Doğum Sonrası Kısmi Süreli Çalışma: Annelere Destekleyici Bir Seçenek

Doğum sonrası iş hayatına dönüş, çalışan anneler için oldukça karmaşık ve zor bir süreçtir. Bir yandan anne olmanın getirdiği sorumluluklarla başa çıkmaya çalışırken, diğer yandan kariyerlerine devam etmek isteyen kadınlar için bu süreç daha da zorlayıcı olabilmektedir. İşte tam da bu noktada, kısmi süreli çalışma modeli, annelere önemli bir çözüm sunmaktadır.

Doğum sonrası kısmi süreli çalışma

Kısmi süreli çalışma, işveren ile çalışan arasında yapılan bir anlaşma çerçevesinde, çalışanın tam zamanlı yerine haftalık çalışma süresinin daha az olduğu bir modeli ifade etmektedir. Genellikle tam zamanlı işlerde haftalık çalışma saati 45 saat iken, kısmi süreli çalışmada bu süre genellikle yarıya düşmektedir. Ülkemizdeki iş mevzuatına göre, kısmi süreli çalışma, tam süreli çalışmanın üçte ikisi oranında ya da daha az süreyi ifade etmektedir.

Türkiye’de doğum sonrası kısmi süreli çalışma uygulamaları, 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında düzenlenmiştir ve yeni annelere iş-yaşam dengesini daha rahat bir şekilde kurabilmelerine olanak tanımaktadır.

Kısmi süreli çalışma talebi

İşçi; analık izninin, çalışma süresinin yarısı kadar ücretsiz izin hakkının veya altı aya kadar ücretsiz izin hakkının bitiminden itibaren çocuğun mecburi ilköğretim çağının başladığı tarihi takip eden aybaşına kadar herhangi bir zamanda kısmi süreli çalışma talebinde bulunabilmektedir.

Bu talepte bulunabilmek için altı aya kadar ücretsiz izin hakkının tamamen kullanılmış olması şartı aranmamakta olup, ücretsiz izin süresi kesilerek de talepte bulunulabilmektedir.

Kısmi süreli çalışma talebinin, bu haktan faydalanmaya başlamadan en az bir ay önce işçi tarafından yazılı olarak işverene bildirilmesi gerekmektedir.

Kısmi süreli çalışma talebinin şartları

Doğum sonrası kısmi süreli çalışma talebinde bulunulabilmesi için eşlerin her ikisinin de çalışıyor olması gerekmektedir. Dolayısıyla, ebeveynlerden birinin çalışmaması hâlinde, çalışan eş kısmi süreli çalışma talebinde bulunamamaktadır.

 Ancak, ebeveynlerden birinin çalışma şartı;

– Ebeveynlerden birinin sürekli bakım ve tedavisini gerektiren bir hastalığının olması ve bu hastalığın tam teşekküllü hastane ya da üniversite hastanesinden alınacak doktor raporuyla belgelendirilmesi,

– Velayetin mahkemece eşlerden birine verilmesi hâlinde çocuğun velayetine sahip ebeveynin talepte bulunması,

– Üç yaşını doldurmamış bir çocuğun münferiden evlat edinilmesi,

hâllerinde aranmamaktadır.

Yukarıda belirtilen kısmi süreli çalışma talebi şartları, sadece başvuru sırasında aranmakta olup, bu şartların kısmi süreli çalışma sırasında kaybedilmesi durumunda söz konusu hak devam etmektedir.

Kısmi süreli çalışma yapılabilecek işler

Kısmi süreli çalışma;

– Özel sağlık kuruluşlarında ilgili mevzuat uyarınca mesul müdür, sorumlu hekim, laboratuvar sorumlusu ve sağlık hizmetinden sayılan işlerde tam zamanlı çalışması öngörülenler tarafından yerine getirilen işlerde (tabipler ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanlar, hemşire, ebe ve optisyenler ile 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunun ek-13 üncü maddesinde tanımlanan diğer meslek mensupları tarafından yerine getirilen işler)

– Nitelikleri dolayısıyla sürekli çalıştıkları için durmaksızın birbiri ardına postalar (vardiyalı çalışma) hâlinde işçi çalıştırılarak yürütülen sanayiden sayılan işlerde,

– Nitelikleri dolayısıyla bir yıldan az süren mevsimlik, kampanya veya taahhüt işlerinde,

– İş süresinin haftanın çalışma günlerine bölünmesi suretiyle yürütülmesine nitelikleri bakımından uygun olmayan işlerde,

işverenin uygun bulması hâlinde yapılabilmektedir.

Yukarıda sayılmayan işlerde ise, işverenin uygun bulma şartı aranmaksızın kısmi süreli çalışma talebinin karşılanması zorunludur.

Kısmi süreli çalışma talebinde bulunması gereken bilgiler

İşçinin kısmi süreli çalışma talebinde, kısmi süreli çalışmaya başlayacağı tarih ile tüm iş günlerinde çalışılacak olması hâlinde çalışmanın başlama ve bitiş saatleri, haftanın belirli günlerinde çalışılacak olması hâlinde ise tercih edilen iş günlerinin belirtilmesi gerekmektedir.

Yine, işçi, eşinin çalıştığına dair belgeyi de kısmi süreli çalışma talebine eklemek zorundadır.

Kısmi çalışma talebinde işverence alınacak aksiyonlar

İşçinin kısmi süreli çalışma talep dilekçesinin, işveren tarafından işçinin özlük dosyasında saklanması gerekmektedir.

Usulüne uygun olarak yapılan kısmi süreli çalışma talebi, bildirim tarihinden itibaren en geç bir ay içinde işveren tarafından karşılanması zorunludur.

Kısmi süreli çalışmanın belirlenen günlük ve haftalık çalışma süresi içerisinde yapılacağı zaman aralığı, o yerin gelenekleri, işçinin yapmakta olduğu işin niteliği ve işçinin talebi de dikkate alınarak işveren tarafından belirlenecektir.

İşveren tarafından; işçiye, talebin karşılandığının yazılı olarak bildirilmesi gerekmektedir.

İşveren tarafından süresi içinde işçinin talep dilekçesine cevap verilmemesi hâlinde, talep işçinin dilekçesinde belirtilen tarihte veya bu tarihi takip eden ilk iş gününde geçerlilik kazanmaktadır.

İşçinin belirtilen tarihte iş edimini sunmaya başlaması kaydıyla kısmi süreli çalışma talebi geçerli fesih nedeni sayılmamaktadır.

Kısmi süreli çalışan işçinin ücret ve paraya ilişkin bölünebilir menfaatlerinin işveren tarafından çalıştığı süreye orantılı olarak ödenmesi gerekmektedir.

Kısmi süreli çalışma hakkından faydalanan işçinin tam zamanlı çalışmaya dönüşü

Kısmi süreli çalışmaya başlayan işçi, aynı çocuk için bir daha bu haktan faydalanmamak üzere tam süreli çalışmaya her zaman dönebilmektedir.

Bu çerçevede, tam süreli çalışmaya geri dönmek isteyen işçinin, işverene en az bir ay önce yazılı olarak talebini bildirmesi gerekmektedir.

Kısmi süreli çalışmaya geçen işçinin tam süreli çalışmaya başlaması hâlinde işverence yerine işçi alınmış olması halinde, bu işçinin iş sözleşmesi kendiliğinden sona erecektir.

Buna karşın, kısmi süreli çalışmaya geçen işçinin iş sözleşmesini feshetmesi hâlinde, yerine işçi alınmış ise bu işçinin iş sözleşmesi yazılı onayı olması koşuluyla fesih tarihinden itibaren belirsiz ve tam süreli sözleşmeye dönüşmektedir.

Sonuç olarak; doğum sonrası kısmi süreli çalışma, hem çalışan anneler hem de işverenler açısından önemli fırsatlar sunan bir çalışma modelidir. Annelere, doğum sonrası dönemde bebeklerine daha fazla zaman ayırma ve iş hayatını daha esnek bir şekilde sürdürme imkanı tanırken, işverenlere de deneyimli çalışanlarını kaybetmeden, maliyetleri kontrol altında tutma fırsatı vermektedir. Dolayısıyla, doğum sonrası kısmi süreli çalışma, iyi planlandığında her iki taraf için de kazançlı bir çözüm olabilmektedir.

(Kaynak: Celal Özcan / Ekonomim.com | 04.10.2024)

Kaynak: Doğum Sonrası Kısmi Süreli Çalışma: Annelere Destekleyici Bir Seçenek – MuhasebeTR

Beş Puanlık Prim İndirimindeki Borç Sorgusunda Neler Değişti?

5510 sayılı Kanunun 81/ı bendinde beş puanlık prim indiriminden yararlanılabilmesi için işve­renin ödeme vadesi geçmiş prim ve idari para cezası borcunun bulunmaması şartı aranılmış­tır. Kanunda aranılan bu şart nedeniyle 05510 kanun numaralı tahakkuklar MUHSGK uygulamasına yüklendiğinde işverenin Türkiye genelinde tescil edilmiş tüm işyerlerinden kaynaklanan ödeme vadesi geçmiş sigorta primi, işsizlik sigortası primi ve idari para cezası borçlarının bulunup bulunmadığı sistem üzerin­den sorgulanmaktadır.

Alt işverenleri bulunan asıl işverenler yönünden yapılan sorgulama ise hem kendi adlarına tescil edilmiş Türkiye geneli ödeme vadesi geçmiş sigorta primi, işsizlik sigortası primi ve idari para cezası borçlarının, hem de kendilerinden iş alan alt işverenlerinin üç haneli alt işveren dosyasından kaynaklanan sigorta primi, işsizlik sigortası primi ve idari para cezası borcunun bulunup bulunmadığına yönelik yapılmakta idi.

Ancak, Danıştay’ın 11/6/2024 tarihli ve 2024/2504 sayılı kararı ile “Dava konusu Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığının Malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları prim oranının işveren hissesinden beş puanlık indirim konulu 13.11.2008 tarihli ve 2008/93 sayılı Genelgenin “Alt İşvereni Bulunan İşyerleri ve Alt İşverenlerle İlgili İşlemler” başlıklı 9. Maddesinin idari para cezaları ve fer’ileri yönünden iptaline” hükmedilmiştir.

DANIŞTAYIN İPTAL KARARI SON­RASI UYGULAMA NASIL OLACAK?

Danıştay’ın iptal kararı sonrası asıl işverenlerin beş puanlık prim indiriminden yararlanmaları noktasında yapılacak borç sorgulamasının detayları Sosyal Güven­lik Kurumunca yeniden belirlenerek 2024/11 sayılı Ge­nelgede açıklanmıştır. Genelgede yapılan açıklamalar sonrasında;

  • Asıl işverenlerin muhtasar ve prim hizmet beyannamesini 05510 sayılı kanun numarasını seçerek gönderilebilmeleri için hem kendilerine ait Türkiye genelinde tescil edilmiş işyerlerinden kaynaklanan ödeme vadesi geçmiş sigorta primi, işsizlik sigortası primi ve idari para cezası borçlarının, hem de alt işve­renlerinin üç haneli alt işveren dosyasından kaynakla­nan sigorta primi ve işsizlik sigortası primi borçlarının bulunup bulunmadığı sorgulanacaktır. Dolayısıyla alt işverenlerin ödeme vadesi geçmiş idari para cezası borçları, asıl işverenin 05510 kanun numarasını seçme­sine engel teşkil etmeyecektir.
  • Alt işverenlerin muhtasar ve prim hizmet beyannamesini 05510 sayılı Kanun numarası seçerek gönderilebilmeleri için önceden olduğu gibi kendileri­ne ait Türkiye genelinde tescil edilmiş işyerlerinden ve alt işverenliklerinden kaynaklanan ödeme vadesi geç­miş sigorta primi, işsizlik sigortası primi ve idari para cezası borçlarının bulunup bulunmadığı sorgulanacak­tır. Haliyle alt işverenin ödeme vadesi geçmiş idari para cezası borcunun bulunması halinde her ne kadar asıl işveren 05510 kanun numarasını seçebilecek olsa da alt işveren seçemeyecektir.

