ilk kez tavan sınırlaması getirilmiştir. Kıdem tazminatının yıllık miktarı 1475 sayılı İş Kanununa göre tespit edilen günlük asgari ücretin 30 günlük tutarının yedi buçuk katından fazla olamaz.

10.12.1982 tarih ve 2762 sayılı Kanunla, toplu sözleşmelerle ve hizmet akitleri ile belirlenen kıdem tazminatlarının yıllık miktarı, Devlet Memurları Kanununa tabi en yüksek Devlet memuruna 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine göre bir hizmet yılı için ödenecek azami emeklilik ikramiyesini geçemez. Daha önce Başbakanlık Müsteşarı için kullanılan En Yüksek Devlet Memuru ifadesi şimdi Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanı için kullanılmaktadır.  Günümüzde bu hüküm halen geçerliliğini sürdürmektedir.

1475 sayılı İş Kanununa ve 854 sayılı Deniz İş Kanununa göre ödenen kıdem tazminatları için tavan sınırlaması uygulanmaktadır. Diğer yandan, bu sınırlama 5953 sayılı Basın İş Kanununa tabi gazeteciler için geçerli değildir. Basın kartı sahibi gazeteciler için kıdem tazminatında herhangi bir tavan tutarı sınırlaması bulunmamaktadır.

Eğer işveren çalışanları için olumlu düşünüp, tavanı aşan ücret tutarları üzerinden kıdem tazminatı ödemek isterse, tavanı aşan miktar vergilendirme açısından kıdem tazminatı sayılmaz ve ücret olarak değerlendirilir. Yani, işveren işçisine ödediği kıdem tazminatı tavanını aşan kısım için ve ikale tazminatı için gelir vergisi ödemek zorunda kalır.

Kıdem tazminatı tavanının brüt asgari ücrete oranına bakıldığında, 2001 yılında 5,82 oranında iken, 2021 yılında 2,32 oranına düşmüştür. Kıdem tazminatının tabanı olan brüt asgari ücret ile kıdem tazminatı tavanı arasındaki makas giderek küçülmüştür. Yüksek maaş alan çalışanlar açısından kıdem tazminatı hakkı yıllar itibariyle kısıtlanmıştır.

Kıdem tazminatı tavanının sosyal güvenlik kesintisi tavanına oranına bakıldığında, 2000 yılında 0,98 oranında iken yıllar itibariyle düşme eğilimi göstererek 2021 yılında 0,31 oranına düşmüştür. Yüksek maaş alan çalışanların sosyal güvenlik kesintileri yıllar içinde artarken, kıdem tazminatı tavanı sosyal güvenlik kesinti tavanı karşısında büyük oranda erimiştir.

Kıdem tazminatı tavanının ABD Doları cinsinden meblağlarına ve ABD enflasyon oranlarına bakıldığında, 2000 yılında 875 $ iken, 2021 yılında 660 $ olmuştur ve enflasyon düzeltmesi dikkate alındığında USD Doları bazında bile daha düşük hale gelmektedir.

2000 ila 2021 yılları istatistiki verileri dikkate alındığında kıdem tazminatı tavanının, kıdem tazminatı tabanı olan brüt asgari ücrete giderek yaklaştığı görülmektedir. Bu durum özellikle yüksek brüt ücret alan hukuken işçi statüsünde olan çalışan kesimin alabileceği kıdem tazminatını sınırlandırmaktadır.

Daha önce brüt asgari ücretin 7,5 katı ile sınırlandırılan kıdem tazminatı tavanı, 1982’de yıllık en yüksek devlet memuru emekli ikramiyesi ile sınırlandırılmıştır. Kıdem tazminatı tavanı toplumdaki işçi, işveren, hükümet, tüm siyasal partiler, sendikalar ve sivil toplum kuruluşları temsilcilerince yapılacak değerlendirmelerle yeniden belirlenmesi mümkün olabilir.

ANAHTAR KELİMELER: Kıdem tazminatı tavanı, ikale tazminatı, iş kanunu, asgari ücret, sosyal güvenlik kesintileri.

1. GİRİŞ:

Kıdem tazminatı Türk İş Hukukuna ilk defa 1936 yılında girmiştir ve çok geniş kapsamlı bir akademik literatüre sahiptir. Bu makalede sadece kıdem tazminatı tavanının yasal dayanağı, hukuki incelemesi, kıdem tazminatı tavan uygulamasındaki değişiklikler, bu değişikliklerle ilgili kanun maddelerinin gerekçeleri ve 2000 ila 2021 yılları içinde uygulanan kıdem tazminatı tavanının brüt asgâri ücret, sosyal güvenlik kesinti tavanı, enflasyon ve ABD dolar kuru dikkate alınarak trend eğilimi analizi yapılmıştır.

2. KIDEM TAZMİNATININ YASAL DAYANAĞI:

Kıdem tazminatı, yürürlükten kaldırılan eski 1475 sayılı İş Kanunu’nun halen yürürlükte olan 14., 854 sayılı Deniz İş Kanunu’nun 20. ve 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanun’un 6. maddesinde düzenlenen ve bu kanunlarda belirtilen fesih hallerinde işveren tarafından işçiye veya işçinin ölümü halinde mirasçılarına ödenmesi gereken bir paradır.

1475 sayılı eski İş Kanunu’nun (14. maddesi hariç) yürürlükten kaldıran 22.5.2003 tarihli, 4857 sayılı yeni İş Kanunu”nun Geçici 6. maddesinde de “Kıdem tazminatı için bir kıdem tazminatı fonu kurulur. Kıdem tazminatı fonuna ilişkin Kanunun yürürlüğe gireceği tarihe kadar işçilerin kıdemleri için 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14. maddesi hükümlerine göre kıdem tazminatı hakları saklıdır” hükmü yer almaktadır. Fonla ilgili bu kanun yayınlanmadığı için 14. maddedeki hükümlerin uygulanmasına devam edilecektir.

3. KIDEM TAZMİNATI NELERİ İÇERİR:

1475 sayılı Kanunun 14. maddesinde, hizmet akdinin devamı süresince her geçen tam yıl için işverence işçiye 30 günlük ücreti tutarında kıdem tazminatı ödeneceği, kıdem tazminatı hesaplanmasının son ücret üzerinden yapılacağı belirtilmiştir. Aynı maddeye göre, ihbar ve kıdem tazminatına esas olacak ücretin hesabında son brüt ücrete ilaveten işçiye sağlanmış olan para ve para ile ölçülmesi mümkün akit ve kanundan doğan menfaatler de gözününde tutulacaktır.

Bu ödemelerin neler olduğu kanunlarda yer almadığı için içtihatlarla belirlenmeye çalışılmıştır. İş akdinin sona erdiği tarihten geriye doğru bir yıl içerisinde aşağıda sayılan ödemelerden bir veya birkaçı ücretin dışında işçiye ödenmiş ise bunların bir yıllık toplamının 365’e bölünmesi suretiyle bulunan bir günlük tutar son brüt ücretin bir güne düşen miktarına ilave edilerek, her bir çalışma yılı için ödenecek 30 günlük ücret bulunacaktır.

Ancak, arızi nitelikte olan fazla mesai, mamul yardımı, tahsil yardımı, iş eşyaları, primler, ücretli izin parası, hafta tatili ücreti, yolluklar, geçici görev tazminatı, teşvik ikramiyesi, avans ödenmesi, evlenme yardımı, doğum yardımı, ölüm yardımı, vardiye ücreti gibi ödemeler kıdem tazminatının hesabında nazara alınmayacaktır.

4. KIDEM TAZMİNATI TAVANI KONULMASININ TARİHSEL GELİŞİMİ VE GEREKÇELERİ:

a) 08/06/1936 tarihli, 3008 sayılı İş Kanunu:

“Kıdem Tazminatı” müessesesi, Türk İş Hukuku alanına 08/06/1936 tarihli, 3008 sayılı İş Kanununun fesih bildirimine ilişkin 13. maddesinin 6. fıkrasıyla girmiştir. Kanun koyucu bu fıkrada “Bütün işçiler hakkındaki fesihlerde, beş seneden fazla olan her bir iş senesi için ayrıca onbeş günlük ücret tutarında tazminat dahi verilir.” hükmünü getirmişti. Bu dönemde kıdem tazminatı için herhangi bir tavan sınırlaması yoktur.

b) 25/01/1950 tarihli, 5518 sayılı Kanun:

25.1.1950 tarih, 5518 sayılı Kanunla İş Kanunun yukarıdaki fıkrası işçi lehine olmak üzere daha önceki 5 yıllık süre şartı, 3 yıldan fazla çalışmış olmak şartı olarak değiştirilmiştir. Kıdem tazminatı tutarında her sene için 15 günlük ücret ve tavan sınırlaması olmaması uygulaması devam etmiştir.

c) 28/07/1967 tarihli, 931 sayılı İş Kanunu:

28.7.1967 tarihli, 931 sayılı İş Kanunu, 12.8.1967 tarihinde yürürlüğe giren ve 3008 sayılı İş Kanununu yürürlükten kaldıran bir kanundur. Kanunun kıdem tazminatı başlıklı 14. maddesinin 2. bendi şöyledir; “Hizmet akdinin 17. maddesinin II numaralı bendinde gösterilen sebepler dışında işveren tarafından veya 16. maddenin I ve II numaralı bentlerinde gösterilen sebeplerle işçi tarafından veya muvazzaf askerlik dolayısıyla fesih halinde üç yıldan fazla çalışmış olmak koşuluyla işe başladığından itibaren her bir tam yıl için işçiye 15 günlük ücreti tutarında bir tazminat verilir. Altı aydan fazla süreler yıla tamamlanır.” Kıdem tazminatında tavan sınırlaması yoktur.

