Cumartesi Günü Yıllık İzinden Düşülür Mü?

Yıllık ücretli izin, çalışanların en önemli haklarından birisidir.

Yıllık izin kullanılırken ulusal bayram ve genel tatil günleri işe hafta tatili izinden düşülmez. Ancak cumartesi ve pazar günleri çalışılmayan işyerlerinde Cumartesi gününün yıllık izinden düşülüp düşülmeyeceği yönünde tereddütler olabilmektedir.

Yıllık izin kullanan çalışanın yıllık izin hakkından cumartesi gününün düşülüp düşülmeyeceği hususu, Yargıtay 22’nci Hukuk Dairesinin kapanarak 9’uncu Hukuk Dairesine katılması sonucu alınan içtihatları birleştirme ilke kararlarında netlik kazanmış olan bir durumdur.

Cumartesi gününün iş sözleşmesi, toplu iş sözleşmesi veya personel yönetmeliği gibi kaynaklarda hafta tatili olarak belirlenip belirlenmediği önem arz etmektedir.

Bu bağlamda işyerinde cumartesi gününün hafta tatili olup olmadığının belirlenmesi yıllık izin hesabından düşülüp düşülmeyeceğini de belirleyecektir.

Cumartesi gününün iş günü olduğu durumda;

4857 sayılı İş Kanunu’nun 46’ncı maddesi uyarınca, işyerinde işçilerin belirlenen iş günlerinde çalışmış olmaları koşulu ile 7 günlük bir zaman dilimi içinde, kesintisiz en az 24 saat dinlenme (hafta tatili) hakları bulunmaktadır. Hükmün uygulanması bakımından pazartesi gününden cumartesi gününe kadar çalışma olan işyerlerinde pazar günü hafta tatilidir. Dolayısıyla hafta tatili 6 iş günlük süreyi takip eden 7’nci gündür.

Bu durumda kural olarak cumartesi iş günüdür. Eğer işyerinde açıkça cumartesi gününün hafta tatili olduğu belli değilse cumartesi yıllık izin hesabında dikkate alınacak ve düşülecektir.

Diğer bir anlatımla, cumartesi gününün hafta tatili olarak kabul edilmediği durumlarda işçinin yıllık izin hak edişinden düşülebilecektir. Bireysel veya toplu iş sözleşmeleriyle cumartesi günü hafta tatili günü olarak belirlenmemişse iş günü sayılan cumartesi günü, yıllık ücretli izin süresinden sayılmaktadır.

Bu bakımdan, pazartesi gününden pazar gününe kadar yıllık izinde olan çalışanın bakiye yıllık izin süresinden 6 gün eksilmiş olacaktır.

Cumartesi gününün hafta tatili olduğu durumda;

Cumartesi günü iş sözleşmesi veya toplu iş sözleşmesi ile hafta tatili olarak belirlenebilir.

Bu durumda İş Kanunu’nun 56/5. maddesi gereği cumartesi ve pazar günleri yıllık izin süreleri bakımından dikkate alınmayacaktır.

Dolayısıyla cumartesi gününün yıllık izin hesabından düşülmesi ya da düşülmemesi iş sözleşmeleri ile belirlenmesine bağlı bir husustur.

“İşyerinde normalde cumartesi günleri çalışılması veya çalışılmaması işverenin yönetim hakkından kaynaklanmakta olup eğer bireysel veya toplu iş sözleşmesinde cumartesi gününün açıkça hafta tatili (akdi tatil) olduğu düzenlenmemiş ise o gününün işgünü sayılması gerektiği, davalı işyerinde ise haftanın 6 gününün iş günü, 1 gününün hafta tatili olduğunun kabulü gerektiği sonucuna varılmıştır. Bu nedenle Mahkemece cumartesi ve pazar gününün hafta tatili olarak kabul edilmesi hatalıdır.” (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi Esas No. 2020/3510 Karar No. 2020/20013 Tarihi: 24/12/2020)

Bu bağlamda, pazartesi gününden pazar gününe kadar yıllık izinde olan çalışanın bakiye yıllık izin süresinden 5 gün eksilmiş olacaktır.

Görüldüğü gibi cumartesi gününün yıllık izin hesabında dikkate alınıp alınmayacağı, cumartesi gününün işyerinde hafta tatili olarak belirlenip belirlenmemesine göre değişen bir durumdur.

(Kaynak: Resul Kurt / Star Gazetesi | 20.08.2024)

Kaynak: Cumartesi Günü Yıllık İzinden Düşülür Mü? – MuhasebeTR

Sergi ve Panayır İstisnası Nedir?

 

Cevap: Dar mükellefiyete tabi olanların:

1. Hükümetin müsaadesiyle açılan sergi ve panayırlarda yaptıkları ticari faaliyetlerden elde ettikleri kazançlar (Türkiye’de başkaca iş yeri ve daimi temsilcileri bulunmamak şartıyle);

2. Bu sergi ve panayırlarda yaptıkları serbest meslek faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlar;

Gelir Vergisi’nden müstesnadır.

Dr. Koray ATEŞ
korayates@muhasebetr.com

(20.08.2024)

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

6183 Sayılı Kanun Kapsamında Kurum Alacaklarının Takip İşlemlerinde Tebliğ ve Süreler

 

6183 sayılı Kanuna göre takip edilen Kurum alacaklarını; sosyal sigorta primleri, genel sağlık sigortası primleri, işsizlik sigortası primleri, idari para cezası, gecikme cezası ve zamları ile katılım payları oluşturmaktadır.

Kurum Alacaklarının Korunmasında tebliğ işlemleri, adresleri bilinen gerçek ve tüzel kişilere posta aracılığıyla ilmühaberli taahhütlü, memur vasıtasıyla veya ilan yoluyla ya da elektronik ortamda tebliğ edilir. Tebliğin hükmü için usulüne uygun olarak yapılması gerekmektedir. Tebliğ borçlu olanlara, kanuni temsilcilere, vekillere yapılır.

Tüzel kişilere yapılacak tebliğ, bunların başkanlarına, müdürlerine veya kanuni temsilcilerine, tüzel kişiliği olmayan teşekküllerde bunları idare edenlere veya temsilcilerine yapılır.

Tüzel kişilerin birden fazla müdür veya temsilcisi varsa tebliğin bunlardan birine yapılması yeterlidir. Tebliğ yapılacak kimseyoksa tebliğ, ikametgâh adresinde bulunanlara veya işyerlerinde çalışanlarından birine yapılır. Muhatap yerine bu şekilde kendisine tebliğ yapılacak kimsenin görünüşüne göre18 yaşından küçük olmaması ve bariz olarak ehliyetsiz bulunmaması gerekir.

Tebliğ yapılacak adresin tespitinde, 213 sayılı Kanunun “Bilinen adresler” başlıklı 101 inci maddesi dikkate alınacaktır. Buna göre:

1) İşyeri adresleri,

2) Yetkili memur denetimleri sonucu düzenlenen tutanaklar veya ilgilinin imzası bulunmak şartıyla yetkili memur/memurlar tarafından bir tutanakla tespit edilen işyeri adresleri, 3) Yerleşim yeri adresi bilinen adresler kabul edilmektedir.

Tebliğ öncelikle bilinen adreslerden tarih itibarıyla tebliği yapacak kuruma en son bildirilmiş veya bu kurumca tespit edilmiş olan işyeri adresine yapılır.

Örnek1: Kuruma borcu bulunan A Limited Şirketinin 10/03/2020 tarihli işyeri bildirgesinde bildirilen işyeri adresi ile 19/02/2024 tarihli tecil talep formunda belirttiği işyeri adresi farklılık göstermektedir. Şirket, tecil talep tarihi itibarıyla Kuruma herhangi bir adres değişikliği bildiriminde bulunmamıştır. Bu durumda ilgili ünitenin, işyeri bildirgesinde bildirilen işyeri adresine tebliğ yapması gerekmektedir.

Borçlunun 19/02/2024 tarihli tecil talep formunda yer alan işyeri adresi, bilinen adres olarak kabul edilmeyecektir.