DİĞER PRİM TEŞVİKLERİNDE UYGULAMA DEĞİŞMEDİ!

Danıştay’ın iptal kararı beş puanlık prim indiri­minin usul ve esaslarının belirlendiği 2008/93 sayılı Genelgeye yönelik olduğundan, Sosyal Güvenlik Kurumunca çıkartılan 2024/11 sayılı Genelgede yal­nızca 2008/93 sayılı genelgenin ilgili bölümü yeniden düzenlenmiş, diğer prim teşvikleriyle ilgili herhangi bir değişikliğe gidilmemiştir.

Bu bakımdan alt işverenlerin ödeme vadesi geçmiş idari para cezası borçları, yalnızca asıl işverenlerce 05510 sayılı Kanun numarasından yapılacak bildirimler için dikkate alınmayacaktır. Başka bir anlatımla alt işverenlerin ödeme vadesi geçmiş idari para cezası borçlarının bulunduğu durumlarda, MUHSGK uygu­lamasında asıl işveren her ne kadar 05510 sayılı kanun numarasını seçebilecek olsa da ödeme vadesi geçmiş borcun bulunmama şartının aranıldığı diğer teşvik kanunlarını (örneğin 06111, 16322/26322, 05746 kanun numarasını) seçemeyecektir.

ALT İŞVERENLERİN İDARİ PARA CE­ZASI BORÇLARINDAN ASIL İŞVE­RENİN MÜŞTEREK VE MÜTESELSİL SORUMLULUĞU DEVAM EDİYOR!

Sosyal Güvenlik Kurumunca yayımlanan;

  • 2020/8 sayılı Genelgede alt işverenlerin işlemiş olduğu fiillerden dolayı uygulanacak idari para cezalarının alt işverene tebliğ edilip alt işverenden tahsil edileceği, alt işverenden tahsil edilemediği du­rumlarda ise müşterek ve müteselsil sorumluluk ilkesi uyarınca idari para cezasının asıl işverenden takip ve tahsil edileceği,
  • 2024/12 sayılı Genelgede ise alt işverenlerin ödeme vadesi geçmiş borçları nedeniyle 6183 sayılı Kanunun 55. maddesine göre düzenlenecek ödeme emirlerinin asıl işverene ve alt işverene aynı anda gön­derilerek icra takibine geçileceği

Açıklanmıştır.

Sonuçta Danıştay’ın iptal kararına istinaden SGK’nın 2024/11 sayılı Genelgede belirlemiş olduğu yeni kurallar, yalnızca asıl işverenlerin beş puanlık prim indiriminden yararlanmaları sırasında alt işve­renlerin idari para cezası borçlarının sorgulama dışında bırakılmasına yönelik olarak yapılmıştır.

Haliyle önceden olduğu gibi alt işverenlerinin ödeme vadesi geçmiş idari para cezası borçlarının asıl işverenlerden tahsiline devam edileceği gibi asıl işverenlerce talep edilecek kesinleşmiş sosyal güvenlik prim borcu dışındaki borcu yoktur yazılarının düzen­lenmesi sırasında alt işverenlerin idari para cezası borç­ları da sorgulanacaktır. Bu bakımdan asıl işverenlerin, alt işverenlerinin SGK’ya vadesi geçmiş sigorta primi ve işsizlik sigortası borçlarının yanı sıra idari para ce­zası borçlarının olup olmadığını kontrol etmeleri, varsa hak edişlerinden keserek Kuruma yatırmaları ihmal edilmemelidir.

(Kaynak: Eyüp Sabri Demirci / Karar.com | 04.10.2024)

Kaynak: Beş Puanlık Prim İndirimindeki Borç Sorgusunda Neler Değişti? – MuhasebeTR

Gümrük Yönetmeliğinin 53.Maddesi Kapsamında Yapılacak Tahakkuklarda, Gecikme Faizi Uygulanması Gerekir Mi?

I– KONUYA İLİŞKİN MEVZUAT HÜKÜMLERİ

Gümrük Yönetmeliği’nin 53.maddesi (İstisnai Kıymetle Beyan):

(1) Kanunun 24 üncü maddesine göre kıymet tespitinin yapıldığı hallerde beyan sahibinin talebi üzerine;

a) Konsinye şekilde teslim edilen çabuk bozulabilir eşyanın,

b) Gümrük kıymetine ilave edilmesi gereken, ancak ihracatçı ve ithalatçı arasındaki sözleşme gereği söz konusu kıymet unsurları gümrük yükümlülüğünün başladığı tarihten sonra belli olacak eşyanın,

c) Satış sözleşmesinde, fiyatın sonradan gözden geçirilmesini öngören hükümler içeren eşyanın,

ç) Boru hatları veya elektrik telleri ile taşınan ve depolama imkanı olmayan sürekli akış halinde olan eşyanın,

d) Deniz yolu ile sıvı halde Türkiye Gümrük Bölgesine getirilen ve gümrük gözetimi altında gaz haline dönüştürülerek limanda boru hattına verilen sıvılaştırılmış doğal gazın (LNG), 

Gümrük kıymetinin tespitinde, beyan sahibinin talebi üzerine, gümrük idaresince basitleştirilmiş usuller uygulanır.

(2) Birinci fıkra uygulamasında, 22 ila 24 üncü maddelerdeki genel ve özel koşullar aranmaz. Ancak bu genel ve özel koşulların aranmaması bu kişiye basitleştirilmiş usulle sağlanan diğer hakların kullanım hakkını vermez. Birinci fıkranın (b), (c) ve (ç) bentlerinde belirtilen durumlarda yükümlülerin, anılan kıymet unsurlarının mevcudiyetini gösteren sözleşmelerin örneği ve onaylı çevirisini gümrük idarelerine sunmaları gerekir.

(3) Birinci fıkrada belirtilen hallerde, vergi tahakkuku mevcut belgelerde belirtilen kıymet esas alınarak yapılır. Tamamlayıcı beyana göre gözden geçirilmiş kıymetin daha yüksek olması halinde ek vergi tahakkuku yapılır. Daha düşük olması halinde ise; farka isabet eden kıymetin iade alındığının tevsiki ve satış sözleşmesine göre kıymetin yeniden belirlenmesini gerektiren işleme ait tahlil raporu gibi bir belgenin onaylı örneğinin sunulması koşullarıyla ve gümrük idaresince yapılacak inceleme sonucunda söz konusu hususların tespiti üzerine Kanunun 211 inci maddesi çerçevesinde işlem yapılır.

(4) Tamamlayıcı beyana isabet eden ithalat vergileri bakımından zamanaşımı tamamlayıcı beyanın verildiği tarihten itibaren başlar.

(5) İthal eşyasının gümrük kıymetine veya katma değer vergisi matrahına girmesi gereken, ancak gümrük beyannamesinin tescili anında beyan sahibi tarafından mevcudiyetinin bilinmesi mümkün olmayan kıymet veya matrah unsurları için, en geç söz konusu kıymet veya matrah unsurunun muhasebe kayıtlarına intikal ettirildiği ayı takip eden ayın yirmi altıncı günü akşamına kadar beyanda bulunulur ve vergileri de aynı süre içinde ödenir.

(6) Gümrük beyannamesinin tescil tarihi itibarıyla mevcut bilgi ve belgelere istinaden beyanda bulunulan ancak tutarı kesin olarak belirlenemeyen depolama, tahmil-tahliye, liman giderleri gibi ithalatta katma değer vergisi matrah unsurları için, en geç söz konusu matrah unsurunun muhasebe kayıtlarına intikal ettirildiği ayı takip eden ayın yirmi altıncı günü akşamına kadar beyanda bulunulur ve vergileri de aynı süre içinde ödenir. 

(7) İstisnai kıymetle beyana ilişkin tamamlayıcı beyanların süresi içerisinde verilmemesi nedeniyle zamanında ödenmeyen gümrük vergileri için eşyanın serbest dolaşıma girişine ilişkin beyannamenin tescil tarihinden itibaren 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre belirlenen gecikme zammı oranında gecikme faizi tahsil edilir ve Kanunun 241 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca işlem yapılır.

Tahsilat İşlemlerine İlişkin 2 Seri Nolu Gümrük Genel Tebliği’nin 15.Maddesi (Gecikme Zammı Ve Gecikme Zammı Oranında Faiz Uygulanması): 

(1) Hiç alınmayan veya eksik alınan gümrük vergilerine, gümrük yükümlülüğünün başladığı tarihten, vergilerin kesinleştiği tarihe kadar olan süre için 6183 sayılı Kanunun 51 inci maddesine göre tespit edilen gecikme zammı oranında faiz uygulanır. Söz konusu faiz, Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen aylık gecikme zammı oranı on iki ile çarpılmak suretiyle yıllık orana dönüştürülerek ve formül-1 kullanılarak hesaplanır.

FORMÜL-1

Gecikme Zammı Oranında Faiz = Tutar X (Aylık Gecikme Zammı Oranı X 12) X Gün Sayısı
36.000

(2) Hiç alınmayan veya eksik alınan gümrük vergilerine ilişkin olarak ilgili gümrük idaresince yapılan tebligata rağmen ödeme süresi içinde ödenmeyen vergiler için, vadenin bitim tarihinden itibaren ödeme tarihine kadar geçen süre için gecikme zammı her ay için ayrı ayrı uygulanır. Bu hesaplamada ödeme tarihi süreye dahil edilir, vade tarihi ise süreye dahil edilmez.

(3) Gecikme zammı, aylık olarak formül-2 kullanılarak hesaplanır. Aylık esasa göre gecikme zammının hesaplanacağı bir aylık süre içinde oran değişikliği yapılırsa söz konusu bir aylık sürenin tamamına eski oran tatbik edilir.

FORMÜL-2

Aylık esasa göre gecikme zammı tutarı = Aylık gecikme zammı oranı  

X

 

Ay sayısı

 

X

Gecikme zammı uygulanacak tutar

(4) Ay kesirleri için gecikme zammı, 25/12/2003 tarihli ve 5035 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun yürürlüğe girdiği 2/1/2004 tarihinden itibaren günlük esasa göre formül-3 kullanılarak hesaplanır. (Ek-10‘da örnek verilmiştir).

FORMÜL-3

Günlük esasa göre gecikme zammı tutarı = (Aylık gecikme zammı oranı/30) X Gün sayısı X Gecikme zammı uygulanacak tutar

(5) 6183 sayılı Kanunun 51 inci maddesinin üçüncü fıkrası doğrultusunda, gümrük idarelerince verilen idari para cezalarına gecikme zammı oranında faiz ve gecikme zammı uygulanmaz.

(6) Gümrük Kanununun 244 üncü maddesinin beşinci fıkrası gereğince, uzlaşılan vergilerin alınması gerektiği tarihten itibaren uzlaşma tutanağının imzalandığı tarihe kadar geçen süre için 6183 sayılı Kanunun 51 inci maddesine göre tespit edilen gecikme zammı oranında faiz uygulanır.

