Teknokent ve Ar-Ge Merkezlerinde Hazine ve Maliye Bakanlığınca Karşılanan Sigorta Primi İşveren Hissesinin Yarısı Gelir ve Gider Hesapları İle İlişkilendirilmemelidir

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 6’ncı maddesinde, kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safî kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı ve safi kurum kazancının tespitinde Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir.

4691 sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanununun geçici 2 inci maddesinde; Yönetici şirketlerin bu Kanun uygulaması kapsamında elde ettikleri kazançlar ile bölgede faaliyet gösteren gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin, münhasıran bu bölgedeki yazılım ve Ar-Ge faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlarının 31.12.2028 tarihine kadar gelir ve kurumlar vergisinden müstesna olduğu, anılan maddenin üçünce fıkrasında 7263 sayılı Kanunla yapılan değişik ile 31.12.2028 tarihine kadar, bölgede çalışan AR-GE, tasarım ve destek personelinin bu görevleri ile ilgili ücretleri üzerinden asgari geçim indirimi uygulandıktan sonra hesaplanan gelir vergisinin verilecek muhtasar beyanname üzerinden tahakkuk eden vergiden indirilmek suretiyle terkin edileceği, bu kapsamdaki ücretlere ilişkin düzenlenen kağıtların da damga vergisinden istisna olduğu, gelir vergisi stopajı ve sigorta primi işveren hissesine ilişkin teşviklerden yararlanacak olan destek personeli sayısının, AR-GE ve tasarım personeli sayısının yüzde onunu aşamayacağı, toplam personel sayısı on beşe kadar olan Bölge firmaları için bu oran yüzde yirmi olarak uygulanacağı hüküm altına alınmıştır.

Öte yandan, 5746 sayılı Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanunun 3 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında; 26/6/2001 tarihli ve 4691 sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanununun geçici 2 nci maddesi uyarınca ücreti gelir vergisinden istisna olan personelin; bu çalışmaları karşılığında elde ettikleri ücretleri üzerinden hesaplanan sigorta primi işveren hissesinin yarısının, her bir çalışan için beş yıl süreyle Maliye Bakanlığı bütçesine konulacak ödenekten karşılanacağı hükme bağlanmıştır.

Uygulamada sigorta primi işveren hissesinin yarısının ödenmemesi nedeniyle bazı mükelleflerce anılan tutar hem maliyet hem de gelir olarak dikkate alınmak suretiyle muhasebeleştirilmekte, bazı mükelleflerce ise ödenen sigorta primi işveren hissesinin yarısı maliyet hesapları ile ilişkilendirilmekte kalan yarısı ise gelir gider hesapları ile ilişkilendirilmemektedir.

Konuya ilişkin olarak Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı tarafından verilen 27.10.2021 tarih ve 351009 sayılı muktezada “Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanununun geçici 2’ nci maddesi uyarınca ücreti gelir vergisinden istisna olan personelin; bu çalışmaları karşılığında elde ettikleri ücretleri üzerinden hesaplanan ve Maliye Bakanlığı bütçesinden karşılanan sigorta primi işveren hissesinin yarısının, gelir ve gider hesapları ile ilişkilendirilmeden takip edilmesi gerekmektedir ”açıklamalarına yer verilmiştir.

Diğer taraftan, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 81’ inci maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde, “Bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki sigortalıları çalıştıran özel sektör işverenlerinin bu maddenin birinci fıkrasının (a) bendine göre malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primlerinden, işveren hissesinin beş puanlık kısmına isabet eden tutar Hazinece karşılanır.” hükmü yer almıştır.

Konuya ilişkin olarak Yalova Defterdarlığı tarafından verilen 22.12.2011 tarih ve 14 sayılı muktezada “5510 sayılı Kanundan doğan işveren hisselerinin Hazine tarafından karşılanması nedeniyle işçilik maliyetleri içerisinde yer alan sigorta primlerinde dolayısıyla da toplam maliyetlerde bu tutar kadar bir azalma meydana gelmektedir. Söz konusu teşvik tutarı Hazine tarafından işveren adına ilgili Kuruma aktarıldığından, mükelleflerden tahsil edilmeyen bu tutarların, gelir geçici vergisi ve yıllık gelir vergisi beyannamesi ile beyan edilecek gelire dahil edilmesi söz konusu değildir ” açıklamalarına yer verilmiştir.

Yukarıdaki görüşler dikkate alındığında gerek 5746 sayılı Kanunun 3’ncü maddesi kapsamında Hazine ve Maliye Bakanlığınca karşılanan sigorta primi işveren hissesinin yarısı ile 5510 sayılı Kanun uyarınca işveren hissesinin beş puanlık kısmının gelir ve gider hesapları ile ilişkilendirilmeksizin takip edilmesi diğer deyişle bu teşviklerin maliyet hesabında dikkate alınmadan. muhasebeleştirilmesi gerekmektedir

 “ Bilgiyi paylaşarak, insanların başarıya bizden daha kolay ulaşmalarını sağladığımız için mutluluk duyabilmeliyiz. “

Saygılarımızla

03.11.2021

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

Milli Emlak Genel Tebliği (Sıra No: 323)’nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Sıra No: 406)

4 Eylül 2021 CUMARTESİ

Resmî Gazete

Sayı : 31588

TEBLİĞ

Çevre ve Şehircilik Bakanlığından:

MİLLİ EMLAK GENEL TEBLİĞİ (SIRA NO: 323)’NDE DEĞİŞİKLİK

YAPILMASINA DAİR TEBLİĞ

(SIRA NO: 406)

MADDE 1 – 26/4/2009 tarihli ve 27211 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Milli Emlak Genel Tebliği (Sıra No: 323)’nin “I. GİRİŞ” başlıklı bölümünün birinci fıkrasında yer alan “Toplu Konut İdaresi Başkanlığının talebi, Maliye ve Bayındırlık ve İskân bakanlarının müşterek teklifi ve Başbakanın” ibaresi “Cumhurbaşkanının” şeklinde, “arsa ve araziler” ibaresi “taşınmazlar”, “arsa ve arazilerin” ibaresi “taşınmazların” şeklinde değiştirilmiştir.

MADDE 2 – Aynı Tebliğin “II. TANIMLAR” başlıklı bölümünün birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “Maliye” ibaresi “Çevre ve Şehircilik” şeklinde değiştirilmiş, (ç) bendi yürürlükten kaldırılmış ve aynı fıkraya aşağıdaki bentler eklenmiştir.

“e) Arsa üretim alanı: Sınırları Toplu Konut İdaresi Başkanlığınca belirlenen ve Cumhurbaşkanı tarafından onaylanan alanı,

f) İdare: İllerde çevre ve şehircilik il müdürlüğünü (millî emlak dairesi başkanlığı veya millî emlak müdürlüğü), ilçelerde millî emlak müdürlüğünü yoksa millî emlak şefliğini,”

MADDE 3 – Aynı Tebliğin “III. ARSA ÜRETİM ALANI” başlıklı bölümü yürürlükten kaldırılmıştır.

MADDE 4 – Aynı Tebliğin “IV. ÖN İZİN” başlıklı bölümünün başlığında yer alan “ÖN” ibaresi ile birinci fıkrasında yer alan “ön” ibaresi yürürlükten kaldırılmıştır.

