Vergi Borcu Yapılandırmasında Son Hafta

Değerli okurlar, geçen haftaki yazımda SGK yapılandırmasından bahsetmiştim, bugün ise 7326 sayılı Yapılandırma Kanunu’nun vergi ile ilgili bölümlerinin kapsamından bahsedeceğim.

Bildiğiniz gibi Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin 7326 sayılı Kanun, 9 Haziran 2021 tarihli ve 31506 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Kanun kapsamına giren alacaklar ve bu alacakların yeniden yapılandırılması, matrah ve vergi artırımı ile işletme kayıtlarının düzeltilmesine yönelik hükümlerin uygulamasına dair açıklamaların yer aldığı “1 Seri No.lu Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin 7326 Sayılı Kanun Genel Tebliği” ise 14.06.2021 tarihli ve 31511 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

YAPILANDIRMA KAPSAMINA GİREN BORÇLAR VE AVANTAJLARI

• Vergi dairesine ödenmemiş vergi ve diğer borçların tamamı ile bunlara bağlı gecikme zamları ve faizleri yerine Yİ-ÜFE (Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi) oranında güncelleme yapılarak hesaplanan borcun ödenmesi,

• Vergi aslına bağlı cezaların (vergi ziyaı) tamamen silinmesi,

• Vergi aslına bağlı olmayan usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezalarının %50’sinin silinmesi,

• Ödenmemiş Motorlu Taşıtlar Vergisi’nin aslı ile bunlara bağlı faizler yerine Yİ-ÜFE oranında güncelleme yapılarak hesaplanan borcun ödenmesi,

• Trafik para cezaları ve diğer idari para cezalarının tamamı ile bunlara bağlı faiz, gecikme faizi ve gecikme zamları yerine Yİ-ÜFE oranında güncelleme yapılarak hesaplanan borcun ödenmesi,

• Öğrenim ve katkı kredisi alacaklarının tamamı ile bunlara bağlı gecikme zamları yerine Yİ-ÜFE oranında güncelleme yapılarak hesaplanan borcun ödenmesi,

• Dava konusu yapılan; vergi tarhiyatları, vergi cezaları ve idari para cezaları gibi ihtilaflarının sulh yoluyla sonlandırılması,

• Vergi incelemesi ve takdir işlemleri devam eden alacakların yapılandırılması,

• Matrah veya vergi artırımında bulunan ve şartları yerine getiren mükelleflere ilişkin olarak vergi incelemesi ve tarhiyatı yapılmaması,

• İşletmede mevcut olduğu hâlde kayıtlarda yer almayan ya da kayıtlarda yer aldığı hâlde işletmede bulunmayan emtia, makine, teçhizat, demirbaşlar ile kasa mevcudu ve ortaklardan alacakların beyan edilmesi ile işletme kayıtlarının gerçek duruma uygun hale getirilmesi,

• İhtirazi kayıtla verilen beyannameler üzerine tahakkuk etmiş olan vergilerin yapılandırılması,

• Yapılandırılan tutarların peşin veya ikişer aylık dönemlerde 36 aya kadar taksitler halinde ödenmesi,

• Peşin ödemelerde Yİ-ÜFE oranında hesaplanan tutardan ayrıca %90 indirim yapılması,

• Trafik para cezaları ve diğer idari para cezalarının peşin ödenmesi halinde asıllarında %25 indirim yapılması,

• Matrah veya vergi artırımı sonucunda tahakkuk eden vergilerin tamamının ilk taksit ödeme süresi içerisinde peşin olarak ödenmesi durumunda vergilerden %10 indirim yapılması.

Başvuru ve Ödeme Sürelerinin Genel Tarihleri

Başvuru/ödeme türü
Süre
Yapılandırmaya konu olacak alacakların belirlenmesinde esas alınan beyan/vade tarihi
30 Nisan 2021
Borçların yeniden yapılandırılması için başvuru süresi
31 Ağustos 2021
Maliye Bakanlığına, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’na, il özel idarelerine, belediyelere ve YİKOB’lara bağlı tahsil dairelerine ödenecek borçların ilk taksitini ödeme süresi
30 Eylül 2021
Sosyal Güvenlik Kurumu’na bağlı tahsil dairelerine ödenecek tutarların ilk taksitinin ödeme süresi
31 Ekim 2021
Matrah ve vergi artırımları için başvuru süresi
31 Ağustos 2021
İşletmede mevcut olduğu hâlde kayıtlarda yer almayan emtia, makine, teçhizat ve demirbaşların envanter listesi ile vergi dairelerine bildirmek suretiyle defterlerine kaydedilme süresi
31 Ağustos 2021
Gelir ve Kurumlar Vergisi mükelleflerinin kayıtlarında yer aldığı hâlde işletmelerinde mevcut olmayan emtialarını, fatura düzenlemek ve her türlü vergisel yükümlülüklerini yerine getirmek suretiyle kayıt ve beyanlarına intikal ettirme süresi
31 Ağustos 2021
Kayıtlarda yer aldığı hâlde işletmede bulunmayan kasa mevcudu ve ortaklardan alacakların dikkate alınacağı bilânço tarihi
31 Aralık 2021
Kayıtlarda yer aldığı hâlde işletmede bulunmayan kasa mevcudu ve ortaklardan alacakların vergi dairelerine beyan edilmesi suretiyle kayıtların düzeltilmesi süresi
31 Ağustos 2021

(Kaynak: Mustafa İşcan / Milli Gazete | 04.09.2021)

Kaynak: http://www.muhasebetr.com/ulusalbasin/haber_oku.php?haber_id=31108

Yıllık İzin Kullanım Süreleri Değişti

Değerli okurlar, havaların ısınmaya başlaması ile artık tatil hazırlıkları yapmaya başlayan çalışanların izin haklarından bahsetmek istiyorum. Yıllık izin kullanım süreleri değişti konulu yazıya başlamadan önce şunu belirtmekte yarar var diye düşünüyorum; “Yıllık ücretli izin hakkından vazgeçilemez, sözleşmeyle bu hak ortadan kaldırılamaz.”

YILLIK İZİN KULLANIM SÜRELERİ DEĞİŞTİ

Değerli okurlar; Anayasa’nın “Çalışma Şartları ve Dinlenme Hakkı” başlıklı 50’nci maddesinde dinlenmenin çalışanların hakkı olduğu ve buna ilişkin düzenlemelerin kanunla yapılacağı belirtilmiştir. Bu doğrultuda 4857 sayılı İş Kanunu’nda konuya ilişkin düzenlemeler yapılmıştır.  Son olarak 6704 sayılı “65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” ile birlikte birçok farklı konuda olduğu gibi yıllık izin konusunda da düzenleme yapılmıştır. Bu düzenlemeye göre;

6704 sayılı Torba Yasa ile 4857 sayılı İş Kanunu’nun 56’ncı maddesinde değişiklik yapılmış ve izin sürelerinin, tarafların anlaşması ile bir bölümü 10 (on) günden aşağı olmamak üzere kalan diğer izin günlerinin ise 1-2’şer günlük şeklinde bölümler halinde kullanılabileceği belirtilmiştir. Önceki düzenlemede ise söz konusu izin sürelerinin yine tarafların anlaşması ile bir bölümü 10 günden az olmamak kaydıyla en çok üçe bölünebileceği düzenlenmişti. Böylelikle yıllık izinlerin kullanılması konusunda bir esneklik getirilmiştir.

YILLIK İZİN SÜRELERİ NE KADARDIR?

İşçilere verilecek ücretli izin süresinin asgari gün sayısı 4857 sayılı İş Kanunu’nun 53. maddesinde belirtilmiştir.

