SGK’dan Prim İadesi Alınabilir Mi?

Sosyal güvenlik, gelirleri ne olursa olsun, ülkede yaşayan herkesin, toplum huzurunu ve refahını bozma tehlikesi olan, sosyal risklerin verdiği zararlardan, bir “insan hakkı” ve esas itibarıyla bir “devlet görevi” olarak primli ve/veya primsiz rejimlerin kullanılması suretiyle kurtarılmasını amaçlayan bir sistemdir.

Sosyal güvenlik olgusunu primli rejim ve primsiz rejim olmak üzere iki ana başlık altında incelemek mümkündür.

Sosyal sigorta, belirli koşulları taşıyan fertlere, sosyal ve fiziki risklere karşı sosyal güvence sağlayan, katılımı zorunlu olan ve sağladığı hizmetlerden yararlanılmak için prim ödenmesi gereken bir sosyal güvence sistemidir.

Örneğin, sigortalı çalışmanın karşılığında, şartlar sağladıktan sonra emekli aylığına hak kazanılmaktadır.

Ancak şartları sağlayamayan ve ileri yaşlara gelen sigortalılar için prim iadesi gündeme gelebilmektedir.

Zaman zaman sigortalılar ileri yaşa gelmeleri ve çalışma hayatına son vermelerinden dolayı prim günlerini tamamlama ve emeklilik imkanlarının kalmaması nedeniyle primlerini iade alma yolu aramaktadırlar.

Sosyal Güvenlik Kurumundan alınacak prim iadesini iki şekilde açıklamak mümkündür.

Birincisi “Tavanı Aşan Primlerin İadesi” iken,

İkincisi ise “Yaşlılık ve Ölüm Toptan Ödemesi”dir.

Bu haller dışında prim iadesi yapılmamaktadır.

Sigorta Primine Esas Aylık Kazancın Üst Sınırını Aşan Primlerin İadesi

2024 yılı için geçerli olan sigorta primine esas aylık kazancın üst sınırı (SGK Tavanı) 150.018,90 TL’dir.

Sigortalının birden fazla işyerinde geçen çalışmaları varsa, bu işyerlerinden Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilen aylık kazançları toplamı sigorta primine esas aylık kazancın üst sınırını aşıyorsa ve bildirimlerin üzerinden 10 yıllık zaman aşımı süresi geçmemiş ise sigorta primine esas aylık kazancın üst sınırını geçen tutarın “işçi hissesi” sigortalının yazılı dilekçeyle talebi halinde kendisine iade edilmektedir.

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 82’nci maddesine göre, sigortalıların birden fazla işte çalışması nedeniyle ödenen primler toplamının, prime esas kazanç üst sınırını aşması halinde, aşan kısmın tamamının sigortalının talebi üzerine en geç talep tarihini takip eden ay içinde, işçi hissesi oranında sigortalıya defaten geri ödeneceği öngörülmüştür.

Sigorta primine esas aylık kazancın üst sınırı aşan sigorta primi işçi hissesinin iade edilebilmesi için işçinin Sosyal Güvenlik Kurumuma dilekçe ile talepte bulunması gerekmektedir. Dilekçe ile talepte bulunulmadığı durumda SGK kendiliğinden ödeme yapmayacaktır.

Yaşlılık ve Ölüm Toptan Ödemesi

Zaman zaman primini ödemiş olan sigortalıların, ileri yaşa gelmeleri ve çalışma hayatına son vermelerinden dolayı prim günlerini tamamlama ve emeklilik imkanlarının kalmaması nedeniyle primlerini iade alma yolu aranmaktadır. Buna toptan ödeme denilmektedir.

Sosyal Güvenlik Kurumundan prim iadesi talep etmenin ikinci yolu, emeklilik için yaş şartını doldurduğu halde (2008 öncesi işe girenlerde 60, 2008 sonrası işe girenlerde 65 yaş) sigortalının prim ödeme gün sayısı toplamının emekli maaşı bağlanması için yeterli olmaması halinde geçerlidir.

Bu durumda sigortalının emekli olma ihtimali olmadığından sigortalı adına yatırılan uzun vadeli sigorta kollarına ilişkin primin (yaşlılık, malullük ve ölüm sigortası) tamamı (bildirilen SPEK tutarının %20’si) sigortalıya talebi halinde toptan ödeme olarak verilmektedir.

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nu sadece sigortalı kadın ise 58, erkek ise 60 yaşında olmasına karşın primi emekli olmaya yetmeyenlere toptan ödeme yapılmasına ilişkin imkanı düzenlemiştir. Dolayısıyla bu yaş şartını sağlamayan kadın ve erkek sigortalıların yaşlılık toptan ödemesi alma imkanları bulunmamaktadır.

5510 sayılı Kanunun 31’inci maddesine göre yaşlılık toptan ödemesi, Kanunun 4/1-(a), 4/1-(b) ve bu Kanuna göre ilk defa 4/1-(c) bentleri kapsamında sigortalı olanlardan,

Çalıştığı işten ayrılan, işyerini kapatan veya devreden,

Yaş şartını (kadınlar için 58, erkekler için 60 yaş) doldurduğu halde malullük ve yaşlılık aylığı bağlanmasına hak kazanamayan, sigortalılara yapılacaktır.

Örneğin, 60 yaşını tamamladığı halde 2951 gün prim ödeme gün sayısı bulunan ve sigortalılık süresi ve prim ödeme gün sayısı açısından yaşlılık (emekli) aylığına hak kazanamayan erkek sigortalıya talepte bulunması halinde ödenen sigorta primlerinin işçi payı toptan ödeme yapılabilir.

Kısa vadeli sigorta kolları ile genel sağlık sigortası primleri toptan ödeme yoluyla ödenmeyecek ayrıca, sigortalının hizmet borçlanmaları da yaşlılık toptan ödemesine dahil edilmemektedir.

Sigortalıların ölümü halinde hak sahiplerine (eş, çocuk, anne, baba) ölüm toptan ödemesi yapılmaktadır. Sigortalının hak sahipliği şartlarını taşımaları halinde eşine, çocuklarına, anne ve babasına hisseleri oranında verilecektir. Ölüm toptan ödemesi yapılabilmesi için, eş, çocuk, anne ve babaya ölüm aylığı bağlanmasında aranan şartların mutlaka yerine getirilmiş olması gerekmektedir.

Aksi durumda ölüm toptan ödemesinin yapılmasına imkan bulunmamaktadır.

(Kaynak: Resul Kurt / Star Gazetesi | 13.09.2024)

Kaynak: SGK’dan Prim İadesi Alınabilir Mi? – MuhasebeTR

Emeklilikte Yaş Dışındaki Diğer Şartları Sağlayanların Kıdem Tazminatları

1999 yılında 4447 sayılı Kanunla yapılan düzenlemeler sonrasında emeklilikte yaş dışındaki diğer şartları sağlayan sigortalılar, işyerlerindeki çalışma süresinin bir yıl veya üzerinde olması ve SGK’dan alacakları “Kıdem Tazminatına Esas Yazı” ile işverenlerine müracaat ederek iş akitlerini sona erdirmeleri halinde kıdem tazminatına hak kazanacaklardır.

Çalışanların emeklilikte yaş dışındaki diğer şartları sağlamış olup olmadıklarının hesabında ilk defa uzun vadeli sigortalı koluna tabi çalışmaya başladıkları tarihe göre aşağıda belirtilen şartları sağlamış olmaları gerekiyor.

Uzun vadeli sigortalı koluna tabi olarak;

– İlk defa 8/9/1999 veya öncesi bir tarihte sigortalı olanların 15 yıl sigortalılık süresi ve 3600 prim gün sayısını sağlamış olmaları

– İlk defa 9/9/1999 ila 30/4/2008 tarihleri arasında sigortalı olanların ya sigortalılık süresine bakılmaksızın 7000 prim gün sayısını ya da 25 yıllık süresi ve 4500 prim gün sayısını sağlamış olmaları

– İlk defa;

1/5/2008 ila 31/12/2008 tarihleri arasında sigortalı olanların 4600 prim gün sayısını

1/1/2009 ila 31/12/2009 tarihleri arasında sigortalı olanların 4700 prim gün sayısını

1/1/2010 ila 31/12/2010 tarihleri arasında sigortalı olanların 4800 prim gün sayısını

1/1/2011 ila 31/12/2011 tarihleri arasında sigortalı olanların 4900 prim gün sayısını

1/1/2012 ila 31/12/2012 tarihleri arasında sigortalı olanların 5000 prim gün sayısını

1/1/2013 ila 31/12/2013 tarihleri arasında sigortalı olanların 5100 prim gün sayısını

1/1/2014 ila 31/12/2014 tarihleri arasında sigortalı olanların 5200 prim gün sayısını

1/1/2015 ila 31/12/2015 tarihleri arasında sigortalı olanların 5300 prim gün sayısını

1/1/2016 veya sonraki bir tarihte sigortalı olanların ise 5400 prim gün sayısını sağlamış olmaları gerekiyor.

Bağkur ve Emekli Sandığına tabi hizmetler, sigortalılık süresinin ve prim gün sayısının hesabına dahil edilir mi?

Çalışanın diğer statülerde geçen hizmet süreleri (Bağkur, Emekli Sandığı, Banka sandığına tabi hizmet süreleri) sigortalılık süresinin ve prim gün sayısının hesabına dahil edilmektedir.

Yıpranmalı işlerde geçen çalışma süreleri, sigortalılık süresi ve prim gün sayısının hesabında dikkate alınır mı?

Prim gün sayısı ve sigortalılık sürelerini etkileyen itibari hizmet süresi, fiili hizmet süresi zammı ve başkasının sürekli bakımına muhtaç ağır engelli çocuğu bulunan kadın sigortalılara ilişkin yıpranma süreleri sigortalılık süresi ve prim gün sayısının hesabında dikkate alınmaktadır.

Son yedi yıldaki fiili hizmet süresinin çoğunun Bağkur’da geçmiş olması “Kıdem Tazminatına Esas Yazının” alınmasına engel teşkil eder mi?

Kıdem tazminatına esas yazının alınabilmesi için çalışanın Sosyal Güvenlik Kurumuna başvurduğu tarihteki en son statüsünün SSK (5510/4-a) olması yeterli olup, son yedi yıldaki fiili hizmet süresinin çoğunda Bağkur’lu olmasının veya yaş dışındaki diğer şartları hangi statüden sağladığının bir önemi bulunmamaktadır.