Not: Bu konu başta olmak üzere, YYS Yıllık Faaliyet Raporu Hazırlanması, YYS Yıllık Zorunlu Eğitimlerinin Verilmesi, YYS Revizyonları, Ön İzleme, Yeni YYS Belgesi Hazırlıkları ve YYS Belgesi Alım Süreci, YYS Başvuru Formlarının Doldurulması, YYS Danışmanlığı, vb. Tüm YYS Süreçleri hakkında daha fazla ayrıntılı bilgiyi, Gümrük ve Dış Ticaret Mevzuatı konularında gerekli Hukuki ve Mevzuat Desteğini, İdari ve Adli İtiraz Süreçleri, Dava Açılması, Dava Aşamalarının Takibi, İlgili Mevzuat Ve Hukuki Açılardan Gerekli İtiraz Ve Savunmaların Yapılarak Dava Sonucunun Olumlu Sonuçlandırılması, Sonradan Kontrol/ Firma İncelemesi Yaptırılması, Antrepo Açma, Antrepo Genişletme, AN6, AN7, AN8 Raporlarının düzenlenmesi, … vb, işlemleri, Sürekli/ Düzenli, Aylık, Yıllık Gümrük ve Dış Ticaret Danışmanlığı, Olay (Konu) Başı Gümrük ve Dış Ticaret Danışmanlığı, Gümrük ve Dış Ticaret Mevzuatı Eğitimleri, … vb. konularında yardım, destek, danışmanlık ve benzeri hizmetleri -İsterseniz- Firmalarımız “Çoban Gümrük Dış Ticaret Denetim, Danışmanlık ve Yetkilendirilmiş Gümrük Müşavirliği A. Ş.”den veya “Çözüm Denetim Gümrük Dış Ticaret Ve Danışmanlık A. Ş.”den alabilirsiniz.

II- DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Gümrük Yönetmeliği’nin 53.maddesinde esas itibarı ile “İstisnai kıymetle beyan”/ Basitleştirilmiş Usulle Beyan, hususu, özelikle, 53/1.maddede belirtilen hususların (Gümrük kıymetinin tespitinde, beyan sahibinin talebi üzerine, gümrük idaresince basitleştirilmiş usuller) uygulanması düzenlenmiştir.

– Gümrük Yönetmeliği’nin 53/7.maddesinde belirtilen faiz ise bize göre; 53/1.maddede belirtilen hususlarla ilgili “İstisnai kıymetle beyana ilişkin tamamlayıcı beyanların süresi içerisinde verilmemesi nedeniyle, zamanında ödenmeyen gümrük vergileri için  6183  sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre belirlenen gecikme zammı oranındaki gecikme faizi”dir.

– İstisnai kıymetle beyana ilişkin tamamlayıcı beyanların süresi içerisinde verilmesi durumunda herhangi bir gecikme zammı ve/veya gecikme faizi ödenmemesi gerekir.

Öte yandan, Gümrük Yönetmeliğinin 53 maddesinin 1.fıkrası dışında kalan (5 ve 6) fıkralarda belirtilen Gümrük Kıymeti ve/veya İthalatta KDV matrah unsurları ise ilgili SDGB’nin tescili (Vergi Mükellefiyetinin Başlangıcı) sırasında türü ve/veya miktarı belli olmayan, beklenmeyen, sonradan ortaya çıkan unsurlar olduğu için, bu unsurların ilgili Yönetmelik maddesinde belirtilen süre içinde beyan edilip tekabül eden vergilerin de yine ilgili Yönetmelik maddesinde belirtilen süre içinde ödenmesi durumunda; Herhangi bir Gecikme zammı ve/veya Gecikme Zammı oranında Gecikme Faizi/ Faiz ödenmemesi, gayet  doğal ve kanun koyucunun amaçladığı esas hedefe/ amaca uygun olup, tersi bir durum (Herhangi bir Gecikme zammı ve/veya Gecikme Zammı oranında Gecikme Faizi/ Faiz ödenmesi, tahsil edilmesi) Gümrük Yönetmeliğinin 53.maddesinin Düzenlenme amacına aykırıdır.

Örneğin: DİR kapsamında yapılan ithalat nedeniyle Türkiye’ye geçici ithali yapılan ürünlerin tamamının veya bir kısmının; daha sonra ihracat taahhüdünün yerine getirilememesi nedeniyle Kat’i İthalata çevrilmesi durumunda, kat’i ithalat sırasında ilgili kati ithalat beyannamesinin (SDGB) tescil tarihindeki vergi oranı ve döviz kuru dikkate alınmayıp, ilk giriş/ geçici gümrük giriş beyannamesindeki vergi oranları ve döviz  kurunun dikkate alınarak ithalatın gerçekleştirilmesi gibi.

Aksi durumda, yani kati ithalat için tescil edilen (En son tescil edilen) SDGB’nin tescil tarihindeki vergi oranı ve döviz kuru dikkate alınarak ithalatın yapılması (Gümrük vergilerinin ödenmesi) durumunda DİR teşvik rejiminin hiçbir espirisi olmaz, normal ithalattan (4000, 4071 rejim kodlu) hiçbir farkı kalmazdı.

Aynen, bu örnekte olduğu (DİR’de amaçlanan teşvik unsuru) gibi; {Gümrük Yönetmeliğinin 53.maddesinde de; 7.fıkrası dışında herhangi bir “Gecikme zammı ve/veya Gecikme Zammı oranında Gecikme Faizi/ Faiz” uygulanmamasının amacı bu. Kanun Koyucunun bilerek, isteyerek, planlayarak, tasarlayarak koyduğu, mükellefe bir teşviği} diye, düşünüyoruz/ yorumluyoruz

04.10.2024

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

213 Sayılı Vergi Usul Kanunu Madde 353/A-1 Hükmünde Yapılan Değişikliğin İncelenmesi

2.8.2024 tarihli ve 32620 sayılı Resmî Gazete ’de 7524 Sayılı Vergi Kanunları ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun olarak yayımlanmış ve bu kanunun 11 inci maddesi ile 213 Vergi Usul Kanunun (VUK’un) “Özel Usulsüzlükler ve Cezaları” başlıklı 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde 2.8.2024 tarihinden geçerli olmak üzere değişiklik yapılmış, kanuna 2 sayılı cetvel eklenmişti.

Bu çalışmanın konusunu; 7524 Sayılı Kanun ile değişik VUK md. 353/a-1 ‘in son halinin incelenmesi oluşturmaktadır.

1- Cezayı Gerektiren Durumlar

Elektronik belge olarak düzenlenmesi gerekenler de dâhil olmak üzere, verilmesi ve alınması icabeden fatura, gider pusulası, müstahsil makbuzu ile serbest meslek makbuzlarının;

  • Verilmemesi,
  • Alınmaması,
  • Düzenlenen bu belgelerde gerçek meblağdan farklı meblağlara yer verilmesi,
  • Bu belgelerin elektronik belge olarak düzenlenmesi gerekirken maliye bakanlığınca belirlenen zorunlu haller hariç olmak üzere kâğıt olarak düzenlenmesi ya da
  • Bu kanunun 227[1], 231 (fatura[2]) ve 234. (gider pusulası[3]) Maddelerine göre hiç düzenlenmemiş sayılması halinde

ceza uygulanması söz konusu olur.

2- Ceza Kime Uygulanır?

Bu belgeleri düzenlemek (satıcı) ve almak zorunda olanların (alıcı) her birine ceza uygulanır.

3- Ceza Nedir?

Her bir belge için, bir takvim yılı içinde

  • ilk tespitte 10.000 Türk lirasından,
  • sonraki tespitlerde Kanuna bağlı 2 sayılı cetvelde yer alan tutarlardan aşağı olmamak üzere,
  • bu belgelere yazılması gereken meblağın veya meblağ farkının %10’u nispetinde

özel usulsüzlük cezası kesilir.

2 Sayılı Cetvel

                353 üncü Maddenin Birinci
  Fıkrasının (1) Numaralı Bendi
  Ceza Miktarı (Asgari-TL)
2. Tespit 20.000
3. Tespit 30.000
4. Tespit 40.000
5. Tespit 50.000
6. ve Sonraki Tespitler 100.000

4- Tek Tespitte Aynı Neviden Birden Fazla Belgenin Düzenlenmediğinin Tespit Edilmesi Durumunda;

Tek tespitte aynı neviden birden fazla belgenin düzenlenmediğinin tespit edilmesi durumunda her bir belge için ayrı ayrı ceza kesilir ancak bu tespit, bu bent uyarınca kesilecek ceza uygulamasında, Kanuna bağlı 2 sayılı cetvelde yer alan tespit sayısının belirlenmesinde bir adet tespit olarak değerlendirilir.

5- Cezayı Gerektiren Fiilin Alıcı Tarafından İdareye Bildirilmesi Durumunda;

Birinci maddede yer alan özel usulsüzlük cezasına tabi fiillerin, belgeleri almak zorunda olanlar tarafından, idarenin bilgisine girmeden önce belgenin düzenlenmesi gereken süreyi takip eden beş iş günü içerisinde idareye bildirilmesi durumunda,;

  • alıcı adına özel usulsüzlük cezası kesilmez,
  • satıcı adına özel usulsüzlük cezası üç kat olarak uygulanır.

6- Satıcı Tarafından Kanun Kapsamında Olmayan Belge Düzenlenirse;

Fatura, gider pusulası, müstahsil makbuzu ile serbest meslek makbuzu yerine VUK kapsamında olmayan belgelerin düzenlenmesi halinde,

  • alıcı adına özel usulsüzlük cezası 1 kat,
  • satıcı adına özel usulsüzlük cezası iki kat olarak uygulanır.

7- Satıcı Tarafından Kanun Kapsamında Olmayan Belge Düzenlendiği Alıcı Tarafından İdareye Bildirilirse

Fatura, gider pusulası, müstahsil makbuzu ile serbest meslek makbuzu yerine VUK kapsamında olmayan belgelerin düzenlendiğinin belgeyi almak zorunda olanlar tarafından beş iş günü içerisinde idareye bildirildiği durumlarda, söz konusu belgeleri düzenleyenler adına bu bentte yer alan cezalar altı kat olarak uygulanır.

8- Cezada Üst Sınır Var mı?

Bir takvim yılı içinde her bir belge nevine ilişkin olarak tespit olunan özel usulsüzlükler için kesilecek cezanın toplamı (02.08.2024 sonrasında geçerli olmak üzere) 10 milyon Türk lirasını geçemez.


[1] Vuk md. 227 ye göre; Elektronik belge olarak düzenlenmesi gerekenler de dâhil olmak üzere, bu Kanuna göre kullanılan veya bu Kanunun Maliye ve Gümrük Bakanlığına verdiği yetkiye dayanılarak, kullanma mecburiyeti getirilen belgelerin, öngörülen zorunlu bilgileri taşımaması halinde bu belgeler vergi kanunları bakımından hiç düzenlenmemiş sayılır.

[2] VUK md. 231 e göre 7 gün içinde düzenlenmeyen faturalar hiç düzenlenmemiş sayılmaktadır.

[3] VUK md. 234 e göre; Gider pusulası, malın teslimi veya hizmetin yapıldığı tarihten itibaren azami yedi gün içinde düzenlenir. Bu süre içerisinde düzenlenmeyen gider pusulası hiç düzenlenmemiş sayılır.