ç) 25/08/1971 tarihli, 1475 sayılı İş Kanunu:

25.8.1971 tarih ve 1475 sayılı İş Kanunu, üç yıldan fazla çalışmış olmak koşuluyla işe başladığından itibaren her bir tam yıl için işçiye 15 beş günlük ücreti tutarında bir tazminat verilir. Bu süre hizmet akitleri ve toplu iş sözleşmeleriyle arttırılabilir. Altı aydan fazla süreler yıla tamamlanır.” Kıdem tazminatında tavan sınırlaması yoktur.

d) 04/07/1975 tarihli, 1927 sayılı Kanun:

04.7.1975 tarih ve 1927 sayılı Kanun ile 1475 sayılı İş Kanunu madde 14’e eklemeler yapılmıştır. Buna göre , işçinin işe başladığı tarihten itibaren hizmet akdinin devamı süresince her geçen tam yıl için, işverence, işçiye 30 günlük ücreti tutarında kıdem tazminatı ödenir. Bir yıldan artan süreler için de aynı oran üzerinden ödeme yapılır.”

Kıdem tazminatı ile ilgili 30 günlük süre hizmet akitleri veya toplu iş sözleşmeleri ile işçi lehine değiştirilebilir.

14. maddeye eklenen fıkralarla ilk kez tavan sınırlaması getirilmiştir. Kıdem tazminatının yıllık miktarı 1475 sayılı İş Kanununa göre tespit edilen günlük asgari ücretin 30 günlük tutarının yedi buçuk katından fazla olamaz.

Gerekçesi:

TBMM Cumhuriyet Senatosu Plan ve Bütçe Komisyonunun 30.6.1975 tarih ve 34 sayılı kararında kıdem tazminatı tavanı konulmasındaki gerekçe aşağıdadır:

Komisyonumuz, bir sosyal güvenlik müessesesi olarak kıdem tazminatı müessesesinin günümüzün şartlarına uygun biçimde yeniden düzenlenmesinde yarar ve hali zaruret mütalaa etmiş ancak, bu yarar ve zaruret halinin kamu düzeni yönünden değerlendirilmesinin gerektiğinde birleşmiştir.

Arz edilen görüş ile Komisyonumuz tartışmalarında, özellikle işçi hakları yönünden en ileri seviyeye ulaşmış batı demokrasilerinin bu yoldaki uygulamalarından da yararlanılmış ve yapılan incelemeler sonucunda :

Almanya’da tazminatın dayanağının «toplu sözleşme», hak kazanma süresinin «10 yıl», şeklinde tespit edildiği ve ödemenin münferit ve toplu işçi çıkartma hallerinde uygulandığı, miktarının «2- 6 aylık ücret» arasında değiştiği ve «işverence» karşılandığı,

İngiltere’de, tazminatın dayanağının «kanun», hak kazanma süresinin «2 yıl», şeklinde tespit edildiği ve ödemenin sadece toplu işçi çıkarma halinde yapıldığı, miktarının «âzami 38.000 TL. sı olup bunda da en çok 20 yıllık hizmetin» dikkate alındığı ve «9/10 nun işveren primleri ile oluşan fon» dan karşılandığı,

İsveç’de, tazminatın dayanağının «toplu sözleşme», hak kazanma süresinin «10 yıl» şeklinde tespit edildiği ve sadece toplu işçi çıkarma halinde yapıldığı, miktarının «asgari 7.500 TL. azamî 33.000 TL.» olup işveren primi ile finanse edilen «Millî Sandıkça» ödendiği,

Norveç’te ise, tazminatın dayanağının «toplu sözleşme», hak kazanma süresinin «10 yıl» şeklinde tespit edildiği ve ödemenin münferit ve toplu işçi çıkartma hallerinde uygulandığı, miktarının «asgarî 6.000 TL. âzami 16.000 TL.» olup işveren primi ile finanse edilen «Millî Sandıkça» ödendiği,

Görülmüş ve Millet Meclisince kabul olunan metinde ise ekonomik ve malî güç itibariyle belirtilen ülkelere kıyasla hayli geri durumda bulunan ülkemiz için, kıdem tazminatının dayanağının «Kanun ve toplu sözleşme», hak kazanma süresinin «1 yıl» şeklinde tespit edildiği, ödemenin münferit ve toplu işçi çıkartma hallerinde uygulandığı, miktarının «İş Kanununa göre tespit edilmiş olan günlük asgari ücretin 30 günlük tutarının yedibuçuk katı» olup işveren tarafından finanse edilen «fon» dan karşılanacağı gerçeği tespit edilmiştir.

Yapılan bu tartışmalar sırasında Komisyonumuz, Anayasamızın eşitlik ilkesinden hareket ederek sosyal güvenlik müesseseleri arasındaki ilişki üzerinde durmuş ve kamu kesiminde çalışıp «memur» niteliği ile tanımlanan ve tabî olduğu «Emekli Sandığı» statüsü ile işinden ayrılan bir memur ile bunun beraberinde çalışan ve fakat «işçi» niteliği ile tanımlanan ve tabi olduğu statü icabı «kıdem tazminatından» istifade ederek işinden ayrılan iki kişi arasında bir karşılaştırma yapmak zorunluluğunu duymuş ve bu karşılaştırmada memurun «1 nci derece memur» işçinin ise «asgari ücretten çalıştırılan ve 30 yıllık hizmeti bulunan bir işçi» olması haline dikkat edilmiş ve yapılan karşılaştırma sonucunda :

1 nci derece Devlet Memurunun 30 yıllık hizmeti karşılığında ve 1.000 + 200 göstergeden emekli olması halinde eline geçecek toplu ödemenin 107.325 TL. sı.

Asgarî ücret karşılığı çalıştırılan ve 30 yıllık hizmeti bulunan işçinin bu hizmeti karşılığı eline geçecek toplu ödemenin ise 270.000 TL. sı,

Olacağı tespit edilmiş ve yurt ekonomisi bakımından bu rakamlar üzerinde özenle ve dikkatle durulması gerektiğinde birleşmiş ve bu hususların arz edilen açıklık içinde Komisyon raporunda belirtilmesinde zaruret mütalaa edilmiştir.

Şu hususu da tespit ve ifadede zaruret vardır ki, «İşçi kıdem Tazminatı» ile «Emekli ikramiyesi» müesseseleri bir diğerinden ayrı müesseseler olup farklı biçimlerde uygulanmaktadırlar.”

e) 10/12/1982 tarihli, 2762 sayılı Kanun:

10/12/1982 tarih ve 2762 sayılı Yasanın 1. maddesi ile, 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14. maddesine “Ancak, toplu sözleşmelerle ve hizmet akitleri ile belirlenen kıdem tazminatlarının yıllık miktarı, Devlet Memurları Kanununa tabi en yüksek Devlet memuruna 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine göre bir hizmet yılı için ödenecek azami emeklilik ikramiyesini geçemez.” fıkrası eklenerek işçiye ödenecek her yıl başına kıdem tazminatı tavanı en yüksek devlet memuruna ödenen emeklilik ikramiyesinin yıllık tutarını geçemez hükmü getirilmiştir. Günümüzde bu hüküm halen geçerliliğini sürdürmektedir.

Gerekçesi:

TBMM Mali İşler Komisyonunun 24.11.1982 tarih ve 565 sayılı gerekçeli kararı aşağıdadır:

1475 sayılı İş Kanunu’nun 27.10.1980 tarih ve 2320 sayılı Kanun ‘ile değişik 14 üncü maddesinin onüçüncü fıkrasında; 854 sayılı Deniz îş Kanununun 17.10.1980 tarih ve 2319 sayılı Kanun ile değişik 20 nci maddesinin ondördüncü fıkrasında, «Ancak, toplu sözleşmeleri ve hizmet akitleri ile belirtilen sürelerle hesap edilen kıdem tazminatının yıllık miktarı, 1475 sayılı İş Kanununa göre tespit edilmiş bulunan günlük asgarî ücretin 30 günlük tutarının 7,5 katından fazla olamaz.» denilmek suretiyle kıdem tazminatının üst sınırı, asgarî ücrete bağlanmıştır.

Bu hüküm nedeniyle asgarî ücret tespit edilirken, bir işçinin asgarî yaşam koşullarının dikkate alınmasından ziyade kıdem tazminatında meydana gelecek artışın getireceği yüke ağırlık verildiğinden, asgarî ücretlerin gerçekçi bir biçimde belirlendiğini ifade etmek zordur.

Sürekli olarak gündeme gelen asgarî ücret tartışmalarının temelinde, asgarî ücretin artırılmasından daha çok, kıdem tazminatı tavanının yükseltilmesi saiki yatmaktadır. Zira, asgarî ücretten istifade edenlerin sayısı son derece sınırlı olup, bu ücretle çalışmaya razı olanların ülkemiz şartlarına göre çok yüksek meblağlara ulaşan kıdem tazminatı talep etmekte ısrarcı olmaları düşünülemez.

Aralarında anlamlı bir bağ bulunmayan asgarî ücret ile kıdem tazminatının özellikleri, ekonomik gerekler ve günün şartları göz önünde bulundurularak birbirinden bağımsız şekilde tespit edilmelerini sağlamak amacıyla, bu iki kavram arasındaki ilişki koparılmakta ve kıdem tazminatının, yıllık tutarı, en yüksek Devlet memuruna bir hizmet yılı için ödenecek emeklilik ikramiyesi tutarı ile sınırlandırılmaktadır.

Bilindiği gibi, bugün bir işçiye bir yıl için 75.000 lira kıdem tazminatı ödenebilir iken, 1’inci derecenin 4 üncü kademe aylığını alan ve en yüksek Devlet memuru olan bir Bakanlık Müsteşarına ise bir hizmet yılı için ( 1.450 X 30 = ) 43.500 lira emeklilik ikramiyesi verilmektedir. Buna göre, 30 yıl hizmet gören bir işçiye, (75.000 X 30 = ) 2.250.000 liraya kadar kıdem tazminatı ödenebilir iken, aynı süre görev yapan bir müsteşara ise ancak (1.450 X 30 =) 1.305.000 Lira ödenebilmektedir.