18 yaşından önce sigortalı olunan süreler sigortalılık süresi ve prim gün sayısının hesabında dikkate alınır mı?

18 yaşını doldurmadan sigortalı olanların 18 yaşını doldurdukları tarihe kadar geçen süreler sigortalılık süresinin hesabında dikkate alınmazken, bu süreler zarfındaki hizmetleri prim gün sayısının hesabında dikkate alınmaktadır.

Kıdem tazminatına esas yazı hangi SGK Müdürlüğünden alınabilir?

Sigortalı hizmet kayıtlarında tereddüt yaratacak bir durum bulunmaması şartıyla, emeklilik işlemlerini yapmaya yetkili sosyal güvenlik il müdürlüklerinden veya sosyal güvenlik merkezlerinden herhangi birinden alınabilecektir.

Emeklilikte yaş dışındaki diğer şartları sağlayan çalışanlar kıdem tazminatı alabilmek için ne zaman işten ayrılabilir?

İşyerindeki kıdemi bir yıl veya üzerinde olan çalışanlar SGK’dan alacakları kıdem tazminatına esas yazıyı işverenlere ibraz etmek suretiyle diledikleri zaman iş akdini feshedebilirler.

Kıdem tazminatını alan işçi tekrar çalışabilir mi?

Emeklilikte yaş dışındaki diğer şartları sağladıktan sonra kıdem tazminatını da alarak işten ayrılan işçi tekrar çalışabileceği gibi yeni işyerindeki çalışma süresinin bir yılı aşması ve yaşını da doldurmak suretiyle emekliliğe hak kazandığına dair SGK’dan alacağı yazıyla birlikte işverene başvurarak iş akdini feshetmesi halinde ikinci işyerinden de kıdem tazminatına hak kazanacaktır.

Aksi halde, yani yaşını doldurmadan ikinci işyerinden de yaş dışındaki emeklilik nedeniyle işten ayrılan işçilere yönelik Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin (2014/33390 E. 2016/4940 K.) kararında “Normal tahsis amaçlı emeklilik ya da yaş hariç emeklilik koşullarının oluşması halinde ayrılmalardan doğan kıdem tazminatı hakkı bir kez kullanılabilecek haklardandır. İşçi bu hakkı bir kez kullandığında bir sonraki çalışma dönemi için bu düzenlemelere dayanarak tekrar kıdem tazminatı isteyemez.” ifadelerine yer verilmiştir.

İşçinin ihbar süresine uyma zorunluluğu var mı?

Yaş dışındaki diğer şartları sağlayarak iş akdini fesheden işçinin ihbar tazminatı ödemesi veya ihbar süresine uyması gibi bir zorunluluğu bulunmamaktadır.

(Kaynak: Eyüp Sabri Demirci / Karar.com | 13.09.2024)

Kaynak: Emeklilikte Yaş Dışındaki Diğer Şartları Sağlayanların Kıdem Tazminatları – MuhasebeTR

Mali Müşavirler Yeni Usulsüzlük Cezalarının Altından Kalkabilecekler Mi?

7524 sayılı kanun 02.08.2024 tarihinde R.G ‘de yayımlanarak bir kısım maddeleri hemen bir kısmı ise 01.01.2025 tarihi itibariyle yürürlülüğe girmek üzere mesleki hayatımıza girmiş oldu. Birçok kanunda değişiklik yapmakla birlikte esas olarak muhasebecilerin her gün karşılaştıkları vergi hatalarının düzeltilmesi durumunda karşılaştıkları usulsüzlük cezalarının da artırmış olmasıdır.

Düzeltme beyannameleri, unutulan ve hiç verilmeyen beyanlar, idarenin bilgi istemesi durumunda unutulan bilgi verme yükümlülükleri vb. birçok konuda cezalar yeniden düzenlendi. Esas olarak da muhasebecilerin Tek Düzen Muhasebe Sistemine uygun olarak defter ve belgelerin düzenlenmemesi sonucu karşılaşılacak cezalar. Muhasebeciler yaşadıkları deney ile birliler ki, vergi müfettişleri her incelemeye giden işletmenin kayıt ve belgelerinin ihticaca salih olmaması nedeniyle ceza keserler.

Bu makalede, 7524 sayılı kanunla artırılan cezaların, ücret tarifesi ile meslek mensuplarının müşterisinden aldığı ücretlerle karşılayamayacağı noktalara gelmesi üzerinde durulacaktır.

Usulsüzlük dereceleri ve cezaları

VUK ‘nun da usulsüzlük cezaları düzenlenmiştir. VUK ‘nu 352  md. göre” Usulsüzlükler, aşağıda yazılı derecelere ve bu kanuna bağlı 1 sayılı cetvele göre cezalandırılmaktadır. Usulsüzlük fiili re’sen takdiri gerektirirse, bağlı 1 sayılı cetvelde yazılı cezalar iki kat olarak kesilir.” belirlenen derece ve ilgili cetvelde gösterilen cezalara göre uygulanılırlar.

VUK’ unun ilgili maddesi birinci ve ikinci dereceden usulsüzlük oluşturacak konuları mutad halde sıralamıştır. Madde metninde birinci derece usulsüzlük konularını oluşturan 11 adet madde ikinci derece usulsüzlük 8 madde olarak görülmesine rağmen, bazı usulsüzlük maddeleri yürürlükten kaldırılmıştır. Usulsüzlük cezalarını oluşturan maddeler aşağıdaki gibidir.[1]

Birinci derece usulsüzlükler:

1. Vergi ve harç beyannamelerinin süresinde verilmemiş olması;

2. Tutulması mecburi olan defterlerden herhangi birinin tutulmamış olması;

3. Defter kayıtlarının ve bunlarla ilgili vesikaların doğru bir vergi incelemesi yapılmasına imkan vermeyecek derecede noksan, usulsüz veya karışık olması;

4. Çiftçiler tarafından 245 nci madde hükmüne göre muhtar ve ihtiyar heyetlerince yapılan davete müddetinde icabet edilmemesi;

5. Bu Kanunun kayıt nizamına ait hükümlerine (Madde 215  – 219 ile mükerrer madde 242) uyulmamış olması (Her incelemede inceleme tarihine kadar aynı takvim yılı için tespit edilen usulsüzlükler tek fiil sayılır);

6. İşe başlamanın zamanında bildirilmemesi;

7. Tasdiki mecburi olan defterlerden herhangi birinin tasdik muamelesinin yaptırılmamış olması (Kanuni sürenin sonundan başlayarak 1 ay geçtikten sonra tasdik ettirilenler, tasdik ettirilmemiş sayılır.);

8.Diğer ücretler üzerinden salınan Gelir Vergisinde, tarh zamanı geçtiği halde verginin tarh ettirilmemiş olması;

9. Veraset ve intikal vergisi beyannamesinin 342 nci maddenin ikinci fıkrasında belirtilen süre içerisinde verilmiş olması.

II nci derece usulsüzlükler:

1. Veraset ve intikal Vergisi Beyannamelerinin süresinin sonundan başlayarak 342 nci maddenin 1 inci fıkrasında belirtilen süre içinde verilmiş olması;

2. Ekim ve sayım beyanlarının süresi içinde veya kanunda istenilen bilgileri ihtiva edecek doğru bir şekilde yapılmaması;

3.Vergi kanunlarında yazılı bildirmelerin zamanında yapılmamış olması (işe başlamayı bildirmek hariç);

4. Vergi karnesinin süresinin sonundan başlayarak 15 gün geçtiği halde alınmamış olması;

5. Tasdiki mecburi olan defterlerden herhangi birinin tasdik muamelesinin, süresinin sonundan başlayarak bir ay

içinde yaptırılmış olması;

6. Vergi beyannameleri, bildirimler, evrak ve vesikaların kanunen belli  şekil ve muhteviyatı ve ekleri ile bunlarla ilgili olarak yapılan diğer düzenlemelere ilişkin hükümlere uyulmamış olması;

7. Hesap veya muamelelerin doğruluk veya açıklığını bozmamak şartıyla bazı evrak ve vesikaların bulunmaması veya ibraz edilmemesi.

Usulsüzlük cezalarını oluşturan bazı maddeler var ki her vergi dönemi meslek mensubunun karşısına çıkmaktadır. Daha çok birinci derecede usulsüzlük oluşturan maddeler önem arz etmektedir. Birinci derce usulsüzlük oluşturan ilk üç madde muhasebecilerin çok dikkat etmesi gereken ve sorun oluşturan maddelerdir.

Bunlar;

1. Vergi ve harç beyannamelerinin süresinde verilmemiş olması;

2. Tutulması mecburi olan defterlerden herhangi birinin tutulmamış olması;

3. Defter kayıtlarının ve bunlarla ilgili vesikaların doğru bir vergi incelemesi yapılmasına imkan vermeyecek derecede noksan, usulsüz veya karışık olması;

Muhasebecilerin iş yoğunluğu nedeni ile her ay vermiş olduğu beyannamelerden bazı durumlarda sehven unuttuğu, hatta işletmenin hiçbir faaliyetinin olmaması durumunda boş verilen beyannameler olduğu ve bunların zamanında verilemediği durumlar çokça yaşanmaktadır. Bu durumda VUK 352/I-1 maddesi gereği kesilen usulsüzlük cezası 20.000 TL olmaktadır. Beyannamenin süresinde verilmemsinden dolayı bir kat birinci derece usulsüzlük (20.000+20.000=40.000 TL olacaktır.)cezası kesilmektedir. Pişmanlık ve ıslah hükümlerinden yararlanan mükelleflere vergi ziyai cezası kesilmeyecektir. Bunlara kaçakçılık hakkındaki hükümler uygulanmayacaktır. Usulsüzlük veya özel usulsüzlük cezası, pişmanlıkla verilen beyannamenin elektronik ortamda gönderilmesinin zorunlu olup olmadığına göre kesilecektir.

Re’sen tarhiyatla ilgili olan VUK’ un 30. maddesi içerisinde geçen “ihticaca salih” olmama vergi incelemelerinde sıklıkla karşılaşılan ve re’sen tarhiyat için kullanılan önemli bir kavramdır.

VUK’ a göre belirlenen muhasebe standartlarına, tek düzen hesap planına ve mali tablolara ilişkin usul ve esaslar ile muhasebeye yönelik bilgisayar programlarının üretilmesine ve kullanılmasına ilişkin kural ve standartlara uymayanlara özel usulsüzlük cezası kesilir (VUK m.353/6).