4857 sayılı İş Kanunu’nun 53’üncü maddesine göre;

“İşyerinde işe başladığı günden itibaren, deneme süresi de içinde olmak üzere, en az bir yıl çalışmış olan işçilere yıllık ücretli izin verilir. İşçilere verilecek yıllık ücretli izin süresi, hizmet süresi;

a) 1 yıldan 5 yıla kadar (5 yıl dâhil) olanlara 14 günden

b) 5 yıldan fazla 15 yıldan az olanlara 20 günden

c) 15 yıl (dâhil) ve daha fazla olanlara 26 günden

Az olamaz…” Yer altı işlerinde çalışan işçilerin yıllık ücretli izin süreleri dörder gün artırılarak uygulanır. Ancak on sekiz ve daha küçük yaştaki işçilerle elli ve daha yukarı yaştaki işçilere verilecek yıllık ücretli izin süresi yirmi günden az olamaz. İzin süreleri iş sözleşmeleri ve toplu iş sözleşmeleri ile artırılabilir.

YILLIK İZNİN HAK EDİLMESİ

Yıllık ücretli izine hak kazanmak için gerekli sürenin hesabında işçilerin, aynı işverenin bir veya çeşitli işyerlerinde çalıştıkları süreler birleştirilerek belirlenir. Örneğin; işverenin A fabrikasında çalışan işçi, daha sonra yine aynı işverene ait B fabrikasında çalıştırılmışsa her iki fabrikada geçen çalışmalar birlikte değerlendirilerek yıllık izin hakkı belirlenir.

MEVSİMLİK İŞLERDE YILLIK ÜCRETLİ İZİN HAKKI VAR MI?

Niteliklerinden ötürü bir yıldan az süren mevsimlik veya kampanya işlerinde çalışanlara 4857 sayılı İş Kanunu’nun yıllık ücretli izinlere ilişkin hükümleri uygulanmaz (md. 53/3). Mevsimlik işlerde yıllık ücretli izinlere ilişkin hükümler uygulanmayacağından mevsimlik işçi, 4857 sayılı İş Kanunu’nun yıllık ücretli izin hükümlerine dayanarak, yıllık ücretli izin kullanma veya buna dayanarak ücret alacağı isteminde bulunamaz. Hemen belirtmek gerekir ki, 53/3. maddedeki kural, nispi emredici kural olup, işçi lehine bireysel iş sözleşmesi ya da toplu iş sözleşmesi ile yıllık ücretli izne ilişkin hükümler düzenlenebilir.

 KISA ÇALIŞMA VE ÜCRETSİZ İZİN SÜRELERİ YILLIK İZİNLERİ ETKİLER Mİ?

4857 sayılı kanunun 55/j maddesinde “Yıllık İzin Bakımından Çalışılmış Gibi Sayılan Haller” başlığı altında işverenler tarafından verilen diğer izinler ile kısa çalışma sürelerinin yıllık izne hak kazanmak için gerekli kıdemin hesabında dikkate alınacağı belirtilmiştir. Bu durumda kısa çalışma yıllık izne hak kazanmak için gerekli sürenin hesabında dikkate alınacaktır. Maddede geçen işveren tarafından verilen diğer izinler ifadesinden, işveren iradesi ile yapılan pandemi ücretsiz izin sürelerinin yıllık izne hak kazanmak için gerekli kıdemin hesabında dikkate alınması gerektiği kanaatindeyim.

(Kaynak: Mustafa İşcan / Milli Gazetesi | 04.08.2021)

Kaynak: http://www.muhasebetr.com/ulusalbasin/haber_oku.php?haber_id=31034

Alınmayan Emeklilik Maaşlarının Akıbeti ve Hak Kaybı

Dönemlere, sigortalılık statüleri ve sigorta kollarına göre Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından ödenmekte olan gelir ve aylıklarının uzun zaman alınmaması hâlinde kurum tarafından değişik işlemler yapmaktadır.

Okuyucularımızdan gelen sorulardan hareketle uzun yıllar boyunca alınmayan gelir ve aylık ödemelerinde zaman aşımı uygulamaları ile hak kayıplarına bu yazımızda yer verilmiştir…

GELİR VE AYLIK ÖDEMELERİNDE ZAMAN AŞIMI

SGK öncesinde yürürlükte bulunan SSK’nın uygulama (506 sayılı) Kanunu ile Bağ-Kur’un uygulama (1479 s.) Kanunu gereğince herhangi bir döneme ilişkin gelir ve aylığını 5 yıl içinde almayanların, söz konusu gelir ve aylıklarının ödenmemesi yönünde düzenlemelere yer verilmiştir.

SGK’nın uygulama (5510 s.) Kanununda ise bağlanan gelir ve aylıklardan herhangi bir döneme ilişkin gelir ve aylığın alınmaması durumunda zaman aşımı uygulaması öngörülmemiştir. Bu nedenle, 4/1-a (SSK) ve 4/1-b (Bağ-Kur) sigortalıları açısından 2008/Ekim ayı başından önce bağlanan gelir ve aylıklardan herhangi bir döneme ilişkin gelir ve aylığın 5 yıl içinde alınmaması durumunda, alınmayan gelir ve aylığın ödeme tarihi ile Kanunun yürürlük tarihi arasında 5 yıllık sürenin dolup dolmadığına bakılacak;

  • 5 yıllık sürenin dolması halinde, 2008/Ekim öncesinde 5 yıllık süre ile 2008/Ekim sonrası,
  • 5 yıllık sürenin dolmaması hâlinde ise 2008/Ekim öncesi ve sonrası, gelir ve aylıklar ödenecektir.

GAİPLİKTE ZAMAN AŞIMI VE HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE

Gaiplik olayının söz konusu olduğu durumlarda hak sahiplerinin gaiplik kararı alınmadan aylık bağlanması talebinde bulunamayacakları göz önüne alındığında, hak sahiplerine bağlanacak gelir ve aylıklarla yapılacak toptan ödemeler ve genel sağlık sigortasına ait alacaklarla ilgili zaman aşımı ve hak düşürücü süre, sigortalının mahkemece gaipliğine hükmolunan ölüm tarihi yerine, gaipliğe ilişkin kararın kesinleştiği tarihte başlayacaktır. Gaipliğe ilişkin mahkeme kararının kesinleşme tarihinden itibaren 5 yıl içinde müracaat edilmesi hâlinde;

  • Mahkeme kararının gerekçe veya hüküm bölümünde sigortalının gaip olduğu tarih belirtilmiş ise gelir/aylıklar, mahkeme kararında belirtilen tarihi,
  • Mahkeme kararının gerekçe veya hüküm bölümünde sigortalının gaip olduğu tarihi belirtilmemiş ise, mahkeme kararının kesinleştiği tarihi,

Takip eden ay başından itibaren başlatılacaktır. Gaipliğe ilişkin mahkeme kararının kesinleşme tarihinden itibaren beş yıl içinde müracaat edilmemesi hâlinde; müracaat tarihinden geriye doğru beş yıllık gelir/aylık ödenecektir. Bu çerçevede yapılacak toptan ödemeler için 5 yıllık hak düşürücü süre uygulaması yapılacaktır. Zaman aşımı süresi dolduğundan hak sahiplerine aylıkların başvuru tarihinden geriye doğru 5 yıllık kısmı da ödenmektedir.

VERESE İŞLEMLERİNDE ZAMAN AŞIMI

Sigortalı veya hak sahiplerinden herhangi bir döneme ilişkin gelir ve aylığını zamanında almayanların mirasçılarınca bu miktarların talep edilmesi durumunda, mirasçıların talebinin zaman aşımı yönüyle değerlendirilmesinde genel zaman aşımı hükümleri uygulanmaktadır. Buna göre Borçlar Kanununda yer alan “Sebepsiz zenginleşmeden doğan istem hakkı hak sahibinin geri isteme hakkı olduğunu öğrendiği tarihten başlayarak 2 yılın ve herhâlde zenginleşmenin gerçekleştiği tarihten başlayarak 10 yılın geçmesi ile zamanaşımına uğrar” hükmü gereğince işlem yapılmaktadır.