04.10.2024

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

İşçilere Verilen İş Sağlığı ve Güvenliği Eğitimlerinin SGK Bildirimleri Açısından Değerlendirilmesi

Ülkemizde yürütülecek iş sağlığı ve güvenliği faaliyetlerini düzenlemek üzere çıkarılan 6631 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu 30/06/2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Anılan kanun, ülkemizde sadece iş sağlığı ve güvenliği konularını düzenlemek çıkarılan ilk kanun olma özelliğini taşımaktadır.

6331 sayılı Kanun ile proaktif bir yaklaşım benimsenerek risk değerlendirme çalışmalarının yapılması, tüm çalışanların iş sağlığı ve güvenliği faaliyetleri kapsamına alınması, işyerlerinin az tehlikeli, tehlikeli, çok tehlikeli şeklinde gruplandırılması gibi uygulamalar çalışma hayatına girmiştir.

Diğer yandan 6331 sayılı Kanunun “Çalışanların Eğitimi” başlıklı 17. maddesi ile işyeri çalışanlarına verilecek iş sağlığı ve güvenliği eğitimleri düzenlenmiştir. Yazımızda çalışanlarına verilecek iş sağlığı ve güvenliği eğitimleri ve bu eğitimlerin sigortalılar adına Sosyal Güvenlik Kurumu adına yapılan bildirimler açısından değenlendirilmesine ilişkin açıklamalar yapılacaktır.

1. ÇALIŞANLARIN İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ EĞİTİMLERİ

6331 sayılı Kanunun “Çalışanların Eğitimi” başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrasında, “İşveren, çalışanların iş sağlığı ve güvenliği eğitimlerini almasını sağlar. Bu eğitim özellikle; işe başlamadan önce, çalışma yeri veya iş değişikliğinde, iş ekipmanının değişmesi hâlinde veya yeni teknoloji uygulanması hâlinde verilir. Eğitimler, değişen ve ortaya çıkan yeni risklere uygun olarak yenilenir, gerektiğinde ve düzenli aralıklarla tekrarlanır.” hükümleri bulunmaktadır.

Anılan hükümlere göre çalışanlara genel olarak;

– İşe alındıklarında çalışmaya başlamadan önce,

– İşyerindeki iş değişikliği, ekipman değişikliği gibi değişiklikler uygulanması halinde,

– Herhangi bir değişiklik olmasa dahi belli aralıklarla,

İş sağlığı ve güvenliği eğitimi verilir.

Çalışanlara verilmesi gereken eğitimlerin aşağıdaki konuları içermesi gerekir:

Genel konular

a) Çalışma mevzuatı ile ilgili bilgiler,

b) Çalışanların yasal hak ve sorumlulukları,

c) İşyeri temizliği ve düzeni,

ç) İş kazası ve meslek hastalığından doğan hukuki sonuçlar,

Sağlık konuları

a) Meslek hastalıklarının sebepleri,

b) Hastalıktan korunma prensipleri ve korunma tekniklerinin uygulanması,

c) Biyolojik ve psikososyal risk etmenleri,

ç) İlkyardım,

d) Tütün ürünlerinin zararları ve pasif etkilenim,

Teknik konular

a) Kimyasal, fiziksel ve ergonomik risk etmenleri,

b) Elle kaldırma ve taşıma,

c) Parlama, patlama, yangın ve yangından korunma,

ç) İş ekipmanlarının güvenli kullanımı,

d) Ekranlı araçlarla çalışma,

e) Elektrik, tehlikeleri, riskleri ve önlemleri,

f) İş kazalarının sebepleri ve korunma prensipleri ile tekniklerinin uygulanması,

g) Güvenlik ve sağlık işaretleri,

ğ) Kişisel koruyucu donanım kullanımı,

h) İş sağlığı ve güvenliği genel kuralları ve güvenlik kültürü,

ı) Tahliye ve kurtarma,

Diğer konular 

Çalışanın yaptığı işe özgü yüksekte çalışma, kapalı ortamda çalışma, radyasyon riskinin bulunduğu ortamlarda çalışma, kaynakla çalışma vb. konular).

Çalışanlara verilen iş sağlığı ve güvenliği eğitimlerinin süresi yukarıda değinilen işyerlerinin tehlike sınıflandırmasına göre belirlenmektedir. İş sağlığı ve güvenliği eğitimleri;

a) Az tehlikeli işyerleri için en az sekiz saat,

b) Tehlikeli işyerleri için en az on iki saat,

c) Çok tehlikeli işyerleri için en az on altı saat,

Olacak şekilde düzenlenmelidir.

İşyerlerinde uygulanacak iş sağlığı ve güvenliği eğitimlerinin periyodik olarak tekrarlanma süresi de yine işyerinin tehlike sınıfı ile ilgilidir. Buna göre çalışanlara;

a) Çok tehlikeli sınıfta yer alan işyerlerinde yılda en az bir defa,

b) Tehlikeli sınıfta yer alan işyerlerinde iki yılda en az bir defa,

c) Az tehlikeli sınıfta yer alan işyerlerinde üç yılda en az bir defa,

İş sağlığı ve güvenliği eğitimi verilmelidir.

2. İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ EĞİTİMLERİNİN SİGORTALILIK BİLDİRİMLERİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ

Uygulamada işyeri çalışanlarına verilen iş sağlığı ve güvenliği eğitimlerinin Sosyal Güvenlik Kurumu adına yapılan bildirimler açısından değerlendirilmesi sırasında sıklıkla hatalar yapıldığı görülmektedir. Örneğin işverenlerin, iş sağlığı ve güvenliği eğitimi verilmesini sağladıkları kişinin eğitimden sonra işe gelmemesi durumunda sigortalılık bildirimleri ile ilgili olarak herhangi bir işlem yapmadığı durumlar ile karşılaşılmaktadır.

Ancak 6331 sayılı Kanunun “Çalışanların Eğitimi” başlıklı 17. maddesinin yedinci fıkrasında “Eğitimlerde geçen süre çalışma süresinden sayılır.” hükmü bulunmaktadır. İşçilere verilen iş sağlığı ve güvenliği eğitimlerinin çalışma süresinden sayılması ile ilgili düzenlemenin uygulamada dikkate alınmadığı ve bu nedenle işverenlerin cezai yaptırımlarla karşılaştığı görülmektedir.

Öncelikle iş sağlığı ve güvenliği eğitimlerinin verildiği tarihler işçilerin işe girişlerinin yapıldığı tarihin belirlenmesinde dikkate alınmalıdır. İşçiler ilk defa işe başlatılmadan önce eğitime tabi tutulacaklarından işe girişlerinin yapıldığı tarih iş sağlığı ve güvenliği eğitiminin yapıldığı tarihten başlatılmalıdır. Örneğin 28/10/2024 tarihinde işe başlatılmasına karar verilen işçiye 26/10/2024 tarihinde iş sağlığı ve güvenliği eğitimi verilecek ise Sosyal Güvenlik Kurumuna işçinin işe giriş tarihi 26/10/2024 olarak bildirilmedir. Hatta bu işçi 26/08/2024 tarihinde iş sağlığı ve güvenliği eğitimine katıldıktan sonra çalışmak üzere işyerine hiç gelmemiş olsa dahi 26/08/2024 tarihi itibariyle işe girişinin yapılarak adına bir günlük sigorta bildiriminde bulunulması gerekir. Hatta işyerinin çok tehlikeli sınıfta yer alması halinde iş sağlığı ve güvenliği eğitiminin süresi en az 16 saat olacağından eğitimin tamamlandığı gün sayısı kadar bildirimde bulunulmuş olması gerekir.

İş sağlığı ve güvenliği eğitimleri çalışma süresinden sayıldığından fazla çalışma ve fazla sürelerle çalışma hesaplamaları yapılırken de dikkate alınmalıdır. Bu husus 6331 sayılı Kanunun 17. maddesinde de “Eğitim sürelerinin haftalık çalışma süresinin üzerinde olması hâlinde, bu süreler fazla sürelerle çalışma veya fazla çalışma olarak değerlendirilir.” hükmü ile açıkça belirtilmiştir.

Yukarıda açıklanan hususlara dikkat edilmez, işçi ile ilgili sosyal güvenlik bildirimlerine ilişkin işlemler hatalı yapılacağından işverenler hakkında Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından idari para cezası işlemleri uygulanabilecektir. Şöyle ki;

– İşçinin iş sağlığı güvenliği eğitimlerine katıldığı tarihte sigorta tescili sağlanmamışsa işe giriş bildirgesinin geç verilmiş olması nedeniyle idari para cezası uygulanacaktır.

– İşçinin eğitim aldığı tarihlerde adına prim gün sayısı ve prime esas kazanç bildirimi yapılmamışsa veya eğitim süreleri nedeniyle ortaya çıkan fazla çalışma ücreti ile ilgili prime esas kazanç bildirimi eksik yapılmışsa düzenlenmesi gereken ek prim belgeleri nedeniyle idari para cezası uygulanacaktır.

– Eğitim alan işçinin eğitim tarihleri itibariyle hak ettiği normal ücretler veya fazla çalışma ücretleri işyeri kayıt ve belgelerine intikal ettirilmemişse işyeri kayıt ve belgelerinin geçersizliği nedeniyle idare para cezası uygulanacaktır.

Ayrıca yukarıda belirtilen durumlarda kayıtdışı istihdam söz konusu olduğundan işverenin yararlanmakta olduğu istihdam teşvik ve desteklerinden yasaklanması söz konusu olacaktır.

04.10.2024

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

Konkordatoda Finansal Kiralama Konusu Kıymetlerin Rayiç Değer Bilançosunda Gösterilmesi Problemi!

Konkordato kavramı, Latince “concordatum” kelimesinden türemiş olan “concordato” sözcüğü “uyuşma, anlaşma” anlamına gelmektedir. Konkordato dilimizde ise “anlaşmalı iflas” anlamındadır. Hukuken ise konkordato, bir borçlunun, belirli bir zaman içindeki tüm adi borçlarını, kanunen öngörülmüş nitelikli çoğunlukla alacaklıları tarafından kabul edilmiş ve yetkili mahkeme tarafından onaylanmış olan teklifi doğrultusunda ve kendisinin ödeme imkanları çerçevesinde ödemesini mümkün kılan bir hukuki müessesedir. Ayrıca konkordato “iflasın ve tasfiyenin alternatifi” olarak, borçluya ayakta kalma ve yaşama imkânı veren bir müessesedir.