Kamu yetkisini kullanan, görev ve sorumluluk bakımından işçiden çok farklı bir statüde bulunan, memuriyeti boyunca belirli kademeleri geçerek Müsteşar olan bir kamu görevlisinin, aynı özellik ve nitelikleri taşımayan bir işçinin aldığı kıdem tazminatının yarısı kadar emeklilik ikramiyesi alması çalışanlar arasında ayrıcalıklar yaratan önemli bir unsurdur.

Her ne kadar, işçilerin emekli aylıklarının memurlara oranla daha düşük seviyede olduğu, işçilere daha yüksek kıdem tazminatı ödenerek bu durumun telafisi yoluna gidildiği söylenebilirse de, bu hususun, daha çok işçilerle ilgili prim ödeme süreleri, emeklilik yaşı, emekli aylığı bağlanmasına ait esaslardan kaynaklandığı söylenebilir.

Ayrıca, kıdem tazminatı daha çok, çeşitli sebeplerle işvereni tarafından işine son verilen işçinin işsiz kaldığı sürenin telafi edilmesine ve böylece işçinin yeni bir iş buluncaya kadar geçimini sağlamasını temin etmek amacına yönelik olup, bu yönüyle, emeklilik ikramiyesinden ayrılmaktadır.

Sosyal Sigortalar Kanunundaki prim ödenmesine ve aylık bağlanmasına ilişkin hükümlerin yeni baştan düzenlenmesi ve böylece işçi – memur emekli aylıkları arasında bir dengenin kurulması mümkün bulunmaktadır.

f) 22/05/2003 tarihli, 4857 sayılı Yeni İş Kanunu:

Geçici Madde 6 – Kıdem tazminatı için bir kıdem tazminatı fonu kurulur. Kıdem tazminatı fonuna ilişkin Kanunun yürürlüğe gireceği tarihe kadar işçilerin kıdemleri için 1475 sayılı İş Kanununun 14 üncü maddesi hükümlerine göre kıdem tazminatı hakları saklıdır.

Yani günümüzde henüz kıdem tazminatı fonu kurulmadığı için, 1475 sayılı İş Kanununun 14 üncü maddesi hükümlerine göre kıdem tazminatı ve kıdem tazminatı tavanı uygulaması aynen devam etmektedir. Toplu sözleşmelerle ve hizmet akitleri ile belirlenen kıdem tazminatlarının yıllık miktarı, Devlet Memurları Kanununa tabi en yüksek Devlet memuruna 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine göre bir hizmet yılı için ödenecek azami emeklilik ikramiyesini geçemez.

Daha önce Başbakanlık Müsteşarı için kullanılan En Yüksek Devlet Memuru ifadesi şimdi Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanı için kullanılmaktadır.

1475 sayılı İş Kanununa ve 854 sayılı Deniz İş Kanununa göre ödenen kıdem tazminatları için tavan sınırlaması uygulanmaktadır. Diğer yandan, bu sınırlama 5953 sayılı Basın İş Kanununa tabi gazeteciler için geçerli değildir. Basın kartı sahibi gazeteciler için kıdem tazminatında herhangi bir tavan tutarı sınırlaması bulunmamaktadır.

Eğer işveren çalışanları için olumlu düşünüp, tavanı aşan ücret tutarları üzerinden kıdem tazminatı ödemek isterse, tavanı aşan miktar vergilendirme açısından kıdem tazminatı sayılmaz ve ücret olarak değerlendirilir. Yani, işveren işçisine ödediği kıdem tazminatı tavanını aşan kısım için gelir vergisi ödemek zorunda kalır.

Gelir Vergisi Kanunu’nun 25. maddesine göre, 1475 sayılı İş Kanununa ve 854 sayılı Deniz İş Kanununa göre ödenmesi gereken kıdem tazminatlarının tamamı ile 5953 sayılı Basın İş Kanununa göre ödenen kıdem tazminatlarının 24 aylığı aşmayan miktarları gelir vergisinden müstesnadır. Yani, kıdem tazminatı hesabında gelir vergisi kesintisi yapılmaz; diğer yandan, sadece damga vergisi kesintisi yapılmaktadır.

Kıdem tazminatı tavanının yasada emredici şekilde düzenlendiği, işçi yararına olsa da tavanı arttıran ya da tümüyle ortadan kaldıran sözleşme hükümlerinin geçerli olmadığı, ve kamu düzeninden sayılmasının temelinde yatan gayenin ise sosyal adaletin sağlanması olduğu gerek İş Kanunu gerek mahkeme ilamları ile açığa kavuşturulmuştur.

Peki, işçi ve işveren anlaşarak kıdem tazminatı tavanını aşan bir tutar belirler ve kıdem tazminatı ödemesi bu rakamdan ödenirse ne olur? Vergi idaresi 2018 yılında 7103 sayılı Kanunla konuya ilişkin özel bir düzenleme getirmiştir. Buna göre, kıdem tazminatı tavanına göre hesaplanan istisna tutarını aşan ilave kıdem tazminatı ödemeleri (ikale tazminatı) ücret kapsamında değerlendirilmektedir. Yani, vergi ve SGK mevzuatı açısından tavanı aşan tutarlar kıdem tazminatı olarak değil ücret olarak değerlendirilip vergilendirilmekte ve primlendirilmektedir.

5. KIDEM TAZMİNATI TAVAN HESABI NASIL YAPILIR?

En Yüksek Devlet Memuru olan Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanı için ödenen emekli ikramiyesi hesabı 2021 yılı Temmuz ayı için aşağıdaki şekildedir:

Aylık Gösterge                                (1.500) X Aylık Katsayı             (0,179797)                  =    269,70

Ek Gösterge                                    (8.000) X Aylık Katsayı             (0,179797)                 = 1.438,38

Kıdem Aylığı Toplam Göstergesi                    (500) X Aylık Katsayı (0,179797)                 =      89,89

Taban Aylık Göstergesi                      (1.000) X Taban Aylık Katsayı (2,814188)                = 2.814,19

Aylık Gösterge + Ek Gösterge      (9.500) X Aylık Katsayı (0,179797) X (%215)                = 3.672,35

                                                                                                                            TOPLAM = 8.284,51

6. KIDEM TAZMİNATI TAVANININ YILLAR İÇİNDEKİ DEĞİŞİMİ (2000 – 2021):

YIL KIDEM TAZMİNATI TAVANI (KTT) BRÜT ASGARİ ÜCRET SGK TAVANI KTT $ KTT / ASG.ÜCR. KTT / SGK TAV. $ YIL SONU TÜFE YIL SONU % BÜYÜME YIL SONU %
2000 587,72 118,80 600,00 875 4,95 0,98 0,67 39,00 6,60
2001 978,02 167,94 1.050,00 679 5,82 0,93 1,44 68,50 -6,00
2002 1.260,15 250,88 1.637,92 771 5,02 0,77 1,63 29,70 6,40
2003 1.389,95 306,00 2.290,08 996 4,54 0,61 1,4 18,40 5,60
2004 1.574,74 444,15 2.886,98 1.173 3,55 0,55 1,34 9,93 9,60
2005 1.727,15 488,70 3.176,55 1.286 3,53 0,54 1,34 7,72 9,00
2006 1.857,44 531,00 3.451,50 1.314 3,5 0,54 1,41 9,65 7,10
2007 2.030,19 585,00 3.802,50 1.743 3,47 0,53 1,16 8,39 5,00
2008 2.173,18 638,700 4.151,70 1.437 3,4 0,52 1,51 10,06 0,80
2009 2.365,16 693,00 4.504,50 1.571 3,41 0,53 1,51 6,53 -4,70
2010 2.517,01 760,50 4.943,40 1.628 3,31 0,51 1,55 6,40 8,50
2011 2.623,23 837,00 5.440,50 1.376 3,13 0,48 1,91 10,45 11,10
2012 3.033,98 940,50 6.113,40 1.702 3,23 0,5 1,78 6,16 4,80
2013 3.254,44 1.021,50 6.639,90 1.525 3,19 0,49 2,13 7,40 8,50
2014 3.438,22 1.134,00 7.371,00 1.483 3,03 0,47 2,32 8,17 5,20
2015 3.828,37 1.273,50 8.277,90 1.317 3,01 0,46 2,91 8,81 6,10
2016 4.297,21 1.647,00 10.705,50 1.217 2,61 0,4 3,53 8,53 3,20
2017 4.732,48 1.777,50 13.331,40 1.242 2,66 0,35 3,81 11,92 7,40
2018 5.434,42 2.029,50 15.221,40 1.033 2,68 0,36 5,26 20,30 2,60
2019 6.379,86 2.558,40 19.188,00 1.074 2,49 0,33 5,94 11,84 0,90
2020 7.117,17 2.943,00 22.072,50 970 2,42 0,32 7,34 14,60 1,80
2021 8.284,51 3.577,50 26.831,40 660 2,32 0,31 12,55    

Kıdem tazminatı tavanının brüt asgari ücrete oranına bakıldığında, 2001 yılında 5,82 oranında iken, 2021 yılında 2,32 oranına düşmüştür. Kıdem tazminatının tabanı olan brüt asgari ücret ile kıdem tazminatı tavanı arasındaki makas giderek küçülmüştür. Yüksek maaş alan çalışanlar açısından kıdem tazminatı hakkı yıllar itibariyle kısıtlanmıştır.

Kıdem tazminatı tavanının sosyal güvenlik kesintisi tavanına oranına bakıldığında, 2000 yılında 0,98 oranında iken yıllar itibariyle düşme eğilimi göstererek 2021 yılında 0,31 oranına düşmüştür. Yüksek maaş alan çalışanların sosyal güvenlik kesintileri yıllar içinde artarken, kıdem tazminatı tavanı sosyal güvenlik kesinti tavanı karşısında büyük oranda erimiştir.

(2000 – 2021 yılları arası ABD enflasyon oranları)

Kıdem tazminatı tavanının ABD Doları cinsinden meblağlarına ve ABD enflasyon oranlarına bakıldığında, 2000 yılında 875 $ iken, 2021 yılında 660 $ olmuştur ve enflasyon düzeltmesi dikkate alındığında USD Doları bazında daha da düşük hale gelmektedir. Burada dikkat çeken 2007 yılında 1.743 $ ile en yüksek meblağa çıkmış olmasıdır.