İşyeri adreslerine yapılacak tebliğlerde muhatabın adreste bulunamaması durumunda tebliğ, yerleşim yeri adresine yapılır. Muhatabın yerleşim yeri adresinde bulunamaması durumunda posta memuru tarafından tebliğ alındısı üzerine durum şerh edilir ve tebliğ evrakı üniteye iade edilir. Ünite tarafından, zamanaşımı ve dosyanın diğer özel durumları göz önünde bulundurularak uygun bir süre sonra muhatabın yerleşim yeri adresine tekrar tebliğ edilir. İkinci tebliğ yapılmadan önce, tebliğin ikinci defa yapıldığına dair ibarenin tebliğ zarfı üzerine (kaşe kullanılarak) yazılmalıdır. Muhatap ikinci defa yerleşim yeri adresinde değilse posta memuru tarafından tebliğ evrakının gönderildiği idareden alınabileceği şerhini içeren pusula kapıya yapıştırılması gerekir. Bu durum, posta memuru tarafından tebliğ alındısı üzerine şerh ve imza edilerek evrak ilgili üniteye iade edilmelidir. Tebliğ evrakının pusulanın yapıştırıldığı tarihten itibaren on beş gün içerisinde muhatap tarafından alınması hâlinde alındığı günde, bu süre içinde alınmaması hâlinde on beşinci günde tebliğ yapılmış sayılır. İkinci tebliğe çıkılacak adres başka bir ilin sınırlarındaysa tebliğ zarfı düzenlenmeden, tebliğ evrakı muhatabın adres kayıt sisteminde yer alan adresinin bulunduğu ildeki icra takip işlemlerinin yürütüldüğü üniteye tebliğ edilmek üzere üst yazı ekinde gönderilmeli ve bu ünite tarafından tebliğ zarfı düzenlenerek tebliğ edilmek üzere postaya verilecektir.

Öte yandan bilinen işyeri adresinde veya yerleşim yeri adresinde bulunmasına karşın tebliğ yapılacak kimse tebligatı almaktan imtina ederse posta memuru tarafından tebliğ evrakının gönderildiği idareden alınabileceği şerhini içeren pusula kapıya yapıştırılır ve durum, tebliğ alındısı üzerine şerh edilir. Bu durumda tebliğ, pusulanın kapıya yapıştırıldığı tarihte yapılmış sayılır.

Elektronik ortamda tebliğ 5510 sayılı Kanunun 88 inci maddesine göre yapılır. Elektronik ortamda yapılan tebligat, muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılmaktadır. Buna istinaden “Sosyal Güvenlik Kurumunca Elektronik Ortamda Yapılacak Tebligata İlişkin Yönetmelik” ve “2021/38 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumunca Elektronik Ortamda Yapılacak Tebligat İşlemleri Genelgesi” yayımlanmıştır.

E-tebligat gönderildiğinde muhatabın e-Devletine kayıtlı olan cep telefonu numarasına SMS ve/veya e-posta adresine mesaj gönderilmektedir. Bu nedenle gelen mesaj/e posta muhatap tarafından okunup okunmaması evrakın tebliğ edilmesinde önem arz etmez ve evrak muhatap tarafından okunmamış olsa bile muhatabın elektronik ortamdaki adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günde tebliğ edilmiş sayılır.

6183 Sayılı Kanun Kapsamında Kurum Alacaklarının Takip İşlemlerinde Sürelerin hesaplanması 6183 sayılı Kanunun 8 inci maddesine göre, aksine bir hüküm bulunmadığı sürece Kanunda yazılı sürelerin hesaplanmasında ve tebliğlerin yapılmasında Vergi Usul Kanunu hükümleri uygulanır.

Buna göre:

1) Süre gün olarak belirlenmişse başladığı gün hesaba katılmaz ve son günün mesai saati sonunda biter.

2) Süre hafta veya ay olarak belirlenmişse başladığı güne son hafta veya ayda tekabül eden günün mesai saati sonunda biter. Sürenin bittiği ayda, başladığı güne tekabül eden bir gün yoksa süre o ayın son gününün mesai saati sonunda biter.

3) Sonu belli bir gün ile tayin edilen sürelerde, süre o günün mesai saati sonunda biter.

4) Resmî tatil günleri süreye dâhildir, ancak sürenin son günü resmî tatile rastlarsa süre, tatili takip eden ilk iş gününün mesai saati sonunda biter.

Kaynaklar:

– 6183 Sayılı Kanun Kapsamında Kurum Alacaklarının Takip İşlemleri 2024/12 Sayılı Genelge

– 213 sayılı Vergi Usul Kanunu

20.08.2024

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

Enflasyon Muhasebesinde Duran Varlıklardan Dolayı “Vergi Çıkmasın” İster Misin?

I-GİRİŞ

Enflasyon, enflasyon, enflasyon, muhasebe meslek camiasının ve ülkemizin canını yakan, canını sıkan bir olgu halinde hala tüm yurttaşları (emekli, ev sahibi-kiracı, çocuklar, öğrenciler, üreticiler,  pazarcılar, vs) az veya çok emek kavgası haline gelmiş durumda ve günümüz şartlarında toplumun her kesimine gına getirmekten öteye olumlu bir durum sergilememektedir. Enflasyon, muhasebe meslek camiasında da ENFLASON MUHASEBESİ olarak ateş etmektedir. Tez zamanda suların durulması ve fiyat istikrarının yakalandığı bir ülke haline gelmemiz temennisi ile konuya başlıyorum.

Enflasyon muhasebesi kısacası Şirketinizin aktifinde bulunan ve geçmişte bin bir zorluk ile borç harç olarak aldığınız (şirketinizi döndürebilmek için, iş yapmak için)  hammadde, ürün,  maddi duran varlıkları (Araç, bina, arazi, arsa, yapılmakta olan yatırım vs.) gibi varlıkları borç ile almış iseniz, sermayeniz ile kendi paranız ile almadıysanız kanun koyucu bunları tefe tüfe’ye göre güncelle, aradaki farkı da %25 vergi olarak öde diyor. Ama sermayen vardı, geçmiş yıllarda şirket kar ettiyse o zaman senin tuzun kuru, birde bu seneki kardan değerleme oranına göre vergi almayacağım diyor. Vergi adaletini yakıp yıkan bir durum. Allah kurtarsın. Tam da bu noktada bu durumda neler yapabiliriz-i anlatmaya çalışacağım. Kısa ve özet geçip konuyu bitiriyorum.

II – DURAN VARLIKLARDAN DOLAYI ÇIKAN VERGİNİN DURUMU

Örnek üzerinden konuyu açarsak daha anlaşılır olur.

Örnek ;

2017 yılında almış olduğumuz bir arsamız var 5 milyon TL ile  aktifte duruyordu.

2023 yılında Enflasyon Muhasebesi uygulayınca bu arsamızın Yeniden değerlenmiş tutarı 31.12.2023 tarihinde 51 milyon TL oldu.

Kanun koyucu bu aradaki farkı 2023 yılı için (51-5=46 milyon TL yi) geçmiş yıl karlarında yaz dursun vergi almayacağım dedi.

Daha sonra 2024 yılında 3 er aylık geçici vergi dönemlerinde tekrar Enflasyon muhasebesine tabii tut dedi. 2024/1 Dönem Geçici Vergide erteleme oldu. 2024/2. Dönem Geçici Vergide bu arsamızın Yeniden değerlenmiş tutarı 61milyon oldu.

Kanun koyucu 61-51= 10 milyon karın var  %25 vergisi var 2,5 milyon TL vergi vereceksin dedi ve bu şirketten vergi istiyor. Şirket 1 tane kalem almamış satmamış, gayri faal şirket.

Bundan sonraki yıllarda (son 3 yılın Enflasyon ortalaması %100 ü geçen yıllarda)  her 3 ayda bir, senede 3 defa bunu böyle yap değer artışını kar yaz ve vergini öde diyor kanun oyucu. Yani bu yıl fragman 2025 ve 2026 yıllarında da bu süreç devam edecek gibi duruyor. Tüm vergi kanunlarını, vergi mantığını, sistematiğini alt üst, ters düz, artık ne derseniz o oluyor. Peki, ne yapabiliriz?

Söz konusu konunun mevzuatı 555. Sıralı Vergi Usul Kanun Genel Tebliği ve bu tebliğin açıklamasını yapan VUK-165 sayılı Sirkülerde yer almaktadır. Anılan tebliğin 53/1 maddesi gereğince  “213 sayılı Kanunun mükerrer 298 inci maddesinin (A) fıkrasının (1) numaralı bendi hükmü uyarınca, enflasyon düzeltmesine tâbi tutulan parasal olmayan kıymetlerin elden çıkarılması halinde, bunlara ilişkin enflasyon düzeltme farkları maliyet olarak dikkate alınacaktır. Ancak, düzeltme işlemine tabi tutulmuş olan 2023 hesap dönemi sonuna ait bilançoda yer alan parasal olmayan kıymetlerden amortismana tabi olmayan kıymetlerin, düzeltilmiş değerlerinin altında bir bedelle satılması halinde, düzeltme sonrası değerle, düzeltme öncesi değer arasındaki farka isabet eden zarar, gelir veya kurumlar vergisi matrahının tespitinde dikkate alınmayacaktır.” İfadeleri yer almaktadır. Tebliğin bu maddesinden yola çıkarak konuyu örneklerle irdeleyelim.