Konkordato, borçlunun belirli alacaklıların alacakları konusunda, yetkili makamlar aracılığıyla borçların düzenlenmesine hizmet eden bir yeniden yapılandırma modelidir. Konkordatoda esas itibariyle, borçlunun menfaatleri ön plandadır. Bunun en somut delili olarak, kanuna kaynak olan İsviçre İcra ve İflas Kanunu’nun 293. maddesinde, konkordatonun açıkça borçluya tanınmış bir “hukuki lütuf” nitelendirilmesi oluşturmaktadır. Her ne kadar borçlunun menfaatleri ön planda gözükse de konkordato aynı zamanda alacaklılarında menfaatlerini koruma amacı güden bir müessesedir. Bazen borçlu bir kimse, borçlarını ödemek istemesine ve iyi niyetli olmasına rağmen, ekonomik gelişmeler, piyasa koşulları gibi sebeplerle borçlarını ödeyemeyecek duruma düşebilir. Mali durumu bozulan bir borçlunun, borçlarını vadesinde ödenmesi istenirse hem borçlunun ekonomik geleceği hem de alacaklıların alacaklarının tamamı veya bir kısmını tahsil edememe riski ortaya çıkabilir. Özellikle borçlu iflasa tabi olanlardan ise iflasla karşı karşıya kalması muhtemeldir. Kısaca açıklanan bu sakıncaları göz önünde bulunduran kanun koyucu, borçlulara böyle bir imkân tanımış, mahkeme denetiminde borçlunun alacaklıları ile anlaşmasının yolunu açmıştır. Bu bağlamda konkordatonun en önemli amacı, iflasa tabi olanlarda muhtemel iflası önlemek ve alacaklılarında alacaklarına kavuşmasını sağlamaktır. Konkordatonun düşünsel alt yapısı, borçlunun ekonomi piyasasında yok olması yerine, yeniden ekonomiye kazandırılması, bu arada da alacaklılarına alacaklarının ödenmesi ve alacaklılarında borçlu lehine bazı fedakarlıklarda bulunması esasına dayalıdır. Borçlu iflasa sürüklenmekte iken alacaklılara anlaşma yoluna giderek iflasın sonuçlarından kurtulmaya çalışmaktadır. Ancak, vadesi gelmiş ve birikmiş borçların belirli koşullarla (vade, indirim veya ikisi birlikte), ödenmesi suretiyle alacaklılarında tatmin edilmesine gayret etmektedir. Böylece alacaklılar yok olup gidecek bir borçlu yerine, mali durumunu düzeltmeye gayret eden ve borçlarını da ödeyen bir borçlu ile ilişkilerini sürdürecektir.

Finansal kiralama; fabrika ve ofis binaları, imalat makinaları, iş ve inşaat makinaları, kara, deniz ve hava taşıtları gibi yatırım mallarının edinilmesinde kullanılan orta ve uzun vadeli yatırım kredisidir. Belirleyici özelliği, kira süresince malın hukuki mülkiyetinin finansal kiralama şirketinde kalması, kiralama konusu malın her türlü riskinin ve faydasının kiracıya ait olmasıdır.

Kiracı, finansal kiralama sözleşmesinde belirlenen kiraları finansal kiralama şirketine öder ve malları kullanır.

Sözleşme süresinin sonunda mallar sözleşmede belirlenen sembolik bir bedel üzerinden kiracıya devredilir. Uygulamada çok sık karşılaşılmamakla birlikte, sözleşme sonunda malın kiralayana iade edilmesi durumu gerçekleşebilir.

FFFK md.24 de Kiracı sözleşme süresince finansal kiralama konusu malın zilyedi olup, sözleşmenin amacına uygun olarak her türlü faydayı elde etmek hakkına sahiptir. Kiracı, finansal kiralama konusu malı sözleşmede öngörülen şart ve hükümlere göre itinayla kullanmak zorundadır. Sözleşmede aksine hüküm yok ise kiracı, malın her türlü bakımından ve korunmasından sorumlu olup, bakım ve onarım masrafları kiracıya aittir. Madde, finansal kiralama sözleşmesinin özellikleri dikkate alınarak, kiracının hak ve borçlarının neler olduğunu açıklamaktadır. Kiracı, kiralama konusu malın zilyedi diğer bir ifade ile kullanım hakkını elinde bulundurduğu için onarım ve bakım kendisine yüklenmiş ve finansal kiralama şirketinin yararı nedeni ile onu ihtimamla kullanması gerektiği vurgulanmıştır.

Kiracının hak ve borçları, sadece bu maddede sayılanlar ile sınırlı değildir. FFFK’da sigorta primlerini ödeme, kiralayanın zilyetliğini başkasına devretmeme, kira bedellerini ödeme, malı geri verme borcu hükme bağlanmıştır. Dolayısıyla kiracının hak ve borçlarını aşağıdaki biçimde sayabiliriz;

  1. Kiracının Hakkı (Kullanma ve Yararlanma Hakkı)
  2. İtinayla Kullanma Borcu
  3. Bakım, Koruma ve Onarım Masraflarına Katlanma Borcu
  4. Hasar ve Ziyaına Katlanma Borcu
  5. Sigorta Primlerini Ödeme Borcu
  6.  Zilyetliği Devretmeme Borcu
  7.  Kira Bedellerini Ödeme Borcu

Zilyetlik maddi bir mal üzerinde, malikin veya malik olmayan üçüncü bir kişinin icra ettiği fiilî bir hâkimiyet olup, bu hâkimiyet bir hak değil yalnızca kendisine bir takım hukukî sonuçlar bağlanmış fiilî bir durumdur. Yani zilyetlik, bir malı kullanma, el altında bulundurma anlamına gelmektedir.

Mülkiyet haklarısözleşme boyunca finansal kiralama şirketindedir. Anlaşma koşullarına göre sözleşme sonunda kiralayana geçebilir.

Mülkiyet hakkı; taşınır ya da taşınmaz bir eşya üzerinde hakkı bulunan hak sahibine mülkü kullanma, yararlanma ve mülk üzerinde işlem gerçekleştirme yetkisi veren, hukuk düzeninin sınırları içinde kullanılabilecek ayni hak anlamına gelmektedir. Bu hak kapsamına asıl eşya (gayrimenkul) ile birlikte bütünleyici parça ve eklentileri de girmektedir. Bütünleyici parça ve asıl eşya birlikte var olduğundan dolayı, asıl eşyanın sahibi her kimse aynı zamanda bütünleyici parça ve eklentilerin de sahibi olmaktadır

Mülk üzerinde hak kazanabilme yöntemleri üç ayrı başlık altında toplanmaktadır.

1) Devren (Aslen) Kazanma

İlgili mülkiyetin ya da taşınmazın, bir kişiden diğerine geçtiği durumlara devren kazanma denilmektedir. Devren kazanma, bahsi geçen taşınmazın başka bir kişiye satılması şeklinde gerçekleşebileceği gibi aynı zamanda kişiye miras yoluyla kalması halinde de gerçekleşebilmektedir. Taşınmazın haklarının, daha önceden başka bir kişiye ait olup olmadığına bakılmaksızın mülkiyetin kazanıldığı hallere, devren (aslen) kazanma denilmektedir.

2) Tescille Kazanma/Tescilden Önce Kazanma

Taşınmaz mülkiyetinin kişi tarafından kazanılması tapuya tescille gerçekleşmektedir. Miras, işgal, mahkeme kararı, cebri icra ve kamulaştırma hallerinde ise bahsi geçen mülkiyet tescilden önce kazanılabilmektedir.

3) Olağanüstü Zamanaşımı ile Kazanma

Gayrimenkul üzerindeki hakkı olağanüstü zamanaşımı ile birlikte kazanmak, miras yoluyla geride kalmış taşınmazlarda rastlanabilen bir durumdur. 4721 s. Türk Medeni Kanunu’nun 713. maddesinde bu konuya ilişkin özel bir hükme yer verilmektedir. Olağanüstü zamanaşımı ile birlikte, kişinin taşınır ya da taşınmaz eşya üzerinde hak kazanabileceğini açıklayan bu madde, belirli şartlar yerine getirildiği takdirde, bir gayrimenkulün 20 yıl veya daha uzun bir süre boyunca sahibi olan kişinin bahsi geçen taşınmazın mülk hakkını alabilmesini sağlamaktadır.

Mülkiyet Hakkının Kısıtlandırılması

Türk Ceza Hukuku’nda kişilerin mülkiyet hakkına getirilen bazı kısıtlamalar bulunmaktadır. Sosyal nedenli kısıtlama olarak tanımlanabilecek olan bu sınırlamalar, kamu yararı nedeniyle devreye girebilmektedir. Bahsi geçen mülkiyetin topluma herhangi bir şekilde zarar ya da rahatsızlık vermesi durumunda, mülkiyet toplum yararına aykırı bulunacağından dolayı ilgili taşınmazın sahibine bazı hak kısıtlamaları getirilebilir.

Kişinin mülkiyet hakkına kısıtlama getirilebileceği anayasanın 13. maddesinde yer almaktadır, ancak getirilecek olan kısıtlama ölçülü bir şekilde kanuna dayanmalı ve kamu yararına hizmet etme amacı taşımalıdır.

Herhangi bir taşınmaz üzerinde hakkı bulunan kişinin, ilgili eşya ya da gayrimenkul üzerinde dış nedenlerden kaynaklı olarak herhangi bir işlem gerçekleştirememesi, mal varlığını kullanamaması, bahsi geçen taşınmazdan faydalanma imkanının engellenerek kısıtlanması veya yok edilmesi mülkiyet hakkının ihlali anlamına gelmektedir. Hakkın ihlal edildiği durumlar şunlardır:

1) Mülkiyet Üzerinden Gelecek Alacağın Zamanında Ödenmemesi

En çok kira ödemelerinde karşımıza çıkan bu ihlal biçimi, mülk sahibinin sözleşmede bahsi geçen gün veya günlerde, ilgili mülk için yapılacak olan ödemeyi alamaması olarak tanımlanabilir. Mülkiyet sahibinin zamanında alamadığı ödeme belirlenenden daha geç bir tarihte verildiği zaman para değer kaybedebilir, hukuki yollara başvurarak gecikme faizi alındığında bile mülk sahibinin süreçte girdiği zarar telafi edilemeyebilir.

2) Dışarıdan Gelen Müdahaleler

Kişiden ya da mülkün kendisinden kaynaklanan bir sorundan dolayı değil dışsal bir nedenden dolayı ilgili mülkün kullanılamaması, mülk üzerinden fayda sağlanamaması ve bu engellemenin dışsal bir sorun (inşaat, yapı çalışması, araştırma vb) kaynaklı olması mülkiyet ihlali kapsamına girmektedir. Kanuna göre mülkiyetin işlevsiz kalmasına neden olan kişi ya da kurumlar, ilgili süre içerisinde alacaklı kişinin girdiği zararı ödemekle yükümlüdür.

3) Mahkeme Kararları

Kişiler arasında çıkan mülk, arsa, taşınmaz ya da işletme kaynaklı problemlerde devreye giren hukuksal süreçler, hangi tarafın hakkının ihlal edildiğine karar verebilir ve davalı taraf için cezai işlemleri başlatabilir.

Mülkiyet hakkı, bahsi geçen ve üstünde hak iddia edilen eşyanın türüne göre “taşınır mülkiyeti” ve “taşınmaz mülkiyeti” başlıkları altında iki çeşitten oluşmaktadır. Taşınır mülkiyet, Medeni Kanun Madde 762’ye göre nitelikleri itibarıyla taşınabilen maddi şeyler ile edinmeye elverişli olan ve taşınmaz mülkiyetinin kapsamına girmeyen doğal güçlerdir. Taşınmaz mülkiyet, Medeni Kanu Madde 704’e göre “Arazi; tapu kütüğünde ayrı sayfalara yazılan bağımsız ve sürekli haklar” olarak açıklanmıştır.

Sosyal, ayni ve mutlak haklar düşünüldüğü zaman tapuda mülkiyet hakkı ne demek, bu hak hangi haklar kapsamına girmekte gibi sorular birçok kişinin aklına gelmektedir. Mülkiyet hakkı, ilgili taşınır ya da taşınmaz eşyanın üzerinde eşya sahibine en geniş yetkileri veren aynî haktır.