7. SONUÇ VE ÖNERİ:

Kıdem tazminatı Türk İş Hukukuna ilk defa 1936 yılında girmiştir.

Kıdem tazminatı, yürürlükten kaldırılan eski 1475 sayılı İş Kanunu’nun halen yürürlükte olan 14., 854 sayılı Deniz İş Kanunu’nun 20. ve 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanun’un 6. maddesinde düzenlenen ve bu kanunlarda belirtilen fesih hallerinde işveren tarafından işçiye veya işçinin ölümü halinde mirasçılarına ödenmesi gereken bir paradır.

1475 sayılı eski İş Kanunu’nun (14. maddesi hariç) yürürlükten kaldıran 22.5.2003 tarihli, 4857 sayılı yeni İş Kanunu”nun Geçici 6. maddesinde de “Kıdem tazminatı için bir kıdem tazminatı fonu kurulur. Kıdem tazminatı fonuna ilişkin Kanunun yürürlüğe gireceği tarihe kadar işçilerin kıdemleri için 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14. maddesi hükümlerine göre kıdem tazminatı hakları saklıdır” hükmü yer almaktadır. Fonla ilgili bu kanun yayınlanmadığı için 14. maddedeki hükümlerin uygulanmasına devam edilecektir.

1475 sayılı Kanunun 14. maddesinde, hizmet akdinin devamı süresince her geçen tam yıl için işverence işçiye 30 günlük ücreti tutarında kıdem tazminatı ödeneceği, kıdem tazminatı hesaplanmasının son ücret üzerinden yapılacağı belirtilmiştir. Aynı maddeye göre, ihbar ve kıdem tazminatına esas olacak ücretin hesabında son brüt ücrete ilaveten işçiye sağlanmış olan para ve para ile ölçülmesi mümkün akit ve kanundan doğan menfaatler de gözününde tutulacaktır.

Ancak, arızi nitelikte olan fazla mesai, mamul yardımı, tahsil yardımı, iş eşyaları, primler, ücretli izin parası, hafta tatili ücreti, yolluklar, geçici görev tazminatı, teşvik ikramiyesi, avans ödenmesi, evlenme yardımı, doğum yardımı, ölüm yardımı, vardiye ücreti gibi ödemeler kıdem tazminatının hesabında nazara alınmayacaktır.

“Kıdem Tazminatı” müessesesi, Türk İş Hukuku alanına 08/06/1936 tarihli, 3008 sayılı İş Kanununun fesih bildirimine ilişkin 13. maddesinin 6. fıkrasıyla girmiştir. Kanun koyucu bu fıkrada “Bütün işçiler hakkındaki fesihlerde, beş seneden fazla olan her bir iş senesi için ayrıca onbeş günlük ücret tutarında tazminat dahi verilir.” hükmünü getirmişti. Bu dönemde kıdem tazminatı için herhangi bir tavan sınırlaması yoktur.

25.1.1950 tarih, 5518 sayılı Kanunla İş Kanunun yukarıdaki fıkrası işçi lehine olmak üzere daha önceki 5 yıllık süre şartı, 3 yıldan fazla çalışmış olmak şartı olarak değiştirilmiştir. Kıdem tazminatı tutarında her sene için 15 günlük ücret ve tavan sınırlaması olmaması uygulaması devam etmiştir.

28.7.1967 tarihli, 931 sayılı İş Kanunu, 12.8.1967 tarihinde yürürlüğe giren ve 3008 sayılı İş Kanununu yürürlükten kaldıran bir kanundur. Kanunun kıdem tazminatı başlıklı 14. maddesinin 2. bendi şöyledir; “Hizmet akdinin 17. maddesinin II numaralı bendinde gösterilen sebepler dışında işveren tarafından veya 16. maddenin I ve II numaralı bentlerinde gösterilen sebeplerle işçi tarafından veya muvazzaf askerlik dolayısıyla fesih halinde üç yıldan fazla çalışmış olmak koşuluyla işe başladığından itibaren her bir tam yıl için işçiye 15 günlük ücreti tutarında bir tazminat verilir. Altı aydan fazla süreler yıla tamamlanır.” Kıdem tazminatında tavan sınırlaması yoktur.

25.8.1971 tarih ve 1475 sayılı İş Kanunu, üç yıldan fazla çalışmış olmak koşuluyla işe başladığından itibaren her bir tam yıl için işçiye 15 beş günlük ücreti tutarında bir tazminat verilir. Bu süre hizmet akitleri ve toplu iş sözleşmeleriyle arttırılabilir. Altı aydan fazla süreler yıla tamamlanır.” Kıdem tazminatında tavan sınırlaması yoktur.

04.7.1975 tarih ve 1927 sayılı Kanun ile 1475 sayılı İş Kanunu madde 14’e eklemeler yapılmış ve ilk kez tavan sınırlaması getirilmiştir. Kıdem tazminatının yıllık miktarı 1475 sayılı İş Kanununa göre tespit edilen günlük asgari ücretin 30 günlük tutarının yedi buçuk katından fazla olamaz. Buna göre , işçinin işe başladığı tarihten itibaren hizmet akdinin devamı süresince her geçen tam yıl için, işverence, işçiye 30 günlük ücreti tutarında kıdem tazminatı ödenir. Bir yıldan artan süreler için de aynı oran üzerinden ödeme yapılır.” Kıdem tazminatı ile ilgili 30 günlük süre hizmet akitleri veya toplu iş sözleşmeleri ile işçi lehine değiştirilebilir.

TBMM Cumhuriyet Senatosu Plan ve Bütçe Komisyonunun 30.6.1975 tarih ve 34 sayılı kararında kıdem tazminatı tavanı konulmasındaki gerekçesi şöyledir: Özellikle işçi hakları yönünden en ileri seviyeye ulaşmış batı demokrasilerinin bu yoldaki uygulamalarından da yararlanılmış ve yapılan incelemeler sonucunda, ekonomik ve malî güç itibariyle belirtilen ülkelere kıyasla hayli geri durumda bulunan ülkemiz için, kıdem tazminatının dayanağının «Kanun ve toplu sözleşme», hak kazanma süresinin «1 yıl» şeklinde tespit edildiği, ödemenin münferit ve toplu işçi çıkartma hallerinde uygulandığı, miktarının «İş Kanununa göre tespit edilmiş olan günlük asgari ücretin 30 günlük tutarının yedibuçuk katı» olup işveren tarafından finanse edilen «fon» dan karşılanacağı gerçeği tespit edilmiştir. Şu hususu da tespit ve ifadede zaruret vardır ki, «İşçi kıdem Tazminatı» ile «Emekli ikramiyesi» müesseseleri bir diğerinden ayrı müesseseler olup farklı biçimlerde uygulanmaktadırlar.

10/12/1982 tarih ve 2762 sayılı Yasanın 1. maddesi ile, 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14. maddesine “Ancak, toplu sözleşmelerle ve hizmet akitleri ile belirlenen kıdem tazminatlarının yıllık miktarı, Devlet Memurları Kanununa tabi en yüksek Devlet memuruna 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine göre bir hizmet yılı için ödenecek azami emeklilik ikramiyesini geçemez.” fıkrası eklenerek işçiye ödenecek her yıl başına kıdem tazminatı tavanı en yüksek devlet memuruna ödenen emeklilik ikramiyesinin yıllık tutarını geçemez hükmü getirilmiştir. Günümüzde bu hüküm halen geçerliliğini sürdürmektedir.

TBMM Mali İşler Komisyonunun 24.11.1982 tarih ve 565 sayılı gerekçesi şöyledir: 1475 sayılı İş Kanunu’nun 27.10.1980 tarih ve 2320 sayılı Kanun ‘ile değişik 14 üncü maddesinin onüçüncü fıkrasında; 854 sayılı Deniz îş Kanununun 17.10.1980 tarih ve 2319 sayılı Kanun ile değişik 20 nci maddesinin ondördüncü fıkrasında, «Ancak, toplu sözleşmeleri ve hizmet akitleri ile belirtilen sürelerle hesap edilen kıdem tazminatının yıllık miktarı, 1475 sayılı İş Kanununa göre tespit edilmiş bulunan günlük asgarî ücretin 30 günlük tutarının 7,5 katından fazla olamaz.» denilmek suretiyle kıdem tazminatının üst sınırı, asgarî ücrete bağlanmıştır. Bu hüküm nedeniyle asgarî ücret tespit edilirken, bir işçinin asgarî yaşam koşullarının dikkate alınmasından ziyade kıdem tazminatında meydana gelecek artışın getireceği yüke ağırlık verildiğinden, asgarî ücretlerin gerçekçi bir biçimde belirlendiğini ifade etmek zordur. Sürekli olarak gündeme gelen asgarî ücret tartışmalarının temelinde, asgarî ücretin artırılmasından daha çok, kıdem tazminatı tavanının yükseltilmesi saiki yatmaktadır. Zira, asgarî ücretten istifade edenlerin sayısı son derece sınırlı olup, bu ücretle çalışmaya razı olanların ülkemiz şartlarına göre çok yüksek meblağlara ulaşan kıdem tazminatı talep etmekte ısrarcı olmaları düşünülemez. Aralarında anlamlı bir bağ bulunmayan asgarî ücret ile kıdem tazminatının özellikleri, ekonomik gerekler ve günün şartları göz önünde bulundurularak birbirinden bağımsız şekilde tespit edilmelerini sağlamak amacıyla, bu iki kavram arasındaki ilişki koparılmakta ve kıdem tazminatının, yıllık tutarı, en yüksek Devlet memuruna bir hizmet yılı için ödenecek emeklilik ikramiyesi tutarı ile sınırlandırılmaktadır. Kamu yetkisini kullanan, görev ve sorumluluk bakımından işçiden çok farklı bir statüde bulunan, memuriyeti boyunca belirli kademeleri geçerek Müsteşar olan bir kamu görevlisinin, aynı özellik ve nitelikleri taşımayan bir işçinin aldığı kıdem tazminatının yarısı kadar emeklilik ikramiyesi alması çalışanlar arasında ayrıcalıklar yaratan önemli bir unsurdur. Her ne kadar, işçilerin emekli aylıklarının memurlara oranla daha düşük seviyede olduğu, işçilere daha yüksek kıdem tazminatı ödenerek bu durumun telafisi yoluna gidildiği söylenebilirse de, bu hususun, daha çok işçilerle ilgili prim ödeme süreleri, emeklilik yaşı, emekli aylığı bağlanmasına ait esaslardan kaynaklandığı söylenebilir. Ayrıca, kıdem tazminatı daha çok, çeşitli sebeplerle işvereni tarafından işine son verilen işçinin işsiz kaldığı sürenin telafi edilmesine ve böylece işçinin yeni bir iş buluncaya kadar geçimini sağlamasını temin etmek amacına yönelik olup, bu yönüyle, emeklilik ikramiyesinden ayrılmaktadır. Sosyal Sigortalar Kanunundaki prim ödenmesine ve aylık bağlanmasına ilişkin hükümlerin yeni baştan düzenlenmesi ve böylece işçi – memur emekli aylıkları arasında bir dengenin kurulması mümkün bulunmaktadır.