Sirkülerdeki örnek ile anlatalım.

Örnek 20: Hesap dönemi takvim yılı olan (P) Ltd. Şti. 30.6.2023 tarihinde 100.000,00 TL’ye satın aldığı bir arsayı 10/5/2024 tarihinde 120.000,00 TL’ye satmıştır.

1 Amortismana Tabi Olmayan İktisadi Kıymetin Düzeltme Öncesi 31/12/2023 Değeri 100.000,00
2 Düzeltme Katsayısı 1.256080
3 31/12/2023 Tarihli Düzeltilmiş Değeri 125.608,00
4 Taşıma Katsayısı (1. Geçici Dönem) (Varsayım) 1.063460
5 31/3/2024 Tarihli Taşınmış Değeri 133.579,08
6 10/5/2024 Tarihinde Satış Tutarı 120.000,00
7 Satış Zararı 13.579,08
8 İndirim Konusu Yapılamayacak Zarar 5.608,00
9 İndirim Konusu Yapılabilecek Zarar 7.971,08

Buna göre toplam satış zararının; arsanın 31.12.2023 tarihli düzeltilmiş değerinin altında kalan kısmına tekabül eden 5.608,00 TL’lik zarar beyannamede kanunen kabul edilmeyen gider olarak dikkate alınacaktır. Söz konusu arsanın belirtilen tarihte 90.000,00 TL tutarla satılması halinde ise (90.000,00 – 133.579,08=) 43.579,08 TL’lik zararın 31.12.2023 tarihinde yapılan enflasyon düzeltmesinden kaynaklanan 25.608,00 TL’lik kısmı kanunen kabul edilmeyen gider olarak dikkate alınacaktır. Arsanın 130.000,00 TL’ye satılması durumunda ise (130.000,00 – 133.579,08 =) 3.579,08 TL’lik zararın tamamı kurum kazancının tespitinde indirim konusu yapılabilecektir.

Baştaki ilk örnekten anlatmaya devam edersek; Daha önce 5 milyona almıştık arsayı, bizde 51 milyona satalım.

1 Amortismana Tabi Olmayan İktisadi Kıymetin Düzeltme Öncesi 31/12/2023 Değeri 5,000,000.00
3 31.12.2023 Tarihli Düzeltilmiş Değeri 51,000,000.00
5 30.6.2024 Tarihli Taşınmış Değeri 61,000,000.00
6 20.8.2024 Tarihinde Satış Tutarı 51,000,000.00
7 Satış Zararı (5-6) 10,000,000.00
8 İndirim Konusu Yapılamayacak Zarar (3-6) 0,00
9 İndirim Konusu Yapılabilecek Zarar (5-3) 10,000,000.00

Bunu şöyle izah edebiliriz. Bize bu arsa sebebi ile ilk 6 aylık Geçici Vergi Döneminde, Enflasyon muhasebesi yüzünden 10 milyon kar çıkacak. Bu tutarın %25 i vergi 2,5 milyon TL tahakkuk edecek son ödeme tarihi 27.08.2024 tarihli. Biz bu arsayı 20.08.2024 tarihinde 51 milyona sattık. 10 milyon zarar etmiş oluruz. Eğer son dönem düzeltilmiş tutarın altında satış olursa zarar yazılamaz.

III- SONUÇ

Sermaye yapısını, Öz kaynakları gücendirmeden veya Duran varlıklarınızı azaltmadan bu Enflasyon vergisinden kaçınmak pek mümkün olmayacaktır.

Söz konusu örnekler konuyu daha iyi, sade ve anlaşılır hale getirmek için yazılmıştır. Herhangi bir danışmanlık veya tavsiye niteliğinde değildir. Lütfen kendi danışmanlarınızdan fikir almadan herhangi bir işlem yapmayınız.

NOT: Söz konusu makalede geçen tüm görüş ve öneriler yazarın şahsi görüşleridir. Yazarın temsil ettiği veya ilişkili olduğu Kurumları bağlamaz

20.08.2024

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

Stoklarda Basit Ortalama Yöntemine Göre Uygulanması Gereken Katsayı

Bilindiği üzere, Enflasyon düzeltmesinde, yeniden değerleme oranı ve yeniden değerleme başlıklı Vergi Usul Kanunu Mükerrer 298. maddesine göre stoklar için belirlenen toplulaştırılmış yöntemler; Basit ortalama yöntemi ve Hareketli ağırlıklı ortalama yöntemidir. Ancak işletmeler, çeşit ve miktar itibarıyla önemli tutarlara ulaşan stoklarına ilişkin olarak, düzeltme işleminde gerçek yöntemi uygulayabilecekleri gibi toplulaştırılmış yöntemlerden herhangi birini de tercih edebileceklerdir. Toplulaştırılmış yöntemler kullanılarak düzeltilebilecek parasal olmayan kıymetler ise stoklarla sınırlıdır. Yani, enflasyon düzeltmesinde stoklarda da gerçek yöntemi kullanmasının tercihe bağlı olmasına karşın; işletmelerin toplulaştırılmış yöntemleri sadece stoklarda kullanabilmesine izin verilmiştir.

Basit ortalama yöntemi; stokların düzeltmede esas alınacak tarihlere bağlı kalınmaksızın dönem ortalama düzeltme katsayısı ile çarpılması suretiyle enflasyon düzeltmesine tâbi tutulması olarak tanımlanmıştır. Ortalama düzeltme katsayısı; malî tabloların ait olduğu aya ilişkin fiyat endeksinin, bu endeks ile bir önceki dönemin sonundaki fiyat endeksi toplamının ikiye bölünmesi sonucu bulunan endekse bölünmesiyle elde edilen katsayıyı ifade ettiği için 30.06.2024 tarihi için basit ortalama düzeltme katsayısının (üç aylık) 1,03421 olması gerektiği aşikardır. Ancak, son dönemde enflasyon düzeltmesine ilişkin meslek mensuplarınca oluşturulan gruplarda -2024 hesap döneminin birinci geçici vergi döneminde kapsam dâhilindeki mükelleflerin enflasyon düzeltmesi yapılmadığı için- bu katsayının (altı aylık) 1,08881 olması gerektiği belirtilmektedir. Bu hususta da 555 Sıra No.lu Genel Tebliğinin 35. maddesinin 3. Bendine göre ‘bir önceki dönem’ kavramında hareketle enflasyon düzeltmesi yapılmış bir önceki geçici vergi döneminin fiyat endeksini kullanmak gerektiği ve dolayısıyla da katsayı hesabında 3 aylık değil 6 aylık katsayı dikkate alınarak ortalama katsayı hesabının yapılması gerektiği gibi yorumlanmıştır.  Enflasyon düzeltmesi hususunda kavram karmaşasının çok olduğu ve çoğu alanın mükellefe bırakıldığı düşünmekle birlikte toplulaştırılmış yöntemlere göre düzeltme katsayıları ve basit ortalama yönteminin tebliğde çok açık anlatıldığını düşündüğüm için bu yazıyı kaleme aldım.

Kanunların, tebliğlerin anlaşılması açısından kanunun gerekçesi, lafzi ve ruhu kadar kanun maddelerinin sistematiği de kanun yorumlamak için önemlidir. Şöyle ki; Enflasyon Düzeltmesi Tebliği olarak bilinen Vergi Usul Kanunu 555 Sıra No.lu Genel Tebliğinde bir hususa dikkat çekmek istiyorum. Söz konusu Tebliğ, Altı bölümden oluşmakta ve Dördüncü Bölümün başlığı 2024 Hesap Dönemi ve Sonraki Dönemlerde Enflasyon Düzeltmesi İşlemleri olup 31.madde ila 44.maddeler bu bölüm içerisinde yer almaktadır. Yukarda bahsi geçen 35.maddenin başlığı Taşıma katsayısı, 36.maddenin başlığı Düzeltme katsayısı, 37.maddenin başlığı ise; Toplulaştırılmış yöntemlere göre düzeltme katsayıları tebliğde bu bölüm şu şekildedir:

Toplulaştırılmış yöntemlere göre düzeltme katsayıları

MADDE 37- (1) Enflasyon düzeltmesinde mükellefler toplulaştırılmış yöntemleri tercih ediyorlarsa bir önceki maddelerde yer alan formüllere göre bulunacak düzeltme/taşıma katsayıları yerine, bu maddede yer alan toplulaştırılmış yöntemlere ilişkin esaslara göre bulunan katsayıları kullanarak düzeltme işlemini gerçekleştireceklerdir.

