Amme Borçlusunun Mal Edinme Ve Mal Artmalarının Bildirilmemesinin Cezai Müeyyidesi Nedir?

Cevap: Usulü dairesinde mal bildiriminde bulunduktan sonra, edinilen mallarla, her türlü mallarında, kazanç ve gelirlerinde olan artmaları zamanında bildirmemek suretiyle amme alacağının tahsilini engellemiş veya zorlaştırmış olanlar bir seneye kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Dr. Koray ATEŞ
korayates@muhasebetr.com

 

(01.04.2022)

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

İşsizlik Sigortası ve Belge Türleri

1. İşsizlik Sigortası

4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu’nun 47. maddesine göre işsizlik sigortası, “Bir işyerinde çalışırken, çalışma istek, yetenek, sağlık ve yeterliliğinde olmasına rağmen, herhangi bir kasıt ve kusuru olmaksızın işini kaybeden sigortalılara işsiz kalmaları nedeniyle uğradıkları gelir kaybını belli süre ve ölçüde karşılayan, sigortacılık tekniği ile faaliyet gösteren zorunlu sigortayı” ifade etmektedir.

İşsizlik sigortası zorunludur. Kanun kapsamına giren ve halen çalışmakta olanlar Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte, yeni girenler ise işe başladıkları tarihten itibaren sigortalı olurlar.

2. İşsizlik Sigortası Prim Oranları

İşsizlik sigortasının gerektirdiği her türlü ödeme ile hizmet giderlerini karşılamak amacıyla Kanunda belirtilen esas ve usullere göre Devlet, işveren ve sigortalı tarafından işsizlik sigortası primi ödenmesi öngörülmüştür.

İşsizlik sigortasının gerektirdiği ödemeleri, hizmet ve yönetim giderlerini karşılamak üzere, Kanunun 46 ncı maddesi kapsamına giren tüm sigortalılar, işverenler ve Devlet, işsizlik sigortası primi öder. İşsizlik sigortası primi, sigortalının 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 80 ve 82 nci maddelerinde belirtilen prime esas aylık brüt kazançlarından % 1 sigortalı, % 2 işveren ve %1 Devlet payı olarak alınır.

3. İşsizlik Sigortasından Sağlanan Haklar

İşsizlik sigortası kapsamına giren sigortalı işsizlere Kanunda belirtilen esas ve usuller çerçevesinde, Kurumca aşağıda belirtilen ödemeler yapılır ve hizmetler sağlanır; a) İşsizlik ödeneği,

b) 5510 sayılı Kanun gereği ödenecek sigorta primleri,

c) Yeni bir iş bulma,

d) Aktif işgücü hizmetleri kapsamında kurs ve programlar.

Sigortalı işsizin ödeme ve hizmetlerden yararlanabilmesi için işten ayrılma bildirgesi ile birlikte hizmet akdinin feshedildiği tarihi izleyen günden itibaren otuz gün içinde Kuruma doğrudan veya elektronik ortamda başvurması gerekir. Mücbir sebepler dışında, başvuruda gecikilen süre işsizlik ödeneği almaya hak kazanılan toplam süreden düşülür.

4. İşsizlik Sigortası Kapsamına Girenler

Kanunun 46. maddesine göre işsizlik sigortası, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ile ikinci fıkrası kapsamında olanlardan bir hizmet akdine dayalı olarak çalışan sigortalılar, 4857 sayılı Kanuna göre kısmi süreli iş sözleşmesi ile çalışanlardan 5510 sayılı Kanunun 52 nci maddesinin birinci fıkrası kapsamında işsizlik sigortası primi ödeyen isteğe bağlı sigortalılar ile aynı Kanunun ek 6 ncı maddesi kapsamındaki sigortalılar ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun geçici 20 nci maddesinde açıklanan sandıklara tabi sigortalıları kapsar.

5.  İşsizlik Sigortası Kapsamına Girmeyenler

            Kanunun 46. maddesinin 3. fıkrasında sayılanlar işsizlik sigortası kapsamına dahil değillerdir. Hükme göre;

1- 5510 sayılı Kanunun; 4’üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) ve (c) bentleri;

(b) Köy ve mahalle muhtarları ile hizmet akdine bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan ise;

1) Ticarî kazanç veya serbest meslek kazancı nedeniyle gerçek veya basit usulde gelir vergisi mükellefi olanlar,

2) Gelir vergisinden muaf olup, esnaf ve sanatkâr siciline kayıtlı olanlar,

3) Anonim şirketlerin yönetim kurulu üyesi olan ortakları, sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin komandite ortakları, diğer şirket ve donatma iştiraklerinin ise tüm ortakları,

      4) Tarımsal faaliyette bulunanlar

(c) Kamu idarelerinde;

1) Bu maddenin birinci fıkrasının (a) bendine tabi olmayanlardan, kadro ve pozisyonlarda sürekli olarak çalışıp ilgili kanunlarında (a) bendi kapsamına girenler gibi sigortalı olması öngörülmemiş olanlar,

2) Bu maddenin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerine tabi olmayanlardan, sözleşmeli olarak çalışıp ilgili kanunlarında (a) bendi kapsamına girenler gibi sigortalı olması öngörülmemiş olanlar ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 86’ncı maddesi uyarınca açıktan vekil atananlar,

2- 5510 sayılı Kanunun 4’üncü maddesinin; ikinci fıkrası kapsamında olanlardan bir hizmet akdine dayalı olarak çalışmayanlar,

Birinci fıkranın (a) bendi gereği sigortalı sayılanlara ilişkin hükümler;

a) İşçi sendikaları ve konfederasyonları ile sendika şubelerinin başkanlıkları ve yönetim kurullarına seçilenler,

b) Bir veya birden fazla işveren tarafından çalıştırılan; film, tiyatro, sahne, gösteri, ses ve saz sanatçıları ile müzik, resim, heykel, dekoratif ve benzeri diğer uğraşları içine alan bütün güzel sanat kollarında çalışanlar ile düşünürler ve yazarlar,

c) Mütekabiliyet esasına dayalı olarak uluslararası sosyal güvenlik sözleşmesi yapılmış ülke uyruğunda olanlar hariç olmak üzere, yabancı uyruklu kişilerden hizmet akdi ile çalışanlar,

d) 2/7/1941 tarihli ve 4081 sayılı Çiftçi Mallarının Korunması Hakkında Kanuna göre çalıştırılanlar,

e) 24/4/1930 tarihli ve 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanununda belirtilen umumî kadınlar,

f) Millî Eğitim Bakanlığı tarafından düzenlenen kurslarda usta öğretici olarak çalıştırılanlar, kamu idarelerinde ders ücreti karşılığı görev verilenler ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 4’üncü maddesinin (C) bendi kapsamında çalıştırılanlar,

g) Türkiye İş Kurumu tarafından düzenlenen Toplum Yararına Çalışma Programlarından yararlananlar,

3-  5510 sayılı Kanunun 4’üncü maddesinin; üçüncü fıkrası, 5’inci, 6’ncı ve geçici 13’üncü maddeleri kapsamında olanlar,

(5’inci) Polis Akademisi ile fakülte ve yüksek okullarda, Emniyet Genel Müdürlüğü hesabına okuyan veya kendi hesabına okumakta iken Emniyet Genel Müdürlüğü hesabına okumaya devam eden öğrenciler ile polis naspedilmek üzere Polis Meslek Eğitim Merkezlerinde polislik eğitimine tabi tutulan adaylar,

(6’ncı) Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi ile fakülte ve yüksekokullarda Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı nam ve hesabına okuyan veya kendi hesabına okumakta iken Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı nam ve hesabına okumaya devam edenler ile subay ve astsubay naspedilmek üzere temel askerlik eğitimine tabi tutulan adaylar,

(Geçici 13’üncü) 24/11/1994 tarihli ve 4046 sayılı Kanunun 21 inci maddesi kapsamında iş kaybı tazminatı alanlar,

  1.  506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun geçici 20’nci maddesi kapsamında olmakla birlikte memur veya 22/1/1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi sözleşmeli statüde bulunanlar,
  2.  657 sayılı Devlet Memurları Kanunu
  3.  926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu
  4.  3269 sayılı Uzman Erbaş Kanunu
  5.  3466 sayılı Uzman Jandarma Kanunu
  6.  2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu
  7.  2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanunu
  8.  2914 sayılı Yüksek Öğretim Personel Kanunu
  9.  233 ve 399 sayılı KHK
  10.  190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi kamu kurum ve kuruluşlarının teşkilat kanunlarındaki hükümlerine göre sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar (18/5/1994 tarihli ve 527 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 31 inci maddesi kapsamında yer alan sözleşmeli personel dâhil)
  11.  657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na göre geçici personel statüsünde çalıştırılanlar.

6. Belge Türleri

5510 sayılı Kanun’un “Prim belgeleri ve işyeri kayıtları” başlıklı 86 ncı, “Afet durumunda belgelerin verilme süresi ve primlerin ertelenmesi” başlıklı 91 inci ve “Bilgi ve belge isteme hakkı, bilgi ve belgelerin Kuruma verilme usulü” başlıklı 100 üncü maddelerinde, aylık prim ve hizmet belgelerinin düzenlenmesine ve verilmesine ilişkin hükümler, “Primlerin ödenmesi” başlıklı 88 inci maddesinde ise, ödemeye ilişkin hükümler yer almaktadır.

Söz konusu hükümlerin uygulanmasına ilişkin usul ve esasların belirlenmesine dair yayımlanan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinde ise; “Aylık prim ve hizmet belgesinin düzenlenmesi verilmesi ve saklanması” başlıklı 109 uncu ve “Belgenin sonradan verilmesi” başlıklı 110 uncu maddelerinde, aylık prim ve hizmet belgelerinin düzenlenmesine ve verilmesine, “Sigorta primlerinin ödenme süresi ve erken ödeme” başlıklı 115 inci ve “Afet durumunda belgelerin verilme süresi ve primlerin ertelenmesi” başlıklı 116 ncı maddelerinde ise primlerin ödenmesine ilişkin hükümler düzenlenmiştir.