MADDE 5 – Aynı Tebliğin “V. DEVİR İŞLEMLERİNİN YÜRÜTÜLMESİ” başlıklı bölümü aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“(1) Arsa üretim alanlarında bulunan ve Başkanlığın bedelsiz devir talebinde bulunduğu taşınmazlar İdareye bildirilerek taşınmazlara ilişkin;

a) Tebliğin Ek-1’inde yer alan bilgi formunun,

b) Tapu kayıt örneğinin,

c) Emlak vergi değerinin,

ç) Rayiç bedelinin,

d) Tebliğin Ek-2’sinde yer alan taşınmazları gösterir renkli haritalı (uzaktan ve yakından uydu görüntülerini içerir) bilgi notunun,

on gün içinde Bakanlığa gönderilmesi istenir.

(2) İdarece, taşınmazların güncel tapu kaydı ve dosyasındaki bilgi ve belgelere göre taşınmazların devrine engel herhangi bir şerh, beyan veya kısıtlılık olup olmadığı ile taşınmazların, Tebliğin “Devredilmeyecek Taşınmazlar” başlıklı altıncı bölümünde yer alan taşınmazlardan olup olmadığı tespit edilerek birinci fıkrada yer alan bilgi ve belgelerle birlikte belirtilen süre içerisinde Bakanlığa gönderilir.

(3) Yapılan değerlendirme sonucunda aşınmazların devredilemeyecek nitelikte olması durumunda bu husus Bakanlık tarafından Başkanlığa bildirilir.

(4) Taşınmazların, Tebliğin “Devredilmeyecek Taşınmazlar” başlıklı altıncı bölümü kapsamında görüş alınması gereken taşınmazlardan olması halinde; ilgili idarelerle yazışma Bakanlık tarafından yapılabileceği gibi, Bakanlık talimatı doğrultusunda, İdare tarafından da yapılabilir. Yazışmalar sonrasında devrinde sakınca olmadığı değerlendirilen taşınmazların devir işlemleri İdare tarafından gerçekleştirilir.

(5) Arsa üretim alanı olarak belirlenen alanda kalan taşınmazların devir işlemlerine ilişkin Bakanlıkça bilgi ve belge istenilmeksizin doğrudan devir işleminin yapılmasının İdareye bildirilmesi halinde, bu bölüm hükümlerine göre İdarece yapılan değerlendirme sonucunda, devrine engel bir durum bulunmayan taşınmazların devir işlemleri İdarece sonuçlandırılır. Bu fıkra kapsamında ilgili kurumlarla yazışmalar İdare tarafından yapılır. Taşınmazların devredilemeyecek nitelikte olması halinde ise bu durum Bakanlığa bildirilir.

(6) Devir işlemlerinin herhangi bir nedenle gerçekleştirilememesi halinde, gerekçeleri ile birlikte Bakanlığa bilgi verilir.

(7) Arsa üretim alanı sınırları içerisinde kalmakla birlikte, Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki tescil harici alanlardan olan ve Başkanlıkça devri talep edilen taşınmazların Hazine adına tapuya tescil işlemleri öncelikle Başkanlık tarafından yapılır.”

MADDE 6 – Aynı Tebliğin “VI. DEVREDİLMEYECEK TAŞINMAZLAR” başlıklı bölümünün birinci fıkrasının (c), (ç), (d), (e), (f), (g), (ğ), (h) ve (k) bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, aynı fıkraya aşağıdaki bent eklenmiş ve aynı fıkrada yer alan “Başkanlığa devredilmez.” ibaresi “devre konu edilemez.” şeklinde değiştirilmiştir.

“c) 28/12/1960 tarihli ve 189 sayılı Milli Savunma Bakanlığı İskan İhtiyaçları İçin Sarfiyat İcrası ve Bu Bakanlıkça Kullanılan Gayrimenkullerden Lüzumu Kalmıyanların Satılmasına Salahiyet Verilmesi Hakkında Kanun kapsamında kalıp Milli Savunma Bakanlığınca devredilmesi uygun görülmeyen taşınmazlar,

ç) 4/4/1990 tarihli ve 3621 sayılı Kıyı Kanununa göre tamamı kıyıda kalan yerler,

d) 21/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamında olup, ilgisine göre Bakanlık veya Kültür ve Turizm Bakanlığınca devredilmesi uygun görülmeyen taşınmazlar,

e) 9/8/1983 tarihli ve 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu uyarınca milli park, tabiat parkı, tabiat anıtı ve tabiatı koruma alanları içinde kalması nedeniyle tahsisi gereken taşınmazlar,

f) 22/11/1984 tarihli ve 3083 sayılı Sulama Alanlarında Arazi Düzenlenmesine Dair Tarım Reformu Kanununa göre uygulama alanı ilan edilen bölgelerde kalıp devredilmesi uygun görülmeyen taşınmazlar,

g) 18/12/1981 tarihli ve 2565 sayılı Askeri Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Kanunu kapsamında kalıp devredilmesi uygun görülmeyen taşınmazlar,

ğ) 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanunu kapsamında kalan taşınmazlar,

h) 12/3/1982 tarihli ve 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu kapsamında kalması nedeniyle Kültür ve Turizm Bakanlığına tahsisi gereken taşınmazlar (Hazineye ait olmayanlarla tevhit şartı olanlar ile Hazinenin hissedar olduğu taşınmazlar hariç),”

“k) 9/8/1983 tarihli ve 2872 sayılı Çevre Kanunu ve 19/10/1989 tarihli ve 383 sayılı Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığı Kurulmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname kapsamında özel çevre koruma bölgesi olarak ilan edilen alanlarda ve 2863 sayılı Kanun uyarınca Bakanlık görev ve sorumlulukları kapsamında bulunan taşınır tabiat varlıkları hariç tabiat varlıkları, doğal sit alanları ve bunlara ilişkin koruma alanlarında kalıp devredilmesi uygun görülmeyen taşınmazlar,”

“ö) Bakanlıkça devredilmesi uygun görülmeyen taşınmazlar,”

MADDE 7 – Aynı Tebliğin “VIII. KAMU HİZMETLERİNE AYRILAN YERLER” başlıklı bölümü aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“(1) Kanun kapsamında Başkanlığa bedelsiz devredilen taşınmazlardan, Bakanlık veya İdare tarafından imar planı bulunmadığı bildirilen taşınmazların tapu kütüğünün beyanlar hanesine; “Kamu hizmetlerine ayrılan yerler ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca farklı amaçlarda kullanılmak üzere talep edilen taşınmazlar bedelsiz olarak Hazineye iade edilir.” belirtmesi konulur.

(2) Birinci fıkraya göre belirtme konularak Başkanlığa devredilen taşınmazlardan uygulama imar planlarında kamu hizmetlerine ayrılmayan taşınmazların ve üzerinde kat mülkiyeti/kat irtifakı tesis edilen bağımsız bölümlerin tapu kayıtlarındaki bahse konu belirtmeler Başkanlığın veya Bakanlıkla yazışma yapılmaksızın İdarenin talebi üzerine tapu idaresince terkin edilir.”

MADDE 8 – Aynı Tebliğin Ek-1’i ekteki şekilde değiştirilmiş ve aynı Tebliğe ekte yer alan Ek-2 eklenmiştir.

MADDE 9 – Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 10 – Bu Tebliğ hükümlerini Çevre ve Şehircilik Bakanı yürütür.

Ekleri için tıklayınız

(04.09.2021)

Kaynak: http://www.muhasebetr.com/guncelmevzuat/mevzuat_oku.php?mevzuat_id=5821

193 Sayılı Gelir Vergisi Kanununun Geçici 67 nci Maddesinde Yer Alan Tevkifat Oranları Hakkında Karar (Karar Sayısı: 4454)

Karar Sayısı: 4454

193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun geçici 67 nci maddesinde yer alan tevkifat oranları hakkındaki ekli Kararın yürürlüğe konulmasına, 193 sayılı Kanunun mezkûr maddesi gereğince karar verilmiştir.