(2) Toplulaştırılmış yöntemler kullanılarak düzeltilebilecek parasal olmayan kıymetler, stoklarla sınırlıdır. Stoklarını toplulaştırılmış yöntemlere göre düzeltmeyi tercih eden mükellefler stokların düzeltmeye esas tutarlarını, düzeltmede esas alınacak tarihlere bağlı kalmaksızın, “basit ortalama yöntemi” dâhilinde belirlenen dönem ortalama düzeltme katsayısı ile veya “hareketli ağırlıklı ortalama yöntemi” dâhilinde belirlenen hareketli ağırlıklı ortalama düzeltme katsayısı ile çarpmak suretiyle düzeltme işlemini gerçekleştirir. Mükellefler belirtilen bu yöntemlerden herhangi birini seçebilir.

Stokların düzeltilmesinde dönem ortalama düzeltme katsayısının kullanılması durumunda, 213 sayılı Kanunun mükerrer 298 inci maddesinin (A) fıkrasının (2/d) bendinde (mali tabloların ait olduğu aya ilişkin fiyat endeksinin, düzeltmeye esas alınan tarihi içeren aya ait fiyat endeksine bölünmesiyle elde edilen katsayı şeklinde) tanımlanan düzeltme katsayısı kullanılmayacaktır. Örneğin, hesap dönemi takvim yılı olanlarda, 31/12/2024 tarihli bilançoda yer alan stokların düzeltilmesinde kullanılacak düzeltme katsayısı, 2024 yılının Aralık ayına ilişkin Yİ-ÜFE’nin, bu endeks ile bir önceki geçici vergi döneminin sonundaki (Eylül 2024) Yİ-ÜFE toplamının ikiye bölünmesi sonucu bulunan endekse bölünmesiyle elde edilen dönem ortalama düzeltme katsayısıdır. Düzeltmeye esas tutar olarak da 31/12/2024 tarihli bilançoda yer alan stoklara ait değerler esas alınacaktır

……

(4) Enflasyon düzeltmesi yapmak zorunda olan mükellefler, 2023 hesap dönemi sonuna ait bilançolarını düzeltirken toplulaştırılmış yöntemleri kullanmış olsun ya da olmasınlar, 2024 hesap dönemi geçici vergi dönemleri ve hesap dönemi sonu itibarıyla düzenlenecek olan bilançolarında yer alan stoklarını, toplulaştırmış yöntemlere göre düzeltmek istedikleri takdirde, ikinci fıkrada belirtilen toplulaştırılmış yöntemlerden arzu ettiklerini seçebilecekler, ancak seçtikleri yöntemden, bu seçimi yaptıkları geçici vergi döneminden sonraki geçici vergi dönemleri ile içinde bulunulan hesap dönemi dâhil üçüncü hesap döneminin sonuna kadar (bu dönem dâhil) dönemeyeceklerdir”

Tebliğin 37.maddesinde, VUK Mükerrer 298. maddesine göre stoklar için belirlenen toplulaştırılmış yöntemler olan; Basit ortalama yöntemi ve Hareketli ağırlıklı ortalama yönteminden, nasıl uygulanacağından ve mükelleflerin seçtikleri bu yöntemden 3 yıl boyunca dönemeyeceklerine kadar ayrıntılı açıklama verilmiştir. Hatta bir örnekle hesap dönemi takvim yılı olanlarda, 31/12/2024 tarihli bilançoda stokların düzeltilmesinde kullanılacak düzeltme katsayısını 3 aylık süre için hesaplanan dönem ortalama düzeltme katsayısı olacağını dahi örneklemiştir.

Mali İdare; tebliğde 37. Madde ile 2024 Hesap Dönemi ve Sonraki Dönemlerde Enflasyon Düzeltmesi İşlemleri bölümünde toplulaştırılmış yöntemlere göre düzeltme katsayıları başlığı altında bir madde ihdas etmiştir. Söz konusu maddede ayrıntılarıyla basit ortalama yönteminde hangi katsayının kullanılması gerektiği de açıkça belirtmiştir. Yani toplulaştırılmış yöntemler yönünden tebliğde bir boşluk bulunmadığı gibi tebliğin 35.maddesi (Taşıma katsayısı) ile genişletilecek bir husus da yoktur. Haddizatında; tebliğin 35. Maddesi de -stokların toplulaştırılmış yöntemiyle düzeltilmesine dair bilgi içermediği gibi- düzeltme katsayısı yer almadığı durumlarda, iktisadi kıymetler için kullanılacak taşıma katsayısına ilişkin bir açıklama maddesidir.

Son olarak; Stokların enflasyon düzeltilmesinde mükellefler gerçek yöntemi veya toplulaştırılmış yöntemleri kullanmakta serbesttirler. Gerçek yöntemi kullanan mükellefler -iktisadi kıymetleri de enflasyon düzeltmesine tabi tuttuğu gibi- uygulanacak düzeltme katsayısıyla bir sınırlama olmaksızın stoklarını değerleyebilir.

Ancak; mükellefler toplulaştırılmış yöntemlerden birini tercih ediyorsa, 2024 hesap dönemi ve sonrasında tebliğin 37.maddelerinde yer alan esaslara göre düzeltme işlemi gerçekleştirmelidir. Yani, tebliğin 37.maddesinde basit ortalama yöntemi tercihinde bir önceki dönem enflasyon düzeltmesi yapılıp yapılmamasına göre işlem tesis etmemiş aksine toplulaştırılmış ve basit olarak enflasyon düzeltmesi halinde 3 aylık süre baz alınarak ortalama düzeltme katsayısı hesaplamıştır. Bu sebeple işletmelerin; Basit Ortalama Yöntemi tercih edilecekse, düzeltmede esas alınacak tarihlere bağlı kalınmaksızın dönem ortalama düzeltme katsayısı (30.06.2024 tarihi için ortalama düzeltme katsayısı 1,03421) ile çarpılması daha doğru olacaktır.

20.08.2024

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

Asgari Kurumlar Vergisi Uygulaması Ve Beklenen Etkilerinin Değerlendirilmesi

Bilindiği gibi 7524 Sayılı Kanunla, Kurumlar Vergisinin 32/C Maddesiyle Asgari Kurumlar Vergisi Uygulaması 01.01.2025 tarihi itibariyle uygulanmak üzere, hayatımıza girmiştir.

Asgari Kurumlar Vergisi uygulamasıyla, faaliyetleri sonucunda kazanç elde eden şirketlerin vergi vermemesinin önünün kapatılması, Devletin vergi gelirleri içerisindeki, şirketlerin payının (dolaysız vergiler) artırılması, vergilemede adalet ve vergi güvenliği müesseselerinin işlerlik kazanması gibi vergi etkisinin yanı sıra, ekonomik kalkınmaya katkı sunması, kazanç elde eden şirketler tarafından asgari vergiden kaçınmak ve ödenecek vergilerini sıfırlamak için yapılan, sponsorluk, okul, yurt, ibadethane gibi bağış ve yardımlarda azalma görülmesi gibi dolaylı etkileri de söz konusu olabilecektir.

YURTİÇİ ASGARİ KURUMLAR VERGİSİ UYGULAMASI

Yurtiçi Asgari Kurumlar Vergisinin hesaplanmasını;

[Ticari Bilanço Karı + Kanunen Kabul Edilmeyen Giderler (Mali Kar) – İzin Verilen İstisna ve İndirimler]= %10 olarak formüle edebiliriz.

MALİ KÂRDAN ÇIKARILABİLECEK İNDİRİM VE İSTİSNALAR

(Ticari Bilanço Karı + Kanunen Kabul Edilmeyen Giderler) Mali kârdan aşağıdaki indirim ve istisnalar çıkarıldıktan sonra, Asgari Kurumlar Vergisi Matrahına ulaşılır. Sonra bu matraha %10 oranı uygulanarak asgari vergiye ulaşılacaktır.