VUK’ na göre belirlenen muhasebe standartlarına, tek düzen hesap planına ve malî tablolara ilişkin usul ve esaslar ile muhasebeye yönelik bilgisayar programlarının üretilmesine ve kullanılmasına ilişkin kural ve standartlara uymayanlara kesilecek özel usulsüzlük cezası 2024 yılı için 40.000 TL’den  yapılan değişiklikle, 65.000 TL ’na yükseltilmiştir. Özel usulsüzlüklerde uzlaşma müessesesinin yeterli olmaması da dikkate alınmalıdır. 2024 yılında 23.600 TL nin altında kalan cezalarda uzlaşmanın olmaması da ayrı bir sorun olarak muhasebecilerin canını çok yakacaktır.

Usulsüzlük cezasının, ne anlama geldiğinin görülmesi açısından, VUK 352/I- göre yapılan bir beyan eksikliğinde,  pişmanlık ve ıslah hükümlerine göre verilen ceza 20.000*1kat=20.000 olacaktır. Aslı 20.000+Ceza 20.000 =Toplam 40.000 TL olacaktır. Islah hükümlerinden yararlanmak istenilirse, pişmanlılık indirimi %50 uygulanacaktır. Pişmanlık ve ıslah indirimden sonra 40.000%50=20.000 TL olacaktır, uzlaşma tutarı altında kalması nedeniyle bu cezanın tamamı ödenecektir.

SONUÇ

Bu usulsüzlük cezaları müşteri ile muhasebeciyi karşı karşıya getirebilecek olayları oluşturmaktadır. Müşteriye izahı mümkün de gözükmemektedir. Müşteri ile muhasebeci arasında huzursuzluğun kaynağı ve kendi başına terk edilmiş müşteri ile meslek mensubu kalacaktır. Müşterinin birçok vergisel işlemleri zamanında yerine getirmemesi ve meslek mensubunu zor zaman aralığına sıkıştırması, yeterli bilgi ve belgenin temin edilememesi, yapılan işlemlerin usulüne göre açıklanmaması ve sıklıkla değişen vergi kanunlarındaki uygulamaya ilişkin yeterliğin oluşturulamaması birçok hataya sebep olabilmektedir.

Muhasebecilerin yayımlanan ücret tarifeleri ile bu cezalar ödenemez hale gelmiştir. Birçok meslek mensubunun bu ücret tarifesinden daha düşük ücret alması ise tamamen kabul edilemez. Bu yaşanacak olumsuzluklarda müşteri ile meslek mensubu karşı karşıya getirebilecektir.

En başta yaşadığımız enflasyon düzeltmesinde, meslek mensuplarını büyük tuzaklar beklemektedir. Kayıtların oluşturulması, silinmesi, beyannameye aktarılması vb. durumlar usulsüzlük cezalarına açılan tuzaklarla dolu olmasıdır.

Özel usulsüzlükte getirilen 23.600 TLlik uzlaşma alt sınırının kaldırılması veya makul düzeye indirilmensin sağlanması bu kadar yoğunluk içerinse çalışan mali müşavirlere bir nebze nefes almayı sağlayabilir.

Meslek örgütlerinin biran önce bu konuyu etraflıca inceleyerek, meslek mensuplarının karşılaşılabileceği hukuki durumlarla ilgili uyarmalı ve müşteri kabullerinde kapasite üzeri müşteri alınmaması, ücret politikalarının yeni oluşan ekonomik ve mali konular dikkate alınarak belirlemesine önem verilmesini, sağlayıcı önlemler alması vazgeçilemez ve ertelenemez bir durumu oluşturmaktadır.

1-Usulsüzlük cezalarının 2024 yılı yeni durumu

2024 Yılı (2/8/2024 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 7524 Sayılı Kanun – Yürürlük: 2/8/2024)

Mükellef Grupları Birinci derece usulsüzlük cezası İkinci derece usulsüzlük cezası
Eski Yeni Eski Yeni
Sermaye şirketleri 1.100 TL 20.000 TL 580 TL 10.000 TL
Sermaye şirketleri dışında kalan birinci sınıf tüccar ve serbest meslek erbabı 660 TL 10.000 TL 330 TL 5.000 TL
İkinci sınıf tüccarlar 330 TL 5.000 TL 150 TL 3.500 TL
Yukarıdakiler dışında kalıp beyanname usulüyle gelir vergisine tabi olanlar 150 TL 3.500 TL 87 TL 2.250 TL
Kazancı basit usulde tespit edilenler 87 TL 2.250 TL 40 TL 1.500 TL
Gelir Vergisinden muaf esnaf 40 TL 1.500 TL 23 TL 1.000 TL

[1]  Usulsüzlük cezalarının 2024 yılı yeni durumu( ekli tablo)

13.09.2024

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

Vergi Adaletinin Sağlanması ve Türk Vergi Sistemindeki Sorunlar Üzerine Bir Değerlendirme

Giriş

Bu yazımda sosyal medyadan dolayı son zamanlarda en fazla sorgulanır hale gelen konuların başındaki vergi adaleti kavramı ve bu kavramın Türk vergi sistemi içerisindeki yerine değinmek istiyorum.

En çağdaş ve zamana uygun şekilde vergiciliğin uygulanıp, vergilemeden beklenen mali ve mali olmayan amaçların başarılı ve düzenli bir şekilde gerçekleştirilebilmesi, her şeyden önce vergileme ile ilgili yapılacak düzenlemelerin ülkemizin sosyo-ekonomik şartlarının yanı sıra, yükümlülerin durumları ile de uyumlu olmasına bağlıdır. Kısaca, ekonomik, sosyal, siyasal ve hukuksal boyutları bulunan verginin, sosyal ve psikolojik boyutu olarak da adlandırılabilecek insan unsurunu da ele alan bir yaklaşımla incelenmesi, hem toplum refahını olabildiğince maksimize etmeye çalışan devletin bu amaca daha kolay ulaşmasını, hem de bireylerin vergiye karşı reaksiyonlarının minimum düzeye inmesini sağlayacaktır.

Vergi adaleti, bir toplumda vergi yükünün bireyler arasında adil ve dengeli bir şekilde paylaştırılmasını ifade ettiği gibi, toplumsal refah ve ekonomik istikrar açısından kritik bir öneme sahiptir. Bir vergi sisteminin başarısı, sadece kamu harcamalarını finanse edebilme kapasitesine bağlı değildir. Aynı zamanda ekonomik kalkınma, yatırım ve tasarrufların teşviki, kaynakların adil dağılımı ve verginin geniş bir tabana yayılması gibi çok sayıda faktörle de ilişkilidir. Vergi adaleti algısının güçlenmesi, vatandaşların vergiye olan uyumunu artırmakta, vergi bilinci ile toplumsal huzura katkı sağlamaktadır. Ancak, vergi yükünün adaletsiz dağıtıldığına yönelik inançlar, özellikle son dönemlerin sosyal medya fenomenlerinin aşırı lüks yaşamlarına rağmen vergi kaçırdıkları ve buna rağmen hukuki yaptırımların yetersiz kalması vatandaşların vergiye karşı olumsuz tepkiler geliştirmelerine neden olmaktadır.

Bu bağlamda, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 73. maddesinde yer alan “herkes, mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlüdür” ilkesi, vergi adaletinin temel dayanağını oluşturmaktadır.

Vergi Adaleti İlkeleri ve Sosyoekonomik Farklılıklar

Vergi adaleti, bireylerin mali güçlerine göre farklılaştırılmış vergi yükleriyle karşı karşıya kalmalarını gerektirir. Ekonomik ve sosyal açıdan farklı gelir gruplarına sahip bireylerden aynı miktarda vergi alınmaması, adil bir vergilendirmenin temel koşuludur. Vergi istisnaları, muafiyetler ve asgari geçim düzeyine ulaşmayan gelirlerin vergilendirilmemesi, vergi adaletinin sağlanmasına yönelik uygulamalar olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu uygulamalar, özellikle düşük gelirli kesimlerin vergi yükünü hafifletirken, yüksek gelirli bireylerin daha fazla vergi ödemelerini sağlamak suretiyle toplumdaki gelir dağılımı dengesizliklerini gidermeye yönelik bir işlev görmektedir.

Türkiye’de yüksek gelir seviyesine sahip bireylerin kazançlarının büyük bir kısmı; faiz, kar payı, borsa kazançları ve kira gibi sermaye getirilerinden oluşmaktadır. Ancak bu tür gelirler ya beyan dışı bırakılmakta ya da düşük oranlı stopaj yöntemiyle vergilendirilmektedir. Bu durum, üst gelir grubundaki mükelleflerin vergi yükünü azaltırken, orta gelir grubundaki bireylerin üzerine daha fazla vergi yükü binmesine neden olmaktadır. Böyle bir yapı, vergi adaleti açısından ciddi bir sorun teşkil etmektedir.

Vergi Beyan Yöntemi ve Denetim İhtiyacı

Vergiye tabi gelirlerin beyan esasıyla vergilendirildiği Türkiye’de, bu yöntemin başarısı mükelleflerin verdikleri bilgilerin doğruluğu, zamanında ve eksiksiz sunulmasıyla yakından ilgilidir. Beyan usulüne dayanan bir vergilendirme sisteminin etkinliği, mükelleflerin dürüstlüğüne, vergi bilincine ve eğitim seviyelerine olduğu kadar, mali yönetimin denetim kapasitesine de bağlıdır. Bu noktada, oto kontrol mekanizmalarının güçlendirilmesi ve mükelleflerin denetimi için caydırıcı yaptırımların uygulanması zorunludur.

Basit usulde vergilendirme de Türkiye’de sıkça tartışılan bir konudur. Siyasi ve sosyal koşullar nedeniyle beyan yönteminin uygulanamadığı durumlarda başvurulan basit usul, mükelleflerin elde ettikleri gelirleri tam olarak beyan etmelerini gerektirmez. Bu yöntem, özellikle aynı sektörde faaliyet gösteren ve farklı gelir seviyelerine sahip mükellefler arasında adaletsizlikler yaratmaktadır. Bu nedenle, basit usulde vergilendirme gözden geçirilerek, kapsamının daraltılması ve gerçek usulde beyana geçişin teşvik edilmesi önem arz etmektedir.