3 Eylül 2021

Recep Tayyip ERDOĞAN

CUMHURBAŞKANI

3/9/2021 TARİHLİ VE 4454 SAYILI CUMHURBAŞKANI KARARININ EKİ

KARAR

MADDE 1– 22/7/2006 tarihli ve 2006/10731 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının eki Kararın 1 inci maddesinin birinci fıkrasının;

a)    (a) bendinin (1) numaralı alt bendinde yer alan;

1)    “hisse senedi yoğun fonların katılma belgelerinden elde edilen kazançlar ile” ibaresi “hisse senedi yoğun fonların katılma paylarından elde edilen kazançlar,” şeklinde,

2)    “altına dayalı kira sertifikalarından elde edilen kazançlar için” ibaresi “altına dayalı kira sertifikalarından elde edilen kazançlar ile iki yıldan fazla süreyle elde tutulan girişim sermayesi yatırım fonu ve gayrimenkul yatırım fonu katılma paylarından elde edilen kazançlar için” şeklinde,

b)    (ç) bendinde yer alan;

1)    “hisse senedi yoğun fonların katılma belgelerinden elde edilen kazançlar ile” ibaresi “hisse senedi yoğun fonların katılma paylarından elde edilen kazançlar,” şeklinde,

2)    “altına dayalı kira sertifikalarından elde edilen kazançlar için” ibaresi “altına dayalı kira sertifikalarından elde edilen kazançlar ile iki yıldan fazla süreyle elde tutulan girişim sermayesi yatırım fonu ve gayrimenkul yatırım fonu katılma paylarından elde edilen kazançlar için” şeklinde,

değiştirilmiştir.

MADDE 2- Bu Karar yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 3– Bu Karar hükümlerini Hazine ve Maliye Bakanı yürütür.

(04.09.2021)

Kaynak: http://www.muhasebetr.com/guncelmevzuat/mevzuat_oku.php?mevzuat_id=5822

Erken Emeklilik İçin Suç İşlemeyin

Erken emeklilik için son 7 yıllık çalışma süresinin 3.5 yılını BAĞ-KUR yerine SSK’da geçirmek isteyenler sahte sigortalılığa karşı dikkatli olmalıdır. Fiilen SSK’lı bir işte çalışmadığı halde primini kendisi ödeyerek 4/a’lı çalışıyormuş gibi gösterenlerin hem yatırdıkları primler yanar, hem de emeklilikleri iptal edilir. Habertürk’ten Ahmet Kıvanç, erken emeklilik için sahte sigorta yaptıranları bekleyen riskleri yazdı.

Emeklilik yaşı ve prim günü koşulu işe giriş tarihine ve çalışma statüsüne göre değişiyor. Sigorta girişi 8 Eylül 1999 öncesi olan SSK’lılar 5000 ile 5975 prim günüyle emekli olabiliyorlar. Emeklilik yaşları 2021 yılı itibarıyla kadınlarda 48, erkeklerde 52 yaştan başlıyor. 8 Eylül 1999 – 30 Nisan 2008 tarihleri arasında sigorta girişi olan SSK’lılar ise en az 7000 prim günüyle kadınlar 58, erkekler 60 yaşında emekliliğe hak kazanıyorlar

Buna karşılık, her iki dönemde sigorta girişi olan BAĞ-KUR’lular en az 9000 prim gününü tamamlamak zorundalar. Kademeli yaşa tabi olanlar, 9000 prim gününü daha geç doldurdukları için aynı tarihte çalışmaya başlayan SSK’lılara göre daha geç yaşta emekli olabilmekte.

Kanuna göre, 30 Nisan 2008 tarihinden önce sigorta girişi olanlardan birden fazla statüde çalışması bulunanlar, son 7 yıl içinde en fazla hangi statüde hizmetleri varsa o statüden emekli olabiliyorlar. Bu nedenle, özellikle prim günü az olan BAĞ-KUR’lular daha erken emekli olabilmek için son 3.5 yıl BAĞ-KUR’u bırakıp SSK (4/a) statüsüne geçiyorlar. Buraya kadar her şey normal görünüyor.

Okurlardan bu konuda çok sık soru geliyor. BAĞ-KUR’u bırakıp SSK’ya geçtiklerinde ne zaman emekli olabileceklerini soruyorlar. Ancak, bu yolu kullanmak isteyenlerin çok dikkatli olması gerekiyor.

Çünkü bazı vatandaşlar fiilen SSK statüsünde çalışmadıkları halde bir işyerinden kendilerini SSK’lı (4/a’lı) gösterip, primlerini kendileri ödüyorlar. Çoğu bunun yasal olarak suç olduğunu ve ağır yaptırımları bulunduğunu bilmiyor.

EMEKLİLİĞİNİZ İPTAL EDİLİR

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), fiilen SSK statüsünde çalışmadıkları halde kendilerini SSK’lı gösterenleri tespit ettiğinde prim günlerini siliyor ve yatırdıkları primleri kuruma gelir kaydediyor. Sahte sigorta yaptırmış olduğu emekli olduktan sonra ortaya çıkanların emekliliği iptal ediliyor ve o tarihe kadar ödenmiş olan emekli aylıkları faiziyle geri alınıyor.

Bu süreçte SGK tarafından karşılanan sağlık hizmetlerinden yararlanmışlarsa sağlık harcamaları da faiziyle birlikte tahsil ediliyor.

SGK ayrıca, hem sahte sigorta yaptıran kişi, hem de sahte sigortalı gösterilen şirket sahip ve yetkilileri hakkında cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulunuyor. Sahte sigorta yaptıranlar ve onları sahte sigortalı gösterenler hakkında Türk Ceza Kanunu’nun “resmi belgede sahtecilik”, “resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan” ve “özel belgede sahtecilik” hükümleri kapsamında işlem yapılıyor. Resmi belgede sahtecilik suçunda 2 yıldan 5 yıla kadar; yalan beyanda 3 aydan 2 yıla kadar, özel belgede sahtecilikte de 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası uygulanıyor. İşletmelere ayrıca sahte sigortalı gösterdikleri her ay için, asgari ücret tutarında para cezası veriliyor.

Bu nedenle, erken emekli olmak için fiilen çalışılmadığı halde kendini SSK’lı göstermekten kaçınmak gerekir. Fiilen SSK statüsünde çalışanlar açısından ise bir risk bulunmuyor.

2008 SONRASI İŞE GİRENLERDE SON 7 YIL KURALI YOK

Son 7 yıl kuralı sadece 30 Nisan 2008 tarihinden önce sigortalı çalışmaya başlayanlar hakkında uygulanıyor. 1 Mayıs 2008 tarihinden sonra sigorta girişi olanlar birden fazla statüde çalışmışlarsa tüm çalışma yaşamları boyunca en çok hangi statüde çalışmışlarsa o statüden emekli olabiliyorlar. Hizmet süreleri eşit olanlar ise en son çalıştıkları statüye göre emekliliğe hak kazanıyorlar.

Dolayısıyla, sigorta girişi 1 Mayıs 2008 tarihi ve sonrasında olanların erken emeklilik amacıyla BAĞ-KUR’dan SSK’ya geçiş yapmalarının bir faydası bulunmuyor.

(Kaynak: Ahmet Kıvanç / Haber Türk | 03.09.2021)

Kaynak: http://www.muhasebetr.com/ulusalbasin/haber_oku.php?haber_id=31104

Ev İşlerinde Çalışanlar Dikkat!