5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında hizmet akdine istinaden çalışan sigortalılar için aylık prim ve hizmet belgesinin e-sigorta kanalıyla gönderilmesi sırasında, belgenin ilişkin olduğu yıl ve ay, sigortalıların niteliklerine uygun belge türü ve varsa düzenlenmesine esas Kanun numarasının seçilmesi gerekmektedir. Belge türleri şu şekildedir:

1. Hizmet Akdi İle Tüm Sigorta Kollarına Tabi Çalışanlar (Yabancı Uyruklu Sigortalılar Dahil)

2. Sosyal Güvenlik Destek Primine Tabi Çalışanlar

4. Yer Altında Sürekli Çalışanlar

5. Yer Altında Gruplu (Münavebeli) Çalışanlar

6. Yerüstü Gruplu Çalışanlar

7. 3308 Sayılı Kanunda Belirtilen Aday Çırak, Çırak Ve İşletmelerde Mesleki Eğitim Gören Öğrencilerden Bakmakla Yükümlü Olunanlar

12. Geçici 20. Maddeye Tabi Olanlar

13. Tüm Sigorta Kollarına Tabi Olup İşsizlik Sigortası Primi Kesilmeyenler

14. Libya’da Çalışanlar

19. Ceza İnfaz Kurumları İle Tutukevleri Bünyesinde Oluşturulan Tesis Atölye Ve Benzeri Ünitelerde Çalıştırılan Hükümlü Ve Tutuklular

20. İstisna Akdine İstinaden Almanya’ya Götürülen Türk İşçiler

21. Türk İşverenler Tarafından Sosyal Güvenlik Sözleşmesi İmzalanmamış Ülkelere Götürülerek Çalıştırılan Türk İşçileri

22. Meslek Liselerinde Okumakta İken Veya Yüksek Öğrenimleri Sırasında Staja Tabi Tutulan Öğrenciler, Kamu Kurum Ve Kuruluşları Tarafından Desteklenen Projelerde Görevli Bursiyerler İle 2547 Sayılı Kanun Uyarınca Üniversitelerde Kısmi Zamanlı Çalıştırılan Öğrencilerden Bakmakla Yükümlü Olunanlar

23. Harp Malülleri İle 3713 Ve 2330 Sayılı Kanunlara Göre Vazife Malüllüğü Aylığı Alanlardan Kısa Vadeli Sigorta Kollarına Tabi Olanlar

24. Harp Malülleri İle 3713 Ve 2330 Sayılı Kanunlara Göre Vazife Malüllüğü Aylığı Alanlardan Kısa Ve Uzun Vadeli Sigorta Kollarına Tabi Olanlar

28.  4046 Sayılı Kanunun 21 İnci Maddesi Kapsamında İş Kaybı Tazminatı Alanlar

29. Tüm Sigorta Kollarına Tabi Çalışıp 60 Gün Fiili Hizmet Süresi Zammına Tabi Çalışanlar

30. İşsizlik Sigortası Hariç 60 Gün Fiili Hizmet Süresi Zammına Tabi Çalışanlar

31. Harp Malülleri İle 3713 Ve 2330 Sayılı Kanunlara Göre Vazife Malüllüğü Aylığı Alanlardan Kısa Ve Uzun Vadeli Sigorta Kollarına Tabi Olup 60 Gün Fiili Hizmet Süresi Zammına Tabi Çalışanlar

32. Tüm Sigorta Kollarına Tabi Çalışıp 90 Gün Fiili Hizmet Süresi Zammına Tabi Çalışanlar

33. İşsizlik Sigortası Hariç 90 Gün Fiili Hizmet Süresi Zammına Tabi Çalışanlar

34. Harp Malülleri İle 3713 Ve 2330 Sayılı Kanunlara Göre Vazife Malüllüğü Aylığı Alanlardan Kısa Ve Uzun Vadeli Sigorta Kollarına Tabi Olup 90 Gün Fiili Hizmet Süresi Zammına Tabi Çalışanlar

35. Tüm Sigorta Kollarına Tabi Çalışıp 180 Gün Fiili Hizmet Süresi Zammına Tabi Çalışanlar

36. İşsizlik Sigortası Hariç 180 Gün Fiili Hizmet Süresi Zammına Tabi Çalışanlar

37. Harp Malülleri İle 3713 Ve 2330 Sayılı Kanunlara Göre Vazife Malüllüğü Aylığı Alanlardan Kısa Ve Uzun Vadeli Sigorta Kollarına Tabi Olup 180 Gün Fiili Hizmet Süresi Zammına Tabi Çalışanlar

39. Birleşik Krallıkta İkamet Edenler Ve İsviçre Vatandaşı Olanlardan Uzun Vadeli Sigorta Kolunun Uygulanmasını Talep Etmeyenler

41. Kamu İdarelerinde İş Akdi Askıda Olanlar

42. 3308 Sayılı Kanunda Belirtilen Aday Çırak, Çırak Ve İşletmelerde Mesleki Eğitim Gören Öğrencilerden Bakmakla Yükümlü Olunmayanlar

43. Meslek Liselerinde Okumakta İken Veya Yüksek Öğrenimleri Sırasında Staja Tabi Tutulan Öğrenciler Kamu Kurum Ve Kuruluşları Tarafından Desteklenen Projelerde Görevli Bursiyerler İle 2547 Sayılı Kanun Uyarınca Üniversitelerde Kısmi Zamanlı Çalıştırılan Öğrencilerden Bakmakla Yükümlü Olunmayanlar

46. Meslek Liselerinde Okumakta İken Veya Yüksek Öğrenimleri Sırasında Staja Tabi Tutulan Öğrenciler Kamu Kurum Ve Kuruluşları Tarafından Desteklenen Projelerde Görevli Bursiyerler İle 2547 Sayılı Kanun Uyarınca Üniversitelerde Kısmi Zamanlı Çalıştırılan Öğrencilerden Bakmakla Yükümlü Olunmayanlar

47. Doğum Ve Evlat Edinme Sonrası Yarım Çalışma Ödeneği

48. Yeraltında Çalışanlar Emekliler

49. Mesleki Ve Teknik Ortaöğretim Sırasında Tamamlayıcı Eğitim Ya Da Alan Eğitimi Gören Öğrencilerden Bakmakla Yükümlü Olunanlar

50. Mesleki Ve Teknik Ortaöğretim Sırasında Tamamlayıcı Eğitim Ya Da Alan Eğitimi Gören Öğrencilerden Bakmakla Yükümlü Olunmayanlar

51. 5510 Sayılı Kanunun Ek 15 İnci Maddesi Kapsamındaki Güvenlik Korucuları

52. Malullük Aylığı Bağlanmamış Olup, 670/Khk Kapsamında Tazminat Hakkından Yararlananlar

53. Malullük Aylığı Bağlanmamış Olup, 670/Khk Kapsamında Tazminat Hakkından Yararlananlardan 60 Gün Fiili Hizmet Süresi Zammına Tabi Çalışanlar

54. Malullük Aylığı Bağlanmamış Olup, 670/Khk Kapsamında Tazminat Hakkından Yararlananlardan 90 Gün Fiili Hizmet Süresi Zammına Tabi Çalışanlar

55. Malullük Aylığı Bağlanmamış Olup, 670/Khk Kapsamında Tazminat Hakkından Yararlananlardan 180 Gün Fiili Hizmet Süresi Zammına Tabi Çalışanlar

90. İtibari Hizmet Süresine Tabi Olarak Çalışanlar

91. 60 Gün Fiili Hizmet Süresi Zammına Tabi Olanlardan İtibari Hizmet Süresine Tabi Olarak Çalışanlar

92. 90 Gün Fiili Hizmet Süresi Zammına Tabi Olanlardan İtibari Hizmet Süresine Tabi Olarak Çalışanlar

7. Sonuç

4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanununun 46. maddesinin 3. fıkrasında işsizlik sigortasına tabi olmayanlar sayılmış olup Sosyal Güvenlik Kurumuna verilen aylık prim hizmet belgelerinde sigortalıların durumuna uygun belge türünün verilmesi önem arz etmektedir.

Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yayımlanan 2020/8 sayılı İdari Para Cezası Genelgesinin 11-Diğer Hususlar başlıklı bölümünün 11.12. maddesinde “Denetim sonucunda aynı ay için birden fazla belge türü ile hizmet kazandırılması halinde, her belge için ayrı ayrı idari para cezası uygulanacak ancak belgenin muhtasar prim ve hizmet beyannamesi olması halinde tek idari para cezası uygulanacaktır.” denilmiş olup yapılabilecek incelemelerde idari para cezasına maruz kalmamak adına doğru belge türünün verilmesine dikkat edilmesi gerekmektedir.

Özellikle işsizlik sigortasına tabi olmayan sigortalıların belge türü bildirimlerine dikkat edilmelidir. Bu noktada yapılan genel hata 4/1-a statüsünde bulunan tüm yabancı uyruklu sigortalıların 1 nolu belge türünden [hizmet akdi ile tüm sigorta kollarına tabi çalışanlar (yabancı uyruklu sigortalılar dahil)] bildirilmesidir. 4447 sayılı Kanunun 46. maddesinin 3. fıkrasına göre “Mütekabiliyet esasına dayalı olarak uluslararası sosyal güvenlik sözleşmesi yapılmış ülke uyruğunda olanlar hariç olmak üzere, yabancı uyruklu kişilerden hizmet akdi ile çalışanlar,” işsizlik sigortası kapsamı dışında bırakılmışlardır. Hali hazırda Türkiye ile 33 ülke (İngiltere, Almanya, Hollanda, Belçika, Avusturya, İsviçre, Fransa, Danimarka, Libya, İsveç, Norveç, K.K.T.C, Kanada, Makedonya, Arnavutluk, Azerbaycan, Gürcistan, Romanya, Kebek, Bosna-Hersek, Çek Cumh., Lüksemburg, Hırvatistan, Slovakya, Sırbistan, İtalya, Kore, Karadağ, Tunus, Macaristan, Moldova, Kırgızistan, Moğolistan, Polonya, İran) arasında sosyal güvenlik sözleşmesi bulunmaktadır. Bu nedenle işverenlerin, sosyal güvenlik sözleşmesi bulunmayan ülke vatandaşlarının işsizlik sigortasına tabi olmaması nedeniyle ‘13- Tüm Sigorta Kollarına Tabi Olup İşsizlik Sigortası Primi Kesilmeyenler’ belge türünden sigortalı bildirimlerinin yapılması gerekmektedir.

01.04.2022

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

Fazla Çalışma Ücretini Ödemeyen Ya Da Eksik Ödeyen İşverenleri Bekleyen Potansiyel Riskler

Fazla Çalışma Genel Olarak:

Bilindiği üzere fazla çalışmanın doğabilmesi için, genel olarak işyerinde haftalık çalışma sürelerinin 45 saati aşması gerekmektedir. Bunun dışında yasaklı çalışmalar olarak nitelendirilen; günlük 11 saat ve gece döneminde 7.5 saat çalışma sınırının aşılması durumunda ortaya çıkacak fazla çalışmalar ile bazı meslek mensupları için yasal olarak sınırlandırılan çalışma saatlerinin üzerinde gerçekleşen çalışmalar nedeniyle oluşacak fazla çalışmalar da söz konusu olabilmektedir.

Fazla Çalışma Ücretinin Ödenmemesi ya da Eksik Ödenmesi Durumunda Hangi Risklerle Karşılaşılabilir:

İşçilerin İş Akdini Haklı Nedenle Sona Erdirmeleri Mümkündür:

İlk olarak fazla çalışma ücreti ödenmeyen ya da eksik ödenen çalışanlar iş akdini haklı nedenle feshedebilirler. Bu kapsamda eylemli fesih yoluyla iş ilişkisini sona erdirip, arabulucuya başvurmaları mümkündür.