Vergi Harcamaları ve Adalet İlişkisi

Vergi istisnaları ve muafiyetleri, vergi adaletini sağlamaya yönelik araçlar olmakla birlikte, zamanla bu uygulamaların birtakım adaletsizliklere yol açtığı gözlemlenmektedir. Vergi harcamaları, özellikle yüksek gelir gruplarındaki mükelleflerin mali durumunu iyileştirirken, düşük gelir gruplarındaki bireyler üzerindeki vergi yükünü artırabilir. Ayrıca, vergi harcamalarından kaynaklanan gelir kayıplarının telafi edilmesi için vergi oranlarının artırılması, vergi adaletine olan güveninde zedelenmesine yol açabilir.

Türkiye’de vergi sistemi, ağırlıklı olarak harcamalar üzerinden vergi tahsil edilmesine dayanırken, gelir ve servet üzerinden yeterli vergi toplanamamaktadır. Bu durum, özellikle vergi adaletinin sağlanması noktasında büyük bir engel teşkil etmektedir. Harcamalar üzerinden alınan vergiler, genellikle sabit gelirli ve dar gelirli bireyleri daha fazla etkilerken, yüksek gelir gruplarının üzerindeki vergi yükü sınırlı kalmaktadır.

Türk Vergi Sisteminin Mevcut Durumu ve Öneriler

Türk vergi mevzuatına ilişkin bir değerlendirme yapıldığında, vergi adaletine yönelik temel sorunların bir kısmı aşağıdaki şekilde özetlenebilir:

  • Vergi sisteminde ağırlıklı olarak harcamalar üzerinden tahsilat yapılmakta, servet ve gelir vergilerinin tahsilatı yetersiz kalmaktadır. Bu durum, vergi yükünün adaletsiz bir şekilde dağıtılmasına neden olmaktadır.
  • Vergi denetim mekanizmalarının yetersizliği hem vergi kaçakçılığının artmasına hem de adalet ilkesinin zedelenmesine yol açmaktadır. Yapay zekâ gibi ileri teknolojilerin denetim süreçlerinde kullanılması, etkinliğin artırılmasına önemli derecede katkı sağlayacaktır.
  • Türkiye’de gelir vergisi dilimlerine karşılık gelen matrah tutarlarının enflasyon oranına göre güncellenmemesi, düşük ve orta gelirli bireylerin üzerindeki vergi yükünü artırmaktadır. Bu durum, vergi tarifelerinin günün ekonomik koşullarına uygun şekilde revize edilmesini zorunlu kılmaktadır.
  • Stopaj yöntemiyle yapılan vergilendirme, özellikle bazı gelir türlerinde adaletsizlikler yaratmaktadır. Stopaj yöntemiyle alınan vergilerin yüksek oranı, gerçek beyan usulüne göre daha az vergi ödenmesine neden olabilmektedir.
  • Vergi aflarının sık sık gündeme getirilmesi, vergi adaletine olan güveni zedelemekte ve mükelleflerin vergiye uyumunu olumsuz etkilemektedir.
  • Naylon fatura diye tabir edilen sahte faturaları piyasaya düzenleyen ve satanlardan başlamak üzere çok ağır yaptırımların uygulanması, genelde satanın değil kullananın cezalandırıldığı mevcut sistemde suyun baştan kontrol edilmesini sağlayacağı gibi özellikle düzenleyici firmalar ve sahipleri  ile muhasebe ve defter tutma ilişkisinde bulunan SMMM ve YMM ler içinde ruhsat iptalinden hapis cezasına kadar gidecek derecede maddi ve manevi cezaların uygulanması sağlanmalıdır.
  • Basit usulde vergilendirilen yaklaşık 850.000 mükellefin varlığı, vergi adaletine önemli ölçüde zarar vermektedir. Bu nedenle, basit usulün kapsamı daraltılmalı ve gerçek usulde beyana geçiş teşvik edilmelidir.
  • Etkinliği kaybolmuş vergi istisna ve muafiyetlerinin devam etmesi, vergi adaleti ile bağdaşmamaktadır.

Bu uygulamalar gözden geçirilerek, adaletin sağlanması için gerekli revizyonlar yapılmalıdır.

Sonuç

Vergi adaleti, bir ülkenin sosyal ve ekonomik yapısının sürdürülebilirliği açısından büyük bir önem taşır. Türkiye’de mevcut vergi sisteminin vergi adaletine uygun bir şekilde işler hale getirilmesi için denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi, teknolojik yeniliklerin vergi süreçlerine entegre edilmesi ve vergi tarifelerinin ekonomik gerçekliklere uygun şekilde tekrar düzenlenmesi gerekmektedir.

Öncelikle vergi aflarının ortadan kaldırılması ve mükelleflerin yaptıkları harcamalardan yola çıkarak gerçek gelirlerine ulaşmayı hedefleyen bir mevzuatın oluşturulması, ivedilikle de hayata geçirilmesi gerekmektedir.

Özellikle sosyal medya fenomeni olarak tabir edilen birtakım kişilerin aşırı lükse kaçan görgüsüzce harcamalarını insanların gözüne sokması ve buna rağmen de doğru düzgün vergi ödemediklerinin çeşitli alanlarda sıklıkla haber olması, vergisini dürüstçe ve zamanında ödeyen insanlarımız açısından bakıldığında ülkemizde vergi adaletinin sağlanamadığına dair olumsuz bir etki bırakmakta olup halkımızın vergiye karşı reaksiyonlarının maksimum seviyeye çıkmasına neden olmaktadır.

Kaynakça

  1. Anayasa madde 73, vergi ödevi
  2. Türk vergi mevzuatı
  3. T.C. İstanbul üniversitesi sosyal bilimler enstitüsü maliye anabilim dalı doktora tezi psikolojik ve sosyal yönden yükümlülerin vergiye karşı tutum ve tepkileri

13.09.2024

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

Merkezi Türkiye’de Olmayan Firmalardan İnternet Üzerinden Alınan Hizmetlerin Vergilendirilmesi

Dijitalleşen dünya ile sosyal medya platformlarının,  milyarlarca insan tarafından günlük hayatın çok büyük bir parçası olmasının etkisiyle,  hayatımızın her alanına giren internet kullanımı; firmaların, kişilerin ve kurumların reklam verme pratiğinde oldukça fazla yer bulmasına sebep oldu.

İnternet reklamcılığının, kitlelere daha kısa sürede ulaşması, ölçümlenebilmesi ve etkilerinin daha çabuk hissedilmesi nedeniyle bu mecralara ilan vermek özellikle ticari firmalar için neredeyse vazgeçilmez bir duruma geldi.

PwC’nin 2022 yılında yapmış olduğu,  Küresel Eğlence ve Medya Sektörüne Bakış 2023-2027 raporuna göre; “Türkiye’de internet reklamcılığı pazarının toplam gelirlerinin 2022’de 1,6 milyar,  2027’ye kadar yüzde 8,6 yıllık bileşik büyüme oranı ile artarak 2,3 milyar dolara ulaşması beklendiğini” yönündedir.

Facebook ve Instagram 1 Ekim 2020’de yürürlüğe giren 7253 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanununu yayımlanması ile beraber ülkemizde temsilcilik açma kararı aldılar.

Bu mecralara reklam veren firmaların, hizmeti aldığı firmanın Türkiye’de temsilciliğinin bulunması ve hizmetten Türkiye’de yararlanması sebebiyle, vergi uygulamalarında kafa karışıklıklarına neden olabiliyor.

Bu temsilciliklerin vergi ile ilgili bir uygulamaları olmayıp, temel amaçları; taklit hesap, taciz, siber zorbalık, kişilik hakları ihlali gibi olumsuz davranışlara karşı vatandaşların ve yetkililerin muhatap bulabilmeleri amaçlanmaktadır.

Facebook üzerinden alınan reklam hizmeti giderlerinin vergilendirilmesi ile ilgili İstanbul Vergi dairesi başkanlığının, 30.05.2023 tarih ve E-39044742-130[Bakanlık Görüşü]-593557 sayılı “Facebook Firmasından Alınan Reklam Hizmeti Karşılığında Yapılan Ödemelerin Vergilendirilmesi” özelge görüşüne göre kısacası;

Kurumlar Vergisi Kanunu [1] yönünden;

Google ve Facebook gibi firmaların Türkiye’de temsilciliklerinin bulunması durumunda internet ortamında verilen söz konusu reklam hizmetleri Türkiye’deki iş yerinde veya daimi temsilcisi vasıtasıyla yapılan işler olarak değerlendirilecektir. Reklam hizmetlerine ilişkin olarak dar mükellefiyete[2] tabi kurumlara yapılacak ödemeler üzerinden Kurumlar Vergisi Kanununun 30 uncu maddesine göre %15 oranında vergi kesintisi yapılması gerekmektedir.

Katma Değer Vergisi Kanunu[3] yönünden 2 açıdan inceleyelim.

Katma Değer Vergisi Kanunu vergiyi doğuran olayı[4] ve vergiyi ödemekle yükümlü olan vergi mükellefini[5] tanımlamıştır. Kanun vergi tahsilatını kolaylaştırmak ve garanti altına almak amacıyla;

Türkiye içinde ikametgahı, işyeri, kanuni merkezi ve iş merkezi bulunmayanların Türkiye’de gerçekleştirdiği vergiye tabi işlemlerden (malların teslim anında Türkiye’de bulunması, hizmetin Türkiye’de yapılması veya hizmetten Türkiye’de faydalanılması) doğacak verginin ödenmesinden işleme taraf olanları sorumlu tutmaktadır.

Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliği’nin[6]  C bölümünde;

Belirtilen işlemlere taraf olanlar, kendine mal teslim edilen veya hizmet ifa edilen kişi ve/veya kurumlardır. Bunlar, verginin tam olarak kesilip ödenmesinden ve bununla ilgili diğer ödevleri yerine getirmekten mükellef gibi sorumlu olacaklardır.

KDV tevkifatı uygulaması, teslim veya hizmet bedeli üzerinden hesaplanan verginin, teslim veya hizmeti yapanlar tarafından değil, bu işlemlere muhatap olanlar tarafından kısmen veya tamamen vergi sorumlusu sıfatıyla beyan edilip ödenmesidir.

Tam tevkifat” işlem bedeli üzerinden hesaplanan verginin tamamının işleme muhatap olan alıcılar tarafından beyan edilip ödenmesi;

kısmi tevkifat” ise hesaplanan verginin Maliye Bakanlığınca belirlenen kısmının, işleme muhatap olan alıcılar tarafından, diğer kısmının ise işlemi (teslim veya hizmeti) yapan tarafından beyan edilip ödenmesidir.

Tevkifat, tevkifata tabi işlemin yapıldığı dönemde vergi sorumlularına ait 2 No.lu KDV Beyannamesi ile beyan edilir.