  • KVK 51/ a) Tam Mükellef Kurumlara İştirak Kazançları İstisnası
  • 51/ç) Emisyon Primi Kazanç İstisnası (Anonim şirketlerin kuruluşlarında veya sermayelerini artırdıkları sırada çıkardıkları payların bedelinin itibarî değeri aşan kısmı)
  • 51/d) Türkiye’de kurulu Fon Kazançları istisnası (taşınmazlardan elde edilenler hariç)
  •  51/i) Risturn İstisnası (Kooperatiflerin iade ettikleri gider karşılıkları..)
  • 51/j) Sat ve Geri Kirala işlemleri için satış ve devir kazancı istisnası
  • 51/k) Varlık ve Hakların kira sertifikası ihracı amacıyla devri kazancı istisnası
  • 101/gGirişim Sermayesi Fonu (Beyan edilen gelirin maksimum %10)
  • 101/hKorumalı İşyeri İndirimi (Engelli çalıştıran kurumlara sağlanan indirim)
  • Türk Uluslararası Gemi Siciline kayıtlı gemilerin işletilmesi ve devrinden elde edilen kazançlara uygulanan istisna,
  • Serbest Bölgeler Kanunu kapsamında vergiden istisna edilen kazançlar,
  • Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunu kapsamındaki kazanç istisnası ile kurumlar vergisi matrahından indirim konusu yapılabilen ArGe ve tasarım indirimleri,

HESAPLANAN ASGARİ KURUMLAR VERGİSİNDEN YAPILABİLECEK İNDİRİMLER

Normal Kurumlar Vergisi Beyanında hesaplanan vergiden, aşağıdaki hükümler nedeniyle alınmayacak vergi tutarları, hesaplanan yurtiçi asgari kurumlar vergisinden de indirilebiliyor.

32/6) Payları BİST Pay Piyasasında İşlem Görmek üzere en az %20 Oranında halka açılan şirketlerin (Banka ve finans kurumları hariç) 5 hesap dönemi KV oranı %2 eksik uygulanır,

32/6) İhracat Yapan Kurumların, ihracattan elde ettikleri kazançlarına KV oranı %5 eksik uygulanır,

32/8) Sanayi Sicil Belgesine haiz ve fiilen üretim yapan işletmelerde, bu faaliyetinden elde edilen kazancına, KV oranı %1 eksik uygulanır.

Önceden alınmış, Yatırım Teşvik Belgelerindeki yatırıma katkı tutarlarının kullanılması nedeniyle alınmayan vergi,

GEÇMİŞ YIL ZARARLARI

Geçmiş Yıl Zararları, Asgari Kurumlar Vergisinden indirilemiyor, bunun sebepleri olarak;

  • Kanunun uygulamasından önce, korunan bir (asgari) kurumlar vergisi matrahı olmadığından, geçmişten gelen, uygulamada kabul edilmeyen (indirim istisna etkisi), matrah aşınmalarının taşınmasının önüne geçmek,
  • Kanunu tüm mükelleflere eşit uygulamak, eşit başlatmak (Geçmiş Yıl Zarar stoku fazla olanların lehine bir durum oluşmaması)
  • Vergi Yükünün mükellefler arasında, ileriye yönelik adaletli dağıtılması, örneğin grup firmaları arasında GYZ fazla olan firma üzerinden faaliyetle uygulamanın aksatılması, GYZ stoku olan firmaların asgari vergiden kaçınma için avantajlı hale gelmesi gibi risklerin önüne geçmek gibi düşünceler gösterilebilir.

Sistem geçmişle değil, cari dönemdeki gelirle ilgilenmektedir. Sadece işe yeni başlayan mükelleflerde 3 hesap dönemi boyunca asgari KV’nin uygulanmayacağı belirtilmiştir. Bunun dışında mali kârın, mümkün olduğu en az indirim ve istisna sonucu, matraha dönüşmesi ve asgari vergi alınması amaçlanmıştır.

DEĞERLENDİRME

Kurumlar Vergisi Kanununa 32/C Maddesiyle eklenen Yurtiçi Asgari Kurumlar Vergisi uygulaması neredeyse mali kazançtan hiçbir indirim ve istisna çıkarılmadan hesaplanacak %10 asgari vergiyi öngörmektedir.

Neredeyse kelimesinden kasıt, indirimine izin verilen kazanç vergi ve istisnalar matrahı pek aşındırmayan; daha önce vergilendirilmiş (tam mükellefe iştirak kazançları) veya belirli sektörleri ve işlemleri ilgilendiren, mükelleflerin büyük kitle ve tamamına sirayet etmeyen (sat geri kirala devri, fon kazançları, kooperatif gider karşılıkları, çıkarılan payların itibari değerini aşan kısmı kazancı) ve yatırım – arge – engelli istihdamı – ihracat – imalat gibi faaliyetlerle ilgili ekonominin gelişmesinde vazgeçilemeyecek teşvik indirimleri kabul edilmiştir.

Bunun dışında, Asgari Kurumlar Vergisi hesabında, verimsiz sayılan istisna ve indirimlerin çıkarılmasına izin verilmemiştir. Zaten normal matrahla fark burada ortaya çıkmaktadır.

ASGARİ KURUMLAR VERGİSİ MATRAHINDAN İNDİRİMİNE İZİN VERİLMEYEN İSTİSNALAR

özet olarak;

5/1-b,c Yurtdışı iştirak ve iştirak hisse kazançları istisnası,

5/1-e) iştirak hisseleri satış kazancı istisnası, kurumların hisse ve fon kazançları,

5/1-f) Borç nedeniyle TMSF ve Bankaya geçen varlıkların kazançları

5/a-g) Yurtdışı faaliyetlerden elde edilen kazançlar,

5/1-h) Yurtdışı inşaat montaj işlerinden elde edilen kazançlar

5/1-l) Okul, kreş, rehabilitasyon merkezi işletilmesinin 5 hesap dönemi kazanç istisnası, (ilk 3 dönem asgari KV tabi değil)

Yurt dışında elde edilen kazançların bazıları, yurt dışındaki vergi yükünü taşımış olma şartına tabi olsa da, yurtiçi asgari kurumlar vergisini aşındırma gücü ortadan kaldırılmıştır.

ASGARİ KV MATRAHINDAN İNDİRİMİNE İZİN VERİLMEYEN BEYANNAME İNDİRİMLERİ

10-1/b) Sponsorluk harcamaları, (amatör dallarda tamamı, profesyonel %50)

10-1/c) Kamu İdare, Belediye, vergi muafiyeti tanınan Vakıflara, Kamu yararlı Derneklere, Arge Kuruluşlarına makbuz karşılığı kurum kazancının %5’ini aşmayacak bağışlar,

10-1/ç) Kamu kurum ve kuruluşlarına bağışlanan sağlık tesisi, okul, yurt, rehabilitasyon merkezi, ibadethane, gençlik merkezlerine yapılan her türlü bağış ve yardımlar.

10-1/d) yukarıda sayılan kurum ve vakıflara yapılan kültür, sanat, tarihi eser vb. yardımlar,

10-1/e) Cumhurbaşkanınca başlatılan yardım kampanyalarına yapılan bağışların tamamı,

10-1/f) Türkiye Kızılay Derneği ve Cemiyetine yapılan nakdi bağışların tamamı,

10-1/ğ) Türkiye’de yerleşmiş olmayan kişilere verilen mimarlık, mühendislik, eğitim vs. hizmetlerin kazancının %80’i

10-1/ı) Finans kurumları hariç, nakdi sermaye artışları veya yeni kurulan şirkette nakit ödenen sermaye kısmı üzerinden, ticari kredi faizi oranı üzerinden hesaplanan tutarın %50’si,

10-1/ı) İstanbul Finans merkezi Kanununa göre, yurt dışında alınan malların, yurda getirilmesinden satışından elde edilen kazancın yüzde 50’si.

Yukarıda belirtilen hükümlerden anlaşılacağı üzere, Mali Kazançtan, yurtdışı kazançları, sponsorluk harcamaları, kamu kurumlarına veya belirtilen vakıf ve derneklere bağışlanan okul, yurt, ibadethanesağlık kurumu bağışları, yardım kampanya bağışları, nakdi sermaye artışının faiz indirimi teşviki gibi indirimler, matrahın asgari olarak korunan kısmının sıfırlanmasına neden olamayacaktır.

Özet olarak, belirlenen asgariden az kazanç elde eden kurumların, bağış, sponsorluk, yardım, okul, cami, hastane yaptırması, asgari hesaplanan vergiyi aşındıramayacak, diğer bir deyişle vergi matrahını sıfırlayamayacaklardır.