Müfettiş Denetimlerinde Karşılaşılabilecek İdari Para Cezaları:

  1. Konuya ilişkin olarak çalışanlarca yapılacak şikayet başvuruları ya da 3. Kişilerce yapılacak ihbar başvurularına istinaden işyerinde gerçekleştirilecek denetimlerde; ortalama 2 yılı kapsayacak bir denetim yapılacak ve geriye doğru işçilerin fazla çalışma ücretleri hesap edilecektir. Bu işlem yalnızca şikayetçi işçi özelinde yapılmayarak, tüm işyeri çalışanlarını kapsayacaktır.
  2. Yapılacak denetimlerde uygulanacak yaptırımlar birkaç farklı şekilde kendini gösterecektir.
  • İlk olarak ödenmediği tespit edilen fazla çalışma ücretleri için İş Kanunu kapsamında İPC uygulanacaktır. Ceza tutarının 2022 yılında işçi başına 755 TL olduğu düşünülürse, 50 işçinin çalıştığı bir işyerinde ortalama olarak 37.750 TL İPC uygulanması söz konusu olacaktır. Ayrıca fazla çalışma için işçilerin onaylarının alınmadığı bir senaryoda, ilave olarak 37.750 TL daha İPC gündeme gelecektir.
  • İkinci olarak geçmiş dönemde ödenmeyen fazla çalışma ücretleri nedeni ile SGK prim ve Vergi kayıpları söz konusu olacağından, ilgili ildeki SGK İl Müdürlüğü ve Vergi Dairesi Başkanlığına konu hakkında bildirim yapılır. Bu kapsamda özellikle SGK tarafından, fazla çalışma ücretlerinin ödenmediği ya da eksik ödendiği tespit edilen her ay için aylık asgari ücretin iki katı tutarında İPC uygulanacaktır. Dolayısıyla 2 yılı kapsayacak şekilde denetim yapıldığı varsayımında, 24* 10.008 TL=240.000 TL ortalama İPC uygulanması söz konusu olacaktır. Keza Vergi Dairesi Başkanlığı da kendi mevzuatı gereğince idari işlemleri gerçekleştirecektir.
  • Son olarak yukarıda bahsi geçen İPC lerin dışında, bir de işçiye ödenmeyen fazla çalışma ücretlerinin varlığı söz konusudur. Bu noktada işçiler işverenden alacaklı konumdadır ve bu duruma ilişkin olarak iş akdi feshedilerek kıdem tazminatı ve fazla çalışma ücretleri, varsa diğer işçilik alacakları talep konusu yapılabilir.

Bir başka önemli husus ise asgari ücret desteğinden yararlanılmış ise yararlanılan tutarlar gecikme zammı ve cezası ile birlikte işverenlikten geri tahsil edilecektir.

01.04.2022

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

Vergi Usul Kanunu’na Muhalefet Suçlarında Af Mı Çıkıyor?

Vergi Usul Kanunu’nun 359. maddesinin a fıkrasında, vergi kanunlarına göre tutulan veya düzenlenen ve saklanma ve ibraz mecburiyeti bulunan; defter ve kayıtlarda hesap ve muhasebe hileleri yapmak, gerçek olmayan veya kayda konu işlemlerle ilgisi bulunmayan kişiler adına hesap açmak veya defterlere kaydı gereken hesap ve işlemleri vergi matrahının azalması sonucunu doğuracak şekilde tamamen veya kısmen başka defter, belge veya diğer kayıt ortamlarına kaydetmek, defter, kayıt ve belgeleri tahrif etmek, gizlemek veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenlemek, bu tür belgeleri kullanmak suç olarak kabul edilmiştir. Kanuna göre a fıkrasında yer alan bu filleri işleyenler on sekiz aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Benzer şekilde 359. maddenin b fıkrasında; defter, kayıt ve belgeleri yok etmek veya defter sahifelerini yok ederek yerine başka yapraklar koymak veya hiç yaprak koymamak veya belgelerin asıl veya suretlerini tamamen veya kısmen sahte olarak düzenlemek veya bu belgeleri kullanmak filleri suç olarak kabul edilmiştir.

Kanuna göre b fıkrasında yer alan bu filleri işleyenler üç yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Müstekar yani yerleşmiş Yargıtay ve vergi ceza yargısı uygulamalarına göre, her takvim yılının ayrı ve bağımsız suçları oluşturduğu, aynı takvim yılında farklı dönemlerde birden çok sahte fatura düzenlenmesi durumunda faturaların adet ve tutarları, zarar miktarı, kastın yoğunluğu ve suçun işlenmesindeki özellikler dikkate alınarak temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak tayin edilmesi ve her takvim yılının kendi içinde düzenlenen sahte belge yönünden zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiği dikkate alınarak her bir takvim yılı için ayrı ayrı hüküm kurulması gerektiği karara bağlanmaktadır. Bu uygulama gerekçeleri Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 05.03.2002 gün ve 28/179 sayılı kararında açıklanmıştır.

Bu bağlamda Vergi Usul Kanunu’nun 359. maddesinde her takvim yılı için ayrı ceza verilmekte ve bu cezalar zincirleme suç kapsamında artırımlı olarak uygulanmaktadır.

Bu uygulamanın bazı adaletsizliklere yol açtığı doktrin ve uygulayıcılar tarafından zaman zaman dile getirilmiş ve sürekli bir düzenleme beklentisi var olmuştur.

Bu beklentilerin bir sonucu olarak Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi Ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun İle Bazı Kanunlarda Ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun teklifi TBMM’ye hükümet teklifi olarak sunulmuştur.

Anılan teklifin 4. maddesinde “213 sayılı Kanun’un 359’uncu maddesinin (a) fıkrasında yer alan “üç” ibaresi “beş” şeklinde, (b), (c) ve (ç) fıkralarında yer alan “beş” ibareleri “sekiz” şeklinde değiştirilmiş ve maddeye son fıkrasından önce gelmek üzere aşağıdaki fıkralar eklenmiştir. “Bu maddede yazılı fiillerle verginin ziyaa uğratıldığının tespit edilmesine bağlı olarak tarh edilen verginin, gecikme faizi ve gecikme zammının tamamı ile kesilen cezaların yansı ve buna isabet eden gecikme zammının; soruşturma evresinde ödenmesi halinde verilecek ceza yan oranında, kovuşturma evresinde hüküm verilinceye kadar ödenmesi halinde ise verilecek ceza üçte bir oranında indirilir.

Tarh edilen vergi ve vergi aslına bağlı olarak kesilen cezanın bulunmadığı durumlarda verilecek ceza yan oranında indirilir.

Yukarıdaki fıkralarda belirtilen ceza indiriminden faydalanabilmek için vergi mahkemesinde dava açılmaması, açılmışsa feragat edilmesi, kanun yollarına başvurulmaması veya başvurulmuşsa vazgeçilmesi şarttır.

Bu maddede düzenlenen suçların birden fazla takvim yılı veya vergilendirme dönemi içinde aynı suç işleme kararının icrası kapsamında işlenmesi halinde, Türk Ceza Kanunu’nun 43’üncü maddesi uygulanır.” düzenlemesi yer almıştır.

Bu düzenleme ile 213 sayılı Kanun’un 371’inci maddesinde etkin pişmanlık müessesesine yer verilmiş olup, 359. maddede, 371 inci maddedeki pişmanlık şartlarına uygun olarak durumu ilgili makamlara bildirenler hakkında bu madde hükümlerinin uygulanmayacağı açıkça düzenlenmiştir.

Bununla birlikte, etkin pişmanlığın, suç soruşturmasına başlanmadan önceki dönem için kabul edilmesi nedeniyle soruşturma ve kovuşturma evresinde fail tarafından bu yola başvurulamamaktadır.

Maddede yapılan düzenlemelerle, bu maddede yer alan suçlar bakımından soruşturma ve kovuşturma aşamasında da etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesine imkân sağlanmaktadır. Buna göre, maddede yazılı fiillerle verginin ziyaa uğratıldığının tespit edilmesine bağlı olarak tarh edilen verginin, hesaplanan gecikme faizi ve gecikme zammmm tamamı ile kesilen cezalann yansı ve buna isabet eden gecikme zammının; soruşturma evresinde ödenmesi halinde fail hakkında verilecek cezada yan oranında, kovuşturma evresinde hüküm verilinceye kadar ödenmesi halinde ise üçte bir oranında indirim yapılacaktır. Aynca, tarh edilen vergi ve vergi aslına bağlı olarak kesilen cezanın bulunmadığı durumlarda cezadan yarı oranında indirim yapılması öngörülmektedir.

Diğer yandan, failin etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanabilmesi için vergi mahkemesinde dava açmaması, açmışsa feragat etmesi, kanun yollarına başvurmaması veya başvurmuşsa vazgeçmesi gerekmektedir.

213 sayılı Kanun’da tarh edilen vergiler ile kesilen cezalara ilişkin ihtilafların dava konusu yapılmadan idari aşamada çözümlenmesine imkân veren farklı düzenlemeler bulunmaktadır. Bunlardan en önemlisi Kanunun ek 1 ilâ ek 11’inci maddelerinde düzenlenen uzlaşma müessesesidir. Mükellefler gerek tarhiyattan önce gerekse tarhiyattan sonra vergi ve cezalar için idareden uzlaşma talep edebilmektedir. Uzlaşma gerçekleşmesi halinde mükellefler uzlaşılan vergi ve cezalar için artık dava açma yoluna gidememektedir. Benzer düzenleme etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi bakımından da getirilmektedir. Belirtmek gerekir ki, söz konusu müesseselerin uygulanması zorunlu olmayıp, mükelleflerin kendi tercihlerine istinaden uygulanabilecektir. Bu bakımından mükellefler belirtilen uygulamaları tercih edip, dava yoluna gitmeyerek veya feragat ederek, sağlanan indirim imkânından faydalanabilecektir. Bu uygulamaları tercih etmeyen mükellefler ise sağlanan indirim imkânından faydalanamayacak ancak, bu mükelleflerin tarh edilen vergi ve kesilen cezalara ilişkin vergi mahkemelerinde dava açma haklan saklı olacaktır.

Maddede yapılan en önemli ve beklenen düzenleme ise, bu maddede yer alan suçların birden fazla takvim yılı veya vergilendirme dönemi içinde aynı suç işleme kararının icrası kapsamında işlenmesi halinde, Türk Ceza Kanunu’nun 43’üncü maddesinin uygulanacağı belirtilmektedir. Böylelikle, ceza miktarının belirlenmesinde zincirleme suça ilişkin koşulların esas alınması amaçlanmaktadır. Belirtmek gerekir ki, hukuki veya fiili kesintinin varlığının kabulü halinde zincirleme suça ilişkin hükümler değil, gerçek içtima hükümleri uygulanacaktır. Öte yandan, vergi kaçakçılığı suçlan ile yapılan mücadelenin daha da etkinleştirilmesi amacıyla maddede yer alan hapis cezalarının üst sınırı artırılmaktadır.

Teklifin 6. maddesi ile geçiş hükümlerine yer verilmiştir. Bu maddeye göre “Haklarında hüküm verilmiş olup da dosyası infaz aşamasında olanlar, 359 uncu maddede yazılı fiillerle verginin ziyaa uğratıldığının tespit edilmesine bağlı olarak tarh edilen verginin, gecikme faizi ve gecikme zammımn tamamı ile kesilen cezalann yansı ve buna isabet eden gecikme zammını, bu maddeyi ihdas eden kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde Hazine’ye ödedikleri takdirde 359’uncu maddede bu maddeyi ihdas eden Kanunla soruşturma evresi için yapılan etkin pişmanlık düzenlemesinden faydalanabilir. Bu fıkrada belirtilen ceza indiriminden faydalanabilmek için vergi mahkemesinde dava açılmaması, açılmışsa feragat edilmesi, kanun yollarına başvurulmaması veya başvurulmuşsa vazgeçilmesi şarttır.

Birinci fıkra hükümleri bu maddeyi ihdas eden kanunun yayımı tarihinde soruşturma ve kovuşturma evresinde bulunan dosyalar hakkında da uygulanır. Bu takdirde, ödemenin hüküm verilinceye kadar yapılması şarttır.