22/05/2003 tarihli, 4857 sayılı Yeni İş Kanunu’nun geçici madde 6 şöyledir: Kıdem tazminatı için bir kıdem tazminatı fonu kurulur. Kıdem tazminatı fonuna ilişkin Kanunun yürürlüğe gireceği tarihe kadar işçilerin kıdemleri için 1475 sayılı İş Kanununun 14 üncü maddesi hükümlerine göre kıdem tazminatı hakları saklıdır.

Yani günümüzde henüz kıdem tazminatı fonu kurulmadığı için, 1475 sayılı İş Kanununun 14 üncü maddesi hükümlerine göre kıdem tazminatı ve kıdem tazminatı tavanı uygulaması aynen devam etmektedir. Toplu sözleşmelerle ve hizmet akitleri ile belirlenen kıdem tazminatlarının yıllık miktarı, Devlet Memurları Kanununa tabi en yüksek Devlet memuruna 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine göre bir hizmet yılı için ödenecek azami emeklilik ikramiyesini geçemez.

Daha önce Başbakanlık Müsteşarı için kullanılan En Yüksek Devlet Memuru ifadesi şimdi Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanı için kullanılmaktadır.

1475 sayılı İş Kanununa ve 854 sayılı Deniz İş Kanununa göre ödenen kıdem tazminatları için tavan sınırlaması uygulanmaktadır. Diğer yandan, bu sınırlama 5953 sayılı Basın İş Kanununa tabi gazeteciler için geçerli değildir. Basın kartı sahibi gazeteciler için kıdem tazminatında herhangi bir tavan tutarı sınırlaması bulunmamaktadır.

Eğer işveren çalışanları için olumlu düşünüp, tavanı aşan ücret tutarları üzerinden kıdem tazminatı ödemek isterse, tavanı aşan miktar vergilendirme açısından kıdem tazminatı sayılmaz ve ücret olarak değerlendirilir. Yani, işveren işçisine ödediği kıdem tazminatı tavanını aşan kısım için gelir vergisi ödemek zorunda kalır.

Gelir Vergisi Kanunu’nun 25. maddesine göre, 1475 sayılı İş Kanununa ve 854 sayılı Deniz İş Kanununa göre ödenmesi gereken kıdem tazminatlarının tamamı ile 5953 sayılı Basın İş Kanununa göre ödenen kıdem tazminatlarının 24 aylığı aşmayan miktarları gelir vergisinden müstesnadır. Yani, kıdem tazminatı hesabında gelir vergisi kesintisi yapılmaz; diğer yandan, sadece damga vergisi kesintisi yapılmaktadır.

Kıdem tazminatı tavanının yasada emredici şekilde düzenlendiği, işçi yararına olsa da tavanı arttıran ya da tümüyle ortadan kaldıran sözleşme hükümlerinin geçerli olmadığı, ve kamu düzeninden sayılmasının temelinde yatan gayenin ise sosyal adaletin sağlanması olduğu gerek İş Kanunu gerek mahkeme ilamları ile açığa kavuşturulmuştur.

İşçi ve işveren anlaşarak kıdem tazminatı tavanını aşan bir tutar belirler ve kıdem tazminatı ödemesi bu rakamdan ödenmesi halinde, vergi idaresi 2018 yılında 7103 sayılı Kanunla konuya ilişkin özel bir düzenleme getirmiştir. Buna göre, kıdem tazminatı tavanına göre hesaplanan istisna tutarını aşan ilave kıdem tazminatı ödemeleri (ikale tazminatı) ücret kapsamında değerlendirilmektedir. Yani, vergi ve SGK mevzuatı açısından tavanı aşan tutarlar kıdem tazminatı olarak değil ücret olarak değerlendirilip vergilendirilmekte ve primlendirilmektedir.

Kıdem tazminatı tavanının brüt asgari ücrete oranına bakıldığında, 2001 yılında 5,82 oranında iken, 2021 yılında 2,32 oranına düşmüştür. Kıdem tazminatının tabanı olan brüt asgari ücret ile kıdem tazminatı tavanı arasındaki makas giderek küçülmüştür. Yüksek maaş alan çalışanlar açısından kıdem tazminatı hakkı yıllar itibariyle kısıtlanmıştır.

Kıdem tazminatı tavanının sosyal güvenlik kesintisi tavanına oranına bakıldığında, 2000 yılında 0,98 oranında iken yıllar itibariyle düşme eğilimi göstererek 2021 yılında 0,31 oranına düşmüştür. Yüksek maaş alan çalışanların sosyal güvenlik kesintileri yıllar içinde artarken, kıdem tazminatı tavanı sosyal güvenlik kesinti tavanı karşısında büyük oranda erimiştir.

Kıdem tazminatı tavanının ABD Doları cinsinden meblağlarına ve ABD enflasyon oranlarına bakıldığında, 2000 yılında 875 $ iken, 2021 yılında 660 $ olmuştur ve enflasyon düzeltmesi dikkate alındığında USD Doları bazında bile daha düşük hale gelmiştir. Burada dikkat çeken 2007 yılında 1.743 $ ile en yüksek meblağa çıkmış olmasıdır.

2000 ila 2021 yılları istatistiki verileri dikkate alındığında kıdem tazminatı tavanının, kıdem tazminatı tabanı olan brüt asgari ücrete giderek yaklaştığı görülmektedir. Bu durum özellikle yüksek brüt ücret alan hukuken işçi statüsünde olan çalışan kesimin alabileceği kıdem tazminatını sınırlandırmaktadır.

Daha önce brüt asgari ücretin 7,5 katı ile sınırlandırılan kıdem tazminatı tavanı, 1982’de yıllık en yüksek devlet memuru emekli ikramiyesi ile sınırlandırılmıştır. Kıdem tazminatı tavanı toplumdaki işçi, işveren, hükümet, tüm siyasi partiler, sendikalar ve sivil toplum kuruluşları temsilcilerince yapılacak değerlendirmelerle yeniden belirlenmesi mümkün olabilir. 29.11.2021

Yazarımızın makalesi Yaklaşım Dergisi – Aralık 2021 sayısında yayınlanmıştır, alıntıdır.

KAYNAKLAR:

https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.1475.pdf

https://www.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/MGK_/d01/c007/mgk_01007123ss0505.pdf

https://www.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/DM__/d02/c012/dm__02012028ss0241.pdf

http://acikerisim.ticaret.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11467/2504/78276.pdf?sequence=1&isAllowed=y

https://www.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/CS__/t14/c023/cs__14023073ss0508.pdf

https://www.tuik.gov.tr/

https://data.worldbank.org/indicator/FP.CPI.TOTL.ZG

https://www.bls.gov/

http/www.verginet.net/dtt/11/Vergi-Sirkuleri-2021-101.aspx

08.12.2021

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

2022 Yılında Tutulacak Defterler ve Sınıf Değiştirme Hadleri

19/12/2012 Tarih ve 28502 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan ve 01.12.2013 tarih ve 28838 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanan TİCARİ DEFTERLERE İLİŞKİN TEBLİĞE göre; “GEÇİCİ MADDE 1 – (1) Gerçek kişi tacirlerden Vergi Usul Kanununa göre ikinci sınıf tüccar sayılanlar,  yeni bir düzenleme yapılıncaya kadar bu Tebliğde sayılan defterler yerine mezkûr Kanun hükümlerine uygun olarak işletme hesabı esasına göre defter tutabilirler.”  Der. Bu tebliğ nedeniyle VUK 177 Hadlerini aşmayanlar İşletme Defteri tutabileceklerdir.

2020 Yılı Brüt Satışları 5 Milyon TL ve üstü olan mükellefler 1.1.2022 tarihinden itibaren E-Defter kullanmak zorundadırlar. Ayrıca 2021 Yılında Sağlık Sektöründe E-Fatura Kullanmak zorunda olan Bilanço Esasına Tabi Defter tutan Mükellefler ile 2021 Yılı içerinde E-FATURA kullanmak zorunda olan mükellefler, 2021 tarihinde Bağımsız Denetime Tabi olan Mükellefler 1.1.2022 tarihinden itibaren E-Defter tutmak zorundadırlar.

Bu Mükellefler 2022  yılı için kağıt ortamında YEVMİYE ve DEFTERİ KEBİR defteri tasdik ettirmezler. Diğer defterlerini  türüne göre mutlaka tasdik ettirmek zorundadırlar. (Envanter Defteri, Yönetim Kurulu Karar Defteri, Damga Defteri gibi)

Ayrıca 01.01.2019 tarihinden itibaren İşletme Hesabı Esasına göre defter tutmak zorunda olanlar DBS Defter Kayıt Beyan Sisteminden bilgilerini kaydedecekleri için ayrıca 2022 için İşletme Defteri tutmayacaklardır.