7101 sayılı kanunla yapılan düzenlemeler ışığında konkordato ve yeniden yapılanma hukuku kitabında sn Av. Sümer ALTAY ve sn Av. Ali ESKİOCAK finansal kiralama sözleşmelerini, mülkiyeti muhafaza kaydı ile yapılan sözleşmelere kıyasen, rehinli alacak hükümlerine tabii tutmak gerektiği kanısındayız bu çözüm, finansal kiralama sözleşmesinde, kira bedelinin tümünün ödenmesi koşuluyla, kiralayanın mülkiyetinin kiracıya geçmesinin öngörülmesi durumunda geçerli olabilecektir yorumu nedeniyle Rayiç değer bilançolarında finansal kiralama konusu kıymetler firmanın satışa konu varlıkları arasında gösterilmeye çalışılmaktadır.

Rehin, Bir alacağa teminat olarak, alacağın tahsil edilememesi durumunda bunun için alacaklıya verilen eşya veya haktır. Böylece alacaklıya verilen şey rehin veya diğer adıyla merhundur. Rehin, alacaklıya yapılacak ödemeyi belirli bir şey üzerinde teminat altına almayı sağlayan sözleşmedir. Rehin ve ipotek halk arasında birbirine karıştırılabilen kavramlardır. Bu noktada rehin ile ipotek arasındaki fark arasındaki ayrıma değinmek gerekir. Rehin, bir alacağa teminat olmak amacıyla, alacağın tahsil edilememesi durumunda alacaklıya verilen eşya veya haktır. Rehin hakkı taşınır ve taşınmaz mallar için kurulabilir. Taşınmazlar için kurulan rehin hakkına ise ipotek denir.

Mülkiyeti muhafaza şartıyla satış, tarafların aralarında yapacakları sözleşme ile birinin menkul bir malı devrederken mülkiyetini kendisinde tutmasını ifade etmektedir. Yani kısacası arabanızı taksitli satıyorsanız, borçludan taksitlerin tamamını alana kadar mülkiyetin sizde kalmasıdır.

Mülkiyeti muhafaza sözleşmesinde mal alıcıya teslim edilmesine rağmen satılanın mülkiyeti belli bir şart gerçekleşinceye dek satıcıda kalmaktadır. Bu sözleşme, gelişen ve değişen ticaret dünyasında satıcının malını satmasına rağmen bedelini alamaması ihtimaline karşı bir koruma sağlar. Aksi halde alıcının iflas etmesi veya satılan malın alıcı tarafın alacaklılarınca haczedilmesi halinde satıcının alacağını tahsil edememesi söz konusu olabilir. Bu durumun hak kaybına neden olmaması adına, satıcı lehine bir düzenleme olarak böyle bir sözleşme kurulmasına imkân tanınmıştır. Mülkiyeti muhafaza sözleşmesi ile yapılan satış işlemine de ‘’Mülkiyeti Muhafaza Kaydıyla Satış’’ denilmektedir.

Borçlar Kanunu ve Medeni Kanun’dan farklı olarak bazı özel kanunlarda da mülkiyeti muhafaza kaydıyla satışa yer verilmiştir. Bunlardan birisi de Karayolları Trafik Kanunu’dur. 2918 sayılı KTK madde 3’e göre ‘’ İşleten: Araç sahibi olan veya mülkiyeti muhafaza kaydıyla satışta alıcı sıfatıyla sicilde kayıtlı görülen veya aracın uzun süreli kiralama, ariyet veya rehni gibi hallerde kiracı, ariyet veya rehin alan kişidir. Ancak ilgili tarafından başka bir kişinin aracı kendi hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere işlettiği ve araç üzerinde fiili tasarrufu bulunduğu ispat edilirse, bu kimse işleten sayılır.’’

KTK’da ‘’işleten’’ kavramının tanımı üzerinde durulmuş ve mülkiyeti muhafaza kaydı bulunan araç konusunda trafik sicilinde adı bulunanın değil, araç üzerinde fiili hakimiyeti bulunanın esas alınacağı Yargıtay tarafından da kabul görmektedir.

Karayolları Trafik Yönetmeliği madde 69 uyarınca ‘’Mülkiyeti muhafaza kaydıyla yapılacak araç satışlarına ilişkin sözleşmeler, herhangi bir noterde yapılabilir, fakat alıcının yerleşim yeri noterliğinde sicile kaydedilir. Bu araçlar da, alıcısı adına tescil edilir ve tescil belgelerine, mülkiyeti muhafazalı olduğuna dair şerh verilir.’’

Eğer mülkiyeti muhafaza kaydı ile satılmış olan aracın trafik kaydına, alıcının bir alacaklısı tarafından haciz konulursa satıcı istihkak iddiasında bulunabilecektir.

KONKORDATODA YER ALAN RAYİÇ DEĞER BİLANÇOSU NEDİR?

Bilanço tanımı; belli bir dönemde şirketin varlıklarını ve bu varlıkların sağlandığı kaynakları gösteren mali tablo olarak açıklanabilir. Bilançonun tanımı, hangi kaynakların incelenmesi gerektiğini anlamak için önemlidir. “Muhasebede bilanço nedir?” sorusu şirketin parasal gücünü yansıttığı için kritik öneme sahiptir. “Muhasebede bilanço nedir?” sorusuna verilebilecek en iyi cevap; mali durumu gösteren bir tablo olduğudur. “Bilanço ne demek?” diye düşünenler bilançonun, şirketin varlıklarını ve borçlarını incelemek için bir hesap çizelgesi olduğunu bilmelidir. Şirketin mali sağlığı hakkında bilgi sahibi olmak, potansiyel yatırımcıların ilgisini çekmek, stratejik kararları alırken yöneticilere yardımcı olmak, vergi işlemlerinde temel oluşturmak ve paydaşlara güven vermek için bilanço kullanılır.

Bilançonun özellikleri içerisinde bazı unsurlar öne çıkar. Varlık ve kaynak denklemi eşit şekilde ilerlemeli, belli bir tarih dönemini kapsamalı, dönen ve duran varlık olarak sınıflandırılmalı, kısa ve uzun vadeli borçlar düzenlenmeli, şeffaf bir resim sunmalıdır.

Bilançolar şirketin farklı dönemlerde nasıl bir performans gösterdiğini karşılaştırmak için de önemlidir. Kurumun finansal durumu hakkında kapsamlı bir bilgi tablosu sunan bu çizelgeler alınan stratejik kararlarda etkili rol oynar.

Dönen varlıklar; nakit, alacaklar ve stoklar olarak düşünülebilir. Duran varlıklar ise makine, bina ve taşıtlar olarak sayılabilir. Kaynaklar; kısa ve uzun vadeli borçlar, sermaye şeklinde listelenir.

Varlıklar ve kaynaklar toplam olarak birbirine eşit olmalıdır. Denklemin sağlanması önemlidir. Mali dönemi belirlemek ve belli bir finansal raporlama düzenlemelerine uymak elverişli bir bilanço hazırlamak için gereklidir. Şirketin sahip olduğu varlıklara “aktif varlık” denir. Ürün ve hizmetlerin üretilmesi için kullanılan kaynaklar olarak ifade edilebilir. Varlık tarafındaki tüm değerlerin toplanması aktif toplamı yansıtır. “Aktif toplam nedir?” diye düşünenler bilançodaki aktif tarafında yer alan rakamları toplayabilir.

“Toplam aktifler nedir?” diye sorulduğunda duran ve dönen varlıklar hesaba katılmalıdır. “Toplam aktif nedir?” sorusunun cevabı, duran ve dönen varlıkların tamamıdır.

Muhasebede aktif pasif nedir diye düşünenler, bilanço kalemlerini inceleyebilir. Varlık tarafı aktifleri ifade eder. Kurumun ve şirketin ürün üretmek için kullandığı kaynaklardır. Nakit, banka hesapları, alacaklar ve stoklar sayılabilir. Makine, bina, teçhizat gibi aktifler duran varlıkları ifade eder. Kaynaklar tarafı ise pasiflerdir. Kısa ve uzun vadeli borçlar, sermaye pasifler kısmında dahildir Ortaklık sermayesi, kâr ve zarar, ilave sermaye gibi değerler öz kaynakları ifade eder. Şirket sahiplerinin yaptıkları yatırımları, kâr ve zarar getirilerini yansıtan taraf; öz kaynaklar bölümüdür.

Bilanço türleri nelerdir?

Varlıklar ve kaynakların belli kategoriler altında toplandığı sınıflandırılmış bilançoda, detaylandırma daha azdır. Varlık tarafı; dönen ve duran varlıklar olarak isimlendirilir. Kaynak tarafı ise kısa ve uzun vadeli borçlar, sermaye olarak şekillendirilir. İşlevsel bilanço ise işletmenin faaliyetlerine göre tarafları daha detaylı ele alır.

Liste bilanço nedir?

Bilançoda yer alan kaynaklar ve varlıkların alt kategoriler hâlinde incelendiği bir tablodur. Özellikle finans uzmanlarının ve yöneticilerin şirketin mali sağlığını incelemesi için özel olarak hazırlanır ve her kalem tek tek incelenir.

Mali bilanço nedir?

Bir şirketin ve kurumun mali hesaplarını düzenlemek için kullanılan tablodur. Gelir tablosu, bilanço ve nakit akış çizelgesi ile hazırlanır. İşletmenin kârlılığını hesaplamak için önemli bir veri sunar. Paydaşlar, yatırımcılar ve kredi veren kurumlar için önemli bir dokümandır.

Mali bilanço değeri nedir?

Mali bilanço değeri bulunurken; varlık ve borç değerleri, sermaye, kâr ve zarar hesaplamaları incelenir. Belli bir dönemi kapsayan bu değerler analiz edildiğinde şirketin mali bilanço değerini sunar.

Özet bilanço nedir?

Finansal raporlara hızlı bir bakış atmak isteyen yöneticiler için hazırlanan, ana kategorileri içeren kısa bir tablodur. Genel durumu ifade eder. Her kalemi detaylı incelemek yerine kısaltılmış bir tablo oluşturur. Temel bir bakış açısı kazanmak için önemlidir. “Bilanço hesabı nedir?” diye düşünenler, şirketin varlıklarını ve kaynaklarını analiz ettiği temel bir kavram olarak değerlendirebilir.

Rayiç Değer Bilançosu nedir?

Konkordato ve iflas durumunda işletmelerin aktif te ve pasifte yer alan gerek satışa hazır değerleri gerekse fiili borç ve risklerinin gösterildiği ve özsermaye kaleminin bu şekilde oluşturulduğu, ağırlıklı içtihatlarla şekillenmiş mali sağlığını gösteren bir tablodur diyebiliriz.

Konkordato sürecindeki Şirketin öz kaynakları Rayiç değer bilançosuna göre değerleme yapıldığında TTK 376/3. Maddesi çerçevesinde borca batık durumu da araştırılır

TTK 376/3 BORCA BATIKLIK VE TEDBİRLER başlığı altında geçen; Borca batıklık şüphesi varsa; yönetim organı işletmenin devamlılığı esasına göre aktiflerin muhtemel satış fiyatları üzerinden bir ara bilanço çıkartır. Çıkarılan ara bilançoya göre aktiflerin şirket borçlarını karşılamaya yetmediğine karar vermesi ve 7. maddede belirtilen tedbirleri almaması halinde şirketin iflası için asliye ticaret mahkemesine başvurur.

Borca batık olma durumu, şirketin aktiflerinin borçlarını karşılayamaması halidir.