İŞ KAZASI VE MESLEK HASTALIĞINDA ZAMAN AŞIMI

İş kazaları ve meslek hastalıkları sigortası yönünden zaman aşımı uygulamasında, SSK’nın uygulama (506 sayılı) Kanununda 5 yıllık süreye yer verilmiştir. Aynı süre SGK uygulamasında da esas alınmaktadır.

Zaman aşımı tespitlerinde sürekli iş göremezlik gelirinin başlangıç tarihi esas alınmaktadır. Sigortalıya sürekli iş göremezlik geliri bağlanabilmesi için sigortalının geçirdiği kazanın iş kazası olduğunun SGK tarafından tespit edilmiş olması yeterli olmayıp, iş kazası nedeniyle sigortalının meslekte kazanma gücünü en az %10 oranında kaybetmiş olduğunun SGK sağlık kurulunca belirlenmesi ve sigortalının sürekli iş göremezlik geliri bağlanması için yazılı talepte bulunması gerekmektedir. Gelir bağlanmasında sigortalıların mutlaka tahsis talebi alınacak ve zaman aşımı tespitinde gelir başlangıç tarihi ile talep tarihi esas alınmaktadır.

SGK’ya müracaat etmemenin haklı bir sebebe dayandığını ispat edenler hakkında, zaman aşımına ilişkin hükümler uygulanmamaktadır.

VAZİFE MALULLÜĞÜ VE ÖLÜM HÂLİNDE ZAMAN AŞIMI

4/1-c sigortalılarının SGK’nın uygulama (5510 s.) Kanununa göre vazife malullüğü ve ölüm hâlinde bağlanması gereken aylıkların, hakkın kazanıldığı tarihten itibaren 5 yıl içinde istenmeyen kısmı zaman aşımına uğrayacaktır. Bu durumda, sigortalı ve hak sahiplerinin başvuru tarihinden geriye doğru gidilerek 5 yıllık bölümü ödenecektir. 5 yılı aşan süreye ilişkin aylıklar ise zaman aşımına uğradığından ödenmeyecektir.

Bu kapsamda, zaman aşımı süresinin başlangıcı olarak emekli iken ölüm hâlinde ölüm tarihini takip eden ay başı (takip eden ayın 1’i), iştirakçi iken ölüm hâlinde ise aylıklarını her ayın 15’inde alanlar için ölüm tarihini takip eden ayın 15’i, aylıklarını her ayın 1’inde alanlar için ölüm tarihini takip eden ayın 1’i esas alınacaktır.

(Kaynak: İsa Karakaş / Türkiye Gazetesi | 04.08.2021)

Kaynak: http://www.muhasebetr.com/ulusalbasin/haber_oku.php?haber_id=31035

İşletmede Kullanılmak Amacıyla Yapılan Makine İmalatının Muhasebe Kaydı?

Cevap: ABC A.Ş. işletmede kullanılmak amacıyla makine imalatına başlamıştır. Söz konusu makine için toplam 20.000 TL artı KDV harcanmıştır.

————————————————-/———————————–

258 YAPILMAK OLAN YAT.  20.000

191 İND. KDV                          3.600

320 SATICILAR 23.600

————————————————————————————-

Söz makinanın imalatı tamamlanmış ve amortisman ayrılmak üzere şirket ilgili hesaba virmanlamıştır.

————————————————-/———————————–

253 TES. MAK. VE CİH.   20.000

258 YAPILMAK OLAN YAT.  20.000

————————————————————————————-

Dr. Koray ATEŞ
korayates@muhasebetr.com

(04.08.2021)

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

KOBİ’lerde Kurumsallaşma Süreci Özeti

Büyümekte olan firmalarda gelişen ve değişen global dünyada işletmelerde alınacak kararları bir sisteme oturtmak çok önemli. Firmaların süreklilik sağlaması ve yeni nesile veya yeni kuşaklara aktarılması bu konuyu çok önemli duruma getirdi. Sağlıksız ve sistemsiz büyüme beraberinde önemli problemleri getirmektedir.

Tüm firmaların ve özellikle aile şirketlerinin çok önem vermesi ve kararlılıkla üzerinde durması gereken bir konudur. Global Family Business Consultants tarafından yapılan bir araştırmada Aile şirketlerinin % 5 aile içi çatışma, % 14 aileler arası kavga, % 19 miras kavgası, % 19 kardeş yeğen-kuzen çatışması, % 43 kardeşler arası çatışma nedeniyle yok olmaktadır. Birinci Kuşakta son bulan aile şirketi sayısı %80, İkinci Kuşağa ulaşanların oranı%16 Üçüncü Kuşak ve sonrasına devam edenlerin oranı ise %4 dür.

Türkiye’de ve dünyada aile şirketi olarak kurulan ve uzun yıllar ayakta kalmış güçlü şirketler vardır. Sabancı Holding, Doğuş Holding,  Eczacıbaşı, Levi’s, Ford, Adidas, Bosch, Puma, Vestel, Yaşar Holding, Fiat bunların en iyi örnekleridir.

Kurumsallaşma; bir işletmenin belli bir hedef doğrultusunda hiçbir kişiye bağlı kalmadan sisteme bağlı kalarak yapının kurulması ve devam etmesidir.

Özetle;  Bir amacı olması, hedef odaklı olması, kişilere bağlı kalmaması, sistemsel ilerlemesi ve standart kuralların konulması ve objektif olması.

Kısacası “Kendi kendini yöneten işletmelerin var olmasıdır.”

1- KURUMSALLAŞMAK İÇİN BASİT ADIMLAR NELERDİR?

Öncelikle işlemlere başlamadan önce mevcut durum analizi ve SWOT analizi yapılmalıdır. (GÜÇLÜ-ZAYIF yönler belirlenmeli, FIRSAT –TEHDİT ler ise şeffaf bir şekilde ifade edilmeli.

a- İş ve görev tanımları açık seçik yapılmalıdır,
b- İşletme içi kurallar belirlenmeli ve şirket anayasası için cep kitapçığı oluşturulup tüm personele dağıtılmalı

c- Yönergeler/politika ve prosedürler belirlenmeli, matbu form ve belgeler numaralandırılarak oluşturumalı,
d- İşletmedeki tüm departman ve birimlerin (Personel, mali işler, üretim, satış & pazarlama v.b. gibi) iş akışları tespit edilmelidir,
d- Firmanın kendine özgü ilkeleri vizyon ve misyon u ortaya konmalıdır,
e- Yetki ve sorumluluklar net olarak ortaya konmalı ve uygulanmalı ve takip edilmesi sağlanacak sistem kurulmalı,
f- Yetki ve sorumluluklar, gerekli kişilik ve yetkinlik analizlerine istinaden o yetkiyi veya sorumluluğu taşıyabilecek kişilere verilmelidir.

g- Nihai kararlar istişare ile alınmalıdır.

Kurumsallaşmanın başarısı öncelikle ve net olarak tüm tarafların ve kişilerin bunu istemesi ve inanması ile sağlanabilir. Zincirin halkaları gibi tüm halkaların sıkı sıkıya bağlı ve en ufak paslı bir halka olmaması gerekir. Kararlı olmak ilk önemli noktadır. Öncelikle Sistem Kurmak ve standartlaşmak için gerekli süreci başlatmak gerekmektedir.  Kurumsallaşma isteğinde firmada uzun yıllardır görev alan  kişilerde ve yeniliğe/gelişime açık olmayan kişilerde direnç olabiliyor.