Bu maddeyi ihdas eden kanunun yayımı tarihinde 359’uncu madde kapsamına giren suçlardan dolayı temyiz veya istinaf kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalardan, 359’uncu maddede bu maddeyi ihdas eden kanunla yapılan düzenlemeler nedeniyle lehe değerlendirme yapılması gereken dosyalar hakkında bozma kararı verilir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nda bulunan dosyalar gelişlerindeki usule uygun olarak ilk derece mahkemelerine gönderilir.

359’uncu maddede bu maddeyi ihdas eden kanunla yapılan düzenlemelerde yer alan zincirleme suça ilişkin koşulların belirlenmesi, duruşma açılmak suretiyle yapılır” hükmü yer almıştır.

Bu madde ile kanunun 359’uncu maddesinde teklifle yapılan düzenlemelerin, yargı mercileri önünde veya infaz aşamasında olan dosyalar bakımından uygulanabilmesine yönelik geçiş hükümleri getirilmektedir.

Sonuç olarak getirilen düzenlemenin vergi usul kanununa muhalefet suçları için genel bir af niteliği bulunmamakla birlikte her takvim yılına ayrı ceza yerine, zincirleme suç kapsamında artırılmış tek bir ceza ile ceza miktarında belirli bir azalma sağlayacağı ve birden fazla takvim yılında soruşturma ve kovuşturması bulunanların lehine olacağı söylenebilir.

(Kaynak: Ebubekir Başel / Dünya Gazetesi | 02.04.2022)

Kaynak: http://www.muhasebetr.com/ulusalbasin/haber_oku.php?haber_id=32029

Malulen Emekli Bağ-Kur’lu Çalışırsa Aylığı Kesilir Mi?

2002 Bağ-Kur girişliyim. 2021 Ağustos ayında böbrek nakli oldum. 15 Mart 2022 tarihinde malulen emekli oldum. Yalnız üstümde vergi kaydı olmayacakmış. Ya kapatacakmışım ya da devredecekmişim. Bunun başka yolu var mı? Erdinç Akpınar

5510 sayılı SSGSS Kanunu’nun geçici 2. maddesine göre 4/b (Bağ-Kur) kapsamında malullük aylığı bağlananlardan; 4/a (SSK) kapsamında çalışmaya başlayanların malullük aylığı kesilmeyip, sosyal güvenlik destek primine tabi olarak çalışabiliyorlar. Ancak 4/b kapsamında çalışmaya başlayanların malullük aylığı kesilerek, uzun ve kısa vade sigorta kolları ile genel sağlık sigortası kapsamında sigortalı oluyorlar.

2008/Ekim aybaşından önce ilk defa sigortalı olup malullük aylığınız 5510 sayılı Kanun’un geçici 2 ve 26. maddesi gereği bağlandığından, malullük aylığınızı almaya devam edebilmeniz için vergi mükellefi olmanıza neden olan faaliyetinizi sona erdirmeniz ya da devretmeniz gerekiyor. Başka bir yolu maalesef yok.

FHSZ emekliliği öne çeker mi?

5 Kasım 1971 doğumluyum. 1 Ağustos 1988, 4/a statüsünde işe başlangıcım. 01.04.1994 – 30.06.1994 arası yedek subay okulu, 15.07.1994 – 16.08.1995 arasında asteğmen olarak askerlik yaptım. 4/a statüsünde 9165 gün, 4/c statüsünde 488 gün primim var. Mevcut şartlarda 5 Kasım 2022 tarihinde emekli olacağım. 3 ay 8 günlük FHSZ’ye istinaden emeklilik tarihim daha erken olabilir mi? K. Erkan Ünal

Yedek subaylık döneminize ilişkin hak kazandığınız fiili hizmet süresi zammı (FHSZ/yıpranma), 1 Ağustos 1988 olan sigorta başlangıcınızı farazi olarak 3 ay 8 gün (23 Nisan 1988 tarihine) geri çeker. Buna göre emeklilik yaşınız 51’e iner.

51 yaşınızı, prim gününüzü ve 25 yıllık sigortalılık sürenizi doldurmuş olduğunuzdan, istediğiniz zaman emekli olabilirsiniz.

Emekli Sandığı yetimlerine bağlanacak aylığın oranı

İki kız kardeş olan bir yakınım için bilgi rica ediyorum. Baba malulen emekli asker (Emekli Sandığına tabi). 2014’te öldüğünde yakınımın eşi sağ ve yetim aylığını evlenmemiş olan kız kardeşi hak ediyor. Kendi ifadesine göre de babanın maaşının yüzde 75’ini alıyor, doğru mudur bilmiyorum? Yakınımın eşi Bağ-Kur emeklisi ve 2015 yılında vefat ediyor, kendisine dul aylığı bağlanıyor. Yakınım olan kişi eşinden ve babasından dul/yetim aylığı alabilir mi? Babasından aylık bağlandığında eşinden aldığı aylıkta kesinti olur mu? Kardeşin maaşı çok düşer mi? Arzu Şenkon

Emekli Sandığı’ndan aylık bağlanacak tek yetimin aylık bağlama oranı yüzde 75 değil, yüzde 50 olur. Yakınınız eşinden dul, babasından yetim aylığı alabilir. Babasından bağlanacak aylıktan dolayı eşinden almakta olduğu aylıktan kesinti olmaz. Babasından yüzde 40 oranında aylık bağlanır. Kardeşinin aylık oranı da yüzde 40’a iner. Toplamda (40+40) olmak üzere babalarının aylığının yüzde 80’ini almış olurlar.

(Kaynak: Sezgin Özcan / Sözcü Gazetesi | 02.04.2022)

Kanak: http://www.muhasebetr.com/ulusalbasin/haber_oku.php?haber_id=32028

Gelir Vergisi Beyannamenizi Süresinde Veremediyseniz “Pişmanlık” Uygulaması Tam Sizin İçin!

İçinde bulunduğumuz bu hafta içinde yer alan 31.03.2022 tarihi, şirketler dışındaki şahısların 2021 yılında elde ettikleri, ticari, zirai, mesleki kazançlar ile kira, ücret, menkul sermaye iradı ile diğer kazanç ve iratlarına ilişkin Gelir Vergisi Beyannamelerini vermeleri için yasal sürenin son günüydü.

Nadiren de olsa beyannamesini bu sürede yetiştiremeyen ya da unutan fakat bir an önce beyannamesini vererek vergisel görevini yerine getirmek isteyen bir grup mükellefin olduğunu tahmin ediyoruz.

Bu mükelleflerin, gecikme nedeniyle, vergi cezasına maruz kalmamaları adına vergi idaresinin tespitinden önce “iyi niyetli” davranışlarını göstermeleri ve bunun sonucunda vergilerini cezasız olarak ödeyebilmeleri mümkün. Vergi mevzuatımızda “Pişmanlık” olarak anılan müessese ile tam da belirttiğimiz durumdaki mükelleflere uygun imkanlar sunmaktadır.

Pişmanlık Uygulaması Nedir?

Beyana dayanan vergilerde vergi ziyaı cezasını gerektiren fiilleri işleyen mükelleflerle bunların işlenişine iştirak eden diğer kişilerin kanuna aykırı hareketlerini ilgili makamlara kendiliğinden dilekçe ile haber vermesi hâlinde, haklarında belirli koşullar altında vergi ziyaı cezası kesilmemesini sağlayan uygulamadır.

Vergi Ziyaı Cezasını Gerektiren Fiiller Nelerdir?

Verginin zamanında tahakkuk ettirilmemesi ya da eksik tahakkuk ettirilmesi vergicilik litaratüründe “vergi ziyaı” (vergi kaybı) olarak kabul edilmekte, buna sebep olan haller ve fiiller için de vergi ziyaı cezası uygulanmaktadır.

Vergi ziyaı cezası genel olarak, ziyaa uğratılan vergi tutarının bir katı tutarında olup, bazı durumlarda (incelemeye veya takdir komisyonuna iletilmeden önce kendiliğinden beyanname verilmesi halinde)  bu ceza yarıya inmekte bazı özellikli hallerde ise (kaçakçılık sayılan fiilerde) üç kat olarak uygulanmaktadır.

Vergi ziyaı, esasen mükellefin veya onun yerine vergisel ödevleri yerine getirmesi gereken vergi sorumlusunun vergilendirme ile ilgili ödevlerini zamanında yerine getirmemesi veya eksik yerine getirmesi fiilleri ile verginin zamanında tahakkuk ettirilmemesine veya eksik tahakkuk ettirilmesine yol açan fiiller ile ortaya çıkar.  Şahsi, medeni haller veya aile durumu hakkında gerçeğe aykırı beyanlar ile veya sair suretlerle de verginin noksan tahakkuk ettirilmesine veya haksız yere geri verilmesine sebebiyet verilebilir, bu haller de vergi ziyaı cezasını gerektiren fiiller arasındadır.

Pişmanlık Uygulamasından Yararlanılabilmesi için Şartlar Nelerdir?

  • Beyana dayalı bir vergi türünde ancak pişmanlık uygulamasından yararlanılabilir.

Elde edilen gelirler üzerinden gelir vergisi, Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesi beyan edildiğinden ilk koşul sağlanmış olmaktadır.

  • Vergi Ziyaı Cezasını gerektiren bir fiil bulunmalıdır.

Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesi zamanında verilmemiş olduğu durumda vergilendirme ile ilgili ödev zamanında yerine getirilmemiş ve bu nedenle vergi zamanında tahakkuk ettirilmemiştir. Beyannamenin süresinde verilmemiş olması vergi ziyaı cezasını gerektiren hal olarak ikinci koşul da sağlanmış olmaktadır.

  • Kişinin kanuna aykırı hareketlerini ilgili makamlara kendiliğinden dilekçe ile haber vermiş olması gerekir.

Vergi beyanlarında pişmanlık uygulamasından yararlanılabilmesi için mükelleflerin bağlı oldukları vergi dairesine kendiliklerinden (henüz vergi idaresi harekete geçmeden) pişmanlık dilekçesi vererek durumu bildirmeleri halinde pişmanlık uygulamasından yararlanılabilecektir.

  • Pişmanlık dilekçesinden önce bir muhbir tarafından vergi idaresine durumun bildirilmemiş olması gerekir.

Mükellefin pişmanlık dilekçesi ile vergi dairesini bilgilendirmesinden önceki bir tarihte, durumun bir muhbir tarafından herhangi resmi bir makama dilekçe ile veya şifahi beyanı tutanakla tevsik edilmek suretiyle ihbar edilmemiş olması gerekir. Bu nedenle pişmanlık dilekçesinin bir an evvel verilmesi, getirilen imkândan yararlanmak için önem arz etmektedir.

  • Pişmanlık dilekçesinin verilmesinden önce, aynı vergi türü (yazımızın konusu bakımından Gelir Vergisi) ile ilgili olarak bir vergi incelemesine başlanılmamış olması ya da bu vergi türünün Takdir komisyonuna intikal ettirilmemiş olması gerekir.

Vergi idaresi gelir elde ettiği halde beyannamelerini vermemiş olanlar ile ilgili rutin olarak ya konuyu vergi incelemesine intikal ettirmekte ya da takdir komisyonuna havale ederek, ziyaa uğratıldığı değerlendirilen verginin tespit edilmesini sağlamaktadır. Günümüz teknolojik koşulları altında bu çalışmalar çok hızlı ve kolay bir şekilde yapılabildiğini hatırlatmak isterim. İşte vergi idaresinin bu işlemlere başlamasından önce iyi niyetli davranışla pişmanlık dilekçesinin vergi dairesine verilmesi gerekir.