Borca batık durumda olmanın işaretleri, yıllık ve ara dönem finansal tablolardan, denetime tabi şirketlerde denetim raporlarından, erken teşhis komitesinin raporlarından, yönetim organının belirlemelerinden ortaya çıkabilir.

Şirketin borca batık durumda bulunduğu şüphesini uyandıran işaretler varsa, yönetim organı, aktiflerin hem işletmenin devamlılığı esasına göre hem de muhtemel satış fiyatları üzerinden bir ara bilanço çıkartır.

Yönetim organı, hem işletmenin devamlılığı esasına hem de aktiflerin muhtemel satış değerlerine göre çıkarılan ara bilânço üzerinden aktiflerin şirket alacaklarını karşılamaya yetmediğine karar vermesi ve 7 nci maddede belirtilen tedbirleri almaması halinde şirketin iflası için mahkemeye başvurur.

Finansal kiralamaya yönelik alınan varlıkların Rayiç değer bilançosunda gösterilmesi durumunda muhtemel satış fiyatları ile Rayiç değer bilançosunda gösterilmesini iddia etmek, yukarda anlattığımız mülkiyeti muhafaza dahil hiçbir şekilde firmaca satışı mümkün olmayan bir varlığı, o an itibariyle satamadığı için, Rayiç değer bilançosunun Ruhuna aykırıdır.

Rayiç bedel, bir malın alım satım sırasındaki güncel piyasa değeri olarak düşünülebilir. Malın sahip olduğu özellikler ile beraber güncel durumlar temel alınarak belirlenen bir bedeldir. Rayiç bedel, alım satım işlemleriyle beraber sigortalama ve vergilendirme işlemlerinde temel alınan bir değerdir. Satış imkânı bulunmayan haklar borca batıklık bilançosunda yer almamalıdır.

Nitekim 23. Hukuk Dairesi   2013/1014 E.  ,  2013/3738 K. ‘da açıkça “finansal kiralama konusu edilen malların mülkiyetinin ancak finansal kiralama borçlarının tamamen ödenmesi halinde kiracıya devredileceği ilkesi karşısında, kira bedelinin belli bir kısmının ödenmiş olduğundan bahisle finansal kiralama şirketinden kiralanan makine ve teçhizatların sözleşmeye göre durumu, davacı şirketin aktifinde yer alabilecek durumda olup olmadığı, yani mülkiyetinin davacıya geçmiş olup olmadığı açıklanmadan ve araştırılmadan finansal kiralama yolu ile kullanılan makine ve teçhizatların mülkiyeti geçmişçesine, rayiç bedelinin de bu oranda aktifte gösterilmesi yasaya açıkça aykırıdır.” Kararı da bu yöndedir.

Finansal kiralama yoluyla edinilmiş bir varlığın kullanım hakkı nedeniyle satışı mümkün olmayan bir değer olduğundan, aktifler arasından çıkarılmalıdır. Ancak kira süresi sona ermişse ve varlığın mülkiyeti kiracıya geçmişse, bu durumda borca batıklık bilançosunda yer alabilir.

Şirketin ticari olarak başarısız olduğu ve aktifleri arasında yer alan şerefiyenin de bir anlamının olmadığı söylenebilir. Buradan hareketle şerefiyenin borca batıklık bilançosunda yer almaması gerektiği söylenebilir.

Kuruluş ve örgütlenme giderleri ile araştırma ve geliştirme giderleri borca batıklık bilançosunda yer almamalıdır. Aktiflerden düşülmelidir. Zira aktifleştirilen bu giderlere bir satış değeri biçmek oldukça zordur.

Yapılan özel maliyetler, kira süresi sonunda kiralanan gayrimenkulde kalacağı için özel maliyetlerin borca batıklık bilançosunda yer almaması gerekir. Ancak yapılan özel maliyetin, gayrimenkulden ayrılması ve satışı mümkünse, satış bedeli ile borca batıklık bilançosunda yer alabilir.

 Aynı şekilde Arama Giderleri ile Hazırlık ve Geliştirme Giderleri borca batıklık bilançosunda aktiflerden düşülmelidir. Zira söz konusu giderlerin, tek başına bir bedel karşılığında satılması mümkün değildir.

Bilançoyu doğru yorumlamak için bilanço özellikleri iyi bilinmelidir. Varlık, kaynak ve sermaye yapısı detaylı incelenir. Örneğin Dönen varlıkların yüksek olması likidite açısından olumludur. Duran varlıklar ise şirketin gelecek potansiyelini yansıtır. Kısa ve uzun vadeli borçlar risk içerir. Sermaye ve kâr yüksekliği yatırım avantajı sağlar. Geçmiş bilançoların birbiri ile karşılaştırılması şirketin finansal performansını analiz etmek için önemlidir. Bilanço analizi yaparken öncelikle kalemleri anlamak gerekir. Varlık ve kaynaklar tarafı detaylı şekilde incelenir. Finansal oranlar, muhasebe yöntemleri ile hesaplanır. Geçmiş yıllardaki bilançolar analiz edilerek şirketin mali performansı ölçülür. Sektörün ve rakiplerin gelişmeleri göz önüne alınır. Nakit akışı, borç vadelerinin kapasiteleri, ödeme gücü değerlendirilir. Gelecek planları ve yatırım fikirleri incelenir. Son aşamada tüm detaylar ışığında karar verilir ve stratejik adımlar atılır.

Bilançoda öz kaynaklar bölümünde sermaye yer alır. Şirket sahiplerinin kuruma koydukları fonları ve kâr getirilerini ifade eder. Ortaklık sermayesi, kâr ve zarar getirisi, ilave sermaye, geçmiş dönem kârları gibi noktaların birleşmesi ile oluşur. Şirketin uzun dönemli mali sağlığının göstergesidir. Konkordato Rayiç değer bilançosunda tabloda yer alan kaydi özvarlık alınmaz rayiç değer ile oluşturulmuş tablo farkı özsermaye farkı olarak dikkate alınır.

Şirketler farklı finansal tablo ve uygulamalar benimseyebilir. Muhasebe politikaları farklı olan şirketlerde sermaye değerini bulmak için uzman desteği almak gerekir. Finansal raporların doğru okunması şirketin geleceği için alınan stratejik kararlarda olduğu kadar konkordato da veya İflas durumunda da kritik öneme sahiptir.

04.10.2024

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

SGK Genel Yazı: Alt İşverenlik Bildirimi

T.C.
SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI
Sigorta Primleri Genel Müdürlüğü

Sayı : E-24010506-202.01.02-103151127    03.10.2024

Konu : Alt İşverenlik Bildirimi

GENEL YAZI

Alt işveren tescili bakımından Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin 29 uncu ve 31 inci maddeleri kapsamında yapılan işlemlere ek olarak 2020/20 sayılı İşveren İşlemleri Genelgesinin “3.2-İşyeri dosyasının açılması ve alt işverenlerin tescili” başlığında “Öte yandan özellikle ihale konusu işler bakımından alt işverenin tescilinin yapılmasını müteakip durumdan ihale makamına bilgi verilecek olup işverenden ihale makamından temin edilecek ve asıl işverenin alt işveren çalıştırmasında mahsur olup olmadığına ilişkin herhangi bir belge getirmesi veya ibrazı istenmeyecektir” hükmüne yer verilmiştir.

Ancak, Kurumumuza intikal eden soru ve görüş taleplerinden söz konusu hükme göre ihale sözleşmesinde alt işveren çalıştırılamayacağına dair hüküm yoksa ihale makamına bilgi verilip verilmeyeceğine dair tereddütlerin bulunduğu anlaşılmıştır.

Bu bakımdan, yalnızca ihale sözleşmesinde alt işveren çalıştırılamayacağına dair hüküm bulunanlar için alt işveren tescilinin yapılmasının ardından ihale makamlarına bilgi verilecek olup; sözleşmelerde alt işveren çalıştırılmayacağına dair ibarenin olmaması halinde ihale makamına ayrıca bilgi verilmesine gerek bulunmamaktadır.

Bilgi edinilmesini ve gereğini rica ederim.

Savaş ALIÇ Genel Müdür

(04.10.2024)

T.C.
SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI
Sigorta Primleri Genel Müdürlüğü

Sayı : E-24010506-202.01.02-103151127    03.10.2024

Konu : Alt İşverenlik Bildirimi

GENEL YAZI

Alt işveren tescili bakımından Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin 29 uncu ve 31 inci maddeleri kapsamında yapılan işlemlere ek olarak 2020/20 sayılı İşveren İşlemleri Genelgesinin “3.2-İşyeri dosyasının açılması ve alt işverenlerin tescili” başlığında “Öte yandan özellikle ihale konusu işler bakımından alt işverenin tescilinin yapılmasını müteakip durumdan ihale makamına bilgi verilecek olup işverenden ihale makamından temin edilecek ve asıl işverenin alt işveren çalıştırmasında mahsur olup olmadığına ilişkin herhangi bir belge getirmesi veya ibrazı istenmeyecektir” hükmüne yer verilmiştir.

Ancak, Kurumumuza intikal eden soru ve görüş taleplerinden söz konusu hükme göre ihale sözleşmesinde alt işveren çalıştırılamayacağına dair hüküm yoksa ihale makamına bilgi verilip verilmeyeceğine dair tereddütlerin bulunduğu anlaşılmıştır.

Bu bakımdan, yalnızca ihale sözleşmesinde alt işveren çalıştırılamayacağına dair hüküm bulunanlar için alt işveren tescilinin yapılmasının ardından ihale makamlarına bilgi verilecek olup; sözleşmelerde alt işveren çalıştırılmayacağına dair ibarenin olmaması halinde ihale makamına ayrıca bilgi verilmesine gerek bulunmamaktadır.

Bilgi edinilmesini ve gereğini rica ederim.

Savaş ALIÇ Genel Müdür

(04.10.2024)

Kaynak: SGK Genel Yazı: Alt İşverenlik Bildirimi – MuhasebeTR

Engelli Çalışanlara Vergi İndirimi Var!

Anayasamızın 61’inci maddesi ile engellilerin hayat standartlarının iyileştirilmesi ve geliştirilmesi güvence altındadır.

Devletin, engellilerin korunmaları ve topluma katılımlarını sağlayıcı tedbirler alacağı ve bu amaçlarla gerekli teşkilat ve tesisler kuracağı veya kurulmasını sağlayacağı da hükümler arasında yer almaktadır.

Bu kapsamda, engelli vatandaşların koşullarının iyileştirilmesine katkıda bulunmak, sosyal ve ekonomik hayata katılımlarını kolaylaştırmak amacıyla vergi mevzuatında çeşitli düzenlemeler de yapılmıştır.

Vergi indiriminden kimler faydalanabilir?

Kendisi, bakmakla yükümlü olduğu eşi veya çocuğu engelli olan işçi, memur ve serbest meslek erbabı ayrıca basit usule tabi mükellefler (Kapıcılar, serbest bölgelerdeki iş yerlerinde çalışanlar, gemi adamları ile yurtdışında inşaatlarda çalışanların ücretlerinden vergi kesintisi yapılmadığı için vergi indirimi talep edilemez) vergi indiriminden yararlanabilecektir.

193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 31’inci maddesinde engelli çalışanların vergi indirimi yer almaktadır.

Engellilik oranları

Çalışma gücünün;

-Asgarî %80’ini kaybetmiş bulunan hizmet erbabı birinci derece engelli,

-Asgarî %60’ını kaybetmiş bulunan hizmet erbabı ikinci derece engelli,

-Asgarî %40’ını kaybetmiş bulunan hizmet erbabı ise üçüncü derece engelli sayılmaktadır.