2 No.lu KDV Beyannamesi sadece tevkifata tabi işlemlerin olduğu dönemlerde verilir.

Reklam hizmeti veren kuruluşun Facebook gibi dar mükellef olması durumunda Tam Tevkifat Uygulaması :

Bu hizmetler nedeniyle Facebook’un Türkiye’ de iş yeri oluşmaması halinde, hesaplanan KDV’nin tamamının şirket tarafından sorumlu sıfatıyla 2 No.lu KDV Beyannamesi ile beyan edilerek ödenmesi gerekmektedir.

Bu bilgiler ışında oluşacak muhasebe kayıtları aşağıdaki gibi olmalıdır.

Ödenecek Net Tutar 1.000,00TL vergi oranı 0,15 Brüt Tutarı hesaplıyoruz.

Ödenecek Net Tutar : 1.000,00TL / 0,85 : 1.176,47

Brüt Tutar                                                     : 1.176,47

Ödenecek KDV       1.176,47 x 0,20        :     235,29

Ödenecek Stopaj     1.176,47 x 0,15        :     176,47

AÇIKLAMA  BORÇ  ALACAK
760 PAZARLAMA GİDERİ    1.176,47  
191 İNDİRİLECEK KDV       235,29  
                360 ÖDENECEK KDV

-Sorumlu Sıfatıyla Ödenecek KDV

      235,29
                360 ÖDENECEK STOPAJ         176,47
                329 FACEBOOK      1.000,00

Brüt tutar üzerinden hesaplanan KDV bedeli, KDV 1 beyannamesinde indirim konusu yapılacaktır.

Tam tevkifat KDV 2 beyannamesiyle aşağıda gösterildiği gibi beyan edilerek ödenecektir.

KDV 2 Katma Değer Vergisi Beyannamesi (Vergi Sorumluları İçin)

Muhtasar ve Prim Hizmet Beyannamesi

Reklam hizmeti veren kuruluşun Türkiye’de mukim tam mükellef olması durumunda Kısmi Tevkifat Uygulaması 3/10 :

Buna göre, yurt dışından alınan söz konusu hizmet nedeniyle Facebook’un Türkiye’ de iş yeri oluşması halinde(Türkiye’de tam mükellef  firmalardan alınan) reklam hizmetine ilişkin hesaplanacak KDV için (3/10) oranında tevkifat uygulanarak Şirket tarafından 2 No.lu KDV beyannamesi ile beyan edilmesi gerekmektedir.

AÇIKLAMA  BORÇ  ALACAK
760 PAZARLAMA GİDERİ    1.000,00  
191 İNDİRİLECEK KDV       200,00  
                360 ÖDENECEK KDV

-Sorumlu Sıfatıyla Ödenecek KDV

      60,00
                329 FACEBOOK      1.140,00

KDV 2 Katma Değer Vergisi Beyannamesi  (Vergi Sorumluları İçin)


[1] 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu 21/06/2006 tarihli ve 26205 sayılı RG’ de yayımlanmıştır.

[2] 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu madde 3

Dar mükellefiyet: Kanunun 1 inci maddesinde sayılı kurumlardan kanunî ve iş merkezlerinin her ikisi de Türkiye’de bulunmayanlar, sadece Türkiye’de elde ettikleri kazançları üzerinden vergilendirilirler.

[3] 3065 sayılı Katma Değer  Vergisi Kanunu  2/11/1984 tarihli ve  18563 sayılı RG’ de yayımlanmıştır.

[4] 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu madde 10: Mal teslimi ve hizmet ifası hallerinde, malın teslimi veya hizmetin yapılması.

[5] 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu madde 8: Mal teslimi ve hizmet ifası hallerinde bu işleri yapanlar.

[6] Bu Tebliğin konusunu, 25/10/1984 tarihli ve 3065 sayılı Katma Değer Vergisi (KDV) Kanununun1 ilgili maddeleri ile 13/2/2011 tarihli ve 6111 sayılı Kanunun2 geçici 16 ncı ve 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun3 120 nci maddelerinin Maliye Bakanlığına verdiği yetkiler çerçevesinde bu ve diğer Kanunlarda yapılan düzenlemeler ile 3065 sayılı Kanunun uygulanmasına ilişkin açıklamalar oluşturmaktadır.

13.09.2024

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

Uzlaşmayı Kaldırsak, Nasıl Olur?

1. Önsöz

Efendim, pek bilinmez, aramızda kalsın, vergi denetim elemanları yılın belli bir döneminde ünlü şarkıcılar ve tiyatro kumpanyaları gibi turneye çıkar. Yani esas olarak görevli oldukları illerden, ticari açıdan gelişmiş olan diğer illere geçici görevle gidip, 3-4 aylık bir süre içerisinde oradaki kalburüstü bilinen mükellefleri inceler. Bu sırada yaşanan anılar da askerlik anıları gibidir, üzerinden yıllar geçse de unutulmaz.

Mesleğe ilk girdiğim yıllardaydı. Tozu, horozu ve sıcağı ile ünlü bir ilimize 5-6 kişilik bir ekip olarak, geçici görevle gitmiştik. Bankalarda yaptığımız incelemelerde, sahte isimlere açılmış banka hesap kartonları üzerinden, hesapların gerçek sahiplerine ulaşmış, bu hesaplara yatan paraların ise kayıtdışı iplik ticaretinden kaynaklandığını ortaya çıkarmıştık.

Sırasıyla hesap sahiplerini çağırıp, olayı izah edip, haklarında rapor düzenlemek üzere ifadelerini tutanağa alıyorduk. O gün olanları unutamam. Çağırdığımız hesap sahiplerinden birisi iri yarı cüsseli bir vatandaşımızdı. Durumu izah ettik, kendisine çıkacak vergi ve ceza miktarını söyledik ki, adamcağız bir anda yerinden cama doğru fırladı. Ne olduğunu anlamadık ama gayri ihtiyarı biz de yerimizden fırladık, kendisini camdan atmadan zor bela tutmayı başardık. Adamcağız iki gözü iki çeşme, zar zor sakinleştirdik. Bu rakamların uzlaşmada daha makul tutarlara indirildiğini, ödemede sıkıntı çekerse, gerekirse tecil faiziyle takside bağlandığını bir güzel izah ettik ve sağ salim yolladık.

2. Uzlaşma Uygulaması Uzun Yıllar Boyunca Çok Başarılı Şekilde Uygulandı

Uzlaşma uygulaması uzun yıllar boyunca çok başarılı şekilde uygulandı. Bu uygulamanın çok olumlu taraflarını gördük. Hem devlet bir an önce alacağını tahsil edip kasasına koymuş oluyor, diğer taraftan mükelleflerimiz borcunu daha uygun şartlarla ödeyip işine gücüne bakıyordu. Yazılan vergi inceleme raporlarının çok büyük bir kısmı uzlaşma ile sonuçlanıyor, böylece yargıya da pek fazla iş düşmüyordu.

3. Etkin Şekilde İşleyen Uzlaşma Uygulamasını Bozmayı Başardık

Uzlaşmada toplantılarında, denetim elemanı tarafından yazılmış vergi inceleme raporunda iddia edilen matrah farkları üzerinde, idare ve mükellef temsilcileri görüşlerini açıkça ortaya koyuyor ve tartışıyordu. Bu görüşmelerde bir taraftan raporda yer alan delillerin sağlamlığı ve tarhiyat isteminin yerindeliği tartışılıyor iken, diğer taraftan mükellefin iyi niyetli olup olmadığı, ödeme gücü ile çıkacak vergi ve ceza tutarının işyerinin kapanmasına neden olmayacak ağırlıkta olması gibi mükellefe özgü unsurlar da dikkate alınıyordu.

Ancak, daha sonra bazı işler ters gitmeye başladı. Maliyecileri bilirsiniz, mükellefler ile olan ilişkilerinde çok hassastırlar. Kolay kolay hiç kimseyle yakınlık ve samimiyet kurmazlar. O yüzden aile çevrelerinde bile arkanızdan bu adam da amma soğuk diye denildiğini duyarsınız.

Uzlaşma görüşmelerine, meslek mensuplarının mükellef temsilcisi olarak girmeleriyle taşlar yerinden oynamaya başladı. Özellikle sektör incelemelerinde, uzlaşma görüşmelerinden pazar payı kapmaya çalışan bazı meslek mensupları arasında ortaya çıkan rekabet duygusu, mükelleflerin kendi aralarında yaptıkları şu meslek mensubuna daha çok iniyorlarmış gibi yaptıkları sübjektif değerlendirmeler ve dedikodular, ister istemez kamu görevlilerini rahatsız etmeye başladı.

Bunun üzerine, uzlaşma komisyonlarının yetkileri yasal olarak değil ama fiilen kısıtlanmaya başlandı. Merkezden verilen sözlü talimatlarla, vergi asıllarında indirim yapılmaması, cezalarda ise standart %80-85 oranında indirim yapılması şeklinde uygulamaya yön verildi. Böylece uzlaşma uygulaması asıl rotasından çıkmış oldu.

Diğer taraftan, haberler ne derece doğrudur bilemiyorum, ama son yıllarda medyada merkezi uzlaşmada büyük şirketlerin uzlaşmalarda borçlarının silindiği ve kayırıldığı konusunda çok fazla haber yayınlanmaya başladı. Açıkçası resmi bir bilgiye sahip olmadığım için bir şey söyleyemiyorum. Muhtemelen bu konu da idarede bir hayli rahatsızlık yaratmıştır.

4. Son Yasal Düzenlemeyle Vergi Aslında Uzlaşma Kaldırıldı

Ne olduysa oldu, 7524 sayılı Kanunla yapılan düzenlemeyle, vergi aslı uzlaşma kapsamından çıkarıldı. Artık, sadece vergi ziyaı cezası ile belirli tutarı aşan usulsüzlük cezaları için uzlaşma başvurusu yapılabilecek. Ayrıca, cezalarda uzlaşmanın gerçekleşmesi, vergi aslı için dava açılmasına engel olmayacak.

Bu durumda mükellefler, vergi inceleme raporuna bağlı olarak ortaya çıkan cezalara uzlaşıp, nasılsa riski yok kazansak da kaybetsek de aynı parayı ödeyeceğiz, işleyecek gecikme faizini kesmek için vergi aslını ödeyip dava açalım, belki kazanırsak paramızı geri alırız diyebilir. Bu yeni seçeneğin mükelleflere cazip gelmesi, yargı organlarının yükünü artıracaktır. Ayrıca, “anasına dava aç, danasına uzlaş” şeklinde bir uygulamanın; vergi aslı ile cezası arasındaki kopmaz bağlar nedeniyle, idarede ve yargıda birtakım karışıklıklara yol açması olasıdır.