Her hafta ev temizliğine gidiyorum. Ev işlerinde çalışanların ihbar ve kıdem tazminatı hakları var mıdır? T. KOÇ
Bu çalışmalar İş Kanunu’nun 4’üncü maddesine göre istisnalar arasında sayıldığından, bu çalışanların ihbar ve kıdem tazminatı hakkı bulunmamaktadır.

Bir spor kulübünde profesyonel futbolcu olarak 2 yıl çalıştım. İş Kanunu’na göre ne kadar kıdem tazminatı alabilirim? C.K.
Sporcular 4857 sayılı İş Kanunu’na tabi değiller. İş Kanunu hükümlerine göre kıdem tazminatı talep edemezsiniz.

Kendime ait bir bakkal dükkanı işletiyorum ve dükkanda yalnızca eşimle birlikte çalışıyoruz. Eşime herhangi bir ücret de ödemiyorum. Ama eşim her gün bakkala benimle birlikte geliyor ve bana yardım ediyor. Bu durumda eşim bakkal dükkanında bana yardım ettiği için dükkan işyeri sayılır mı ve bunun için İşyeri Bildirgesi vermeli miyim? Sonradan herhangi bir ceza ile karşılaşmak istemiyorum. N.Y.
5510 sayılı Kanun’a göre bir faaliyetin yürütüldüğü yerin işyeri sayılabilmesi ve işyeri dosyası açtırılması için, orada en az bir sigortalının çalışıyor olması, diğer bir ifadeyle, o yerde sigortalılık niteliğini taşıyan en az bir çalışanın bulunması gerekir. Bir gerçek kişinin yanında ücretsiz çalışan eşin ise sigortalılık niteliği bulunmamaktadır. Eğer bakkal dükkanınızda çalışan eşinizden başka kimse yoksa, gerçek kişiye ait işyerinde ücretsiz çalışan eş sigortalı sayılmayacağına göre, ortada sigortalı ve işveren sıfatını gerektiren bir durum olmadığından, dükkanınızın işyeri sayılması söz konusu olmaz ve İşyeri Bildirgesi verilmez.

Ne zaman emekli olurum?
1969 doğumluyum, işe giriş 1984 yılıdır. Boşluklar vererek çalıştım. 3000 günüm var. F.K.
İşe giriş tarihinize göre 25 yıl, 48 yaş ve 5225 prim gün şartlarına tabisiniz. 25 yıl şartınız ve 48 yaşınız tamamlanmış. Prim gün sayınızın tamamlanması için 2225 gün daha çalışmanız gerekiyor. Bu durumda prim gün sayınız tamamlanınca emekli olabilirsiniz. Ayrıca 600 gün daha prim ödeyip 60 yaşınızın dolacağı 2029 yılında yaştan kısmi emekli olabilirsiniz.

1979 doğumluyum. 07.07.1995 girişliyim. 2500 günüm var. R.A.
25 yıl, 55 yaş ve 5750 prim gün şartlarına tabisiniz. 55 yaşınızın dolacağı 07.07.2034’e kadar 5750 günü tamamlayıp emekli olursunuz.

(Kaynak: Ali Şerbetçi / Takvim Gazetesi | 03.09.2021)

Kaynak: http://www.muhasebetr.com/ulusalbasin/haber_oku.php?haber_id=31103

Finansman Gider Kısıtlaması Uygulamasına “Yatırım” Kavramı Açısından Bir Eleştiri

Not: Kanunlar cümle olarak değil, kelime anlamlarına inilerek okunmalı, anlaşılmalı ve o şekilde tatbik edilmelidir.

GİRİŞ

Vergi kanunları yapılırken ve yorumlanırken iktisat bilimini ve ekonomi öğretisini asla ama asla saf dışında bırakamayız.

Yazımızda “yatırım” kavramı ele alınarak, kar amacı  güden basiretli tacirlerin, ticari tabelaları altında yatırım yapmadığı kalemler için finansman giderine katlanıp katlanmadığı üzerinden bir eleştiri yapılacaktır.

İLGİLİ YASAL HÜKÜMLER

Tek düzen hesap planına göre finansman gideri, 780 hesapta raporlanmakta ve hesap planı tanımlamalarında aşağıdaki ifade ile açıklanır.

“İşletmenin borçlandığı tutarlarla ilgili olarak katlanılan ve varlıkların maliyetine eklenmemiş bulunan faiz, kur farkları, kredi komisyonları ve benzeri diğer giderleri kapsar.

Bu giderin kısıtlanmasına yönelik olarak da  mevzuatımızın ilgili bölümü aşağıdaki şekilde güncellenmiştir.

“…(6322 sayılı kanunun   37.maddesiyle eklenen bent; Yürürlük 01.01.2013)i) Kredi kuruluşları, finansal kuruluşlar, finansal kiralama, faktoring ve finansman şirketleri dışında, kullanılan yabancı kaynakları öz kaynaklarını aşan işletmelerde, aşan kısma münhasır olmak üzere, yatırımın maliyetine eklenenler hariç, işletmede kullanılan yabancı kaynaklara ilişkin faiz, komisyon, vade farkı, kâr payı, kur farkı ve benzeri adlar altında yapılan gider ve maliyet unsurları toplamının %10’unu aşmamak üzere (700 Sayılı KHK’nın 173 üncü maddesiyle değişen ibare; Yürürlük:09.07.2018)Cumhurbaşkanınca(**) kararlaştırılan kısmı. Belirlenecek oranı sektörler itibarıyla farklılaştırmaya (700 Sayılı KHK’nın 173 üncü maddesiyle değişen ibare; Yürürlük:09.07.2018)Cumhurbaşkanı(*), bendin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslarıbelirlemeye Maliye Bakanlığı yetkilidir…”

“YATIRIM” NEDEMEKTİR? “YATIRIM MALİYETİNE EKLENENLER HARİÇ” İFADESİNİN İNCELENMESİ

“Yatırım” kavramı TDK’ye göre ;

“…- Yatırma işi
– Parayı, gelir getirici, taşınır veya taşınmaz bir mala yatırma, mevduat, plasman
– Millî ekonominin veya bir ticaret kuruluşunun üretim ve hizmet gücünü artırıcı nitelikte olan aktif değerlerine yapılan yeni eklemeler, envestisman
– Bir çıkar veya kazanç sağlamak için yapılan davranış…”  olarak tanımlanmaktadır.

TDK’nin tanımı incelendiğinde “plasman” tanımı kullanılmıştır. Plasman kavramının da TDK’deki anlamına indiğimizde karşılığının “yatırım” olarak karşımıza çıktığını görmekteyiz. Bu kavramın iktisat bilimine bağlı ekonomi kolunda ise “Bir ekonomik varlığın  gelir getirici mali operasyonlara plase edilmesi” anlamına ulaşıldığını görebiliriz.

En az maliyetle (girdiyle) en fazla verimi (çıktıyı) elde etmek ekonomiklilik ilkesini ifade eder. Hiçbir işletme düşünülemez ki harcadığı ya da tükettiği bir varlığın geri dönüşünü fazlasıyla almayı düşünmesin…

Bilanço sistematiğimiz incelendiğinde aktif ve pasif eşitliğini görmekteyiz. Bu aktif ve pasif hesaplarının hareketleri sonucu ekonomiklilik ilkesine göre işletmeler özkaynaklarını artırmak hedefindedirler. Bu aktif ve pasif hareketler sonucu özkaynak artırma işlemi bir mali operasyondan olabileceği gibi ticari operasyondan da olabilmektedir.