Engellilik dereceleri itibarıyla belirlenen aylık tutarlar, hizmet erbabına vergi avantajı sağmaktadır.

Engellilik indirimi tutarları

2024 yılı için geçerli olan engellilik indirimi tutarları şu şekildedir:

-Birinci derece engelliler 6.900 TL,

-İkinci derece engelliler için 4.000 TL,

-Üçüncü derece engelliler için 1.700 TL.

Ücretli çalışanın kendisi engelli ise engellilik indirimi tutarı gelir vergisi kesintisi yapılırken ücret matrahından indirilerek uygulanır. Bu indirimden bakmakla yükümlü olduğu engelli kişi bulunan hizmet erbabı da yararlanabilmektedir.

Ancak Gelir Vergisi Kanunu’nun 36’ncı maddesine göre dar mükellefiyete tabi kimseler hakkında bu indirim uygulanmayacaktır.

Bu tutarlar, engelli ücretlilerde ve bakmakla yükümlü olduğu engelli kişi bulunan ücretlilerde aylık gelir vergisi matrahından indirilmektedir.

Ücret gelirlerini yıllık beyanname ile beyan eden ve bakmakla yükümlü olduğu engelli kişi bulunan hizmet erbabı, Gelir Vergisi Kanunu’nun 31 inci maddesinde yer alan esaslara göre hesaplanan engellilik indiriminden yararlanabilecektir.

Ancak, yıl içinde ücret matrahından indirim konusu yapılan engellilik indirimi tutarının ikinci kez yıllık beyannamede indirim konusu yapılması mümkün olmayacaktır.

Engellilik indirimi başvurusu

Engellilik indiriminden yararlanmak isteyen engelli çalışanlar başvuru belgeleriyle birlikte Vergi Dairesi Başkanlığı olan illerde ilgili Grup Müdürlüğüne, Vergi Dairesi Başkanlığı olmayan illerde ise Defterdarlıklara (Gelir Müdürlüğüne), Bağımsız Vergi Dairesi bulunan ilçelerde Vergi Dairesi Müdürlüğüne, Vergi Dairesi bulunmayan ilçelerde ise Mal Müdürlüklerine bir dilekçe ile başvurmaları gerekmektedir.

Engelli çalışanlar için gerekli olan başvuru belgeleri ise şu şekildedir:

-Müracaat formu

-Çalıştığı işyerinden alınacak çalıştığına dair işveren tarafından imzalanıp kaşelenmiş yazı,

-T.C. Kimlik Numarasını içerir nüfus cüzdanı fotokopisi,

-Sağlık Kurulu Raporu olanlar için rapor aslı veya noter tasdikli örneği ya da raporu düzenlemiş olan hastanece tasdikli örneği.

(Kaynak: Resul Kurt / Star Gazetesi | 04.10.2024)

Kaynak: Engelli Çalışanlara Vergi İndirimi Var! – MuhasebeTR

Basit Usul Şartlarını Kaybeden Mükellefler Nasıl Yol İzler?

Cevap: Gerçek usulde vergilendirilmekte iken işini terk eden mükellefler ile basit usulün şartlarını kaybedenlerden gerçek usulde vergilendirilmeye başlamadan önce işini terk eden mükellefler, terk tarihini takip eden yılın başından itibaren iki yıl geçmedikçe basit usule dönemezler. Bu hüküm, işin eş veya çocuklara devri halinde de uygulanır.

Dr. Koray ATEŞ
korayates@muhasebetr.com

(13.09.2024)

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

Doğum Sonrası Yarım Çalışma ve Yarım Çalışma Ödeneği

Doğum yapan kadınlar için iş ve aile hayatını dengede tutmak oldukça zor bir süreçtir. Bu süreçte, kadınların iş hayatında yer almaya devam etmeleri ve aynı zamanda çocuklarına da vakit ayırabilmeleri adına Ülkemizde bazı yasal düzenleme yapılmıştır. Bu düzenlemelerden biri de doğum sonrası yarım çalışma hakkı ve buna bağlı olarak yarım çalışma ödeneğidir.

Makalemizde, doğum sonrası yarım çalışma ve yarım çalışma ödeneğinden kimlerin yararlanabileceği ve bu hakların nasıl kullanılabileceğine değinilecektir.

Yarım çalışma

Doğum sonrası yarım çalışma hakkı, doğum yapan kadın işçilerin ya da evlat edinen kadın/erkek işçilerin, çocuğun hayata daha rahat uyum sağlayabilmesi ve annenin de bu süreci daha kolay geçirebilmesi amacıyla tanınmış bir haktır.

Bu çerçevede, İş Kanunu kapsamında kullanılan doğum sonrası analık hali izninin bitiminden itibaren çocuğunun bakımı ve yetiştirilmesi amacıyla ve çocuğun hayatta olması kaydıyla kadın işçi ile üç yaşını doldurmamış çocuğu evlat edinen kadın veya erkek işçilere belirli koşullar altında 60 ila 360 gün arasında haftalık çalışma süresinin yarısı kadar ücretsiz izin kullanabilmektedirler.

Yarım çalışma süresi

Yarım çalışma süresi;

• Birinci doğumda 60 gün,

• İkinci doğumda 120 gün,

• Sonraki doğumlarda ise 180 gündür.

Çoğul doğumlarda bu sürelere 30 gün eklenmektedir. Çocuğun engelli doğması hâlinde bu süreler 360 gün olarak uygulanmaktadır.

Yarım çalışma ödeneği

Yarım çalışma ödeneği, doğum sonrası yarım gün çalışan işçilerin gelir kayıplarını telafi etmek amacıyla Türkiye İş Kurumu (İŞKUR) tarafından ödenen bir paradır.

Verilen bu ödenekle işçilere, tam zamanlı çalıştıkları dönemdeki gelirlerine yakın bir seviyede kazanç sağlanması amaçlanmaktadır.

Yarım çalışma ödeneği süresi

Yarım çalışma ödeneği, yarım çalışma hakkının kullanılmaya başlandığı tarihten itibaren geçerlidir.

Birinci doğumda en fazla 30 gün,
İkinci doğumda en fazla 60 gün,
Sonraki doğumlarda en fazla 90 gün,
Çocuğun engelli doğması hâlinde en fazla 180 gün,

olarak ödenmektedir. Çoğul doğumlarda ilave edilen 30 gün için 15 gün yarım çalışma ödeneği verilmektedir.

Yarım çalışma ödeneğinden yararlanma koşulları

Yarım çalışma ödeneğinden yararlanabilmek için aşağıda belirtilen şartların sağlanması gerekmektedir.

İşçinin Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) kayıtlı bir işte sigortalı olarak çalışıyor olması
İşçinin adına doğum veya evlat edinme tarihinden önceki son üç yılda en az 600 gün süre ile işsizlik sigortası primi bildirilmiş olması,
Doğum sonrası yarım çalışma hakkını kullanıyor olması,
Haftalık çalışma süresinin yarısı kadar işyerinde fiilen çalışılması,
Hak sahipliğine konu olan çocuğun hayatta olması,
Analık hali izninin bittiği tarihten itibaren 30 gün içerisinde en yakın İŞKUR birimine “Doğum ve Evlat Edinme Sonrası Yarım Çalışma Belgesi” ile şahsen ya da elektronik ortamda başvurmak,

Yarım çalışma ödeneğine başvuru

Yarım çalışma hakkını kullanmaya başlayan işçi, bu haktan yararlanabilmek için analık hali izninin bittiği tarihten itibaren 30 gün içerisinde en yakın İŞKUR birimine “Doğum ve Evlat Edinme Sonrası Yarım Çalışma Belgesi” ile başvuruda bulunması gerekmektedir. Başvuru, İŞKUR birimine şahsen gelerek veya elektronik ortamda www.iskur.gov.tr adresinden yapılabilmektedir. Mücbir sebepler dışında, başvuruda gecikilen süre doğum ve evlat edinme sonrası yarım çalışma ödeneği almaya hak kazanılan toplam süreden düşülerek ödeme yapılmaktadır.

Yarım çalışma ödeneğine hak kazananlara sunulan hizmetler

Yarım çalışma ödeneği almaya hak kazananlara;

Ödenek verilmekte,

Ödenek ödenen süreler için asgari ücret üzerinden malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları (emeklilik) primi ile genel sağlık sigortası (GSS) primi işçi ve işveren payları İş-Kur tarafından SGK’ya yatırılmaktadır.

Yarım çalışma ödeneği miktarı

Doğum ve evlat edinme sonrası yarım çalışma ödeneğinin günlük miktarı; kişinin çalıştığı işte aldığı ücret ne olursa olsun, “günlük asgari ücretin brüt tutarı” kadardır. Yarım çalışma ödeneği, damga vergisi hariç herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmamaktadır.

2024 yılında geçerli olan günlük ve aylık yarım çalışma ödeneği tutarları aşağıdaki tabloda gösterilmiştir:

Yarım çalışma ödeneğinin ödenmesi

Yarım çalışma ödeneği, çalışılan aya ait SGK aylık prim ve hizmet belgesinin ilişkin olduğu aydan sonraki ikinci ay içinde aylık olarak ödenmektedir. Örneğin Eylül ayında gerçekleştirilen yarım çalışma uygulamasına ilişkin ödenek, Kasım ayı içinde ödenmektedir.

İlgililere ödemeleri, İş-Kur’a bildirdikleri banka hesap numaraları (IBAN) aracılığıyla, hesap numaralarının eksik veya hatalı bildirilmesi durumunda ise en yakın PTT Bank aracılığı ile yapılmaktadır.

Yarım çalışma ödeneğinin kesildiği haller

Geçici iş göremezlik ödeneği almaya hak kazananlara, bu durumun devamı süresince,
Çocuğun hayatını kaybetmesi ve/veya evlatlık halinin ortadan kalkması durumunda,
Haftalık çalışma süresinin yarısı kadar ücretsiz izin verilen kişinin, bu süre zarfında başka bir işte çalışması halinde,
İlgilinin çalıştığı işyerinden ayrılması durumunda,

yarım çalışma ödeneği kesilmektedir.

Sağlık hizmetinden yararlanma

Yarım çalışma ödeneği alanlar genel sağlık sigortası kapsamında olup, doğum ve evlat edinme sonrası yarım çalışma ödeneği ödenen günler için, ilgililer adına genel sağlık sigortası primleri İşsizlik Sigortası Fonundan yatırılmaktadır. Ödenek alanların bakmakla yükümlü olduğu kişiler de genel sağlık sigortalısı kapsamında sağlık hizmetlerinden yararlanabilmektedir.

İlgililer adına ayrıca malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primleri yatırıldığı için ödenek alınan süre emeklilik yönünden de dikkate alınmaktadır.

Yarım çalışma yapılan ve yarım çalışma ödeneği alınan dönemde hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil günlerinin durumu

Yarım çalışma yapan kişinin çalışılmayan hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil günlerine ilişkin ücret ve yarım çalışma ödeneği, yarım çalışılan süreye orantılı olarak işveren ve İŞKUR tarafından paylaşılarak ödenmektedir.

(Kaynak: Celal Özcan / Ekonomim.com | 13.09.2024)

Kaynak: Doğum Sonrası Yarım Çalışma ve Yarım Çalışma Ödeneği – MuhasebeTR