Kurumlar vergi planlaması yaparken, örneğin kurumlar vergisi matrahı çıktığında, bağış yapalım, nakdi sermaye artırımı yapalım, hiç vergi çıkarmayalım gibi kaçınma yolları, idarece  kapatılmış olacaktır.

Sistemde, yapılan yardım ve bağışın veya sponsorluk harcamalarının gerçek değerinin tespit edilmesinin zorluğu, vergiden veya matrahtan indirildiği için bir nevi vazgeçilen alacak olarak, dolaylı kamu harcaması sayıldığı için, yapılan işlemlerin ve düzenlenen belgelerin gerçeğe uygunluğunun ve verimli yapıldığının tespit edilememesi, varsa şişirilmiş faturalarla yapılan bağış harcamaları gösterilen gider ve indirimlerin, vergi matrahını tamamen sıfırlayamaması, geç kalınmış olsa da sistemin önemli ve olumlu yönlerinden biridir.

Nasıl ki asgari ücret yıllarca vergilendirilmiş ve çalışanlar için bunun altında bir ücret beyan edilememiş, zarar veya matrahsız uygulaması çalışanlar için geçerli olmamışsa, Kurumlar için de böyle olacak, sistem bir nevi vergide adalete, kazanca göre vergi ödeme ilkelerine hizmet edecektir. Vergi gelirleri içinde, gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, olması gereken, dolaysız vergilerin payı artırılmış olacaktır. Yıllarca vergiden kaçınamayanların sırtlamış olduğu bütçe yükü içinde, şirketlerin payı artacaktır.

Vergiden kaçma veya kaçınma eğilimi sonucu, asgari kurumlar vergisi matahından indirilemeyecek bağış, yardım ve indirimlerin haricindeki, mali kâr öncesi muhasebe hata, hilesi, maliyetlerin fazla gösterilmesi, asgari kurumlar vergisinin yanlış ve eksik hesaplanması gibi yeni riskler, Gelir İdaresinin uygulamadan beklediği ek vergi geliri tutarının fiili olarak sapmasına neden olabilecek olup, Şirketlerin ve Kurumlar Vergisi Beyanlarında vergi mevzuatı yönünden tam denetiminin gereği ve önemi artmış olmaktadır. Yapılan düzenleme ve politikalardan anlaşıldığı üzere, İdare sadece riskli şirketler değil, para kazanan, faaliyet yapan tüm şirketlerden en az asgari vergi isteme, kendi hallerine bırakmama, denetimlerinin artırılması eğiliminde olduğu anlaşılmaktadır. Zira yapılan Kanun çalışmalarında vergi mevzuatı yönünden tam tasdik zorunluluğu uygulaması önerilmektedir.

GELİR İDARESİNİN YAYIMLAMIŞ OLDUĞU KANUN ÇALIŞMASI SLAYTINDA

(7. Sayfa)

Asgari Kurumlar Vergisi uygulaması ve etkisi analiz edilmiştir. Burada;

1.143.344 kurumlar vergisi mükellefinin yaklaşık yarısı zarar ya da matrahsız beyanname verdiği, bu mükelleflerin 5,7 trilyon TL gibi bir bilanço karı, 60 trilyon TL hasılatı olduğu bilgisi yer almıştır.

Etki Analizi: Asgari kurumlar vergisi uygulamasına 1.1.2025 tarihinden itibaren elde edilen kazançlara uygulanmak üzere başlanılacaktır. 2025 yılı için ilave 90 milyar TL yıllık gelir etkisi olacağı değerlendirilmektedir. Denilmiştir. Asgari Gelir Vergisi için de yüksek bir gelir beklentisi bulunmaktadır.

Gelir İdaresi Başkanlığının öngörüsüne göre, Asgari Kurumlar Vergisi Uygulamasından, 90 Milyar TL ilave vergi geliri beklenmektedir. Kurumlar Vergisi Mükelleflerinin yarısı gibi çok büyük bir kitlenin matrahsız beyanname vermesi ve bunların kazancı olanlardan “asgari” vergi alındığında, ilave olarak 90 Milyar TL gelir etkisinin olacağı düşünüldüğünde, yıllar önce bu asgari vergi uygulamalarının hayatımıza girseymiş, Ülkemizin gelişiminde ve kalkınmasında ve bütçe dengesinde, öneminin ne denli büyük olacağı, vergi adaleti ve vergi güvenliğimizin, şirketler lehine olarak zayıf kalmış ve bütçenin bu kadar büyük bir gelirlerden geçmişte mahrum bırakılmış, geç de olsa mahrum bırakılmayacak olduğu ortaya çıkmaktadır.

Buna karşın, şirketlerin büyümesi ve güçlenmesi, kâr elde eden şirketlerden matrah beyan etmeyenlerin, 2025 itibarıyla sponsorluk, bağış, yardım, okul, cami gibi nedenlerle matrahı sıfırlayamayacakları için, bu bağış, sponsorluk ve yardımların azalmasına şahit olabiliriz. Son olarak; Kazancı olanın, bağışı değil, ödeyeceği vergisi Ülkenin Kalkınmasında önemli, öncelikli ve gerekli bir ödevdir.

20.08.2024

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

Bankada Bulunan Kiralık Kasa ve Veraset ve İntikal Vergisi

Değerli okurlar, bu hafta veraset ve intikal vergisi beyan etmemek adına son yıllarda başvurulan tuhaf bir yöntem üzerinde duracağız.

VEFAT ETMEDEN ÖNCE BANKADAN KİRALIK KASA TUTULUYOR

Örneğin amansız bir hastalık veya benzeri sebeplerle vefatı neredeyse kesinleşen kişiler, vefat etmeden önce bankadan kiralık kasa tutup söz konusu kasaya ne kadar ziynet eşyası döviz ve TL cinsinden para varsa bu kiralık kasaya koyuluyor. Daha sonra ise kendi el yazması ile bir not yazıp notu da kasaya koyuyorlar. Notta yazılan şey ise genellikle, “bu kasada yer alan her şey erkek kardeşime aittir, veya amcamın kızına aittir vb…”

Böyle bir durumda vefat gerçekleştikten sonra murisin mirasçıları tarafından bankadaki kasa açıldıktan sonra, bunlar zaten bizim değil ………….. kişiye aitmiş diyerek söz konusu parasal kıymetleri ilgili kişiye teslim ederek veraset vergisi beyan etmiyorlar.

MURİSİN TEK BAŞINA YAZDIĞI VE İMZALADIĞI NOT KAĞIDININ VERASET VERGİSİ AÇISINDAN BAĞLAYICILIĞI YOKTUR

7338 sayılı Veraset ve İntikal Vergisi Kanununun 1 inci maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti uyruğunda bulunan şahıslara ait mallar ile Türkiye’de bulunan malların veraset yoluyla veya herhangi bir suretle olursa olsun ivazsız bir şekilde bir şahıstan diğer şahsa intikalinin veraset ve intikal vergisine tabi olduğu hükme bağlanmıştır.

Aynı Kanunun 23 üncü maddesinde, bankalar nezdindeki kiralık kasa sahiplerinden birinin ölümü halinde (Sulh hakimi tarafından yapılacak tespit hariç) vergi dairesinin yetkili bir memuru hazır bulunmadıkça kasanın açılmasına ve bu memur huzurunda tespit edilmedikçe muhteviyatının mirasçıları veya kanuni temsilcileri veya vekilleri tarafından alınmasına izin verilmeyeceği belirlenmiştir.

KONUYLA İLGİLİ MALİYE ÖZELGESİ VAR

Konu ile ilgili Afyonkarahisar Valiliği’nin 19.04.2022 tarih ve 16595 sayılı özelgesinin sonuç kısmı aynen aşağıdaki gibidir.

“Bu itibarla, kiralık kasa sözleşmesinin sadece muris … ile yapıldığı, kasanın bir başkası tarafından da kullanılabileceğine dair herhangi bir belge bulunmadığı, bu kapsamda kiralık kasada bulunan menkul malların muris …’nın kız kardeşine ait olduğunu gösteren başkaca bir tevsik edici belge ibrazının söz konusu olmadığı hususları dikkate alındığında, murisin imzalı notları tek başına tevsik edici belge olarak değerlendirilemeyeceğinden, söz konusu kiralık kasada yer alan menkul malların murisin mirasçıları tarafından verilecek veraset ve intikal vergisi beyannamesinde matraha dahil edilmesi gerekmektedir.”