Yapılan son yasal düzenlemeyle bürokratların kendisini güvenceye aldığını ve kamuoyunun eleştiri oklarından artık kurtulacaklarını söyleyebiliriz. Vergi aslı uzlaşma kapsamından çıkarıldığı için, merkezi uzlaşmada baskı altında kalmayacakları gibi büyük mükelleflerin kayırıldığı yönündeki eleştiriler de gündemden düşecektir sanıyorum.

5. Bu Haliyle Uzlaşma Uygulamasına Gerek Var mı?

Vergi Usul Kanununda yine yıllardır süren güzel bir uygulamamız var: Cezalarda İndirim. Mademki tarhiyata muhatap olan mükellefin içinde bulunduğu özel durum ve şartları dikkate almayacağız, vergi aslına dokunmaksızın, sadece cezalar üzerinde tüm mükelleflere standart indirimlerde bulunacağız, uzlaşma için bu kadar insanı davet etmeye, bir araya toplamaya, sonucu başından belli olan konuşmalar ve görüşmeler yapmaya ne gerek var? Uzlaşma komisyonlarında yer alan görevlilerin ve mükellef temsilcilerinin harcadığı zamana yazıktır.

Vergi Usul Kanununun 376. maddesinde yer alan şartları yerine getirmek kaydıyla, cezalarda sağlanan %50 indirim oranını, (uzlaşmalarda fiilen uygulanan) %80-85 oranına çıkaralım ve uzlaşma uygulamasını tümden kaldıralım.

Dolayısıyla, sistemi otomatik hale getirmiş, cezalarda sağlanan indirim oranlarını tüm mükellefler açısından eşitliği sağlayacak şekilde standardize etmiş ve aylarca boşuna oyalamamış oluruz. Ayrıca, cezalarda indirimden yararlanmak isteyen mükelleflerin, vergi aslını da ödemelerini sağlamış ve yargı organlarının dava yükünü azaltmış oluruz. Sonuç olarak, bu kadar insanı sanki bir şey yapıyormuş gibi bir araya getirip, tiyatro oynamaktan da kurtarmış oluruz.

6. Vergi Müfettişlerini Üzmeyin

Ben bu makaleyi yazarken, sosyal medyada vergi müfettişi arkadaşlarımızın çağrısını okudum, yüreğim sızladı. Bu mesleğe adım atalı nerdeyse kırk yıla yakın olmuş, hiç mi bir şey değişmez. Mesleğe başladığımızda bu sıkıntıları çekiyorduk, hala aynı sıkıntıların çekiliyor olması çok acı.

Bildiğiniz üzere, kayıt dışı ekonominin önlenmesine karşı caydırıcılık sağlamak için vergi incelemeleri çok önemli. Vergi müfettişleri ise kolay yetişmiyor. Üniversitelerin ilgili bölümlerinden mezun olmuş yetenekli gençler sınavla bu mesleğe giriyor. Ardından uzun yıllar süren bir eğitimden geçiyorlar. Sonunda müfettiş olmak için tekrar sınava giriyorlar, ancak başarılı olanlar göreve devam ediyor.

Meclis kapanmadan yapılan son düzenlemeyle, diğer bakanlık müfettişleri ile Sayıştay denetçilerinin maaşlarında önemli sayılacak artışlar yapıldı. Ancak, bu düzenlemede maalesef vergi müfettişleri unutuldu.

Son yıllarda çok fazla sayıda vergi müfettişi ayrılarak özel sektörün yolunu tuttu. Ancak, gidenlerin yerini hemen doldurmak imkânı bulunmuyor ve kan kaybı devam ediyor. Vergi müfettişlerinin özlük haklarının en kısa sürede düzeltilmesi şart.

Şimdi duyuyorum ki vergi müfettişlerinin turneye çıktıklarında taksiye binmeleri de yasaklanmış. Müfettişler turnede büyük mükellefleri inceler, bu nedenle peşine adam takılıp, takip edildiği de olur, tehdit aldığı da olur. Yetkililere çağrım bir an önce bu tür sakıncalı uygulamalardan vazgeçilsin.

Diğer taraftan, turnedeki en sıkıntılı konu kalacak yer problemidir. Genellikle varsa kamu misafirhanelerinden yararlanılır. Yoksa sıkıntı büyür, konaklama tutarı doğru düzgün bir yerde kalmaya yetmez. Çoğu zaman ilgili ilin defterdarından yardım istenir. Ayrıca, alınan harcırah tutarı da son derece yetersizdir. Devletimizin, Vergi Müfettişlerine sahip çıkıp, artık bu basit sorunları çözmesinin zamanı gelmedi mi?

13.09.2024

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

İş Yeri Adres Değişikliği Bildirimi ve Güvenli Mali Uygulama Sistemi Başvuru/İptal Dilekçelerinin Dijital Vergi Dairesine Aktarılması

İş Yeri Adres Değişikliği Bildirimi ve Güvenli Mali Uygulama Sistemi Başvuru/İptal Dilekçelerinin Dijital Vergi Dairesine Aktarılması

İnteraktif Vergi Dairesinde yer alan İş Yeri Adres Değişikliği Bildirimi ile Güvenli Mali Uygulama Sistemi Başvuru/İptal Dilekçesi menüleri 12.09.2024 tarihinden itibaren Dijital Vergi Dairesine aktarılacaktır.

Dijital Vergi Dairesine giriş yaptıktan sonra Bildirimlerim/Yeni Bildirim Oluştur menüsü aracılığıyla iş yeri adres değişikliği bildiriminizi, Dilekçelerim/Yeni Dilekçe Oluştur menüsü aracılığıyla güvenli mali uygulama sistemi başvuru/iptal dilekçenizi elektronik ortamda ilgili birime iletebilirsiniz. 13.09.2024

GİB

(13.09.2024)

Kaynak: İş Yeri Adres Değişikliği Bildirimi ve Güvenli Mali Uygulama Sistemi Başvuru/İptal Dilekçelerinin Dijital Vergi Dairesine Aktarılması – MuhasebeTR

4760 Sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanununun Eki (III) Sayılı Listenin (B) Cetvelinde Yer Alan Bazı Mallara Uygulanan Özel Tüketim Vergisi Oranları ile Maktu Vergi Tutarlarının Yeniden Belirlenmesi Hakkında Karar (Karar Sayısı: 8958)

14 Eylül 2024 CUMARTESİ
Resmî Gazete
Sayı : 32662

CUMHURBAŞKANI KARARI

Karar Sayısı: 8958

4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanununun eki (III) sayılı listenin (B) cetvelinde yer alan bazı mallara uygulanan özel tüketim vergisi oranlan ile maktu vergi tutarlarının yeniden belirlenmesine dair ekli Kararın yürürlüğe konulmasına, mezkûr Kanunun 12 nci maddesi gereğince karar verilmiştir.

13 Eylül 2024

Recep Tayyip ERDOĞAN

CUMHURBAŞKANI

13/9/2024 TARİHLİ VE 8958 SAYILI CUMHURBAŞKANI KARARININ EKİ

KARAR

MADDE 1– (1) 6/6/2002 tarihli ve 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanununun eki (III) sayılı listenin (B) cetvelinde yer alan ve aşağıdaki tabloda isimleri belirtilen malların özel tüketim vergisi oranları ile maktu vergi tutarları karşılarında gösterildiği şekilde yeniden belirlenmiştir.

G.T.İ.P. NO Mal İsmi Vergi

Oranı

(%)

Maktu

Vergi

Tutarı

(TL)

2402.20 Tütün içeren sigaralar 53,5 7,8000
2402.90.00.00.00 Diğerleri (Tütün yerine geçen maddelerden yapılmış purolar, uçları açık purolar, sigarillolar ve sigaralar)

-Tütün yerine geçen maddelerden yapılmış sigaralar

53,5 7,8000
24.03 Diğer mamul tütün ve mamul tütün yerine geçen maddeler; “homojenize” veya yeniden tertip edilmiş tütün; tütün hülasa ve esansları

(2403.11.00.00.00, 2403.19.10.00.19, 2403.19.90.00.19, 2403.91.00.00.00, 2403.99.10.00.00, 2403.99.90.00.00 hariç)

53,5 7,8000
2403.99.10.00.00 Enfiye ve çiğnemeye mahsus tütün 53,5 7,8000

MADDE 2– (1) Bu Karar yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 3– (1) Bu Karar hükümlerini Hazine ve Maliye Bakanı yürütür.

(14.09.2024)

Kaynak: 4760 Sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanununun Eki (III) Sayılı Listenin (B) Cetvelinde Yer Alan Bazı Mallara Uygulanan Özel Tüketim Vergisi Oranları ile Maktu Vergi Tutarlarının Yeniden Belirlenmesi Hakkında Karar (Karar Sayısı: 8958) – MuhasebeTR

Katılma Payı Karşılığında Entegre Mükellef Bilgi Sistemi!

Vergi idaresi, mükelleflere ait “vergi kimlik no/TCKN, mükellefiyet bilgisi, vergi levha­sı, gelir vergisi, kurumlar vergi­si ve katma değer vergisi beyan­nameleri ile diğer beyanname­ler, bilanço, gelir tablosu, işletme hesabı özeti, serbest meslek he­sap özeti, gelir ve kurumlar ver­gisi beyannamesi ekindeki di­ğer tablolar, borcu yoktur yazı­sı” gibi bilgileri, “katılma payı” karşılığında elektronik ortam­da entegre sistemler üzerinden üçüncü kişilerle paylaşmaya ha­zırlanıyor.

Bu bilgi paylaşımının yasal da­yanağı, 2023 yılının son günle­rinde çıkartılan 7491 sayılı Ka­nun ile Vergi Usul Kanunu’na eklenen mükerrer madde 413 (VUK mük. md. 413). Söz konu­su düzenlemeye göre, Gelir İda­resi Başkanlığı sistemlerinde yer alan ve vergi mahremiyetinin kapsamı dışında tutulmuş olan bilgiler, genel yönetim kapsa­mındaki kamu idareleri dışında­ki kamu kurum ve kuruluşları ile tüzel kişilerle, katılma payı kar­şılığında paylaşılabilecek.