Kurumsallaşma sürecine firmanın ihtiyaçları, vizyonu misyonu ve hedefleri doğrultusunda şirket yapısı belirlenmeli ve mevcut durum analizi yapılarak stratejik birimler oluşturulmalıdır. Şirketin karakterini ortaya koyarken; işletmelerin büyüklüğüne, sektörüne, hedeflerine, kültürüne v.b. özelliklerine göre farklılık gösterebilir.

Stratejik Planlamalar yapılmalı, bu planların şeffaf, ölçülebilir olması ve firmaya özgü olmasına dikkat edilmelidir. Çünkü her kurumsallaşma ilkeleri ezber gibi her firmada aynı kopyala yapıştır gibi olamaz. Olsa da sürekliliği olmaz kısa sürede sistem eski haline döner. Çalışanların sisteme inancı kalmaz.

Her çalışanın mutlaka görev tanımları olmalıdır. Yetki ve sorumluklar net olarak belirlenmelidir.

2- FİRMANIZA ÖZEL PROSEDÜRLER, YÖNETMELİKLER OLUŞTURMAK

Kişilere bağımlı olmadan işlerin aksamadan yürümesi için yazılı kurallar ve yazılı prosedürler belirlenmelidir. Örneğin; bir personelinize araç verildiğinde zimmet durumu, terfi durumu olsa, istifa etse, izinli raporlu, seyahatte olsa vb. durumlarda ne yapılacağı İnsan Kaynakları ve İdari İşler prosedüründe açıkça belirtilmiş olmalıdır. Matbu formların da düzenlenmesi ve kararlılıkla uygulatılıyor olması gerekmektedir.

Bunun için de;

  • İşletme Anayasası,
  • Satın Alma Prosedürü,
  • Prim Yönetmeliği,
  • Disiplin Yönetmeliği,
  • Ödül Yönetmeliği,
  • Kalite Sistemleri Yönetmeliği,
  • İnsan Kaynakları ve İdari İşler Prosedürü

Vb. oluşturulmalıdır.

Yukarıda belirtilen politika ve prosedürleri uygulamak için en önemli konu; tüm personeli istişare ile sisteme, politika ve prosedürlerde dahil etmektir, fikirlerini almaktır. Üst yönetim kural koyar ancak çalışanlar kurallara uymaz ise sistem kurmak hiçbir işe yaramaz. Çünkü sistemi devam ettirecek olan çalışanlardır. Yöneticiler ise bu kuralları uygulatacak olan kişilerdir. Sistem kuralların konulması kadar kuralların uygulatılması ve denetimini de gerektirir.

Politika/Yönetmelik/Prosedürlerin hazırlanması aşamasında personelinizden görüş almak, onlara fikir sormak, çalışanları sisteme dahil etmek işverene her zaman avantaj getirir. Çalışan kendi dahil olduğu sistemde  kurallara çabuk adapte olur, uygular, olumsuzluklar karşısında mazeret bulmaz, işini sahiplenir, kendini firmanın parçası olarak görür işyerine bağlılığı artar, motivasyonu ve başarısı  artar. Ancak sözde değil özde olacak şekilde.  Teoride değil Pratikte de…

3- YAZILI KURALLARI PERSONELE TEBLİĞ ETMEK

Yazılı kuralları ve görev tanımlarını personele tebliğ ediniz ve tebellüğ edilen evrakları İnsan Kaynakları Biriminde özlük dosyasında muhafaza ediniz. Personele tebliğ edilmeyen hiçbir konunun hukuki değeri yoktur.

4-KAYIT ALTINA ALMAK

İş hukuku ve kalite Yönetim sistemi çalışmalarımızı kayıt altına almamız gerektiğini vurgular. Belge  niteliği taşıyan, kayıt altına alınmadığında aksaklık ve risk oluşturacak her türlü işleri kayıt altına almalısınız. Örneğin personele eğitim verdiğinizde eğitim katılım formları ve eğitim değerlendirme formlarını kayıt altına almanız gibi. Bu küçük gibi görünen önemli  konuları atlamayın.

5- İŞ AKIŞLARINI HAZIRLAMAK VE ETKİN YÖNETİCİLİK

Yapılan işin en ince noktasına kadar aşama aşama tablolaştırıp nasıl yapılacağını yazılı hale getirilmesidir. İşin bir kere yazılı hale getirilip, gerekli durumlarda revize ettiğiniz takdirde iş süreçlerinizde asla sıkıntı yaşamazsınız.

Bu faaliyetlerin etkin bir şekilde yapılabilmesi için işinde uzman, konusuna hakim, çalışanlara yön verecek, yol gösterecek, çalışana liderlik edecek profesyonel yöneticilere ihtiyaç vardır.

6- ÇALIŞANA SAYGI DUYMAK VE DEĞER VERMEK

Dünyada marka olmuş ve büyük şirketlerin başarı sırrı “çalışanına verdiği değer de saklıdır”. Çalışanın performansının artması adına ona imkan sunan, onu mutlu etmek ve motivasyonun artması için çaba gösteren işverenler mutlu personel yarattığı için büyük başarılara imza atmışlar ve büyük hedeflerine her zaman kavuşmuşlardır.

Tüm bu açıklamalar ışığında;  Kurumsallaşmak istiyorsak  önce inanmak gerekir. Kişilere bağımlı kalmadan sisteme dayalı kuralların konulmasıdır. Her gelenin kendi arzu ve isteklerine göre karar ve uygulamaları devreye koyamamasıdır. Bunun içinde İşletmelerin amaçları  doğrultusunda işlerin aksamadan devam etmesi, büyümesi, profesyonel bir yönetim anlayışı ile sürdürülebilir başarının sağlanabilmesi için ve sağlıklı büyüme için kurumsallaşma şarttır. Böyle güçlü şirketler olduğu sürece hem işverenler hem de çalışanlar daima kazanacaktır.

Şirketler ne kadar sağlıklı ve sürdürülebilir büyürse ülkemiz için o kadar İstihdam artar, yeni gelecek kuşaklar daha yaratıcı fikirlerle ümidini korur, çalışanların motivasyonu artar.  Ülke ekonomisi daha yaratıcı ve sistemsel şirketlerle karlılık durumlarını da etkilediği için sağlıklı bir büyüme ortaya konabilir.

Kaynakça:

04.08.2021

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

Şirketlerde Asimetrik ve Simetrik Bölünme ve Evlenme İşlemlerinde Özellik Arz Eden Durumlar

GİRİŞ

  1. Şirketlerin yeniden yapılandırılmaları Türk Ticaret Kanunu ile düzenlemiş ve Vergi Kanunları ile çeşitli vergisel kolaylıklar ve istisna uygulamaları getirilmiştir.
  2. Şirket sermaye yapılarının güçlendirilmesi, faaliyet birleşmeleri ile kaynak kullanımlarının verimli hale getirilmesine yönelik yapılan düzenlemelerle ekonomide şirket verimliliklerinin artırılmasını amaçlanmaktadır.

(YMM Odası raporu)

KİMLER BÖLÜNEBİLİR

  1. Sermaye şirketleri ve kooperatifler sermaye şirketlerine ve kooperatiflere bölünebilirler. (TTK Md. 160).
  2. Bölünme hakkı yalnızca sermaye şirketleri ve kooperatiflere tanınmış, şahıs şirketlerine tanınmamıştır.
  3. Sermaye şirketleri ile kooperatifler kendi türü içinde bölünebileceği gibi bir sermaye şirketi bir kooperatife veya tersi şekilde bir kooperatif sermaye şirketine bölünebilir.
  4. Diğer bir deyişle bir anonim şirket anonim şirkete ya da limited şirkete veya kooperatif şirkete bölünebileceği gibi limited şirket anonim şirkete ya da limited şirkete veya kooperatif şirkete bölünebilir. Aynı şekilde bir kooperatif şirket de anonim veya limited şirkete ya da kooperatif şirkete bölünebilir.