Faydalı olması dileğiyle…

20.08.2024

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

Son Dakika: Enflasyon Düzeltmesinde Esneme Sinyali Geldi!

“Haksız” vergide esnetme sinyali

İş dünyası örgütlerinin, enflasyon düzeltmesi sonucunda işletmelerin önemli bölümünün “haksız” vergiyle karşı karşıya kalacağı ve yatırımların olumsuz etkileneceğine yönelik tepkileri, kısmen karşılık buluyor. EKONOMİ gazetesinin edindiği bilgilere göre, oluşan yoğun tepkilerin ardından enflasyon düzeltmesinde esneme sinyali geldi.

Reel sektörün tepki göstermekte geç kaldığı enflasyon düzeltmesinde, “düzeltme” talepleri kısmen karşılık buluyor. Enflasyon düzeltmesi sonucunda işletmelerin önemli bölümünün fazla vergi ödeyeceğinin yeni anlaşılması üzerine başlayan panik havası devam ediyor. Bu kapsamda birçok iş dünyası temsilcisi her platformda düzenlemenin en azından geçici vergi dönemlerinde ertelenmesini istiyor.

EKONOMİ’nin edindiği bilgilere göre ekonomi yönetimi, gelen şikayetler doğrultusunda enflasyon düzeltmesinde uygulamayı gözden geçirmeye başladı. EKONOMİ gazetesinin enflasyon düzeltmesi şartları oluşmasından bu yana yaptığı yayınlar ve özel analizlerle kamuoyunu bilgilendirmeyi sürdürürken, iş dünyasından zaman zaman yükselen tepkileri de sayfalarına taşıdı. Ancak enflasyon düzeltmesi şartları oluşup da uygulamanın kesinleşmesinden itibaren birçok iş insanı elde ettiği kârı enflasyondan arındırarak daha az vergi ödeyeceğini zannettiği için enfl asyon düzeltmesine destek bile verdi.

Ancak Türkiye’de işletmelerin yüzde 70’inden fazlası dış kaynak kullandığı ve enflasyon düzeltmesinin öz kaynağı zayıf olup dış kaynak kullanan işletmelerde fazladan vergi sonucu doğuracağı anlaşıldığında iş dünyasının tepkileri yükselmeye başladı.

Önce birinci geçici vergi dönemi ertelendi

Normalde 2024 yılı bilanço dönemine ilişkin beyannamelerin 2025 yılında verilmesi gerekiyor. Ancak peşin vergi olarak nitelendirilen geçici beyanname dönemlerinde de enflasyon düzeltmesi uygulamasının yapılacağının duyurulmasıyla birlikte, kimsenin bunu yetiştiremeyeceği göz önüne alınarak birinci geçici vergi döneminde uygulama ertelendi. İş dünyası şimdi diğer geçici vergi dönemlerinde de erteleme talep ederken, özellikle yatırım yapan şirketlerle, gayri faal şirketlerin de kapsama dahil olmasına yönelik tepkiler de büyüdü.

Ekonomi yönetimi gözden geçirecek

EKONOMİ’nin edindiği bilgilere göre ekonomi yönetimi, enflasyon düzeltmesine yönelik tepkileri göz önünde bulundurarak, uygulamaya yönelik gözden geçirme kararı aldı. Öngörülen vergi gelirlerinin azalmaması kaygısıyla düzenlemenin ruhunu dokunmak istemeyen ekonomi yönetiminin, özellikle yeni yatırım yapan şirketlerin enflasyon düzeltmesinin vergi etkisi kapsamı dışına çıkarma yönünde karar aldığı öğrenildi.

100 bin işletme için de ferahlatıcı haber gelebilir

Yanı sıra TÜRMOB Başkanı Emre Kartaloğlu, dün gazetemizde yayımlanan röportajında, kapalı olan, 1 fatura dahi kesmemiş yaklaşık 100 bin işletmeye de vergi çıkacağını açıklamıştı. Gelen bilgilere göre ekonomi yönetim gözden geçirme çalışması kapsamında, gayrifaal işletmelerin durumunu da yeniden ele alacak. Bunun da büyük ihtimalle kapsamdan çıkarılması planlanıyor. Enflasyon düzeltmesi enflasyonun üç yıl toplamında yüzde 100’ü, içinde bulunulan yıl ise yüzde 10’u geçmesi halinde uygulanıyor. 2022 yılında şartlar oluştuğu için 2023’te uygulanması gereken enflasyon düzeltmesi, şartlar oluşup oluşmadığına bakılmaksızın 2024 yılında uygulanmak üzere 1 yıl ertelenmişti.

(Kaynak: Hüseyin Gökçe / Ekonomim.com | 20.08.2024)

Kaynak: Son Dakika: Enflasyon Düzeltmesinde Esneme Sinyali Geldi! – MuhasebeTR

Şekli Eksiklik Esası Ne Ölçüde Etkiler?

Bu köşede zaman zaman, yorumda sınırla, kanunlarda yer alan şekli şartların esası ne ölçüde etkilediğiyle ilgili makaleler yazıyorum.

En son 11 Ekim 2023 tarihinde yazdığım “Yorumda sınır” başlıklı makalede, Danıştay Dördüncü Dairesi’nin 28.11.2022 tarih; E:2019/8946 K:2022/7054 ve E:2019/8941 K:2022/7053 sayılı kararlarına konu bir örnek olaydan bahsetmiş ve Danıştayın konuya bakışını özetlemiştim.

Önce, bahsettiğim yargı kararlarına konu olayı ve Danıştay tarafından verilen kararı kısaca hatırlatayım. Sonra da benzer bir başka örnek olayı ve yine bu olayda Danıştay tarafından verilen kararı özetleyeyim.

Daha önce yazdığım makaleye konu somut olayda, aktife kayıtlı bir taşınmazın satışı, satıştan doğan kazancın da %75’lik kısmının kurumlar vergisinden müstesna tutulması söz konusu idi. Olayda satışı yapan kurum istisnadan yararlanmış, ancak istisna kazancı yasada açık hükme rağmen özel bir fon hesabına koymamıştı. Kazanç ortaklara dağıtılmamış ama bir muhasebe kaydı yapılıp, özel fon hesabına da alınmamıştı.

Sonuçta, istisna koşulu sağlanamadığı için tarhiyat yapılmış, Vergi Mahkemesi’nin, gerçek durumun esas olduğu, kazancın işletmede olduğu, istisnanın amacının gerçekleştiği, bir muhasebe kaydı eksikliğinin istisna şartlarını ihlal ettiğine dayanılarak tarhiyat yapılmaması gerektiği gerekçeleriyle davayı kabul ederek tarhiyatı kaldırmış, ancak temyiz talebini inceleyen Danıştay Dördüncü Dairesi, lafzın açık olduğu, lafzın açık olduğu durumda genişletici yorum yapılamayacağı, Kanunda da açıkça kazancın özel bir fon hesabına alınacağının açıkça belirlendiği gerekçeleriyle, istinaf istemini reddeden Bölge İdare Mahkemesi kararını bozmuş ve tarhiyatı onamıştı.

Bugün özünde aynı olan ancak ayrıntıda biraz farklı bir örnek olaydan ve buna ilişkin yargı kararından bahsedeceğim.

Davanın konusu

Davaya konu olayda kurum;

– 2014 yılına ilişkin kurumlar vergisi beyannamesini zamanında vermiş,

– Beyannamede geçmiş yıllara ilişkin zararları mahsup etmeyi unutmuş,

– Daha sonra beyannamesini düzeltmiş ve zarar mahsubu yapmış.

Vergi Dairesi, geçmiş yıl zararlarının 2010-2013 yıllarına ilişkin beyannamelerde ayrı ayrı gösterilmediği gerekçesiyle, 2014 yılı beyannamesinde düzeltme yoluyla indirimin mümkün olmadığını kuruma bildirmiş, daha önce beyan edilen matrah üzerinden kesinleşen amme alacağının tahsili amacıyla da dava konusu ödeme emrini düzenlemiş.