  • Hiç verilmemiş olan vergi beyannamelerinin mükellefin haber verme dilekçesinin verildiği tarihten başlayarak onbeş gün içinde tevdi olunması. Eksik veya yanlış yapılan vergi beyanının mükellefin keyfiyeti haber verme tarihinden başlayarak onbeş gün içinde tamamlanması veya düzeltilmesi.

Verilmemiş olan vergi beyannamesinin pişmanlık dilekçesinin vergi dairesine verildiği tarihten itibaren 15 gün içinde vergi dairesine verilmiş olması ya da eksik veya yanlış yapılmış vergi beyanlarının bu süre içinde tamamlanması veya düzeltilmesi gerekmektedir.

  • Verilen Beyannamede hesaplanan gelir vergisinin ve hesaplanan pişmanlık zammının pişmanlık dilekçesinin verildiği tarihten itibaren onbeş gün içinde ödenmesi gerekir.

Mükellefçe haber verilen ve ödeme süresi geçmiş bulunan vergilerin (konumuz bakımından gelir vergisinin) ve ödemenin geciktiği her ay ve kesri için, 6183 sayılı Kanunun 51 inci maddesinde belirtilen nispette uygulanacak gecikme zammı oranında bir zamla (pişmanlık zammı olarak bilinmektedir) birlikte haber verme tarihinden başlayarak onbeş gün içinde ödenmesi gerekmektedir.

Pişmanlık Uygulaması ile Vergi Ziyaı Cezası Kesilmemektedir.

Pişmanlık uygulamasına ilişkin şartları sağlayan mükelleflere, vergi beyannamelerini geç vermiş olmaları nedeniyle vergi tutarı üzerinden hesaplanan (% 50 oranında, % 100’ü oranında veya 3 katı olarak uygulanan) Vergi Ziyaı Cezası kesilmemektedir.

Pişmanlık Dilekçesi İçin Vergi Dairesine Gitmek Zorunlu mudur? Elektronik Ortamda Verilebilmekte midir?

Pişmanlık dilekçesini bağlı olunan vergi dairesine elden verilmesi mümkün bulunduğu gibi vergisel iş ve işlemlerin önemli bir kısmının vergi dairesine gitmeden elektronik ortamda gerçekleştirilebilmesi amacıyla İNTERAKTİF VERGİ DAİRESİ (ivd.gib.gov.tr) uygulaması üzerinden ya da Kira, Ücret, Değer Artış Kazancı ve Menkul Sermaye iratlarına ilişkin gelir vergisi beyannamelerinin verilmesi için oluşturulan HAZIR BEYAN SİSTEMİ (hazirbeyan.gib.gov.tr) üzerinden verilmesi mümkün bulunmaktadır.

Pişmanlık Dilekçesi Verilerek Beyanname Verildiğinde Konut Kira Gelirleri İçin Uygulanan Vergi İstisnası Tutarından Yararlanılabilmektedir!

Binaların mesken olarak kiraya verilmesinden bir takvim yılı içinde elde edilen hasılatın (Ticari, zirai veya mesleki kazancını yıllık beyanname ile bildirmek mecburiyetinde olanlar ile istisna haddinin üzerinde hasılat elde edenlerden, beyanı gerekip gerekmediğine bakılmaksızın ayrı ayrı veya birlikte elde ettiği ücret, menkul sermaye iradı, gayrimenkul sermaye iradı ile diğer kazanç ve iratlarının gayri safi tutarları toplamı 103 üncü maddede yazılı tarifenin üçüncü diliminde ücret gelirleri için yer alan tutarı aşanlar hariç) 2021 yılı için 7.000 TL si istisnadır.

Genel kural olarak, istisna haddi üzerinde hasılat elde edilip beyan edilmemesi veya eksik beyan edilmesi halinde, bu istisnadan yararlanılamaz. Ancak pişmanlık uygulamasından yararlanan mükellefler bakımından, vergi idaresinin “Kira Geliri Elde Eden Mükellefler İçin Vergi Rehberi”nin 11 inci sayfasında yer verdiği aşağıdaki açıklamasından anlaşılacağı üzere, bu vergi istisnasından yararlanılabileceği anlaşılmaktadır.

“Konutlardan elde edilen kira gelirleri süresinde beyan edilmez veya eksik beyan edilirse, 2021 yılı için belirlenen 7.000 TL’Iik istisnadan yararlanılamayacaktır. Ancak, idarece herhangi bir tespit yapılmadan önce, süresinde beyan edilmeyen veya suresinde verilen beyannamede yer almayan konut kira gelirlerini, süresinden sonra verilen beyanname ile beyan edenler söz konusu istisnadan yararlanabileceklerdir.

HATIRLATMA:

Getirilen kanuni imkândan bir an önce yararlanmanızı tavsiye ederim. Vergi idaresi konuyu yeni teknolojik imkânlarla çok hızlı tespit edebilir, konuyu takdir komisyonuna, incelemeye iletmeden ya da bir muhbir tarafından idareye bildirilmeden bir an evvel pişmanlık dilekçesi ile beyannamenizi verip, vergi ve pişmanlık zammını ödeyerek VERGİ ZİYAI CEZASI’nı ortadan kaldırabilirsiniz.

02.04.2022

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

Danıştay VDDK Bu Kez Onadı, KDV Tevkifat İadesinde Ödeme Şartı Durdu

Maliye’nin tevkifat uygulamasından doğan KDV iadelerine 1 Mart 2021 tarihinden itibaren getirdiği “alıcılar tarafından tevkif edilen KDV’nin vergi dairesine ödenmiş olması şartı” ile ilgili olarak açılan iptal davasında çok önemli bir gelişme oldu.

Hemen korkmayın, bu gelişme mükellefler lehine, Maliye aleyhine. Danıştay VDDK, bu kez Maliye’nin itirazını reddederek, Danıştay 4. Dairesi tarafından verilen yürütmenin durdurulması kararını onadı, tevkifat uygulamalarından doğan KDV iadelerinin önünü de açtı!

Dava süreci herkesi yordu!

Bu konuda açılan dava ve yaşanan süreç herkesi yordu!

Aşağıda özetleyeceğimiz dava sürecine bakıldığında, siz de buna hak vereceksiniz! Sürecin uzama nedeni ise, tam olarak konu hakkında Maliye ile Danıştay arasında yaşanan derin görüş ayrılığı!

Her iki taraf da kendi görüşünde ısrarlı.

VDDK’nın onadığı yürütmenin durdurulması kararı ne ile ilgili?

Danıştay 4. Dairesi tarafından ikinci kez verilen ve VDDK tarafından onanan yürütmenin durdurulması kararı, Maliye’nin tevkifat uygulamasından doğan KDV iadelerine, 1 Mart 2021 tarihinden itibaren getirdiği “alıcılar tarafından tevkif edilen KDV’nin vergi dairesine ödenmiş olması şartı” ile ilgili.

Maliye ödeme şartını Kanunla değil, Genel Tebliğ ile getirdi

Maliye, tevkifat uygulamasından doğan KDV iadelerinde, daha önce alıcıların tevkif ettikleri KDV’yi beyan etmelerini yeterli bulurken, 1 Mart 2021 tarihinden itibaren alıcıların tevkif ettikleri KDV’leri vergi dairelerine ödemiş olmaları şartını getirdi (35 Seri No.lu KDV Tebliği). Dolayısıyla, 1 Mart 2021 tarihinden itibaren tevkifattan doğan KDV iadelerinin yapılabilmesi için, alıcıların tevkif ettikleri KDV’yi sorumlu sıfatıyla beyan ederek vergi dairesine ödemiş olmaları gerekiyor. Aksi halde, KDV iadeleri yapılmıyor.

Dava açılması halinde bu düzenleme iptal edilebilir

Dünya Gazetesi’nde 15 Nisan 2021 tarihinde yayınlanan “Ödeme şartı KDV tevkifat iadelerini durdurdu!” başlıklı köşe yazımda; tevkifat KDV iadelerini zorlaştıran ve Maliye’nin kendi tahsil görevini başkalarına devrettiğini gösteren bu yeni uygulamasının, KDV iadesi talep eden mükellefler bakımından yasal ve hukuki olmadığını, alıcılara tevkif ettikleri KDV’yi vergi dairesine ödettirilmesi görevinin, kendisinden tevkifat yapılan ve KDV indirimleri kısıtlanan satıcı mükelleflere yüklenmesinin hakkaniyete de uygun bulunmadığını belirterek, dava açılması halinde, bu düzenlemenin iptal edilme olasılığının çok yüksek olduğunu belirtmiştim.

Dava sürecine ilişkin kronoloji nasıl?

1) Düzenlemeden olumsuz etkilenen bir mükellef dava açtı

Alıcıların tevkif ettikleri KDV’yi beyan etmelerine rağmen ödememeleri nedeniyle tevkifat KDV iadesi reddedilen bir mükellef, 35 Seri No.lu Tebliğ ile yapılan söz konusu değişikliğin bir mükellefin vergi yasalarına muhalefet içeren davranışlarından başka bir mükellefin müteselsilen sorumlu tutulmasına neden olduğu, yasaların kendisine yüklediği ödevleri yerine getiren iyiniyetli vergi mükelleflerinin mal ve hizmet satışı yaptıkları kişilerin beyan ettikleri vergileri ödeyip ödemediklerini takip etmelerinin ve onları bu yönde zorlamalarının mümkün olmadığı, vergi yasalarına aykırılık teşkil eden mükellef hareketleri nedeniyle başka mükelleflerin sorumlu tutulmalarına sebebiyet vereceğinden, davaya konu Tebliğde yer alan düzenlemenin  hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle, yürütmeyi durdurma talepli iptal davası açtı.

2) Maliye ödeme şartı getiren düzenlemesini savundu

Maliye ise, yaptığı düzenlemenin doğru ve yasalara uygun olduğunu, tevkifat uygulamasının, KDV mevzuatında bir vergi güvenlik müessesesi niteliği taşıdığını, bu kapsamda alıcı tarafından tevkif edilen verginin, nakden veya mahsuben ödeme ile Hazineye intikal ettirilmemesi halinde, satıcıya iade yapılmayarak, mükellefler arasındaki ilişkiler üzerinden otokontrol olarak vergi güvenliğinin sağlanmasının amaçlandığını, bu nedenle, dava konusu düzenleme ile, Anayasa ve vergi kanunlarına aykırı yeni bir düzenleme getirilmediğini, söz konusu düzenlemenin iptal edilmesinin, haksız KDV iadesi alınmak suretiyle Hazine aleyhine sonuçlar doğmasına sebebiyet verebileceğini belirterek, iptal davasının reddedilmesi gerektiğini savunuyor.