Katılma payının tutarını Bakanlık belirleyecek

VUK mük. md. 413’de katılma payının tutarı belirtilmeyerek, tutarı belirleme konusunda Ha­zine ve Maliye Bakanlığı’na yetki veriliyor. Düzenleme gereğince tutar, sorgu veya dönen kayıt ba­şına 25 kuruştan az olamayacak.

Bakanlık, sorgulanan veya dö­nen verinin sayısı, boyutu ve kapsamı, verinin sorgulama dışında toplu olarak paylaşıl­ması durumunda paylaşılan verinin sayısı, boyutu, kapsa­mı ve mükellef sayısını ayrı ayrı veya birlikte dikkate alarak tutarı saptayacak. Yeni bir belir­leme yapılmadıkça, belirlenen tutar her yıl bir önceki yıla iliş­kin olarak VUK uyarınca belirle­nen yeniden değerleme oranında artacak.

Kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları ve üst kuru­luşları, yasaları gereği mükel­leflerden alabilecekleri bilgile­ri Gelir İdaresi Başkanlığı (GİB) sistemlerinden almak isterler­se, Bakanlık paylaşılan verinin türünü ve paylaşılma şeklini de dikkate alarak onlardan katılma payı almayabilecek ya da daha düşük tutarda alabilecek.

VUK mük. md.413 1 Ocak 2024’de yürürlüğe girmesine rağmen şimdiye kadar uygulan­mamıştı. Ancak, GİB geçtiğimiz hafta web sayfasında bu maddey­le ilgili VUK Genel Tebliği Tasla­ğı’nı kamuoyu ile paylaşınca, ya­kında katılma payının alınmaya başlanacağı anlaşıldı.

Taslak Tebliğ gereğince, “ver­gi mahremiyeti kapsamında yer almayan bilgiler ile vergi mah­remiyeti kapsamında yer almak­la birlikte kişilerin paylaşılması­na rıza gösterdikleri/muvafakat ettikleri bilgiler” paylaşılacak. Taslak Tebliğ’in 1 no’lu ekindeki listede, bu yazının başında sıra­ladığım bilgiler ile bunlar dışın­da kalan bilgiler yer alıyor.

Taslak tebliğde, kamu dışındaki tüzel kişilerle bilgi paylaşıma izin verilmekte

GİB, hafta sonu yaptığı basın açıklamasında, mükellefler ve mali müşavirlerin değil, banka ve finans kuruluşları, elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcıları, elektrik ve doğalgaz dağıtım şir­ketleri, ödeme kaydedici cihaz üreticileri gibi kurum ve kuru­luşların, GİB’le karşılıklı olarak geliştirilecek elektronik alt yapı üzerinden bilgi paylaşımı karşı­lığında katılma payı ödeyecekle­rini belirtti. VUK mük. md.413 ve Taslak Tebliğ’de de (md.5, f.1), “kamu idareleri dışındaki kamu kurum ve kuruluşları ve tüzel ki­şilerle” bilgi paylaşımından söz ediliyor.

GİB’in basın açıklamasına gö­re, bu kuruluşlar, tabi oldukları mevzuat gereğince yapacakları işlemle ilgili olarak bazı kontrol­leri gerçekleştirmek zorundalar. Örneğin bankalar, POS cihazı ya da kredi vermeden önce, ilgili ki­şinin aktif vergi mükellefiyeti­nin olup olmadığını, talep edilen işleme uygun alanda faaliyet gös­terip göstermediğini, kredi için yeterli aktif büyüklük veya ciro­ya sahip olup olmadığını denet­lemek zorundalar. Bu tür sorgu­lama ve doğrulamalar, GİB’e ait elektronik uygulamalar üzerin­den ücretsiz yapılabileceği gibi, mükelleflerin sunacağı bilgi ve belgeler üzerinden de yapılabilir.

Katılma payının söz konusu ol­duğu durumlar, GİB’den “iç sis­temlerine sistematik olarak en­tegre etmek amacıyla elektronik ortamda bilgi paylaşımı” talep edilen durumlar.

Burada katılma payı değil, harç söz konusu

VUK mük. md.413’de düzenle­nen katılma payında, bunu öde­mesi gereken kurum ve kuruluş ile tüzel kişiliğin “neye katıldığı” belli değil. Örneğin Belediye Ge­lirleri Kanunu’nda “harcamala­ra katılım payı” var; katılma payı ödevlileri, yol harcamalarına ka­tılım payı gibi bir kamu hizmeti için yapılacak giderlere katılı­yorlar. Belediye Gelirleri Kanu­nu md.89, harcamalara katılma paylarının “ilgili hizmet dolayı­sıyla yapılan giderler” esas alı­narak belirlenmesini öngörüyor. Diğer yandan, harcamalara katıl­ma payının, katılma payı ödevli­sinin isteği dışında görülen hiz­met nedeniyle de alınması peka­la mümkün.

Buna karşılık, VUK mük. md.413’deki katılma payı ödevli­lerinin neye katıldıkları sorusu­na verilebilecek en makul cevap, “bilgi paylaşımı için idarenin yapacağı giderlere katılım” olsa gerek.

Buna karşılık, VUK mük. md.413’de katılma payının tuta­rının giderlere değil, sorgulanan ve dönen verinin sayısı, veri top­lu olarak paylaşılıyorsa paylaşı­lan verinin sayısı, boyutu gibi öl­çütlere göre belirlenmesi öngö­rülmüş. Kaldı ki, katılma payını sadece entegre bilgi sistemi kap­samında GİB’den bilgi almak “is­teyenler” ödeyecekler; talep dışı bilgi paylaşımı ve katılma payı söz konusu değil.

Bu nedenlerle, VUK mük. md.413’de adı “katılma payı” ol­sa dahi, teknik manada burada -bilgi paylaşımı karşılığında alı­nan- bir “harç” olduğu düşün­cesindeyim. Anayasa Mahke­mesi’nin yerleşmiş içtihatlarına göre de, “kamu idareleri tara­fından alman paraların isim­lerine değil, içerik ve nitelik­lerine göre değerlendirilmesi gerekir” (E.1986/20). Anayasa Mahkemesi, kamu idarelerince alınan paralara “öz”leriyle uyuş­mayan isimler verilerek başta yasallık ilkesi olmak üzere Ana­yasal ilkelerin dolanılmasını ka­bul etmiyor.

Hukuka aykırılık var!

Bu bağlamda, VUK mük. md.413’de mali yükümlülüğün/ harcın tutarının belirlenmesi konusunda Bakanlığa yetki ve­rilmesi Anayasa’daki yasallık ilkesine aykırı.

Tutarın, aynen Harçlar Kanunu’nda olduğu gi­bi, yasayla belirlenmesi gerek. Diğer yandan, Taslak Tebliğ’de paylaşılacak bilgi olarak göste­rilen bilgilerin bir kısmı, VUK md.5’de vergi mahremiyeti kap­samı dışına çıkartılmış bilgiler değil (örn. katma değer vergi­si beyannamesi, bilanço), VUK mük. md.413’ün atıfta bulundu­ğu VUK md.5’de (f.7) ise kamu kurum ve kuruluşu dışındaki tü­zel kişilere bilgi verilmesi öngö­rülmüyor.

Taslak Tebliğ’de, ki­şilerin paylaşılmasına rıza gös­terdiği/onay verdiği bilgilerin paylaşılmasından söz ediliyorsa da, böyle bir durum VUK mük. md. 413’de düzenlenmiş değil; yasadaki eksiklik Tebliğ ile aşı­lamaz. Dolayısıyla, rızaya/onaya dayalı mükellef bilgilerinin pay­laşımına izin veren bir Tebliğ, VUK mük. md.413’e ve md.5’e aykırı olacaktır. Bu tür düzenle­melerde tehlike, üstünlüğü elin­de bulunduran üçüncü kişinin dayatmasıyla, rızanın/onayın çok çabuk bir şekilde “normale/ rutine” dönüşebilmesidir. Bıra­kın mükellefler kendi bilgilerini kendileri ibraz etsin.

(Kaynak: Funda Başaran Yavaşlar / Dünya Gazetesi | 20.08.2024)

Davranışsal Muhasebe Nedir?

Muhasebe; parayla ifade edilebilen mali nitelikteki işlemleri kaydederek işletmenin finansal bilgilerini karar alma sürecinde olan bilgi kullanıcılarına finansal tablo şeklinde aktaran bir bilim dalıdır.

-Bu bilgiyi üreten ve çeşitli amaçlar doğrultusunda analiz eden muhasebe meslek mensuplarının ise duygu ve düşünceleri, kişilik özellikleri ve toplumsal kültürleri ile inançları bilginin üretilmesi sırasında etkili olmaktadır.

– Davranışsal muhasebe olarak tanımlanan bu kavram, bilgi üreticisinin ve kullanıcısının bilişsel özellikleri üzerindeki muhasebe etkisini incelemektedir.

Bilgi teknolojilerine ve sosyal bilimlerde yaşanan gelişmeler muhasebe bilimini de önemli düzeyde etkilemiştir. Bunun sonucu olarak geleneksel muhasebe çeşitli değişimler yaşamış ve farklı alt dallara ayrılmıştır.

Dolayısıyla yaşanan bu gelişmeler muhasebeyi değiştirmiş ve faklı yapılar halinde şekillendirmiştir. Önceleri sadece kayıt işleminden ibaret olduğu düşünülen geleneksel muhasebenin de kapsamını genişlemiştir.

Bu genişlemenin en önemli çıktısı davranışsal muhasebenin oluşumudur. Davranışsal muhasebe kişilerin bir muhasebe olayıyla karşılaştıklarında sergiledikleri davranışlarını incelemektedir. Bu kavramın ortaya çıkması ise davranışsal iktisadın büyük bir yerinin olduğunu söylemek gereklidir.

– İktisadın temel varsayımı olan homo economicus, kıt kaynaklarla maksimum fayda elde etmeye çalışan insanları ifade etmektedir. Başka bir deyişle insan beklenen fayda teorisinin de temelini oluşturan rasyonel davranış varsayımına göre hareket etmektedir. Ancak tüm insanların rasyonel davranışlar gösterdiğinden bahsetmek mümkün değildir

-Çünkü insan çevresiyle sürekli olarak etkileşim gösteren, belirli normlara ve inançlara sahip kendine özgü kişiliği bulunan canlı varlıklardır. Dolayısıyla insanla beklentilerin aksine rasyonel yerine çoğu zaman irrasyonel davranış sergilemektedir (Marşap ve Gökten, 2016; 346).