Vergi Mahkemesi kararı

Vergi Mahkemesi;

– Geçmiş yıl zararlarının indirim konusu yapılabilmesinin, her yıla ilişkin tutarın kurumlar vergisi beyannamesinde ayrı ayrı gösterilmesi ve beş yıldan fazla nakledilmemesi olmak üzere iki şarta bağlandığı,

– Her ne kadar davacı kurum zararını önceki yıllara ait beyannamelerinde göstermemiş ise de söz konusu zararın varlığı ve tutarı konusunda taraflar arasında bir ihtilaf bulunmadığı,

– Zarar mahsubunun şekli bir şarta bağlı olarak kabul edilmemesinin gerçek gelirin vergilendirilmesi ilkesine uygun düşmeyeceği,

Gerekçe ile 2019-2011 yıllarına ilişkin zarar tutarının 2014 yılına ilişkin beyannamesinde indirim konusu yapılabileceğinden, düzeltme beyannamesiyle indirim konusu edilen geçmiş yıl zararları kabul edilmemek suretiyle, beyan edilen matrah üzerinden kesinleşen amme alacağının tahsili amacıyla düzenlenen dava konusu ödeme emrinde hukuki isabet görmemiş ve ödeme emrini iptal etmiş.

Danıştay Kararı

Temiz talebini inceleyen Danıştay Dördüncü Dairesi; ödeme emri içeriği vergi borcunun davacı tarafından verilen beyanname üzerine tahakkuk eden amme alacağından kaynaklandığı, düzeltme beyannamesinin kabul edilmemesine ilişkin davalı idarenin işlemlerine karşı davacı tarafından süresinde dava açılması gerekirken bu yönde bir dava açılmadığı, bu durumda, dava konusu ödeme emri içeriği amme alacağının usulüne uygun olarak kesinleşmiş olduğu, ödeme emrine karşı açılan davalarda, ödeme emri içeriği vergilere karşı vergilendirme aşamasında süresinde açılmış davalarda ileri sürülebilecek türdeki iddiaların incelenemeyeceği hususu da göz önünde bulundurulduğunda, beyanname üzerine tahakkuk eden ancak ödenmeyen amme alacağının tahsili amacıyla düzenlenen dava konusu ödeme emrinde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna vararak, temyize konu kararı bozmuş. (Danıştay Dördüncü Dairesi’nin 06.04.2021 tarih ve E:2016/17399, K:2021/2055 sayılı kararı.)

Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu Kararı

Vergi Mahkemesi tarafından verilen ısrar kararının temyiz edilmesi üzerine konuyu inceleyen Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu, Vergi Mahkemesinin ısrar kararını, aynı hukuksal nedenler ve gerekçeyle uygun bulmuş ve temyiz istemini reddederek ısrar kararını onamış. (Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu’nun 22.11.2023 tarih ve E:2022/732 K:2023/1333 sayılı kararı.)

Kişisel düşüncem

Yukarıda en başta bahsettiğim 11 Ekim 2023 tarihli makalede özetlediğim Danıştay kararıyla bugün özetlediğim karar çelişiyor gibi gözüküyor. İlk karar, lafız açıksa amaçsal yorum yapılmaz diyor, ikinci karar ise şekli şarta uyulmamış olması, gerçek gelirin vergilendirilmesi ilkesine aykırılığa neden olmamalı diyor. İkinci karar bir bakıma lafız açık da olsa gerçek gelirin vergilemesi esastır, gerçek gelire bakmak gerekir diyor.

Görünüş ilk planda böyle olabilir ama ayrıntıda birkaç nokta kararların aslında çelişmediğini, her iki kararın kendine özgü olduğunu, dolayısıyla her iki kararın da ilke bazında savunulabilir olduğunu gösterebilir. Önemsediğim bu birkaç konuyu ifade edeyim.

– Kurumlar Vergisi Kanunu’nda zarar mahsubu bir şekle, bir de esasa ilişkin olmak üzere iki koşula bağlı. Esasa ilişkin koşul zararın beş yıldan fazla nakledilmemesi, şeklî koşul ise zararın geçmiş yılların beyannamelerinde yer alması. Mali İdare mahsup için, zararın hem ilgili yıl beyannamesinde hem de mahsup edilinceye kadar her yılın beyannamesinde yer almasını istiyor. Ben bu yoruma katılmıyorum, mahsup için zararın ilgili yılın beyannamesinde ve mahsup edildiği yılın beyannamesinde yer alması hukuken yeterli. Özetlediğim yargı kararında yer alan bilgilerden, mahsup edilen zarar tutarının ilgili yıl beyannamelerinde yer alıp almadığı belli değil. Benim karar metninden anladığım, her yılın beyannamesinde ilgili yıl zararı gösterilmiş ancak sonraki yıllarda kazanç olmaması nedeniyle mahsuba konu olmayan geçmiş yıllara ilişkin zararlar ayrı ayrı gösterilmemiş. Eğer gerçek durum böyleyse, zaten mahsuba ilişkin şekli koşullar da sağlanıyor demektir.

– Kararda, düzeltme beyannamesinde mahsup edilen zarar tutarının varlığı ve tutarı konusunda bir ihtilaf olmadığı belirtilmiş. Bu önemli bir ayrıntı. Bu durum hem her yıla ait zarar tutarının ilgili yıl beyannamesinde gösterilmiş olduğunu hem de şeklî şarta uyulmadığı iddia ediliyorsa bile bu şartın amacının gerçekleşmiş olduğunu gösteriyor. Şeklî şartın amacı mahsup edilen zarar tutarının varlığını ve tutarını Vergi Dairesinin izlemesini sağlamak, somut olayda da bu amaç gerçekleşiyor. 11 Ekim 2023 tarihli makalede özetlediğim kararda durum aynı değildi. Söz konusu karara esas işlemde şekli koşulun yerine gelmemesi, konuyu Vergi Dairesinin izlenmesini oldukça zorlaştıracak nitelikteydi. Her iki kararda bu durumun belirleyici olduğunu tahmin ediyorum.

Sonuç olarak şunu söylemek isterim. Vergi uygulamasında ve özellikle yargılama sürecinde ayrıntılar önemli olabiliyor. Bu nedenle, şekli şartlara uyulması, gerekli muhasebe kayıtlarının zamanında ve doğru bir şekilde yapılması ve beyannamenin eksiksiz doldurulması önemli, bu konular ihmal edilmemeli.

(Kaynak: Recep Bıyık / Ekonomim.com | 10.07.2024)

Kaynak: Şekli Eksiklik Esası Ne Ölçüde Etkiler? – MuhasebeTR

SGK’ya 5000 TL Üzeri Borcu Olanlar Aman Dikkat!

Değerli okurlar, 18 Mayıs 2024 CUMARTESİ günü 32550 sayılı Resmî Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren KAMU İHALE GENEL TEBLİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR TEBLİĞ kapsamında çok önemli değişiklikler yapılmıştır.

5000 TL ÜZERİ SGK BORCU OLAN FİRMALAR İHALELERE KATILAMAYACAK

Daha önce oldukça yüksek olan borç sınırları son yayınlanan tebliğ ile 5.000 TL’ye düşürülmüştür. Buna göre;

1) Sigorta primi, sosyal güvenlik destek primi, işsizlik sigortası primi ile bunların fer’ileri toplamı 5.000 TL’yi aşmayan borçlar,

2) 5510 sayılı Kanunun 4’üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı sayılanlara ilişkin sigorta primi, sosyal güvenlik destek primi, işsizlik sigortası primi ile bunların fer’ileri toplamı 5.000 TL’yi aşmayan borçlar,

3) 5510 sayılı Kanunun 4’üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalı sayılanlara ilişkin prim, kesenek, kurum karşılığı ile bunların fer’ileri toplamı 5.000 TL’yi aşmayan borçlar,

4) 5510 sayılı Kanunun 4’üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı sayılanlara ilişkin sigorta primi, sosyal güvenlik destek primi, işsizlik sigortası primi ile bunların fer’ileri toplamı 5.000 TL’yi aşmayan borçlar,

5) 5510 sayılı Kanunun 4’üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında sayılan sigortalılığından doğan prim borçları, sosyal güvenlik destek primi borçları ve 5510 sayılı Kanunun 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi kapsamındaki genel sağlık sigortası prim borçları ile bunların fer’ileri toplamı 5.000 TL’yi aşmayan borçlar,

6) 5510 sayılı Kanunun 4’üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında sayılan sigortalılığından doğan prim borçları, sosyal güvenlik destek primi borçları ile 5510 sayılı Kanunun 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi kapsamındaki genel sağlık sigortası prim borçları ile bunların fer’ileri toplamı 5.000 TL’yi aşmayan borçlar,

Kesinleşmiş sosyal güvenlik prim borcu olarak değerlendirilmeyecektir.

Tebliği tablolaştıracak olursak,

Faydalı olması dileğiyle,

10.07.2024

Kaynak: www.MuhasebeTR.com