Dolayısı ile işletmenin kullandığı yani harcadığı her bir lira yatırım çatısı altında bir ekonomik faaliyettir. Ekonomik olmayan faaliyetlerin ,  yani gelir getirici olmayan faaliyetlerin ,  yani yatırım sıfatıyla gerçekleşmeyen mali ve ticari hareketlerin işletme çatısı altında ve bilançoda yeri yoktur. Ki harici işlemleri kar amacı gütmeyen kuruluşların işidir. Kar amacı gütmeyen kuruluşların da gündemimizde yeri yoktur.

SONUÇLAR VE DEĞERLEME

*Dolayısı ile iktisat bilimine göre işletme kayıtlarına giren her türlü öz ve yabancı kaynağın yatırıma dönüşmediğini iddia etmek mümkün değildir.

**Zaten bir kar amacı güden bir işletmenin bilançosunda da kazanca dönüşme amacı olmayan bir harcamanın olması mümkün değildir.

***İşletmelerin ekonomik varlıklar olduğunu kabul ederek, yabancı kaynak kullanımının yatırım dışı varlıklara harcandığının tespit edilme amacı mantıken doğru değildir.

03.09.2021

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

Cuma Günü İşe Girişi Yapılan İşçiye Hafta Tatili Ücreti Ödenip Prim Ödeme Gün Tahakkuku Yapılır Mı?

Hafta Tatili nedir?

Hafta tatili ücretine ilişkin yasal hükümler 4857 sayılı iş kanununun kapsamına giren işyerlerinde, işçilere tatil gününden önce İş Kanunun 63. Maddesine göre belirlenen iş günlerinde çalışmış olmaları koşuluyla yedi günlük bir zaman dilimi içerisinde kesintisiz 24 saat hafta tatili verilir.

Hafta tatili ücreti Madde 46-

Bu Kanun kapsamına giren işyerlerinde, “işçilere tatil gününden önce 63’üncü maddeye göre belirlenen iş günlerinde çalışmış olmaları koşulu ile” yedi günlük bir zaman dilimi içinde kesintisiz en az yirmidört saat dinlenme (hafta tatili) verilir.

Çalışılmayan hafta tatili günü için işveren tarafından bir iş karşılığı olmaksızın o günün ücreti tam olarak ödenir.

Şu kadar ki;

a) Çalışmadığı halde kanunen çalışma süresinden sayılan zamanlar ile günlük ücret ödenen veya ödenmeyen kanundan veya sözleşmeden doğan tatil günleri,

b) (Değişik: 4/4/2015-6645/35 md.) Ek 2 nci maddede sayılan izin süreleri,

c) Bir haftalık süre içinde kalmak üzere işveren tarafından verilen diğer izinlerle hekim raporuyla verilen hastalık ve dinlenme izinleri,

Çalışılmış günler gibi hesaba katılır.

Zorlayıcı ve ekonomik bir sebep olmadan işyerindeki çalışmanın haftanın bir veya birkaç gününde işveren tarafından tatil edilmesi halinde haftanın çalışılmayan günleri ücretli hafta tatiline hak kazanmak için çalışılmış sayılır.

Bir işyerinde işin bir haftadan fazla bir süre ile tatil edilmesini gerektiren zorlayıcı sebepler ortaya çıktığı zaman, 24 ve 25 inci maddelerin (III) numaralı bentlerinde gösterilen zorlayıcı sebeplerden ötürü çalışılmayan günler için işçilere ödenen yarım ücret hafta tatili günü için de ödenir.

Yüzde usulünün uygulandığı işyerlerinde hafta tatili ücreti işverence işçiye ödenir.

Çalışma süresi (1) Madde 63-

Genel bakımdan çalışma süresi haftada en çok kırkbeş saattir. Aksi kararlaştırılmamışsa bu süre, işyerlerinde haftanın çalışılan günlerine eşit ölçüde bölünerek uygulanır. (Ek cümle: 10/9/2014-6552/7 md.; Değişik cümle: 4/4/2015-6645/36 md.) Yer altı maden işlerinde çalışan işçilerin çalışma süresi; günde en çok yedi buçuk, haftada en çok otuz yedi buçuk saattir.

Tarafların anlaşması ile haftalık normal çalışma süresi, işyerlerinde haftanın çalışılan günlerine, günde onbir saati aşmamak koşulu ile farklı şekilde dağıtılabilir. Bu halde, iki aylık süre içinde işçinin haftalık ortalama çalışma süresi, normal haftalık çalışma süresini aşamaz. Denkleştirme süresi toplu iş sözleşmeleri ile dört aya kadar artırılabilir. (Ek cümle: 6/5/2016- 6715/3 md.) Turizm sektöründe dört aylık süre içinde işçinin haftalık ortalama çalışma süresi, normal haftalık çalışma süresini aşamaz; denkleştirme süresi toplu iş sözleşmeleri ile altı aya kadar artırılabilir.

– (1) Bu maddenin birinci fıkrasına 10/9/2014 tarihli ve 6552 sayılı Kanunun 7 nci maddesiyle eklenen bu cümlenin yine aynı Kanunun yürürlüğünü düzenleyen 145 inci maddesiyle 1/1/2015 tarihinde yürürlüğe gireceği hüküm altına alınmıştır

Çalışma sürelerinin yukarıdaki esaslar çerçevesinde uygulama şekilleri, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından hazırlanacak bir yönetmelikle düzenlenir

Pazar Gününün Hafta Tatil Günü Olması Kanuni Bir Zorunluluk Mudur?

6098 sayılı yeni Borçlar Kanunu’nun hafta tatilini kural olarak pazar günü olarak belirleyen hükmünün

1. Hafta tatili ve iş arama izni

MADDE 421- İşveren, işçiye her hafta, kural olarak pazar günü veya durum ve koşullar buna imkân vermezse, bir tam çalışma günü tatil vermekle yükümlüdür.

İşveren, belirsiz süreli hizmet sözleşmesinin feshi hâlinde, bildirim süresi içinde işçiye ücretinde bir kesinti olmaksızın, günde iki saat iş arama izni vermekle yükümlüdür.

İzin saatlerinin ve günlerinin belirlenmesinde, işyerinin ve işçinin haklı menfaatleri göz önünde tutulur.

Borçlar Kanunu iş kanunlarına nazaran genel kanun niteliği taşımakla birlikte, hafta tatiline ilişkin 421. madde hükmünün ve bu hükümde hafta tatilini kural olarak pazar günü olarak belirleyen düzenlemenin iş kanunlarına tabi iş ilişkileri bakımından uygulanma kabiliyeti yoktur.

İş Kanunu özel olarak hafta tatili günü belirlememiştir. Kanunun aradığı temel şart, işveren tarafından bir haftalık süre içerisinde işçiye kesintisiz 24 saat dinlenme hakkı verilmesidir. Bu sebeple uygulamada sıklıkla görülen Pazar gününün tatil olması kanuni bir zorunluluk değildir. İşveren işin veya işçinin durumuna göre bir başka gün işçiye hafta tatili verebilmektedir.

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi’nin kararında;

4857 Sayılı İş Kanunu’nun 46. maddesinde, işçinin tatil gününden önce aynı Yasanın 63. maddesine göre belirlenmiş olan iş günlerinde çalışmış olması koşuluyla, yedi günlük zaman dilimi içinde yirmidört saat dinlenme hakkının bulunduğu belirtilmiş, işçinin hafta tatili gününde çalışma karşılığı olmaksızın bir günlük ücrete hak kazanacağı da 46. maddenin ikinci fıkrasında hüküm altına alınmıştır. Hafta tatili izni kesintisiz en az yirmidört saattir. Bunun altında bir süre haftalık izin verilmesi durumunda, usulüne uygun şekilde hafta tatili izni kullandığından söz edilemez. Hafta tatili bölünerek kullandırılamaz. Buna göre hafta tatilinin yirmidört saatten az olarak kullandırılması halinde hafta tatili hiç kullandırılmamış sayılır. 2429 Sayılı Ulusal B. ve Genel Tatiller Hakkında Kanunun 3. maddesine göre, hafta tatili Pazar günüdür. Bu genel kural mutlak nitelikte olmayıp, hafta tatili izninin pazar günü dışında da kullandırılması mümkündür.   Hükmü bulunmaktadır.

YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ, E. 2016/27993, K. 2020/924, T. 22.1.2020

4857 Sayılı İş Kanunun 46. Maddesi Hafta tatili ücreti

Madde 46- Bu Kanun kapsamına giren işyerlerinde, işçilere tatil gününden önce 63 üncü

Maddeye göre belirlenen iş günlerinde çalışmış olmaları koşulu ile yedi günlük bir zaman dilimi içinde kesintisiz en az yirmidört saat dinlenme (hafta tatili) verilir

İş sözleşmesinde ya da toplu iş sözleşmesinde aksi durum yoksa, işveren yönetim hakkı kapsamında hafta tatili olarak, hafta içi ya da hafta sonu uygun bir zamanı belirleyebilir.

Hafta Tatiline Hak Kazanmak İçin Çalışmış Sayılan Süreler

Hafta tatiline hak kazanma noktasında çalışılmış gibi sayılan süreler Kanun md. 46/3’te belirtilmiştir. Buna göre;

Hafta tatili ücreti Madde 46

Çalışılmayan hafta tatili günü için işveren tarafından bir iş karşılığı olmaksızın o günün ücreti tam olarak ödenir.

Şu kadar ki;

a) Çalışmadığı halde kanunen çalışma süresinden sayılan zamanlar ile günlük ücret ödenen veya ödenmeyen kanundan veya sözleşmeden doğan tatil günleri,

b) (Değişik: 4/4/2015-6645/35 md.) Ek 2 nci maddede sayılan izin süreleri,

Mazeret izni Ek Madde 2 – (Ek: 4/4/2015-6645/35 md.) İşçiye; evlenmesi veya evlat edinmesi ya da ana veya babasının, eşinin, kardeşinin, çocuğunun ölümü hâlinde üç gün, eşinin doğum yapması hâlinde ise beş gün ücretli izin verilir.

İşçilerin en az yüzde yetmiş oranında engelli veya süreğen hastalığı olan çocuğunun tedavisinde, hastalık raporuna dayalı olarak ve çalışan ebeveynden sadece biri tarafından kullanılması kaydıyla, bir yıl içinde toptan veya bölümler hâlinde on güne kadar ücretli izin verilir

c) Bir haftalık süre içinde kalmak üzere işveren tarafından verilen diğer izinlerle hekim raporuyla verilen hastalık ve dinlenme izinleri, Çalışılmış günler gibi hesaba katılır.

Zorlayıcı ve ekonomik bir sebep olmadan işyerindeki çalışmanın haftanın bir veya birkaç gününde işveren tarafından tatil edilmesi halinde haftanın çalışılmayan günleri ücretli hafta tatiline hak kazanmak için çalışılmış sayılır.

Bir işyerinde işin bir haftadan fazla bir süre ile tatil edilmesini gerektiren zorlayıcı sebepler ortaya çıktığı zaman, 24 ve 25 inci maddelerin (III) numaralı bentlerinde gösterilen zorlayıcı sebeplerden ötürü çalışılmayan günler için işçilere ödenen yarım ücret hafta tatili günü için de ödenir.

Hafta Tatiline Hak Kazanmak İçin Çalışılmış Sayılan Sürelerden sayılmaktadır.

Hafta Tatili Ücreti

Hafta tatili, işçinin haftanın yorgunluğunu atıp dinlenmesi amacıyla öngörülmüş haftalık bir dinlenme iznidir. Çalışılmayan hafta tatili günü için işveren tarafından bir iş karşılığı olmaksızın o günün ücreti tam olarak ödenir (4857 sayılı Kanun Md. 46).

Hafta tatili ücreti Madde 46

Çalışılmayan hafta tatili günü için işveren tarafından bir iş karşılığı olmaksızın o günün ücreti tam olarak ödenir.

Hafta tatili olarak ödenen ücret çıplak ücrettir (4857 sayılı Kanun Md. 50).

Tatil ücretine girmeyen kısımlar Madde 50-

Fazla çalışma karşılığı olarak alınan ücretler, primler, işyerinin temelli işçisi olarak normal çalışma saatleri dışında hazırlama, tamamlama, temizleme işlerinde çalışan işçilerin bu işler için aldıkları ücretler ve sosyal yardımlar, ulusal bayram, hafta tatili ve genel tatil günleri için verilen ücretlerin tespitinde hesaba katılmaz

Saat ücretiyle çalışanların tatil ücreti, saat ücretinin 7,5 katıdır (4857 sayılı Kanun Md. 49).

Ücret şekillerine göre tatil ücreti Madde 49-

İşçinin tatil günü ücreti çalıştığı günlere göre bir güne düşen ücretidir. Parça başına, akort, götürü veya yüzde usulü ile çalışan işçilerin tatil günü ücreti, ödeme döneminde kazandığı ücretin aynı süre içinde çalıştığı günlere bölünmesi suretiyle hesaplanır.

Saat ücreti ile çalışan işçilerin tatil günü ücreti saat ücretinin yedibuçuk katıdır.

Hasta, izinli veya sair sebeplerle mazeretli olduğu hallerde dahi aylığı tam olarak ödenen aylık ücretli işçilere 46, 47 ve 48 inci maddenin birinci fıkrası hükümleri uygulanmaz. Ancak bunlardan ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalışanlara ayrıca çalıştığı her gün için bir günlük ücreti ödenir.

Haftalık izin gününde çalışan işçilere, belirlenen haftalık çalışma süresinden fazla çalışmış olacağından, hafta tatili çalışması karşılığı olan ücret zamlı olarak ödenmelidir.

YARGITAY 9. Hukuk Dairesinin

4857 sayılı İş Kanunu’nun 46 ncı maddesinin ikinci fıkrası gereğince, çalışılmayan hafta tatili günü için bir iş karşılığı olmaksızın işçinin ücreti tam olarak ödenir. Hafta tatilinde çalışan işçinin ücretinin nasıl hesaplanacağı yasalarda düzenlenmemiş ise de, Dairemizce hafta tatilinde yapılan çalışmanın fazla çalışma sayılacağı, buna göre ücretin yüzde elli zamlı ödenmesi gerektiği görüşü benimsenmiştir (Yargıtay 9.H.D. 23.5.1996 gün 1995/37960 E, 1996/11745 K.). Buna göre hafta tatilinde çalışılmışsa, çalışma karşılığı olmaksızın ödenmesi gereken bir yevmiye yanında, çalışmanın karşılığı da bir buçuk yevmiye olarak ödenmelidir. Şu hale göre çalışılan hafta tatilinin ücreti ikibuçuk yevmiye olmalıdır. Hükmü bulunmaktadır.

YARGITAY 9. Hukuk Dairesi Esas No: 2015/20269 Karar No: 2018/10069

Ayrıca Yargıtay’ın ilgili kararlarında;

  • Hafta tatili kesintisiz 24 saat olarak kullandırılmak zorundadır. Hafta tatilinde işçinin 1 saatlik çalıştırılması halinde dahi hafta tatilini kesintiye uğratacağından, ister tam gün çalışılsın ister 1 saat çalışılsın hafta tatili ücretine tam olarak hükmedilmelidir.