Serbest Meslek Kazanç Mükellefleri 01.01.2018 tarihinden itibaren DBS Defter Beyan Kayıt Sistemini kullanmak zorundadırlar. Bu nedenle 2022 yılında ayrıca Serbest Meslek Defteri tutmayacaklardır.

TUİK,  2022 yılında çeşitli harç ve cezaların artırılmasına esas olacak yeniden değerleme oranının temeli olan, Ekim ayındaki 12 aylık ortalamalara göre Yİ-ÜFE’yi yüzde 36.20 olarak açıklandı.

2022 Yılında uygulanacak VUK 177.Maddesindeki hadler bakanlık tarafından henüz bir belirleme yapılmamıştır. Söz konusu tebliğ genellikle Aralık ayının ilk haftası yayımlanmaktadır. Bu tebliğ uygulaması 2022 Yılı içinde olacak olup, 2023 Yılında tutulacak defterlerin tutarını belirlemektedir.

Bu nedenle 2021 yılında tutulacak Defterler için 2021 Yılı için geçerli olan VUK 177.Maddesindeki tutarlar dikkate alınacaktır. VUK 177. Maddesine göre Birinci Sınıf Tacirler;

1. Satın aldıkları malları olduğu gibi veya işledikten sonra satan ve yıllık alımlarının tutarı 522 Sıra No.lu V.U.K Genel Tebliği ile 1.1.2021’dan itibaren 300.000 -TL veya satışları tutarı 420.000 TL’yi aşanlar,

2. Birinci bentte yazılı olanların dışındaki işlerle uğraşıp da bir yıl içinde elde ettikleri gayri safi iş hasılatı 522 Sıra No.lu V.U.K Genel Tebliği ile 1.1.2021’dan itibaren 150.000 –TL Lirayı aşanlar;

3. 1 ve 2 numaralı bentlerde yazılı işlerin birlikte yapılması halinde 2 numaralı bentte yazılı iş hasılatının beş katı ile yıllık satış tutarının toplamı 522 Sıra No.lu V.U.K Genel Tebliği ile 1.1.2021’dan itibaren 300.000 -TL lirayı aşanlar;

4. Her türlü ticaret şirketleri (Adi şirketler iştigal nevileri yukardaki bentlerden hangisine giriyorsa o bent hükmüne tabidir.);

5. Kurumlar Vergisine tabi olan diğer tüzel kişiler (Bunlardan işlerinin icabı bilanço esasına göre defter tutmaları imkan veya lüzum görülmeyenlerin, işletme hesabına göre defter tutmalarına Maliye Bakanlığınca müsaade edilir.);

6. İhtiyari olarak bilanço esasına göre defter tutmayı tercih edenler.

Buna göre; VUK 177.Maddesi Hadleri aşağıdaki şekilde oluşmaktadır. (2022 Yılı için)

Alış Tutarı                        Satış Tutarı
1.nci Bentteki Sınırlar;       300.000 TL,                       420.000 TL

2.nci Bentteki Sınırlar;       Gayri Safi Hasılatı             150.000 TL

3.ncü Bentteki Tutarlar;     1+2 Beraber Yapanlar       300.000 TL

  ALIŞ TUTARI % 20 DÜŞÜK % 20 YÜKSEK SATIŞ TUTARI % 20 DÜŞÜK % 20 YÜKSEK
1.nci Bentteki Sınırlar; 300.000 240.000 360.000 420.000 336.000 504.000
2.nci Bentteki Sınırlar;       150.000 120.000 180.000
3.ncü Bentteki Tutarlar;       300.000 240.000 360.000

Bir hesap döneminin iş hacmi  VUK. 177. Maddesine göre belirlenen hadlerden % 20‘yi aşan bir nispette fazla olursa veya Arka arkaya 2 dönemin iş hacmi belirlenen hadlere nazaran % 20′ye kadar bir fazlalık gösterirse bu şartların tahakkukunu takip eden hesap döneminden başlayarak I. sınıfa geçerler.(VUK md.180)

1-SINIF DEFTERLERİNE GEÇİŞ:

Alışları Bakımından; 2020 ve 2021 Yılında 300.000 % 20 artış = 60.000 TL altında bu tek bir yıl veya 2020-2021 yılının toplamında 60.000 TL artmış olabilir. Yani Alışları 240.000 ile 360.000 TL arasında ise ve artış toplamı her iki yıl 60.000 TL geçmiyor ise, işletme hesabı esasına göre defter tutabilir. Eğer Alışları Her iki yıl (2020-2021 yılında) 360.000 TL aşıyor ise, Bilanço Esasına göre Defter tutacaktır.

Satışları Bakımından; 2020 ve 2021 Yılında 420.000 % 20 artış= 84.000 TL’dir. Bu artış tek bir yıl veya 2020-2021 yılının toplamında ise, 2022 Yılında işletme hesabı esasına göre defter tutabilir. Eğer tek bir yıl veya Her iki yıl (2020-2021 yılında) 336.000 TL’nin altındaysa ve artış toplamı he iki yıl 84.000 TL geçmiyor ise, İşletme Defteri tutabileceklerdir. Eğer Satışları Her iki yıl (2020-2021 yılında) 504.000 TL’yi aşıyor ise ve artış toplamı her iki yıl 84.000 TL geçiyor ise, Bilanço Esasına göre Defter tutacaktır.

Gayrisafi Hasılat Bakımından; 2020 ve 2021 Yılında 150.000 % 20 artış= 30.000 TL’dir. Bu artış tek bir yıl veya 2020-2021 yılının toplamında ise, 2022 Yılında işletme hesabı esasına göre defter tutabilir. Eğer tek bir yıl veya Her iki yıl (2020-2021 yılında) 120.000 TL’nin altındaysa veya artış toplamı he iki yıl 30.000 TL geçmiyor ise, İşletme Defteri tutabileceklerdir. Eğer Satışları Her iki yıl (2020-2021 yılında) 180.000 TL’yi aşıyor ise ve artış toplamı her iki yıl 30.000 TL geçiyor ise, Bilanço Esasına göre Defter tutacaktır.

Bir hesap döneminin iş hacmi VUK. 177. Maddesine göre belirlenen hadlerden

% 20‘yi aşan bir nispette düşük olursa veya Arka arkaya üç dönemin iş hacmi belirlenen hadlere nazaran % 20′ye kadar bir düşüklük gösterirse bu şartların tahakkukunu takip eden hesap döneminden başlayarak, II. sınıfa geçebilirler: (VUK md.179)

2.SINIF İŞLETME DEFTERİNE DÖNÜŞ :

Alışları Bakımından; 2019, 2020 ve 2021 Yılında 300.000 % 20 azalış = 60.000 TL altında bu tek bir yıl veya 2019, 2020 ve 2021 yılının toplamında 60.000 TL azalış olabilir. Yani Alışları 240.000 TL’nin altındaysa ve azalış toplamı her üç yılda toplam 60.000 TL geçiyor ise, işletme hesabı esasına göre defter tutabilir. Eğer Alışları Her üç yıl (2019, 2020 ve 2021 yılında) 360.000 TL’nin üstünde ise ve Azalışları 60.000 TL’nin altında ise Bilanço Esasına Göre Defter tutmaya devam edeceklerdir.

Satışları Bakımından; 2019, 2020 ve 2021 yılında 420.000 % 20 azalış= 84.000 TL’dir. Bu Azalış tek bir yıl veya 2019, 2020 ve 2021 yılında toplamında ise 2022 Yılında işletme hesabı esasına göre defter tutabilir. Eğer tek bir yıl veya Her üç yıl (2019, 2020 ve 2021 yılında) 504.000 TL’nin üstündeyse veya azalış toplamı her üç yıl 84.000 TL geçmiyor ise, Bilanço Esasına göre Defter tutmaya devam edeceklerdir.

Gayrisafi Hasılat Bakımından; 2019, 2020 ve 2020 Yılında 150.000 x % 20 azalış = 30.000 TL’dir. Bu azalış tek bir yıl veya 2019-2020-2021 yılının toplamında ise, 2022 Yılında işletme hesabı esasına göre defter tutabilir. Eğer tek bir yıl veya üç yıl (2019-2020-2021 yılında) 120.000 TL’nin üstündeyse ve azalış toplamı her üç yıl 30.000 TL geçmiyor ise, Bilanço Esasına göre Defter tutacaktır.

2022 YILINDA TUTULACAK DEFTERLER

A-GELİR VERGİSİ MÜKELLEFLERİ İÇİN;

1)-Bilanço Esasına Göre Tutulacak Defterler  (Gerçek Kişiler);

a)-Yevmiye Defteri

b)-Defteri Kebir

c)-Envanter Defteri

2)-Kollektif ve Komandit Şirketler;
a)-Yevmiye Defteri

b)-Defteri Kebir

c)-Envanter Defteri

d)-Genel Kurul Toplantı ve Müzakere Defteri (Ticari Defter Tebliği Madde -5/2)

3)-İşletme Hesabı Esasına Göre Tutulacak Defter;

a) 01.01.2019 tarihinden itibaren İşletme Hesabı Esasına göre defter tutmak zorunda olanlar DBS Defter Kayıt Beyan Sisteminden kayıtlarını yapmaya başladıkları için 2022 yılında da DBS sistemini kullanmak zorundadırlar. Bu Mükellefler ayrıca İşletme Defteri tutmayacaklardır.

4)-Serbest Meslek Erbabının Tutacağı Defter;

a) 01.01.2018 tarihinden itibaren Serbest Meslek Erbabları DBS Defter Beyan Kayıt Sistemini kullanmak zorundadırlar. Bu nedenle 2022 Yılında DBS Sistemini kullanmak zorundadırlar. Bu nedenle ayrıca Serbest Meslek Defteri tutmayacaklardır.

TUTULACAK DİĞER DEFTERLER;

Tutulacak defterler yukarıda sayılanlar dışında 213 sayılı Vergi Usul Kanununu hükümlerine göre  faaliyetleri nedeniyle aşağıdaki defterler de tutulması gereken diğer defterler şunlardır:

– İmalat defteri,

– kombine imalatta imalat defteri,

– bitim işleri defteri,

– yabancı nakliyat kurumlarının hâsılat defteri,

– ambar defteri,

– çiftçi işletme defteri, Tutulmak zorundadır.