Genel olarak muhasebe fonksiyonu sermaye piyasalarında çok önemli bir rol oynamaktadır. Çünkü işletmelerin faaliyetlerinin dönemsel olarak ekonomik sonuçlarını özetleyen mali tablolar, muhasebe sisteminin bir çıktısıdır.

-Dolayısıyla muhasebe sistemi, işletme faaliyetlerini tanımlamak, ölçmek, tablo haline getirmek ve paydaşlara ve diğer kullanıcılara ekonomik verinin iletilmesini sağlamaktadır.

-Muhasebe bilgi sistemi ile bilgi alıcısı arasındaki ilişki iletişim süreci olarak adlandırılmaktadır. Bir bilgi sistemi açısından muhasebe bilgiyi kodlar ve gönderir, finansal raporun okuyucusu ise bir alıcı görevi sorumluluğu taşımaktadır.

-Ancak aynı uyarıyı alan tüm alıcıların aynı miktarda bilgiyi aldığı kesin değildir. Çeşitli araştırmalardan da görüleceği üzere benzer uyarıcıların tüm kodlayıcılar tarafından aynı şekilde kodlanmadığı açıklanmış, kazançlar ve maliyetler açısından farklılıkların olduğu tespit edilmiştir. Bu gerçekler göz önünde bulundurulduğunda davranış biliminin muhasebe üzerinde önemli etkilerinin olduğu görülmektedir.

-Örneğin amortisman ve diğer yönetim politikalarının farklılıklar göstermesi farklı alıcıların aynı sembol setinden farklı miktarda ve türde bilgi elde etmesine neden olmaktadır ( Hofstedt ve Kinard, 1970; 54).

-Küreselleşme ile birlikte muhasebe kayıtlarının farklı ülkelerdeki uygulamaları genel bir sorun haline dönüşmüş ve bu farklılıkların önüne geçebilmek için uluslararası düzeyde çeşitli standartlar belirlenmiştir.

-Uluslararası Muhasebe Standartları Kurulu’nun yapmış oldukları çalışmalar sonucunda finansal tabloların objektif olarak hazırlandığı varsayılmaktadır. Bu durum muhasebecilerin standartları uyguladıkları durumlarda finansal tabloların ülkeler arasında karşılaştırılabilir olduğunu göstermektedir.

-Ancak burada dikkat edilmesi gereken durum muhasebenin gelişim sürecinde davranışsal faktörlerin göz ardı edilmesidir. Davranışsal araştırmalar sadece yatırımcıların ve diğer paydaşların insani yönlerine odaklanmıştır.

-Oysaki yatırımcılar ve sermaye piyasası katılımcıları tarafından ekonomik kararlar vermek için kullanılan bilgiler, muhasebe standartlarını yorumlayıp uygulayan profesyonel muhasebeciler tarafından hazırlanmaktadır. Dolayısıyla muhasebecinin kişisel özellikleri ve insani yapıları mali tabloları etkileyebilmektedir. (Hellmann, 2016; 39).

-Özellikle bilgi işleme davranışı, yargı kalitesi, kullanıcıların ve muhasebe bilgileri sağlayıcılarının ortaya çıkardığı muhasebe problemleri ve karar verme becerileri davranışsal muhasebenin temelini oluşturmaktadır. (Kutluk, 2017; 191).

Muhasebenin davranışsal yapısını etkileyen faktörler şöyledir: ( Usul, 2007; 26-28);

-Kültür: Bir toplumun sahip olduğu kültür yapısı, o ülkedeki muhasebe sisteminin oluşmasında önemli bir etkendir. Örgüt yapısını, davranışlarını, muhasebe çevresini ve muhasebe olgusunu bilişsel hareketler il etkileyip muhasebe organizasyonunun oluşmasında doğrudan etkilidir.

 –İnanç: Çocukluk dönemiyle başlayan öğrenme, düşünsel yapılar ile olaylar arasındaki neden sonuç ilişkisini kurmaktadır. Bu durum genelleştirilerek toplum yapısını oluşturmakta ve daha sonra olaylar inançlara göre yorumlanmaktadır. Muhasebecilerin sahip olduğu bilgileri kullanarak karar alma mekanizmasını da etkileyen, öğrenme ve tecrübe ile birlikte oluşmuş inançlardır. Çünkü inançlar temel olarak önce çevreye, sonra yöntemlere hükmeder ve karar vermek için harekete geçer.

– Politik Yapı: Bir ülkede oluşan muhasebe sistemi, ülkenin siyasi yapısı, yönetim biçimi, pazar yapısı ve diğer ülkelerle olan ticari ilişki seviyesi belirlemektedir. Dolayısıyla toplumun yaşadığı kültür, yönetim biçimini ve siyasi altyapıyı etkilemektedir. Dolaylı olarak muhasebe sistemi de bu yapı içinde kurulmaktadır.

DAVRANIŞSAL MUHASEBE İLE İLİŞKİLENDİRİLEN TEORİLER

-Davranışsal muhasebe bazı teoriler ile muhasebe bilgisini üreten ve muhasebe bilgisini kullanan tarafların davranışları ile muhasebe arasındaki ilişkiyi açıklayabilmektedir.

– Söz konusu teorilere aşağıda şöyle değinildi: (Marşap ve Gökten, 2016; 349);

-Beklenti Teorisi:

-Muhasebe bilgisini üreten kişi, kayıtlarını objektif belgelere dayalı olarak gerçekleştirmektedir. Bununla birlikte Uluslararası Finansal Raporlama Standartları’na göre belirli işlemlerde muhasebe politikalarını ve tahminlerini belirlemekle yükümlüdür.

-Belirlenecek olan politika ve tahminlerde kişinin geçmiş tecrübeleri ve bilgi birikimleri kullanılmakta, bu durum geleceğin değerlendirilmesinde muhasebeciyi motive eden temel etkenin kendi davranışları sonucundaki beklentilerden oluşmasına sebep olmaktadır.

-Eşitlik Teorisi:

– İşletmelerde eşitlik teorisinin girdileri çalışanın eğitim düzeyi, sahip olduğu yetenekler, çalışılan iş saatleri, harcanan emek şeklinde sıralanabilmektedir. Bununla birlikte çıktılar ise maaş, prim, itibar, terfi, tanınırlık şeklinde oluşmaktadır. Bu bağlamda fayda maliyet analizlerinin karar süreçlerine yansıması ve nihai değerlendirme eşitlik teorisi çerçevesinde değişkenlik göstermektedir.

-Örneğin, işletmenin yürüttüğü faaliyetler sonucu gösterdiği performansın yüksek düzeyde karlılıkla raporlandığı varsayılmaktadır. Oluşan bu sonuca karşılık çalışanların işletmeden elde ettikleri fayda eşitlik teorisi çerçevesinde arzu edilebilir değilse çalışmalarda motivasyon kaybının yaşanabileceği öngörülmektedir.

-Amaç Teorisi:

– Kişilerin davranışlarını şekillendiren unsurlardan birini de bu teori oluşturmaktadır. Finansal raporların işletmenin genel durumu hakkında ortaya koyduğu bilgi akışı bilgi kullanıcılarının karar süreçlerinde etkin bir rol oynamaktadır.

-Dolayısıyla muhasebe, kişinin amaçları ile işletmenin amaçlarının örtüşüp örtüşmediğini ortaya koyan önemli bir unsur niteliğindedir ve paydaş davranışlarının şekillenmesinde temel rol oynamaktadır.

-Durumsallık Yaklaşımı Teorisi: İnsanların farklı koşullarda farklı davranışlar sergileyebileceğini ifade etmektedir. Konuya işletme ve muhasebe açısından bakıldığında işletmelerin içinde bulundukları çevresel faktörler onların yönetim ve örgüt biçimlerini şekillendirmekte ve diğer çevre yapılara göre farklılaştırmaktadır. Dolayısıyla çevreye uyum sağlayabilmek için hem örgüt, hem de birey değişime ayak uydurmak zorundadır.

-Vekalet Teorisi: İşletmeler yöneticiler, çalışanlar, yatırımcılar, borç verenler gibi çok sayıda farklı çıkar grubunu bünyesinde barındırmaktadır. Tüm bu grupların birbirinden farklı istek ve amaçları bulunmaktadır. Bu nedenle de çıkarları çelişmektedir. Vekalet teorisinde paydaşlar arasındaki ilişkiler ele alınmaktadır.

SONUÇ

-Muhasebe bilimi; parayla ölçülebilen bilgileri kaydedip, sınıflandırıp, özetleyen ve raporlayan bir bilimdir.

-Muhasebe bilimi hem teknolojinin gelişmesiyle birlikte hem de muhasebe bilimini uygulayan biz insanlar olduğumuz için insan psikolojisinden ve davranışlarından etkilenen pozitif bilim dallarından bir tanesidir.

-Muhasebe ye karşı olan tutumlar insani faktörler göz önüne alındığında çok farklı sonuç çıkarımlarına neden olabileceği gibi insanların yaşam tarzı, günlük hayattaki olaylar, kültürel yaklaşımlar, inançlar, ekonomik koşullar gibi insan hayatını doğrudan etkileyen durumların muhasebe bilimini ve muhasebe biliminden türetilen muhasebe bilgi sistemini doğrudan etkileyecektir.

-Dolayısıyla muhasebe bilimi finansal rakamları anlamlı bir şekilde ifade edebilse de; bu finansal rakamları hazırlayan, muhasebeyi oluşturan, muhasebeyi kullanan insan faktörünün yapısal ve ruhsal özellikleri muhasebe bilimini doğrudan etkileyebildiği ve muhasebesel sonuçlara direk etki ettiği gerçeği gözümüze çarpmaktadır.

KAYNAKÇA

-https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/370415#:~:text=Davran%C4%B1%C5%9Fsal%20muhasebe%20ki%C5%9Filerin%20bir%20muhasebe,etmeye%20%C3%A7al%C4%B1%C5%9Fan%20insanlar%C4%B1%20ifade%20etmektedir.

-https://www.researchgate.net/profile/Beyhan-Marsap/publication/311966738_Davranissal_Muhasebe_Kuramsal_Yaklasim_-_Behavioral_Accounting_Theoretical_View/links/5e4e7724299bf1cdb938eb39/Davranissal-Muhasebe-Kuramsal-Yaklasim-Behavioral-Accounting-Theoretical-View.pdf

-https://www.alomaliye.com/2018/07/02/davranissal-muhasebe/

20.08.2024

Kaynak: www.MuhasebeTR.com