SERMAYE PAYLARINA GÖRE BÖLÜNME

Bölünme, sermaye paylarının bölen şirkette aynen muhafaza edilip edilmemesine göre simetrik bölünme ve asimetrik bölünme olarak 2’ye ayrılır.

A-SİMETRİK BÖLÜNME

Bölünen şirketin ortaklarına devralan şirketlerde, bölünen şirkete mevcut payları oranında şirket payları tahsis edilmesine Korunmuş Oranlar ile (simetrik) bölünme denir. Oran korunduğu, yani simetrik bölünmede, bölünen şirketin ortakları, devralan şirketlerde tahsis edilen payları bölünen şirkette sahip oldukları mevcut payları oranında edinirler. Bu çeşit bölünme hem yeni kuruluş şeklinde hem de devralma şeklinde gerçekleştirilen bölünmeler için kısmi ve tam bölünmelerde geçerlidir.

B-ASİMETRİK BÖLÜNME

Bölünen şirketin ortaklarına devralan şirketlerde, bölünen şirkette mevcut payları oranlarından farklı oranlarda şirket payları tahsis edilmesine “Oranların Korunmadığı (Asimetrik ) bölünme denir. Bu çeşit bölünme, tam ve kısmi bölünmelerde, yeni kuruluş ve devralma yoluyla gerçekleştirilen bölünmelerde geçerlidir. Asimetrik bölünmede, devralan şirketlerde tahsis edilen paylar, bölünen şirketin ortaklarına bölünen şirketteki pay oranlarından farklı oranlarda verilmektedir. Devralan şirketlerden bölünen şirkette mevcut sermaye payı oranından daha fazla pay alan ortağın, bölünen şirketteki sermaye payı oranının azalması gerekir. Bu durumda, diğer ortakların ise bölünen şirketteki pay oranları artacaktır.

KISMİ BÖLÜNMEDE GÇMİŞ YIL ZARARLARI

Kurumlar Vergisi Kanununun 19 uncu maddesinde, devir ve tam bölünme işlemlerinde maddede belirlenen sınır dahilinde devralınan kurumların zararlarının indirimi kabul edilmiş ancak, kısmi bölünme işlemlerinde zarar mahsubuna ilişkin herhangi bir hükme yer verilmemiştir. Bu nedenle kısmi bölünmede, bölünen kurumdan devralan kuruma zarar intikali öngörülmediğinden, geçmiş yıl zararlarının hiçbir şekilde devredilmesi mümkün değildir.

TAM BÖLÜNMEDE VERGİLEME İŞLEMLERİ

  1. Kurumlar Vergisi Kanununun 19 uncu maddesi uyarınca yapılacak tam bölünmelerde, aşağıdaki açıklamalar çerçevesinde münfesih kurumun sadece bölünme tarihine kadar elde ettiği kazançlar vergilendirilecek; bölünmeden doğan kârlar ise hesaplanmayacak ve vergilendirilmeyecektir.
  2. Tam bölünme tarihi, şirket yetkili kurulunun bölünmeye ilişkin kararının Ticaret Sicilinde tescil edildiği tarihtir.
  3. Bölünme işlemine ilişkin kurumlar vergisi beyannamesi, bölünmenin Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edildiği tarihten itibaren otuz gün içinde bölünme suretiyle infisah eden (bölünen) kurumun bağlı olduğu vergi dairesine verilecektir.
  4. Beyanname, bölünen kurum ile bu kurumun varlıklarını devralan kurumlar tarafından bölünme tarihi itibarıyla hazırlanacak ve müştereken imzalanarak verilecektir.
  5. Bölünme tarihine kadar olan kazancın vergilendirilebilmesi için bölünme tarihi itibarıyla hesaplanan kazancın bu beyannameye dahil edilerek vergilendirilmesi gerekmektedir.
  6. Bu tarihten sonraki işlemlerden doğan kazanç, devralan kurumlara ait olacaktır.
  7. Bölünme işleminin hesap döneminin kapandığı aydan kurumlar vergisi beyannamesinin verildiği ayın sonuna kadar geçen süre içerisinde yapılması halinde, bölünen kurumun önceki hesap dönemine ilişkin olarak hazırlanacak kurumlar vergisi beyannamesi de bölünmeye ilişkin kurumlar vergisi beyannamesi ile birlikte verilecektir.
  8. Söz konusu beyannamenin de bölünen  kurum ve bu kurumun varlıklarını devralan kurumlar tarafından müştereken imzalanarak münfesih kurumun bağlı bulunduğu vergi dairesine verilmesi gerekmektedir. Bölünen kurumun varlıklarını devralan kurumlar, bölünen kurumun tahakkuk etmiş ve edecek vergi borçlarını ödeyeceğini ve diğer ödevlerini yerine getireceğini, bölünen kurumun bölünme sebebiyle verilecek olan kurumlar vergisi beyannamesinin ekinde verecekleri bir taahhütname ile taahhüt edeceklerdir.
  9. Mahallin en büyük mal memuru, bu hususta bölünen kurum ile bu kurumun varlıklarını devralan kurumlardan ayrıca teminat isteyebilecektir. Bölünme beyannamesine, ayrıca bölünme bilançosu ve gelir tablosu, bölünme sözleşmesi ve bölünen kurumun varlıklarını devralan kurumların yeni sermaye yapısını gösteren Ticaret Sicil Müdürlüğü yazısının birer örneği eklenecektir. Geçici vergi beyannamesinin verilme süresinden önce aynı döneme ilişkin olarak tam bölünme işlemleri nedeniyle kurumlar vergisi beyannamesi verilmesi halinde, bu dönem için ayrıca geçici vergi beyannamesi verilmeyecektir.

(YMM ODASI RAPORUNDAN)

04.08.2021

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

Yapı Kooperatiflerinde Ortaklar İçin Sosyal, Kültürel, Ekonomik ve Turizm Amaçlı Tesislerin Kurulup İşletilmesi Sürecinde Kurumlar Vergisi Uygulaması

Kooperatifler ortak ekonomik, sosyal ve kültürel ihtiyaç ve istekleri müşterek sahip olunan ve demokratik olarak kontrol edilen bir işletme yoluyla karşılamak üzere gönüllü olarak bir araya gelen insanların oluşturduğu bağımsız yapılardır. Kooperatiflerin sadece üyeleri ile iş görmek, üyelerinin sosyal ve ekonomik ihtiyaçlarını gidermek amacıyla oluşturuldukları, kazanç elde etme amacı gütmedikleri, ortaklarının ihtiyaçlarını karşılama gayesiyle hareket ederek sosyal amaçlarını ön plana çıkardıkları kabul edilebilir. Bu bakımdan, kooperatiflerin ortak dayanışma ilkesine dayalı kar amacı gütmeyen kuruluşlar olduğu söylenebilir.

Bu yaklaşımın ülkemizde Vergi Kanunları bakımından da benimsendiği görülebilir. Vergi kanunlarında Kooperatifler ile ilgili bazı özel düzenlemelere yer verilmiştir. 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 4’ünü maddesinde tüketim ve taşımacılık kooperatifleri dışında kalan Kooperatiflere, belirli şartları sağlamaları şartıyla vergi muafiyeti tanınmış, Katma Değer Vergisi Kanunu’nda bazı kooperatiflerin teslim ve hizmetleri vergi dışı bırakılmış, 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun 93’üncü maddesinde de kooperatiflerin bazı işlemleri, harçlardan, damga vergisinden, banka ve sigorta muameleleri vergisinden, kiraya verilmeyen taşınmazları için taşınmaz üzerinden alınan vergilerden muafiyet getirilmiştir.