B-KURUMLAR VERGİSİ MÜKELLEFLERİ İÇİN;

1- ANONİM ŞİRKETLER VE SERMAYESİ PAYLARA BÖLÜNMÜŞ KOMANDİT ŞİRKETLER:

a) Yevmiye Defteri

b) Defteri Kebir

c) Envanter Defteri

d) Yönetim Kurulu Karar Defteri

e) Pay Defteri

f) Genel Kurul Toplantı ve Müzakere Defteri

g) Damga Vergisi Defteri

Mevcut durumda kullanılmakta olan, pay defteri ile genel kurul toplantı ve müzakere defteri yeterli yaprakları bulunmak kaydıyla ve bu Tebliğde belirtilen bilgilerden eksik olanların yazılması suretiyle açılış onayı yapılmaksızın kullanılmaya devam edilebilir. (Ticari defter tebliği Geçici Madde -3/1)

2-LİMİTED ŞİRKETLER:

a) Yevmiye Defteri

b) Defteri Kebir

c) Envanter Defteri

d) Pay Defteri

e) Genel Kurul Toplantı ve Müzakere Defteri

– Limited şirketlerde halen kullanılmakta olan ortaklar kurulu karar defterlerinde yeterli yaprakları bulunmak kaydıyla, genel kurul toplantı ve müzakere defteri olarak kullanılmaya devam olunabilir. (Ticari Defter Tebliği Geçici Madde -3/2)

– Mevcut durumda kullanılmakta olan, pay defteri ile genel kurul toplantı ve müzakere defteri yeterli yaprakları bulunmak kaydıyla ve bu Tebliğde belirtilen bilgilerden eksik olanların yazılması suretiyle açılış onayı yapılmaksızın kullanılmaya devam edilebilir. (Ticari defter tebliği Geçici Madde -3/1)

– LİMİTED ŞİRKET MÜDÜRLER KURULU DEFTERİ HAKKINDA AÇIKLAMA:

(Bu defterin tutulması zorunlu değildir. Bu defteri tutmak istemeyenler; Limited şirkette aldıkları kararları genel kurul toplantı ve müzakere defterine kaydetmek zorundadırlar. Limited şirketlerde müdür veya müdürler kurulunun şirket yönetimi ile ilgili olarak aldığı kararlar genel kurul toplantı ve müzakere defterine kaydedilebileceği gibi ayrı bir müdürler kurulu karar defteri de tutulabilir. Müdürler kurulu karar defterinin tutulması halinde açılış ve kapanış onayları dahil olmak üzere yönetim kurulu karar defterine ilişkin hükümler uygulanır. Kararların genel kurul toplantı ve müzakere defterine kaydedilmesi halinde Ticari Defterler Tebliğinin 10 uncu maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen hususların yazılması zorunludur. Ayrı bir müdürler kurulu karar defteri tutulması halinde müdür veya müdürler kurulu kararları genel kurul toplantı ve müzakere defterine kaydedilemez.

3-DERNEK VE VAKIFLARIN İKTİSADİ İŞLETMELERİNİN TUTACAĞI DEFTERLER

(Ticari Defter Tebliği Md.5/4)

a) Yevmiye Defteri

b) Defteri Kebir

c) Envanter Defteri

4-KOOPERATİFLERİN TUTACAĞI DEFTERLER:

1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’na göre kurulan kooperatifler ile bunların üst kuruluşları aşağıdaki defterleri tutacaktır.

a) Yevmiye Defteri

a) Defter-i Kebir

b) Envanter Defteri

c) Genel Kurul Toplantı ve Müzakere Defteri

d) Yönetim Kurulu Karar Defteri

e) Pay Defteri

DEFTERLERİN TASDİK ZAMANI:

Gerek VUK Md.221 gerekse TTK Md.64 hükümlerine göre:

1. Öteden beri işe devam etmekte olanlar defterin kullanılacağı yıldan önce gelen son ayda (Normal hesap dönemleri için ARALIK AYI);

2. Hesap dönemleri Maliye Bakanlığı tarafından tespit edilenler, defterin kullanılacağı hesap döneminden önce gelen son ayda;

3. Yeniden işe başlayanlar, sınıf değiştirenler ve yeni bir mükellefiyete girenler işe başlama, sınıf değiştirme ve yeni mükellefiyete girme tarihinden önce; vergi muafiyeti kalkanlar, muaflıktan çıkma tarihinden başlayarak on gün içinde;

4. Tasdike tabi defterlerin dolması dolayısıyla veya sair sebeplerle yıl içinde yeni defter kullanmaya mecbur olanlar bunları kullanmaya başlamadan önce.

TASDİK YENİLEME (ARA ASDİK)

(VUK MD. 222 ve TİCARİ DEFTER TEBLİĞİ MADDE 17-18) :

Defterlerini ertesi yılda da kullanmak isteyenler Ocak ayı, hesap dönemleri Maliye Bakanlığınca tespit edilenler bu dönemin ilk ayı içinde tasdiki yeniletmeye mecburdurlar.

ARA TASDİK (TASDİK YENİLEME) YAPILABİLECEK DEFTERLER:

1-Yevmiye defteri,

2-Defteri kebir,

3-Envanter defteri

4-A.Ş Yönetim Kurulu Karar Defteri

KAPANIŞ ONAYI (TASDİKİ) (TTK MD 64/ 3, 5 ) :

1)- YEVMİYE DEFTERİ, (İzleyen faaliyet döneminin altıncı ayının sonuna kadar normal hesap dönemleri için HAZİRAN AYI Sonu)

2)-Anonim Şirket Yönetim Kurulu KARAR DEFTERİ, (İzleyen faaliyet döneminin birinci ayının sonuna kadar normal hesap dönemleri için OCAK AYI Sonu)

Yukarıdaki defterler dışındaki defterlerin kapanış tasdiki YAPTIRILMAZ.

3)E-Defter tutan mükellefler, 2021 yılı içerisinde E-Deftere geçtiler ise, 1 ay içerisinde mevcut defterlerini kapanış tasdikini yaptırmak zorundadırlar.

4)E-Deftere 1.1.2022 tarihinde geçecek mükellefler ise 2021 Yılı Kapanış tasdiklerini HAZİRAN-2022 tarihine kadar yaptırabileceklerdir.

E-DEFTER KULLANAN MÜKELLEFLERDE DEFTER TASDİKİ:

2020 Yılı Brüt Satışları 5 Milyon TL ve üstü olan mükellefler 1.1.2022 tarihinden itibaren E-Defter kullanmak zorundadırlar. Ayrıca 2021 Yılında Sağlık Sektöründe E-Fatura Kullanmak zorunda olan Bilanço Esasına Tabi Defter tutan Mükellefler ile 2021 Yılı içerinde E-FATURA kullanmak zorunda olan mükellefler, 2021 tarihinde Bağımsız Denetime Tabi olan Mükellefler 1.1.2022 tarihinden itibaren E-Defter tutmak zorundadırlar.

Bu Mükellefler 2022 yılı için kağıt ortamında YEVMİYE ve DEFTERİ KEBİR defteri tasdik ettirmezler. Diğer defterlerini  türüne göre mutlaka tasdik ettirmek zorundadırlar. (Envanter Defteri, Yönetim Kurulu Karar Defteri, Damga Defteri gibi)

Ayrıca 01.01.2019 tarihinden itibaren İşletme Hesabı Esasına göre defter tutmak zorunda olanlar DBS Defter Kayıt Beyan Sisteminden bilgilerini kaydedecekleri için ayrıca 2022 için İşletme Defteri tutmayacaklardır.

Serbest Meslek Kazanç Mükellefleri 01.01.2018 tarihinden itibaren DBS Defter Beyan Kayıt Sistemini kullanmak zorundadırlar. Bu nedenle 2022 yılında ayrıca Serbest Meslek Defteri tutmayacaklardır.

Vergi Mükelleflerine ve Meslek Camiamıza sunarız.

Saygılarımla,

08.12.2021

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

Yeniden Değerlemenin Avantajları ve 7326 Sayılı Yasa Gereği Yapılacak Yeniden Değerleme Sonucu Atik’lerin Net Aktif Değeri Negatif (Eksi) Bakiye’ye Düşecektir. -1

“7338 Sayılı Yasa ile Yapılan Değişiklikler” başlıklı bir önceki yazımızda, yeniden değerleme müessesesinin 01.01.2022 tarihinden itibaren yeniden başlatıldığını ve geçici 32. Madde ile dileyen mükelleflerin geriye doğru yıl veya yıllara ait taşınmaz ve amortismana tabi iktisadi kıymetlerini yeniden değerleyebilecekleri hakkında tespitlerimizi paylaşmıştık. (Ayrıca bu yazımızın 11. Maddesinin a bendinin birinci cümlesinin sonunda, sehven “ayrılacaktır” olarak yazılan kelime “ayrılabilecektir” şeklinde düzeltilmiştir.)

Bu defa iş bu yazımızla, 7326 sayılı yasa ile getirilen yeniden değerleme hakkında tespit ve düşüncelerimizi paylaşmak istiyorum. Yazımız 2 bölümden oluşacak olup, 1. Bölümde 7326 Sayılı Yasa ile getirilen yeniden değerleme sisteminin faydaları2. Bölümde de 7326 sayılı yasa kapsamında yapılacak değerleme sonucu ATİK’lerin net aktif değerinin negatif (eksi) bakiye düşeceği hakkında tespit ve görüşlerimizi ifade edeceğiz.

Bilindiği üzere, 7326 Sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun, 09.06.2021 tarih ve 31506 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmişti. İlgili Yasanın 11. Maddesi ile de 213 sayılı VUK’nun geçici 31. Maddesine 7. fıkra eklenmiş ve Kanunun yürürlüğe girdiği 09.06.2021 tarihi itibarıyla, işletmelerin aktifine kayıtlı taşınmazlar ile amortismana tabi diğer iktisadi kıymetlerini, en geç 31.12.2021 tarihine kadar yeniden değerleyebilmelerine imkan sağlanmıştır.