3) Danıştay 4. Dairesi, Tebliğdeki düzenlemenin yürürlüğünü durdurdu

Danıştay 4. Dairesi, her ne kadar 35 Seri No.lu Tebliğ ile, iade taleplerinin yerine getirilmesinde, alıcı tarafından 2 No.lu KDV beyannamesi ile beyan edilen ve tahakkuk ettirilen KDV’nin ödenmiş olması şartı öngörülmüş ise de, KDV Kanununda ödenmiş olma şartına yer verilmediğinden, bu haliyle, Kanunda Hazine ve Maliye Bakanlığına tanınan yetkinin sınırları aşılarak düzenlenen ve mükelleflere Kanunda yer almayan bir yükümlülük yükleyen dava konusu Tebliğ hükmünde hukuka uygunluk bulunmadığı ve uygulanması halinde telafisi güç veya imkansız zararların doğmasına yol açabileceği” gerekçesiyle Tebliğ hükmünün yürütmesinin durdurulmasına oybirliğiyle karar verdi (Danıştay 4. Dairesi’nin 09.09.2021 tarihli ve Esas No: 2021/2647 sayılı Kararı).

4) Maliye bu karara itiraz etti

Maliye, bu karara karşı Danıştay VDDK nezdinde itirazda bulundu. Bu itiraz, usul ve esas olmak üzere iki yönden yapıldı. Maliye’nin esasa ilişkin itirazları, yukarıda yer alıyor. Usul yönünden itirazı ise, davada hasmın “Gelir İdaresi Başkanlığı” olarak yanlış gösterildiği, doğru hasmın “Hazine ve Maliye Bakanlığı” olması gerektiği şeklinde.

5) Danıştay VDDK, yanlış hasım gerekçesiyle yürütmenin durdurulması kararını kaldırdı

Danıştay VDDK, Maliye’nin yaptığı bu itirazı esasa geçmeden, “Davacı tarafından dava dilekçesinde Hazine ve Maliye Bakanlığı (Gelir İdaresi Başkanlığı) hasım gösterilmek suretiyle dava açılmasına karşın, Danıştay 4. Dairesince hasım düzeltme kararı verilmeksizin davacının düzenleyici işlemin yürütmesinin durdurulması istemi hakkında Gelir İdaresi Başkanlığı husumetiyle karar verildiği, dava konusu düzenleyici işlem Hazine ve Maliye Bakanlığı’nca Resmi Gazete’de yayınlandığından, anılan işlemin yürütmesinin durdurulması ve iptali istemi yönünden husumetin Hazine ve Maliye Bakanlığı’na yöneltilmesi gerektiği, bu durumda Danıştay 4. Dairesince Gelir İdaresi Başkanlığı hasım mevkiinden çıkartılarak, Hazine ve Maliye Bakanlığı hasım mevkiine alındıktan ve Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın savunması alındıktan veya savunma süresi geçtikten sonra davacının yürütmenin durdurulması istemi hakkında yeniden karar verilmesi gerektiği” gerekçesiyle kabul ederek, Danıştay 4. Dairesi’nin söz konusu yürütmeyi durdurma kararının kaldırılmasına oy çokluğuyla karar verdi (Danıştay VDDK’nın 03.11.2021 tarihli ve İtiraz No: 2021/6 sayılı Kararı).

6) Danıştay 4. Dairesi hasmı düzelterek, yeniden yürütmenin durdurulması kararı verdi

Danıştay 4. Dairesi, VDDK’nın kararını dikkate alarak, hasım düzeltmesine gidip, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nı hasım mevkiine alarak, yukarıda 3. Maddede belirtilen gerekçelerle Tebliğ hükmünün yeniden ve ikinci kez olmak üzere yürütmesinin durdurulmasına karar verdi (Danıştay 4. Dairesi’nin 01.02.2022 tarihli ve E. 2021/2647 sayılı Kararı). Yalnız bir farkla, karar bu defa oyçokluğuyla verildi.

7) Maliye bu karara da itiraz etti

Maliye bu işin peşini bırakmadı, Danıştay 4. Dairesi’nin ilk derece mahkemesi olarak ikinci kez verdiği bu yürütmeyi durdurma kararına karşı Danıştay VDDK nezdinde itiraz etti.

8) Danıştay VDDK, bu kez Maliye’nin itirazını reddetti

Danıştay VDDK, bu defa Maliye’nin itirazını reddederek, Danıştay 4. Dairesi tarafından verilen yürütmenin durdurulması kararını onadı (Danıştay VDDK’nın 23.03.2022 tarihli ve İtiraz No: 2022/3 sayılı Kararı). Bu öngörümü Dünya Gazetesi’nde 21 Şubat 2022 tarihinde yayınlanan “Danıştay ikinci kez yürütmesini durdurdu” başlıklı köşe yazımda da dile getirmiştim.

KDV iadeleri durdurulan mükellefler zor durumda

Ödeme şartı nedeniyle KDV iadeleri durdurulan mükellefler oldukça mağdur durumda. Bu onama kararı sonrasında ivedi olarak bu sorunun çözümlenmesini ve KDV iadelerinin yapılmasını bekliyor.

Peki, Maliye harekete geçmek için neyi bekliyor?

Evet, Maliye bu konuda harekete geçecek ancak Danıştay VDDK tarafından verilen onama kararının kendisine tebliğ edilmesini bekliyor.

Kararın tebliğ edilmesi sonrasında ise, Maliye’nin bir Sirküler ya da İç Genelge çıkararak, kesinleşen yürütmenin durdurulması kararına uyulması ve ödeme şartı aranılmadan KDV tevkifat iadelerinin yapılması gerektiğini duyurması bekleniyor.

Dava süreci devam ediyor, gelişmeleri buradan duyuracağız

Dava süreci devam ediyor, mükellefler Maliye’ye karşı şu an için bir adım önde. Bu çok önemli dava ile ilgili olarak Danıştay 4. Dairesi’nin bu kez esas yönünden bir iptal kararı vermesi bekleniyor.

Bu konudaki gelişmeleri buradan duyurmaya devam edeceğiz!

(Kaynak: Abdullah Tolu / Dünya Gazetesi | 01.04.2022)

Kaynak: http://www.muhasebetr.com/ulusalbasin/haber_oku.php?haber_id=32027

Dul-Yetim Aylığında Püf Noktaları?

Sigortalının ölümü ile birlikte hak sahiplerine şartları yerine getirmeleri durumunda ölüm aylığı bağlanmaktadır. 5510 sayılı Kanunun yürürlük tarihinden sonra ölen sigortalıların hak sahipleri olan eş, çocuk ve bazı durumlarda anne babasına ölüm aylığı bağlanabilmesi için;

a-) En az 1800 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi bildirilmiş veya,

b-) 4/1-(a) sigortalıları için, her türlü borçlanma süreleri hariç en az 5 yıldan beri sigortalı bulunup, toplam 900 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi bildirilmiş,

olması şartıyla ölüm aylığı bağlanır. Ayrıca;

a-) Malullük, vazife malullüğü veya yaşlılık aylığı almakta iken veya malullük, vazife malullüğü veya yaşlılık aylığı bağlanmasına hak kazanmış olup henüz işlemleri tamamlanmamış,

b-) Bağlanmış bulunan malullük, vazife malullüğü veya yaşlılık aylığı, sigortalı olarak çalışmaya başlamaları sebebiyle kesilmiş,

Durumda iken ölen sigortalıların hak sahiplerine yazılı istekte bulunmaları halinde ölüm aylığı bağlanır. Ölüm aylığı bağlanabilmesi için sadece 4/1-(a) sigortalıları (SGK’lılar) için öngörülen her türlü borçlanma süreleri hariç en az 5 yıldan beri sigortalı bulunup, toplam 900 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi bildirilmiş olması şartında; gerek ölen sigortalı tarafından, gerekse hak sahipleri tarafından yapılan tüm borçlanmalar bu şartların oluşmasında dikkate alınmamaktadır.

Ancak, 1/10/2008 tarihinden önce ölen sigortalıların 900 gün hesabında borçlanılan tüm süreler dikkate alınmaktadır.

Ayrıca, kendi nam ve hesabına (5510 sayılı Kanunun 4/(b) bendi) çalışan sigortalıların hak sahiplerine ölüm aylığı bağlanabilmesi için ölen sigortalıların genel sağlık sigortası primi dâhil, prim ve prime ilişkin her türlü borçlarının ödenmiş olması şarttır.

Vefat etmiş olan kişinin hizmetinin 10 yıldan fazla olması halinde hizmet akdi ile 4/a’ya tabi çalışan kız yetimlere, Emekli Sandığı Kanununa göre aylık bağlanabilir. Erkek yetimlere ise malul ve muhtaç olmaları halinde aylık bağlanır. Vefat etmiş olan kişinin hizmetinin 5 ila 10 yıl arasında olması halinde 4/a’ya tabi çalışan kız ve erkek yetimlere aylık bağlanamaz.

5510 sayılı Kanuna göre hak sahibi erkek çocuk, yükseköğrenime devam ettiği sürece 25 yaşına kadar aylık alabilmektedir. 2. bir üniversite okuması veya yüksek lisans, doktora yapması fark etmez.

Ancak 5434 sayılı Kanuna göre hak sahibi erkek çocuk için yükseköğrenim kriteri yalnızca lisans ve yüksek lisans programları ile sınırlı tutulmuştur. Doktora yapan erkek yetimin aylığı 25 yaşın altında olsa bile kesilmektedir. Ayrıca, ikinci yükseköğrenimde geçen süreler ile ikinci defa yapılan master/lisansüstü uzmanlık öğrenimi için de aylık ödenmemektedir.

Ölüm aylığı bağlanan dul eşin aylığı ancak, evlenmesi halinde kesilir. Çalışması halinde kesilmez.

Ana ve babaya aylık bağlanabilmesi için; diğer çocuklardan hak kazanılan gelir ve aylıklar hariç olmak üzere gelir ve/veya aylık bağlanmamış olması şartı aranmaktadır. Dolayısıyla kendi çalışmanızdan dolayı emekli aylığı alıyor olmanız nedeniyle çocuğunuz üzerinden aylık bağlanmaz.

5510 sayılı Kanunun 34 üncü maddesi gereği ölüm aylığı bağlanan eşin aylığı ancak, evlenmesi halinde kesilir. Çalışması halinde kesilmez.

Alt sınır aylık hesaplaması nedeniyle vefat eden sigortalıların hesaplanan aylığı en düşük 2.500 TL’dir.

Vefat eden sigortalılardan dolayı gelir ve/veya aylık almakta olan hak sahiplerinin aylık tutarı ise hak sahiplerine hisseleri oranında ödenir.

Vefat eden sigortalılardan dolayı gelir ve/veya aylık almakta olan hak sahiplerinin bayram ikramiyesi ödemesi hak sahiplerinin hisseleri oranında ödenmektedir.

(Kaynak: Resul Kurt / Star Gazetesi | 08.03.2022)

Kaynak: http://www.muhasebetr.com/ulusalbasin/haber_oku.php?haber_id=31942

Zorunlu Staj Dönemi İçin İşletmelerde İstihdam Edilen Stajyerlere İşverence Ücret Ödenmesi Gerekir Mi?

3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu’nun 18 inci maddesine göre, on ve daha fazla personel çalıştıran işletmeler, çalış­tırdıkları personel sayısının yüzde beşinden az olmamak üzere mesleki ve teknik eğitim okulu ve kurumu öğrencilerine beceri eğitimi yaptırmakla yükümlüdür.