Ülkemizde yaygın olan kooperatif oluşumlarından birisi olan Konut Yapı Kooperatifleri, ortaklarının konut ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla; arsa ve arazi satın alma, ortaklarına konut yaptırma, yaptırdığı konutların mülkiyetini ortaklarına aktarma, ortaklarının sosyal, kültürel ve ekonomik ihtiyaçlarını karşılamak üzere gerekli tesisleri kurma ve bu tesisleri işletme ya da kiraya verme gibi iş ve işlemleri yerine getirmeyi amaçlamaktadır.

Bu çalışmada amaç, Konut Yapı Kooperatiflerince ortakları için sosyal, kültürel, ekonomik ve turizm amaçlı tesislerin kurulup işletmesi halinde Kurumlar Vergisi karşısındaki durumunun irdelenmesidir.

Ortaklarının sosyal, kültürel, ekonomik, turizm ihtiyaçlarını karşılamak üzere gerekli tesislerin kurulup işletebileceği veya kiraya verilerek bunların ortaklarına aktarabileceği, sadece yapı kooperatiflerinin değil birçok farklı kooperatifin ana sözleşmesinin “amaç ve faaliyet konuları” başlıklı maddelerinde hüküm altına alındığı görülmektedir. Yine 1 Seri Numaralı Kurumlar Vergisi Genel Tebliği “Yapı kooperatiflerinde ortak dışı işlemler” başlıklı maddesinde ise “… Yapı kooperatifi tarafından inşa edilen işyeri ve konutlarda yaşayan insanların sosyal ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla sosyal tesislerin kat karşılığı inşa ettirilmesinin ortak dışı işlem sayılmayacağı, bu tesislerin yapımını müteakip, kooperatif tarafından işletilmesi halinde ise, işletilmeye başlandığı tarihte muafiyet şartının ihlal edilmiş sayılacağı” hüküm altına alınmıştır.

Söz konusu Tebliğde yapılan açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, kooperatiflerin ana sözleşmelerinde “ortaklarının sosyal, kültürel, ekonomik, turizm ihtiyaçlarını karşılamak üzere gerekli tesislerin kurulup işletebileceği veya kiraya verilerek bunların ortaklarına aktarabileceği” hükmü olsa dahi fiilen söz konusu tesislerin kurulup kooperatifçe bizzat işletilmesi veya kiraya verilmesi ortak dışı işlem olarak değerlendirilecektir. Yani bu hükmün ana sözleşmede yer almasının tek başına yapı kooperatiflerinin Kurumlar Vergisi mükellefiyetinin başlaması için yeterli olmayacağı değerlendirilebilir.

Bu bağlamda, anılan tesislerin kurulabileceği yönünde sadece kooperatif ana sözleşmelerinde hükümlere yer verilmesinin, kooperatifin kurumlar vergisi muafiyetini ortadan kaldırmadığı; ancak, ne zaman ki bu tesislerin fiilen kurularak bizzat işletmeye başlanılması halinde, kooperatifin (varsa) kurumlar vergisi muafiyetinin de ortadan kalkmış olacağı söylenebilir. Yani bu tesislerin yapımından sonraki süreçte kooperatifler tarafından işletilmesi halinde, işletilmeye başlandığı tarihte muafiyet şartı ihlal edilmiş sayılacak, Kurumlar Vergisi mükellefiyeti başlayacaktır.

Kaynakça

– 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu

– 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu

– 1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliği

04.08.2021

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

Borç Yapılandırmada Peşin Ödeme Avantajı

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Başkanı İsmail Yılmaz, kuruma olan prim borçlarını yapılandırarak peşin ödeyenlerden gecikme faizi yerine hesaplanan enflasyon farkının yüzde 90’ının alınmayacağını belirtti. Yılmaz, bu sayede 2008 yılındaki 1200 liralık borcu gecikme cezasıyla bugün 5 bin 535 liraya çıkan vatandaşın, peşin ödeme yaptığı takdirde sadece bin 292 TL ödeyerek borçtan kurtulacağını söyledi. Yılmaz, işten çıkarma yasağının bitmesiyle temmuz ayında işsiz sayısında patlama yaşanacağı endişelerine karşın, sigortalı işçi sayısının temmuz ayında bir önceki döneme göre arttığını bildirdi. Habertürk’ten Ahmet Kıvanç’ın haberi.

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Başkanı İsmail Yılmaz, düzenlediği basın toplantısında, başvuru süreci devam eden 7326 Sayılı Yapılandırma Kanunu’nun ayrıntıları hakkında bilgi verdi, soruları yanıtladı. Yılmaz, 30 Haziran’da işten çıkarma yasağının sona ermesiyle temmuz ayında sigortalı işçi sayısında nasıl bir değişiklik olduğuna ilişkin soru üzerine, henüz kesin veriler ortaya çıkmamakla birlikte temmuz ayında sigortalı işçi sayısında bir önceki döneme göre artış olduğunu söyledi. Yasağın sona ermesiyle sigortalı sayısında büyük bir düşüş olacağı yönünde beklenti olduğunu hatırlatan Yılmaz, “Temmuz ayına ilişkin verilerimiz henüz netleşmedi ama geçmiş yıllarla eş değer şekilde seyrediyor. Her dönemde işe giriş ve işten çıkış olur. Geçmiş aylarla baktığımızda aynı seyirde devam ediyor, yani olağanüstü bir durum söz konusu değil. Elbette belli gruplar işten çıkmış, belli gruplar işe girmiştir ama toplamına baktığımızda sigortalı sayılarımızda bir artış olacağını öngörüyoruz, artış var zaten” diye konuştu.

Yapılandırma kapsamının oldukça geniş tutulduğunu, Nisan 2021 ve öncesine ait neredeyse tüm SGK alacaklarının yapılandırmaya dahil edildiğini belirten İsmail Yılmaz, “Gerek taksit süresinin uzunluğu ve toplamda 36 aya kadar ödeme süresi, peşin ödeme avantajı, gerekse kredi kartıyla ödeme, elektronik ortamda başvuru imkânı gibi yollarla işverenlerimize ve sigortalılarımıza gerekli tüm kolaylıkları sunmuş bulunuyoruz. Peşin veya iki taksitle ödeme seçeneklerinin tercih edilmesi halinde çok avantajlı ödeme planları sunulmaktadır” dedi.

Yılmaz’ın verdiği bilgiye göre, yapılandırma kapsamındaki borçlar şöyle:

2021 Nisan ayı ve öncesine ait olan;

Sigorta primi,

Genel sağlık sigortası primi,

İşsizlik sigortası primi,

İdari para cezaları,

İş kazası ve meslek hastalığı, malullük ve vazife malullüğü sonucunda doğan rücu alacakları, 4/b (BAĞ-KUR) sigortalılarının daha önce durdurulan hizmet sürelerinin ihyası halinde doğan alacaklar,

Yersiz ödenen gelir ve aylıklardan doğan alacaklar,

6183 Sayılı Amme Alacakları Kanunu’nun 48’inci maddesi kapsamında taksitlendirilen alacaklar.

BAŞVURULAR İÇİN SON TARİH 31 AĞUSTOS 2021

Yılmaz, prim borçlarının yapılandırılması için başvuruların 31 Ağustos 2021 tarihine kadar yapılabileceğini, ilk taksit ödemeleri için son tarihin de 1 Kasım 2021 olduğunu belirtti.

Yılmaz, genel sağlık sigortası (GSS) prim borçları için başvuru şartı bulunmadığını, 31 Aralık 2021 tarihine kadar ödeme yapılabileceğini ifade etti.