Ancak uygulamanın usul ve esasları Hazine ve Maliye Bakanlığınca belirlenmesi gerektiğinden, Maliye Bakanlığı bu konudaki usul ve esasları 530 sayılı VUK Genel Tebliği ile açıklamış ve ilgili tebliğ, 16.07.2021 tarih  ve 31543 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğü girmiştir. Böylece firmalar bu tarihten itibaren yeniden değerleme hakkına sahip oldular ve değerleme sonucu oluşan değer artış fonu üzerinden %2 verginin ilk taksidi işlemin  yapıldığı ayı takip eden ayda beyan ve ödenmesi gerektiğinden, bazı firmalar 3. Geçici vergi döneminde vergi avantajını kullanmak amacıyla, 2021/Eylül ayında yeniden değerleme işlemi yapmış olabilirler ve birçokları ise en geç 31.12.2021 tarihi itibarıyla yapmış olacaklardır.

Bu bilgiler ışığında 7326 sayılı Yasa çerçevesinde doğan vergisel ve diğer avantajlar aşağıya sıralanacaktır.

I- ATİK’lerin Yeniden Değerlemeye Tabi Tutulmasının Getirdiği Önemli Vergisel Avantajlar:

Bilindiği üzere, 1970’lerden sonra yavaş yavaş yükselen enflasyon sebebiyle, bilançolarda yer alan ve Amortismana Tabi İktisadi Kıymetler (ATİK’ler) yani bina, taşıt, makine teçhizat, demirbaş v.b.’lerin kayıtlı değerleri küçülmeye başlamış ve bunun üzerine vergi mevzuatımıza 01.01.1983’ten itibaren Geçici Madde ile uygulamaya giren “Yeniden Değerleme” sistemi, 01.01.1987’den itibaren kalıcı hale gelmişti.

Bunun üzerine yeniden değerleme yapan firmalar, hem İktisadi kıymetlerini güncel hale getirebildiler ve hem de yeni değerleri üzerinden amortisman ayırmaya başladılar.  Ancak bu uygulama da 01.01.2004 tarihinde sona erdirilmiş ve yerine Enflasyon Düzeltmesi ikame edilmiştir. Ancak enflasyon düzeltmesi yapabilmek için, içinde bulunulan yılın fiyat endeksinin % 10’u ve ayrıca son 3 yılın toplamının da % 100’u aşması gerekmektedir.

Durum böyle olunca enflasyon düzeltmesinin en son yapıldığı 31.12.2004 tarihinden itibaren, (yaklaşık 17 yıl) enflasyon düzeltme şartları oluşmadığından, bilançolardaki arsa, arazi, bina, taşıt, makine teçhizat, demirbaş v.b.’lerinin değerleri, yıllık ortalama % 10 enflasyon karşısında küçülmeye başlamıştır.

Buna istinaden 7144 sayılı Kanunla 25.05.2018’den geçerli olmak üzere, 213 sayılı VUK’a eklenen Geçici 31. Madde ile; sadece taşınmazlar için (arsa, arazi, bina ve gayrımenkul olarak tescil edilen haklar) bu hak getirilmişse de; bu değer artışına % 5 oranında ve tek taksitte vergi uygulandığından, uygulama pek rağbet görmemiştir. Çünkü kısa vadede karlı gibi görülse de, binaların amortisman süresi 40 veya 50 yıl aralığında olduğundan, ödenecek verginin uzun vadeli avantajı paranın bugün ki  değerine eşit olabileceğinden, önemli bir avantaj sağlamadığı hesap ve tahmin edilmiştir.

Ancak son olarak 7236 sayılı yasa ile, hem vergi oranı %2’ye düşürülmüş ve hem de en önemlisi bütün ATİK’ler yeniden değerleme kapsama alınmış ve ayrıca amortisman ayrılamayan boş arsa ve arazilerde kapsama dahil edilmiştir. Değerleme sonucu hesaplanan vergi, 3 eşit taksitte ödenebilecektir. Birinci taksidin beyan edilen ayın sonuna kadar, ikinci taksidin onu takip eden 2. ay içerisinde, 3. taksidin ise ilk taksidi takip eden 4. ay içerisinde ödenmesi gerekmektedir. Ancak beyan sonrası tahakkuk eden verginin, süresinde ödenmemesi halinde bu madde hükümlerinden yararlanılamayacaktır.

Tabi ki bu hak Geçici Madde ile getirildiğinden, uygulama 16.07.2021 tarihinde başlamış ve son işlem tarihi  31.12.2021 ve beyannamenin veriliş ve ilk taksidin ödeme tarihi de 31.01.2022 olacaktır.

Bu sebeple aşağıda sıralanacağı üzere zorunlu olmamakla birlikte, Firmalar için bu hakkın önemli vergisel avantajlar sağlayacağı açıktır. Ancak amortisman süresi dolan veya dolmuş sayılan ATİK’ler için yeniden değerleme artış fonu olarak bir artış oluşmamakla birlikte, bilhassa alım satıma konu taşıt, makine teçhizat veya değerini yitirmeyen demirbaşların değerlemesinin yapılması sadece değerlerini güncel hale getirebilecek ve başkaca bir faydası olmayacaktır.

1- Uygulamadan bilanço esasına göre defter tutan, gelir ve kurumlar vergisi yararlanabilecektir.

2- Yukarıda da izah edildiği yaklaşık 17 yıldır uygulanma imkanı olmaması sebebiyle, amortisman süresi bitmemiş veya bitmekle birlikte önemli görülen ATİK’lerin, değerleme sonucu kayıtlı değerleri güncel hale gelmiş olacaktır.

3- Henüz amortisman süresi bitmemiş ATİK’ler için yeni değerleri üzerinden amortisman ayrılabilecektir.

4- ATİK satıldığında, 7326 Sayılı Yasaya göre oluşan fon 522 Nolu hesap veya benzeri bir hesapta yer alan “Yeniden Değerleme Artış Fonu” gelir olarak kaydedilmeyecektir.

5- Bu fon ya pasifte bekletilebilecek veya sermayeye ilave edilebilecektir. Sermayeye ilavesi edildiği takdirde, Tasfiye halinde dahi bu fon ödenmiş sermaye gibi kabul edilip, vergiye tabi tutulmayacaktır. 193 sayılı Kanunun 81. maddesinde sayılan devir ve tür değiştirme halleri ile 5520 sayılı Kanuna göre yapılan devir ve bölünme hallerinde, fon hesabında yer alan tutarlar işletmeden çekilmiş veya başka bir hesaba nakledilmiş sayılmayacaktır. Bilindiği üzere normal şartlarda satış veya tasfiye sırasında yeniden değerleme artış fonu kapatılarak gelir kaydedilmektedir.

6- Oluşan yeniden değer artış fonu kadar Firmaların özkaynağı artacağından, gider kısıtlamasına tabi olmada, daha avantajlı hale geleceklerdir.

7- Yine örtülü sermaye iddiası durumunda özkaynağın 3 katı aranacağından, örtülü sermaye riski yeniden değer fonu kadar azalacaktır.

08.12.2021

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

7326 Sayılı SGK Yapılandırmasında İlk Taksiti Ödeyemeyenler İçin Bir Hak Daha Var

ÖZET

•    Sosyal Güvenlik Kurumuna süresi içinde yapılandırma başvurusu yapmak,

•    Taksitle ödeme yolunu tercih etmiş olmak,

şartıyla

7326 sayılı Kanunun öngördüğü SGK ilk taksit ödemesini gerçekleştiremeyenlerce talepte bulunulması halinde yapılandırılan borcun tamamının geç ödeme zammıyla birlikte peşin olarak 31/12/2021 tarihine kadar ödenmesi halinde yapılandırma geçerli sayılacaktır.

ÖDEYEMEYENLER İÇİN

SGK YAPILANDIRILMASINDA İLK TAKSİTİ GETİRİLEN KOLAYLIK:

Sosyal Güvenlik Kurumuna olan borçlar nedeniyle yapılandırmaya başvuran işverenlerin ilk taksit ödemesi 30/11/2021 tarihinde sona ermişti. Değişik nedenlerle ilk taksiti ödeyemeyenlerin SGK yapılandırmasının bozulması durumu ortaya çıkmıştır. SGK, 2021/20 sayılı yapılandırma genelgesinde taksitli ödeme seçeneğini tercih edenlerin plan değişikliği yaparak yapılandırmanın geçerli sayılmasını sağlayacak düzenleme yapmıştır.

İlgili mevzuat bölümünde belirtilen genelge ile, 7326 sayılı yapılandırmaya yasal süre içerisinde başvurmak kaydıyla, taksitle ödeme yolunu tercih etmiş olanların, ilk taksiti ödeyip ödemediği göz önünde bulundurulmaksızın 31/12/2021 tarihine kadar (bu tarih dâhil) peşin ödeme talebinde bulunması ve peşin olarak hesaplanan borcu 6183 sayılı Kanunun 51 inci maddesine göre belirlenen gecikme zammı oranı üzerinden hesaplanacak geç ödeme zammı ile birlikte 31/12/2021 tarihine (bu tarih dâhil) kadar ödemesi halinde peşin ödeme hükümlerinden yararlandırılarak yapılandırmanın geçerli olması sağlanmıştır.

Yapılan bu düzenlemeden yararlanmak isteyenlerin yapılandırma başvurusunda bulundukları Sosyal Güvenlik İl Müdürlüklerine/Sosyal Güvenlik Merkez Müdürlüklerine başvurarak taksitli ödeme planlarını peşin ödeme planı olarak değiştirmeleri gerekmektedir.

Saygılarımızla…

TÜRMOB

(08.12.2021)

Kaynak: http://www.muhasebetr.com/guncelmevzuat/mevzuat_oku.php?mevzuat_id=5875