3308 Sayılı MESLEKİ EĞİTİM KANUNU

Madde 18 – (Değişik: 29/6/2001-4702/13 md.) (Değişik: 2/12/2016-6764/41 md.) On ve daha fazla personel çalıştıran işletmeler, çalıştırdıkları personel sayısının yüzde beşinden az olmamak üzere mesleki ve teknik eğitim okul ve kurumu öğrencilerine beceri eğitimi, mesleki ve teknik ortaöğretim okul ve kurumu öğrencilerine staj ve tamamlayıcı eğitim yaptırır. Öğrenci sayısının tespitinde kesirler tam sayıya tamamlanır. Bu işletmeler mesleki ve teknik eğitim yapan yükseköğretim kurumu öğrencilerine staj yaptırabilir.

Deprem, sel ve yangın gibi tabii afetler sonucu yörede faal durumda kalan işletmelerin eğitim olanakları dikkate alınarak, bu işletmeler için yukarıda belirtilen oranlar, il mesleki eğitim kurulunun teklifi ve Bakanlığın onayı ile değiştirilebilir.

(Değişik: 2/12/2016-6764/41 md.) Mesleki eğitim kapsamına alınıp alınmadığına bakılmaksızın ondan az personel çalıştıran işletmeler de mesleki ve teknik eğitim okul ve kurumları öğrencilerine bu Kanunun ilgili hükümlerine göre beceri eğitimi, staj ve tamamlayıcı eğitim yaptırabilirler.

Vardiya usulü veya mevsimlik olarak faaliyet gösteren işletmelerde eğitim görecek öğrenci sayısının tespitinde gündüz vardiyasında veya faaliyet gösterdiği mevsimde çalışan personel sayısı esas alınır. (Değişik: 2/12/2016-6764/41 md.) Bu Kanun kapsamında on ve daha fazla personel çalıştıran işletmeler, çalışma ve iş kurumu il müdürlüklerince her yıl şubat ayı içerisinde il millî eğitim müdürlüklerine ve o ildeki yükseköğretim kurumlarına bildirilir. Beceri eğitimi, staj ve tamamlayıcı eğitim yaptıracak Türk Silahlı Kuvvetlerine bağlı işletmeler, Bakanlık ve Millî Savunma Bakanlığınca birlikte belirlenir.

İşletmelerdeki personel sayısının tespitinde her yılın ocak ayı, yaz mevsiminde faaliyet gösteren işletmelerde temmuz ayı esas alınır. Beceri eğitimi uygulamasına da öğretim yılı başında başlanır. İşletmelerde mesleki eğitim uygulaması kapsamına alınacak iller ve meslekler, Mesleki Eğitim Kurulunun görüşü doğrultusunda Bakanlıkça tespit edilir.

(Değişik: 2/12/2016-6764/41 md.) Bu madde kapsamında on ve daha fazla öğrenciye beceri eğitimi, staj ve tamamlayıcı eğitim yaptıracak işletmeler bu amaçla bir eğitim birimi kurar. Bu birimde, yapılan eğitim için alanında ustalık yeterliğine sahip ve iş pedagojisi eğitimi almış usta öğretici veya eğitici personel görevlendirilir.

(Ek fıkra: 13/2/2011-6111/62 md.) Bu maddede belirtilen on personel sayısını beş personele kadar indirmeye Cumhurbaşkanı yetkilidir.

  1. (1) 2/7/2018 tarihli ve 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 193’üncü maddesiyle bu fıkrada yer alan “Bakanlar Kurulu” ibaresi “Cumhurbaşkanı” şeklinde değiştirilmişti

MESLEKİ EĞİTİM GÖREN ÜNİVERSİTELİ STAJYER ÖĞRENCİLERE, ÖDENECEK ÜCRET

Mesleki eğitim gören üniversiteli stajyer öğrencilere, ödenecek ücret, düzenlenecek sözleşme ile tespit edilir. Ancak, işletmelerde mesleki eğitim gören öğrenciler ile mesleki ve teknik ortaöğretim öğrencilerine ödenecek ücret, işyerinde 20 ve üzerinde personel çalışıyor ise asgari ücretin net tutarının %30 undan, yirmiden az personel çalışıyor ise %15’ inden daha az olamazdı. Staj yapma zorunluluğu bulunan yüksekokul ya da üniversite öğrencilerine önceleri 3308 sayılı kanuna tabi olmayan öğrenciler için işveren açısından ücret ödeme yükümlülüğü de yoktu.  6111 sayılı “Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sos­yal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmündeki Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanun” un 61 inci maddesi ile 3308 sayılı Kanun’un 3’üncü maddesindeki “Mesleki ve Teknik Eğitim Okul ve Kurumları” yeniden tanımlanmış­tır. Yapılan değişiklikle mesleki ve teknik eğitim veren liseler ibaresinden sonra gelmek üzere teknik eğitim yapan yükseköğretim kurumları ibaresi metne işlenmiştir. Bu değişikliğe bağlı olarak değişikliğin yürürlüğe girdi­ği 25.02.2011 tarihinden itibaren mesleki ve teknik eğitim veren liselerin yanı sıra yükseköğretim öğrencilerinden staj yapanlar hakkında da 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu’nu hükümleri uygulanmaya başlanmıştır.

6111 Sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun

MADDE 61– 5/6/1986 tarihli ve 3308 sayılı Meslekî Eğitim Kanununun 3’üncü maddesinin (j) bendine “orta öğretim kurumları” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve mesleki ve teknik eğitim yapan yükseköğretim kurumları” ibaresi eklenmiştir.

3308 Sayılı MESLEKİ EĞİTİM KANUNU

Madde 3 – j(Ek: 29/6/2001-4702/6 md.) “Mesleki ve Teknik Eğitim Okul ve Kurumları”, mesleki ve teknik eğitim alanında, diplomaya götüren orta öğretim kurumları ve mesleki ve teknik eğitim yapan yükseköğretim kurumları ile belge ve sertifika programlarının uygulandığı her tür ve derecedeki örgün ve yaygın eğitim-öğretim kurumlarını;(1)

(1) 13/2/2011 tarihli ve 6111 sayılı Kanunun 61 inci maddesiyle, bu bentte yer alan “orta öğretim kurumları” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve mesleki ve teknik eğitim yapan yükseköğretim kurumları” ibaresi eklenmiştir.

3308 Sayılı MESLEKİ EĞİTİM KANUNU

Ücret ve Sosyal Güvenlik Madde 25 – (Değişik: 2/12/2016-6764/45 md.) Aday çırak ve çıraklar ile işletmelerde mesleki eğitim gören, staj veya tamamlayıcı eğitime devam eden öğrencilere işletmeler tarafından ödenecek ücret ve bu ücretlerdeki artışlar, düzenlenecek sözleşme ile tespit edilir. Ancak, işletmelerde mesleki eğitim gören öğrenciler ile mesleki ve teknik ortaöğretim okul ve kurumlarında staj veya tamamlayıcı eğitim gören öğrencilere asgari ücretin net tutarının; yirmi ve üzerinde personel çalıştıran işyerlerinde yüzde otuzundan, yirmiden az personel çalıştıran işyerlerinde yüzde onbeşinden, aday çırak ve çırağa yaşına uygun asgari ücretin yüzde otuzundan aşağı ücret ödenemez. Bu amaçla kamu kurum ve kuruluşları gerekli tedbirleri alır. Staj yapacak işletme bulunamaması nedeniyle stajını okulda yapan ortaöğretim öğrencileri ile yükseköğretim kurumları ve birimlerinde yapan yükseköğretim öğrencilerinin yaptıkları stajlar bu fıkra hükmü kapsamı dışındadır. (2)

Aday çırak, çırak ve öğrencinin eğitimi sırasında işyerinin kusuru halinde meydana gelecek iş kazaları ve meslek hastalıklarından işveren sorumludur.

Aday çırak, çırak ve öğrencilere ödenecek ücretler her türlü vergiden müstesnadır.

(Değişik: 2/12/2016-6764/45 md.) Aday çırak, çıraklar, işletmelerde mesleki eğitim gören öğrenciler ile mesleki ve teknik ortaöğretim okul ve kurumlarında okumakta iken staja, tamamlayıcı eğitime veya alan eğitimine tabi tutulan öğrencilerin sigorta primleri asgari ücretin yüzde ellisi üzerinden, Bakanlık ile mesleki ve teknik eğitim yapan yükseköğretim kurumlarının bağlı olduğu üniversitelerin bütçesine konulan ödenekten karşılanır.

(1) 20/6/2001 tarihli ve 4684 sayılı Kanunun 10 uncu maddesiyle bu fıkrada yer alan “fona” ibaresi yürürlükten kaldırılmış olup, bu hüküm 1/1/2002 tarihinde yürürlüğe girecektir.

(2) 18/6/2017 tarihli ve 7033 sayılı Kanunun 32’nci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “ortaöğretim” ibaresinden sonra gelmek üzere “öğrencileri ile yükseköğretim kurumları ve birimlerinde yapan yükseköğretim” ibaresi eklenmiştir.

İlgili Kanun hükümlerine göre; 25/02/2011 tarihinde yapılan yeni düzenleme ile staj yapan üni­versite öğrencilerinin durumu da 3308 sayılı Kanuna göre Mesleki eğitim öğrenimi gören üniversiteli stajyer öğrencilere, işyerinde 20 ve üzerinde personel çalışıyor ise asgari ücretin net tutarının %30 undan, yirmiden az personel çalışıyor ise %15’ inden daha aşağı ücret ödenemez.

STAJYER ÖĞRENCİLERE ÖDENEN ÜCRETLERDEN VERGİ VE SİGORTA PRİMİ KESİLİR Mİ?

6111 sayılı Kanun ile 3308 sayılı Kanun’un 3’üncü maddesinde tanımlanan “Mesleki ve Teknik Eğitim Okul ve Kurumları” tanımına ekleme yapılmıştır. Son değişikliğe göre “mesleki ve teknik eğitim alanında, diplomaya götüren orta öğretim kurumları ve mesleki ve teknik eğitim yapan yükseköğretim kurumları ile belge ve sertifika programlarının uygulandığı her tür ve derecedeki örgün ve yaygın eğitim-öğretim kurumu” Mesleki ve Teknik Eğitim Okul ve Kurumu’ dur (3308, m. 3/j).

Özellikle belirtmeliyiz ki, “orta öğretim kurumları” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve mesleki ve teknik eğitim yapan yükseköğretim kurumları” ibaresi 6111 sayılı Kanun ile eklenmiştir. Dolayısıyla 6111 sayılı Kanun ile yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği 25/02/2011 tarihinden önce staj yapan üniversite öğrencilerini 3308 sayılı Kanun kapsamında değerlendirmek mümkün değilken değişiklikten sonra artık staj yapan üniversite öğrencilerinin durumu da 3308 sayılı Kanuna göre belirlenecektir.

VERGİ UYGULAMASI

Aday çırak, çırak ve öğrencilere ödenen ücretlerden vergi kesintisi yapılmaz. Çünkü aday çırak, çırak ve öğrencilere ödenen ücretler her türlü vergiden müstesnadır (3308 Md. 25)

Ücret ve Sosyal Güvenlik Madde 25

Aday çırak, çırak ve öğrencilere ödenecek ücretler her türlü vergiden müstesnadır.

Her ne kadar 3308 sayılı kanunun 25.maddesinde ‘’Aday çırak, çırak ve öğrencilere ödenecek ücretler her türlü vergiden müstesnadır.’’ denilmiş ise de GVK da müteferrik istisnaları düzenleyen 23.maddesinde 3308 sayılı Kanuna tabi çalışanların asgari ücreti aşmayan ücretleri istisna kapsamında tutulmuştur.