YARGITAY 7.HUKUK DAİRESİ E.2014/13573 K.2014/22216 T.08.12.2014

  • Hafta tatili kesintisiz yirmidört saattir. Yirmidört saatten az olarak kullandırılması halinde hafta tatili hiç kullandırılmamış sayılır. Hafta tatilinin Pazar günü dışında kullandırılması mümkündür. Hafta tatilinde çalıştığını davacı işçi ispatlamakla yükümlüdür.

YARGITAY 9.HUKUK DAİRESİ E.2012/18891 K.2012/32580 T.01.10.2012

Kararları bulunmaktadır.

CUMA GÜNÜ İŞE GİRİŞİ YAPILAN İŞÇİYE HAFTA TATİLİ ÜCRETİ ÖDENİP PRİM ÖDEME GÜN TAHAKKUKU YAPILIR MI?

4857 sayılı İş Kanununda ise, genel bakımdan haftalık çalışma süresinin haftada en çok kırk beş saat olduğu, aksi kararlaştırılmamış ise bu sürenin işyerinde haftanın çalışılan günlerine eşit ölçüde bölünerek uygulanacağı, 4857 sayılı Kanun kapsamına giren işyerlerinde, işçilere tatil gününden önce 63’üncü maddeye göre belirlenen iş günlerinde çalışmış olmaları koşulu ile yedi günlük bir zaman dilimi içinde kesintisiz en az yirmi dört saat dinlenme (hafta tatili) verileceği, çalışılmayan hafta tatili günü için işveren tarafından bir iş karşılığı olmaksızın o günün ücretinin tam olarak ödeneceği, öngörülmüştür.

İŞVEREN UYGULAMA TEBLİĞİ

2.1.2.5- Hafta Tatili Ücretine Hak Kazanıp Kazanılmamasına Göre Prim Ödeme Gün Sayısının Hesaplanması

394 sayılı Hafta Tatili Hakkında Kanunda, hafta içindeki çalışma süresi altı gün olarak belirlenmiş ve her altı günlük çalışma sonucu işçinin yirmidört saatten az olmamak üzere dinlendirileceği,

4857 sayılı İş Kanununda ise, genel bakımdan haftalık çalışma süresinin haftada en çok kırkbeş saat olduğu, aksi kararlaştırılmamış ise bu sürenin işyerinde haftanın çalışılan günlerine eşit ölçüde bölünerek uygulanacağı, 4857 sayılı Kanun kapsamına giren işyerlerinde, işçilere tatil gününden önce 63 üncü maddeye göre belirlenen iş günlerinde çalışmış olmaları koşulu ile yedi günlük bir zaman dilimi içinde kesintisiz en az yirmidört saat dinlenme (hafta tatili) verileceği, çalışılmayan hafta tatili günü için işveren tarafından bir iş karşılığı olmaksızın o günün ücretinin tam olarak ödeneceği,

Öngörülmüştür.

Buna göre, sigortalıların işe başladığı ay/dönemdeki prim ödeme gün sayılarının ve prime esas kazanç tutarlarının hesaplanması sırasında, 394 ve 4857 sayılı Kanunlarda öngörülen hafta tatili ücretine hak kazanıp kazanmadığı hususu da göz önüne alınacak ve hak kazanılan hafta tatili prim ödeme gün sayısına dahil edilecektir.

Diğer taraftan, hafta tatiline hak kazanmadıkları halde hafta tatili yapan sigortalılara, kullanmış oldukları hafta tatili için ücret ödenmesi zorunlu olmadığından, bu sürelerin prim ödeme gün sayısının hesaplanması sırasında dikkate alınması mümkün bulunmamaktadır. Ancak, bu durumda Kanunun 86’ncı maddesinin dördüncü fıkrasına istinaden, ay içindeki eksik çalışmaya (hafta tatiline) ilişkin puantaj kaydının yasal süresi içinde Kurumumuza verilmesi gerekmektedir. Buna karşın, hak kazanılmadığı halde kullanılmış olan hafta tatili için ücret ödenmesi halinde, bu sürelere ilişkin ücretler de prime esas kazanca dahil edileceğinden, bu durumda bahse konu süreler prim ödeme gün sayısına dahil edilecektir.

SOSYAL SİGORTA İŞLEMLERİ YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK

(5) Sigortalıların işe başladığı ay/dönemdeki prim ödeme gün sayılarının ve prime esas kazanç tutarlarının hesaplanması sırasında, 4857 sayılı Kanunda öngörülen hafta tatili ücretine hak kazanıp kazanmadığı hususu göz önüne alınır ve hak kazanılan hafta tatili prim ödeme gün sayısına dahil edilir. Hafta tatiline hak kazanmadıkları halde hafta tatili yapan sigortalılara, kullanmış oldukları hafta tatili için ücret ödenmesi zorunlu olmadığından, bu süreler prim ödeme gün sayısının hesaplanması sırasında dikkate alınmaz. Hak kazanılmadığı halde kullanılmış olan hafta tatili için ücret ödenmesi halinde, prime esas kazanca tabi bu ödemelere ilişkin süreler de prim ödeme gün sayısına dahil edilir.”

Buna göre, sigortalıların işe başladığı ay/dönemdeki prim ödeme gün sayılarının ve prime esas kazanç tutarlarının hesaplanması sırasında, 4857 sayılı Kanunlarda öngörülen hafta tatili ücretine hak kazanıp kazanmadığı hususu da göz önüne alınacak ve hak kazanılan hafta tatili prim ödeme gün sayısına dahil edilecek olup, Bu nedenle hafta içi (örn. cuma günü) işe girişi yapılan işçiye Hafta Tatili Ücreti ödenmesi hususunda 4857 sayılı Kanunda öngörülen hafta tatili ücretine hak kazanıp kazanmadığı göz önüne alınacaktır,

Bu Kanun kapsamına giren işyerlerinde, “işçilere tatil gününden önce 63’üncü maddeye göre belirlenen iş günlerinde çalışmış olmaları koşulunu” sağlamaması yani Hafta tatili öncesi “haftada kırkbeş saat” ve “belirlenen iş günlerinde çalışmış olmaları koşulunu” sağlamadığı için;

Hafta içi (örn. cuma günü) işe girişi yapılan işçiye hafta tatiline hak kazanmadığı halde hafta tatili yapan sigortalılara, kullanmış oldukları hafta tatili için ücret ödenmesi zorunlu olmadığından, bu sürelerin prim ödeme gün sayısının hesaplanması sırasında dikkate alınması mümkün bulunmamaktadır.

Ancak, bu durumda Kanunun 86’ncı maddesinin dördüncü fıkrasına istinaden, ay içindeki eksik çalışmaya (hafta tatiline) ilişkin puantaj kaydının yasal süresi içinde SGK’ya verilmesi gerekmektedir. Buna karşın, hak kazanılmadığı halde kullanılmış olan hafta tatili için ücret ödenmesi halinde, bu sürelere ilişkin ücretler de prime esas kazanca dahil edileceğinden, bu durumda bahse konu süreler prim ödeme gün sayısına dahil edilecektir (01.09.2012 tarihli İşveren Uygulama Tebliği, 2.1.2.5), (18.08.2021 tarihli SOSYAL SİGORTA İŞLEMLERİ YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK Madde24/5)

Sonuç olarak

4857 sayılı İş Kanununda ise, genel bakımdan haftalık çalışma süresinin haftada en çok kırk beş saat olduğu, aksi kararlaştırılmamış ise bu sürenin işyerinde haftanın çalışılan günlerine eşit ölçüde bölünerek uygulanacağı, 4857 sayılı Kanun kapsamına giren işyerlerinde, işçilere tatil gününden önce 63’üncü maddeye göre belirlenen iş günlerinde çalışmış olmaları koşulu ile yedi günlük bir zaman dilimi içinde kesintisiz en az yirmi dört saat dinlenme (hafta tatili) verileceği, çalışılmayan hafta tatili günü için işveren tarafından bir iş karşılığı olmaksızın o günün ücretinin tam olarak ödeneceği, öngörülmüştür.