BAŞVURULAR NASIL YAPILACAK?

İşverenler; e-Sigorta kanalıyla şahsen veya posta yoluyla ilgili sosyal güvenlik il müdürlüğüne veya sosyal güvenlik merkezine,

4/b (BAĞ-KUR) sigortalıları e-Devlet üzerinden, şahsen veya posta yoluyla herhangi bir sosyal güvenlik il müdürlüğüne veya sosyal güvenlik merkezine,

Primlerini kendileri ödeyenler ise e-devlet üzerinden, şahsen veya posta yoluyla dosyalarının olduğu sosyal güvenlik il müdürlüğüne veya sosyal güvenlik merkezine başvurabilecekler.

İşverenler yapılandırılan borçlarını, taksit tutarlarını ve ödeme vadelerine ilişkin bilgilerin takibini e-Sigorta üzerinden öğrenebilecekler. Başvuruların takibini 4/b kapsamındaki (BAĞ-KUR) sigortalılar ile GSS borçluları ise e-Devlet üzerinden görebilecekler.

DOĞRUDAN BANKAYA ÖDEYECEKLER

E-sigorta ve e-Devlet üzerinden ödeme planlarını görüntüleyen sigortalı ve işverenler, ödeme planları banka ekranlarına yansıtılacağı için tebligat beklemeden direkt olarak banka üzerinden borçlarını ödeyebilecekler.

PEŞİN ÖDEMEYLE BORÇ 4’TE 1’E İNECEK

Yapılandırılan borçların anapara tutarına gecikme cezası ve gecikme zammı ile faiz uygulanmayacak. Bunların yerine borçlar yurt içi üretici fiyat endeksi (Yİ-ÜFE) ile güncellenecek. Peşin ödemede, hesaplanan Yİ-ÜFE’nin yüzde 90’ı, iki taksitle ödemede ise yüzde 50’si silinecek.

İdari para cezalarının anapara borcunun yüzde 50’si silinecek, kalanı da Yİ-ÜFE ile güncellenecek.

Asılları ödenmiş alacakların fer’ilerinin yapılandırılarak ödenmesi halinde yüzde 60’ı silinecek.

SGK Başkanı İsmail Yılmaz, peşin ödemede sağlanan avantajı örnekle anlattı. Buna göre, 2008’de 1200 TL anapara borcu olan bir vatandaşın yapılandırma olmasaydı bugün ödeyeceği faiz yaklaşık 4 bin 335 TL olacaktı. Bu vatandaşın toplam 5 bin 535 TL ödemesi gerekecekti.

Yapılandırma sonucu 4 bin 335 TL olan faiz 922 TL’ye güncellenecek. Borcunun tamamını 1 Kasım 2021 tarihine kadar ödeyen vatandaştan 922 TL olarak güncellenen enflasyon farkının sadece 92 TL’lik kısmı alınacak. Böylece bu vatandaş 5 bin 335 TL yerine 1292 TL ödeyerek borcundan kurtulacak.

Borcun tamamını iki taksitle ödeyenlerden ise 922 TL’lik tutarın yarısı alınacak. Bu vatandaş da 1661 TL ödeyecek.

Borçlarını taksitle ödemek isteyenler ise yıllık yüzde 9 vade farkıyla ikişer aylık dönemlerde 6, 9, 12, 18 taksit seçeneğinden birini tercih edebilecekler. 18 ay taksit seçeneğini tercih eden bir vatandaş borcunu 36 ayda, yani 3 yılda ödeyecek.

TEŞVİK UYGULAMALARINDAN YARARLANABİLECEKLER

Yapılandırma ödemeleri düzenli olarak devam ettiği sürece işverenler sigorta primi teşvik uygulamalarından yararlanabilecekler. İlk taksitin süresinde ve tam olarak ödenmesi şartıyla “borcu yoktur” yazısı alabilmeleri sağlanacak. Daha önce konulmuş hacizler ise yapılan ödemelere paralel olarak kaldırılacak.

(Kaynak: Ahmet Kıvanç / Haber Türk | 04.08.2021)

Kaynak: http://www.muhasebetr.com/ulusalbasin/haber_oku.php?haber_id=31037

Değerli Konut Vergisi’yle İlgili İlk Özelgeler

Gelir İdaresi özelgeleri, vergi cezası ve gecikme faizine karşı koruma sağlıyor. Aynı nitelikli özelgeler sadece özelgenin verildiği değil bütün mükellefler için aynı sonuçları doğuruyor. Bu nedenle özelgeler oldukça önemli ve izlenmesi gereken kaynaklar.

Gelir İdaresi’nce verilen özelgelerden seçilmiş bazılarının özetine, yorum yapmadan zaman zaman bu köşede yer vermeye çalışıyorum.

Değerli Konut Vergisi yeni bir vergi. Bu vergiyle ilgili ilk özelgeler de çıkmaya başladı. İşte son zamanlarda Değerli Konut Vergisi’yle ilgili olarak verilen özelgelerden seçtiğim bazılarının özeti. Özelgelerin tam metinlerine Gelir İdaresinin internet sitesinden ulaşmak mümkün.

– Fiilen tek mesken olarak kullanılan taşınmaz tapuda iki ayrı mesken olarak kayıtlıysa, değerli konut vergisi uygulaması nasıl olur?

(28.03.2021 tarih ve 271358 sayılı özelge)

Türkiye sınırları içinde bulunan ve bina vergi değeri Emlak Vergisi Kanunu’nun 42. maddesinde yer alan tutarı aşan mesken nitelikli taşınmazlar değerli konut vergisinin konusunu teşkil etmektedir. Türkiye sınırları içinde mesken nitelikli tek taşınmazı olanlar ile birden fazla mesken nitelikli taşınmazı bulunanların, değerli konut vergisi konusuna giren en düşük değerli mesken nitelikli tek taşınmazı için değerli konut vergisi muafiyeti bulunmaktadır.

“Mesken nitelikli taşınmaz” kavramı mesken niteliğini haiz binalar ile birden fazla bağımsız bölümden oluşan binalarda her bir bağımsız bölümü ifade etmektedir. Özelge Talep Formu’nda yer alan bilgiden, taşınmazın tapu kayıtlarında iki ayrı mesken niteliğini haiz bina olduğu anlaşıldığından, bunlardan en düşük değerli mesken nitelikli taşınmaz için değerli konut vergisi muafiyetinin uygulanması, diğer mesken nitelikli taşınmazın ise beyan edilerek tahakkuk eden verginin ödenmesi gerekmektedir.

-Tapu kayıtlarında mesken olarak gözüken taşınmaz fiilen işyeri olarak kullanılıyorsa değerli konut vergisi uygulaması nasıl yapılır?

(28.03.2021 tarih ve 271359 sayılı özelge)

Türkiye sınırları içinde bulunan ve bina vergi değeri Emlak Vergisi Kanunu’nun 42. maddesinde yer alan tutarı aşan mesken nitelikli taşınmazlar değerli konut vergisinin konusunu teşkil etmektedir.

Değerli konut vergisi uygulamasında binaların mesken niteliğini haiz olup olmadığı hususunun değerlendirilmesinde, taşınmazın kayıtlardaki niteliğinin yanında fiilen kullanım durumuna da bakılmaktadır.

Tapu kayıtlarında mesken niteliğini haiz binaların, fiilen işyeri şeklinde kullanılması ve buna ilişkin olarak da ilgili idareden işyeri açma ve çalışma ruhsatı alınarak faaliyette bulunulması, söz konusu binalara ilişkin emlak vergisi ve çevre temizlik vergisi gibi bildirimlerin işyeri olarak verilmiş olması durumunda, bu binalar değerli konut vergisi uygulaması bakımından işyeri olarak değerlendirilecek olup değerli konut vergisinin konusuna girmeyecektir.