Buna göre, sigortalıların işe başladığı ay/dönemdeki prim ödeme gün sayılarının ve prime esas kazanç tutarlarının hesaplanması sırasında, 394 ve 4857 sayılı Kanunlarda öngörülen hafta tatili ücretine hak kazanıp kazanmadığı hususu da göz önüne alınacak ve hak kazanılan hafta tatili prim ödeme gün sayısına dahil edilecektir. Diğer taraftan, hafta tatiline hak kazanmadıkları halde hafta tatili yapan sigortalılara, kullanmış oldukları hafta tatili için ücret ödenmesi zorunlu olmadığından, bu sürelerin prim ödeme gün sayısının hesaplanması sırasında dikkate alınması mümkün bulunmamaktadır. Ancak, bu durumda Kanunun 86’ncı maddesinin dördüncü fıkrasına istinaden, ay içindeki eksik çalışmaya (hafta tatiline) ilişkin puantaj kaydının yasal süresi içinde SGK’ya verilmesi gerekmektedir. Buna karşın, hak kazanılmadığı halde kullanılmış olan hafta tatili için ücret ödenmesi halinde, bu sürelere ilişkin ücretler de prime esas kazanca dahil edileceğinden, bu durumda bahse konu süreler prim ödeme gün sayısına dahil edilecektir

03.09.2021

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

Kovid Aşısı Olmayan İşçiye Bakanlıktan Kötü Haber mi?

Bu bilgilendirme sonrasında AŞI OLMAYAN İŞÇİLERE, kesin COVID-19 tanısı konması durumunun İŞ VE SOSYAL GÜVENLİK MEVZUATI AÇISINDAN SONUÇLARI DA AYRICA BİLDİRİLECKTİR!

(03.09.2021)

Kaynak: http://www.muhasebetr.com/guncelmevzuat/mevzuat_oku.php?mevzuat_id=5820

Whatsapp Grup Yazışmaları Nedeniyle İşten Atılma ve Uygulanan Cezalar!

Günümüzde en çok kullanılan iletişim vasıtaları WhatsApp, Bip, Telegram, Signal ve benzeri sistemlerdir. Bu sistemler genellikle telefon ve internet ortamında internet vasıtası ile iletişimi gerçekleştiren sistemlerdir. Burada şahıslar bire bir veya değişik sohbet grupları kurarak 24 saat boyunca iletişim sağlamaktadır.

Bu iletişim şeklinin çalışma hayatı boyutuna bakıldığında çalışanların da kendi aralarında işverenin dâhil olduğu ya da olmadığı, işverene ait telefonlarla ya da kendilerine ait şahsi telefonlarla çok sayıda gruplar kurarak iletişim hâlinde olduğu görülebilmektedir.

  • Peki WhatsApp ve benzeri sistemlerde yapılan yazışmalar çalışanlar aleyhine delil olarak kullanılabilir mi?
  • İşverenin, çalışanların rızası olmadan WhatsApp yazışmalarını ele geçirmesi suç teşkil eder mi?
  •  Bu yazışmalar gerekçe gösterilip çalışanlar tazminatsız işten çıkarılabilir mi?

Mağduriyet yaşamış çok sayıda okuyucumuzun bu ve benzeri suallerine net cevap olmak üzere emsal yargı kararları ve kişisel verilerin korunması mevzuatı çerçevesinde mezkur konuyu değerlendirdik.

WHATSAPP YAZIŞMALARI KİŞİSEL VERİ KAPSAMINDA

WhatsApp, Bip, Telegram, Signal ve benzeri sistemler aracılığıyla çalışanların yazışmalarına yönelik yargı kararlarına bakıldığında; çalışanların kendilerine ait iş yeri ile ilgili olmayan telefonlarıyla doğrudan doğruya ya da gruplar kurarak yapmış oldukları yazışmalar gizlilik içeren kişisel veri niteliğinde olduğu kabul edilmektedir. Bu nedenle belirtilen yazışmaların hukuki olmayan yollarla elde edilerek işten çıkarmaya bahane edilemez.

Belirtilen sistemlerin işten çıkarmaya konu olmasında genel olarak;

  • İşçilerin iş akışını bozup bozmadığı ve
  • İş yerindeki çalışmaların etkilenip etkilenmediği,

Hususları ön plana çıkmaktadır. Bu hususlara dikkat edildiği sürece çalışanların grup kurmaları ve burada iletişim içinde olmaları yasak değildir. Belirtilen hususların olmaması hâlinde yapılan işten çıkarmalar da geçerli olmayacaktır. Bu hâllerde işten çıkarılanlar başta kıdem tazminatı olmak üzere diğer işçilik haklarına hak kazanabilecektir.

4 YILA KADAR HAPİS VAR!

Kişisel verilere ilişkin suçlarla ilgili Türk Ceza Kanunu’nda hapis cezası öngörülmektedir. Buna göre kişisel verileri, hukuka aykırı olarak bir başkasına veren, yayan veya ele geçiren kişinin, 2 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağı hükme bağlanmıştır.

Bu bağlamda çalışanın kendine ait telefonuyla yapmış olduğu yazışmaları hukuka aykırı olarak ele geçiren ve yayan işveren ve işveren yetkilileri para cezalarının yanı sıra hapis cezaları ile karşı karşıya kalabilirler.

MİLYONLARCA CEZA KESİLDİ!

Kişisel verilerin korunması kanunu tüm işverenleri kapsamaktadır. Kişisel Verilerin Korunması Kanununda veri sorumlusunun;

• Kişisel verilerin hukuka aykırı olarak işlenmesini önlemek,

• Kişisel verilere hukuka aykırı olarak erişilmesini önlemek ve

• Kişisel verilerin muhafazasını sağlamak amacıyla uygun güvenlik düzeyini temin etmeye yönelik gerekli her türlü teknik ve idari tedbirleri almak zorunda oldukları hükme bağlanmıştır. İşlenen kişisel verilerin kanuni olmayan yollarla başkaları tarafından elde edilmesi hâlinde, veri sorumlusunun bu durumu en kısa sürede ilgilisine ve Kişisel Verileri Koruma Kuruluna bildirmesi gerekmektedir.

01.01.2020-31.12.2020 döneminde toplam 68 adet kurul toplantısı gerçekleştirilmiş olup, bu toplantılar sonucunda kurul tarafından toplam 1.018 adet karar alınmıştır. Kişisel Verileri Koruma Kurumu Teşkilat Yönetmeliği uyarınca kanunda öngörülen idari yaptırımlara karar vermekle görevli olan Kurul, 2020 yılı içerisinde 147 veri sorumlusu hakkında uygulanan idari para cezasının miktarı 21.390.000 TL olarak gerçekleşmiştir.

***

“Konuşmadaki bilgelik ve dinlemedeki kibarlık vasıtasıyla ruhun hazineleriyle kişilikteki ahlaki olgunluk açığa çıkar.” Epiktetos

(Kaynak: İsa Karakaş / Türkiye Gazetesi | 04.09.2021)

Kaynak: http://www.muhasebetr.com/ulusalbasin/haber_oku.php?haber_id=31107