– Mesken olarak kullanılan taşınmaz yanında işyeri olarak kullanılan hisseli iki taşınmazın da bulunduğu durumda değerli konut vergisi uygulaması nasıl yapılır?

(28.03.2021 tarih ve 271360 sayılı özelge)

Türkiye sınırları içinde bulunan ve bina vergi değeri Emlak Vergisi Kanunu’nun 42. maddesinde yer alan tutarı aşan mesken nitelikli taşınmazlar Değerli Konut Vergisi’nin konusunu teşkil etmekte olup Değerli Konut Vergisi uygulamasında binaların mesken niteliğini haiz olup olmadığı hususunun değerlendirilmesinde taşınmazın kayıtlardaki niteliğinin yanında fiilen kullanım durumuna da bakılmaktadır.

Kayıtlarda mesken niteliğini haiz binaların, fiilen işyeri şeklinde kullanılması ve buna ilişkin olarak da ilgili idareden işyeri açma ve çalışma ruhsatı alınarak faaliyette bulunulması, söz konusu binalara ilişkin emlak vergisi ve çevre temizlik vergisi gibi bildirimlerin işyeri olarak verilmiş olması durumunda, bu binalar Değerli Konut Vergisi uygulaması bakımından işyeri olarak değerlendirilecek olup değerli konut vergisinin konusuna girmeyecektir.

Hisseli olarak maliki bulunulan taşınmazların emlak vergisi bildirimlerinin ilgili belediyeye mesken olarak verildiği dikkate alındığında, hisseli olarak maliki bulunulan söz konusu taşınmazlar da Değerli Konut Vergisi’nin konusuna girecek olup hisseli ve tam mülkiyet kapsamında maliki bulunulan Değerli Konut Vergisi’nin konusuna giren tüm taşınmazlardan en düşük bina vergi değerine sahip olan mesken nitelikli tek taşınmaz için Değerli Konut Vergisi muafiyeti uygulanması, diğer taşınmazların ise beyan edilerek tahakkuk edecek verginin ödenmesi gerekmektedir.

 – Birden fazla meskeni olup bunlardan birisinin vergi değeri itibariyle verginin konusuna girmesi.

(30.03.2021 tarih ve 277600 sayılı özelge)

Türkiye sınırları içinde Değerli Konut Vergisi konusuna giren mesken nitelikli tek taşınmazı olanların bu taşınmazı ile bu verginin konusuna giren birden fazla mesken nitelikli taşınmazı bulunanların bunlardan en düşük değerli mesken nitelikli tek taşınmazı için değerli konut vergisi muafiyeti uygulanacak olup muafiyet, bu kişilerin tek meskene hisse ile sahip olmaları halinde hisselerine ait kısım için de uygulanacaktır.

Özelge talep formunda yer alan bilgiden, kişinin üzerine kayıtlı 3 mesken bulunduğu, bu meskenlerden bir tanesinin değerli konut vergisinin konusuna girdiği anlaşılmakta olup söz konusu meskenin değerli konut vergisinden muaf tutulması gerekmektedir.

(Kaynak: Recep Bıyık / Dünya Gazetesi | 04.08.2021)

Kaynak: http://www.muhasebetr.com/ulusalbasin/haber_oku.php?haber_id=31038

Asgari Ücret Desteği Devam Ediyor

2016 yılında başlanılan ve 2017 yılında, 2018 yılı Ocak ila 2018 Eylül döneminde ve 2019, 2020 yıllarında uygulanmış olan asgari ücret desteğine 2021 yılında da devam edilecektir.

28 Temmuz 2021 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan ve 1 Ocak 2021 tarihinden geçerli olmak üzere yürürlüğe giren, 7333 sayılı Kanunun 16. Maddesiyle 5510 sayılı Kanuna eklenen geçici 85. madde ile 2021 yılının 12 ayı için de asgari ücret desteğinin yapılmasına devam edilmesine hükmedilmiştir. Dolayısıyla, 2021 yılında asgari ücret desteği yılın tamamında uygulanacaktır.

Anılan hükme göre;

  • 2021 yılı öncesi tescil edilen işyerleri için 2020 yılının aynı ayına ilişkin Kuruma verilen aylık prim ve hizmet belgelerinde veya muhtasar ve prim hizmet beyannamelerinde

– prime esas günlük kazancı 147 TL,

– toplu iş sözleşmesi uygulanan özel sektör işverenlerine ait işyerleri için 294 TL ve

– Linyit ve Taşkömürü çıkarılan işyerleri için 392 TL

ve altında olan sigortalıların,

  • 2021 yılında tescil edilen işyerleri için ise uzun vadeli sigorta kollarına tabi tüm sigortalıların

çalışma gün sayısının; günlük 2,50 TL ile çarpılması sonucu bulunacak tutar kadar asgari ücret desteği sağlanacaktır.

Anılan destek tutarı bu işverenlerin Kuruma ödeyecekleri sigorta primlerinden mahsup edilecek olup, bu tutar İşsizlik Sigortası Fonundan karşılanacaktır.

Bu madde kapsamında 2021 yılı öncesi tescil edilen işyerlerinde, 2021 yılında destekten yararlanılacak ayda/dönemde, 2020 yılı Ocak ila Aralık ayları/döneminde aylık prim ve hizmet belgesi veya muhtasar ve prim hizmet beyannamesi ile 4/a bendi kapsamında uzun vadeli sigorta kollarından en az sigortalı bildirimi yapılan aydaki/dönemdeki sigortalı sayısının altında bildirimde bulunulması halinde bu madde hükümleri uygulanmayacaktır.

2021 yılı öncesi tescil edilen işyerlerinde, bir önceki yılın aynı ayına ilişkin olarak aylık prim ve hizmet belgesi veya muhtasar ve prim hizmet beyannamesi verilmemiş olması halinde bildirim yapılmış takip eden ilk aya ilişkin aylık prim ve hizmet belgesindeki veya muhtasar ve prim hizmet beyannamesindeki bildirimler esas alınacaktır.

Asgari ücret desteğinden yararlanılması için;

  • 2021 yılına ait aylık prim ve hizmet belgelerini veya muhtasar ve prim hizmet beyannamelerinin yasal süresinde verilmesi,
  • Cari ay primlerinin yasal süresi içinde ödenmesi,
  • SGK’ ya prim, idari para cezası ile bunlara ilişkin gecikme cezası ve gecikme zammı borcunun bulunmaması veya söz konusu borcun 6183 sayılı Kanunun 48 inci maddesine göre taksitlendirilmiş olması,
  • 2021 yılı için çalıştırılan tüm kişilerin sigortalı olarak bildirilmesi, bildirilen sigortalıların fiilen çalıştırılması ve prime esas kazançlarının eksik bildirilmemesi

gerekmektedir.

Asgari ücret desteğiyle sağlanacak indirim tutarı, takip eden ay/aylardan doğan sigorta prim borçlarına mahsup edilecektir.

Henüz konuya ilişkin SGK Genelgesi yayımlanmamış olup uygulamaya ilişkin usul ve esaslar açıklanmamış olmakla birlikte, 2021 yılında uygulanacak asgari ücret desteği geç yasalaştığından, 2021/Ocak – Haziran aylarında hak edilen asgari ücret destekleri, muhtemelen 2021/Temmuz ayı için tahakkuk edecek sigorta primlerine mahsup edilecektir.

(Kaynak: Akif Akarca / Dr.Mehmet Şafak / Dünya Gazetesi | 04.08.2021)

Kaynak: http://www.muhasebetr.com/ulusalbasin/haber_oku.php?haber_id=31039