Ücretlerde:(1) Madde 23

12. 3308 sayılı Çıraklık ve Meslekî Eğitim Kanununa tâbi çırakların asgari ücreti aşmayan ücretleri.

(2) (Ek Bentler: 4/12/1985-3239/42 md.)

(2) Bu bentte yer alan “2089 sayılı Çırak, Kalfa ve Ustalık Kanunu hükümlerine tabi çırakların “ibaresi, 16/7/2004 tarihli ve 5228 sayılı Kanunun 59 uncu maddesinde yer alan “2089 sayılı Çırak, Kalfa ve Ustalık Kanununa tâbi çırakların “ibaresi “3308 sayılı Çıraklık ve Meslekî Eğitim Kanununa tâbi çırakların“olarak değiştirilmiştir hükmüne istinaden değiştirilmiş ve metne işlenmiştir.

Ayrıca GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI ANKARA VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI (Mükellef Hizmetleri KDV ve Diğer Vergiler Grup Müdürlüğü) 17/07/2012 tarih Sayı: B.07.1.GİB.0.06.62-155[1-2011/1923]751                                       

Özelgesinde; Aday çırak, çırak ve işletmelerde meslek eğitimi gören öğrencilere sözleşmenin akdedilmesi ile 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun iş kazaları ve meslek hastalıkları ile hastalık sigortaları hükümleri uygulanır. Sigorta primleri 1475 sayılı İş Kanunu’nun 33 üncü maddesi gereğince bunların yaşına uygun asgari ücretin % 50’si üzerinden Bakanlık ve mesleki ve teknik eğitim yapan yükseköğretim kurumlarının bağlı olduğu üniversitelerin bütçesine konulan ödenekle karşılanır.” hükmüne yer verilmiştir.

Diğer taraftan, 128 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinde, çıraklar için öngörülen tüm niteliklere sahip olmakla beraber, geçerli asgari ücret düzeyinin üzerinde ücret alan bir kimsenin o işyerinde iş veya sanat öğrenmek amacıyla çalıştığı kabul edilemeyeceğinden çırak sayılmasının mümkün bulunmadığı, bu nedenle çıraklık niteliklerine sahip olmakla beraber asgari ücretin üzerinde ücret alanlara yapılan ödemelerin tamamının vergiye tabi tutulacağı belirtilmiştir.

Buna göre, genel sekreterliğinizde 3308 sayılı Kanun kapsamında mesleki eğitim gören öğrencilere yapılan, yıllar itibariyle yaşa göre belirlenen asgari ücreti aşmayan ücret ödemeleri Gelir Vergisi Kanunu’nun 23/12’nci maddesine göre gelir vergisinden istisna tutulacaktır.

Bununla beraber; 3308 sayılı Kanun kapsamında olmayan öğrenciler için yapılacak ücret ödemeleri ile mesleki eğitim gören öğrencilere asgari ücretin üzerinde yapılacak ücret ödemelerinin Gelir Vergisi Kanunu’nun 103 ve 104’üncü maddelerine göre tevkifata tabi tutularak vergilendirilmesi gerekmektedir.

Söz konusu ücret tutarlarının asgari ücretin üzerinde olması durumunda ise, gelir ve damga vergisine tabi olacaktır.

DAMGA VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN:

3308 sayılı Kanun kapsamında çalıştırılan öğrencilerin yıllar itibariyle yaşa göre belirlenen asgari ücreti aşmayan ücret ödemeleri nedeniyle düzenlenen kağıtların, Gelir Vergisi Kanununun 23 üncü maddesinin 12 nci fıkrası ve 488 sayılı Damga Vergisi Kanununa ekli (2) sayılı tablonun IV/34 üncü fıkrası uyarınca damga vergisinden istisna edilmesi, ancak asgari ücreti aşan ücret ödemeleri ile 3308 sayılı Kanun kapsamında olmayan öğrencilere yapılacak ücret ödemeleri nedeniyle düzenlenen kağıtların Kanuna ekli (1) sayılı tablonun IV/1-b fıkrası gereğince damga vergisine tabi tutulması gerekmektedir.

SGK UYGULAMASI

3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanununda belirtilen aday çırak, çırak ve işletmelerde mesleki eğitim gören öğrenciler hakkında iş kazası ve meslek hastalığı ile hastalık sigortası; meslek liselerinde okumakta iken veya yüksek öğrenimleri sırasında staja tabi tutulan öğrenciler ile 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 46’ncı maddesine tabi olarak kısmi zamanlı çalıştırılan öğrencilerden aylık prime esas kazanç tutarı, 82’nci maddeye göre belirlenen günlük prime esas kazanç alt sınırının otuz katından fazla olmayanlar hakkında ise iş kazası ve meslek hastalığı sigortası uygulanır. Bu bentte sayılanlar, 4’üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı sayılırlar ve bunlardan bakmakla yükümlü olunan kişi durumunda olmayanlar hakkında ayrıca genel sağlık sigortası hükümleri uygulanır.

3308 sayılı Kanuna eklenen geçici 12’nci maddeye göre, 9 Aralık 2016 tarihinden itibaren 2016-2017 eğitim öğretim dönemi sonuna kadar stajyerlere çalışan sayısına bağlı olmaksızın asgari ücretin net tutarının yüzde 30’undan az ödeme yapılmayacaktır.

MADDE 48– 3308 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

“GEÇİCİ MADDE 12- 2016-2017 eğitim ve öğretim yılı sonuna kadar uygulanmak üzere aday çırak ve çıraklar ile 18 inci madde hükümleri uyarınca işletmelerde mesleki eğitim gören, staj veya tamamlayıcı eğitime devam eden öğrencilere, 25 inci maddenin birinci fıkrası kapsamında yapılacak ödemeler asgari ücretin net tutarının yüzde otuzundan az olamaz. Ödenebilecek en az ücretin; yirmiden az personel çalıştıran işletmeler için üçte ikisi, yirmi ve üzerinde personel çalıştıran işletmeler için üçte biri, 25/8/1999 tarihli ve 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanununun 53’üncü maddesinin üçüncü fıkrasının (B) bendinin (h) alt bendi için ayrılan tutardan Devlet katkısı olarak ödenir. Bu kapsamda yapılacak ödemeleri beş eğitim ve öğretim yılına kadar uzatmaya Bakanlar Kurulu yetkilidir. Staj yapacak işletme bulunamaması nedeniyle stajını okulda yapan ortaöğretim öğrencileri ile öğretim programı gereği staj yapmak zorunda olmayan yükseköğretim öğrencilerinin yaptıkları stajlar bu fıkra hükmü kapsamı dışındadır. Kamu kurum ve kuruluşlarına Devlet katkısı ödenmez.

3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanununda belirtilen aday çırak, çırak ve işletmelerde mesleki eğitim gören öğrenciler hakkında iş kazası ve meslek hastalığı ile hastalık sigortası; meslek liselerinde okumakta iken veya yüksek öğrenimleri sırasında staja tabi tutulan öğrenciler ile 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 46’ncı maddesine tabi olarak kısmi zamanlı çalıştırılan öğrencilerden aylık prime esas kazanç tutarı, 82’nci maddeye göre belirlenen günlük prime esas kazanç alt sınırının otuz katından fazla olmayanlar hakkında ise iş kazası ve meslek hastalığı sigortası uygulanır.

5510 sayılı kanunun 87.maddesinde belirtildiği üzere ‘’çırak, çırak ve işletmelerde mesleki eğitim görenler ile meslek liselerinde staja tabi tutulan öğrenciler için Millî Eğitim Bakanlığı veya bu öğrencilerin eğitim gördükleri okullar, yüksek öğrenim sırasında staja tabi tutulan öğrenciler için öğrenim gördükleri yüksek öğretim kurumu, prim ödeme yükümlüsüdür.’’

ZORUNLU UYGULAMALI EĞİTİM

2017 yılında kabul edilen 7033 sayılı Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 19 uncu maddesiyle 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanununa bir madde eklenmiştir. Bu yasal değişiklikle birlikte “zorunlu uygulamalı eğitim” kavramı çalışma hayatımıza girmiştir. Bu eğitim kapsamında olanlar sınırlıdır. Öncelikle devlet üniversitelerinde okuyanlar bu kapsamdadır. Fen ve mühendislik fakültelerinde (Matematik, biyoloji, kimya ve fizik programları ile mühendislik unvanı veren programlar) lisans düzeyinde öğrenim görenler son sınıftayken bir yarı yıl boyunca bu eğitime katılacaklardır.

Bu zorunlu eğitim, özel sektör işletmelerinde, teknoparklarda, araştırma altyapılarında, Ar-Ge merkezlerinde ya da sanayi kuruluşlarında yapılacaktır.

7033 Sayılı Kanun SANAYİNİN GELİŞTİRİLMESİ VE ÜRETİMİN DESTEKLENMESİ AMACIYLA BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN

MADDE 19 – 2547 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

“GEÇİCİ MADDE 74 – Yükseköğretim Kurulu, 1/1/2023 tarihine kadar Devlet yükseköğretim kurumlarının lisans düzeyinde fen ve mühendislik bilimleriyle sınırlı olmak üzere, öğrencilerin öğrenimlerinin son yılında bir yarıyılı özel sektör işletmelerinde, teknoparklarda, araştırma altyapılarında, Ar-Ge merkezlerinde ya da sanayi kuruluşlarında uygulamalı eğitimle tamamlamalarını zorunlu kılmaya, uygulamalı eğitimin zorunlu kılınacağı bölümleri belirli yükseköğretim kurumlarıyla ve/veya belirli fakülte ya da bölüm ve programlarla sınırlı tutmaya yetkilidir.

ZORUNLU UYGULAMALI EĞİTİM SÜRECİNDEKİ ÖĞRENCİLERE ÖDENECEK ÜCRET

Zorunlu uygulamalı eğitim süresince öğrencilere ödenecek ücret, asgari ücretin net tutarının %35’i kadar olacaktır.

MADDE 19 – 2547 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

Uygulamalı eğitimleri süresince öğrencilere asgari ücretin net tutarının %35’i ücret olarak ödenir. Uygulamalı eğitim ücretlerini karşılamak üzere ihtiyaç duyulan kaynak, 25/8/1999 tarihli ve 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanununun 53’üncü maddesinin üçüncü fıkrasının (B) bendinin (h) alt bendi için ayrılan tutardan Yükseköğretim Kurulu hesabına ödenen ve Yükseköğretim Kurulu bütçesine gelir ve ödenek kaydedilerek ilgili yükseköğretim kurumlarına aktarılmak suretiyle karşılanır. Aktarılan bu tutar, yükseköğretim kurumları bütçesine gelir ve ödenek kaydedilmek suretiyle öğrencilerin hesabına ödenir.

Öğrencilerin uygulamalı eğitim süresince sigorta primleri, 5/6/1986 tarihli ve 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu’nun 25 inci maddesinin dördüncü fıkrası hükümlerine göre karşılanır.

Eğitimin planlanması, öğrencilerin yerleştirilmesi, takibi, kaynağın aktarımı, bütçeleştirilmesi ve kullanımına ilişkin esaslar ile uygulamalı eğitime ilişkin diğer hususlar, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Maliye Bakanlığının görüşü alınarak Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenir.

Bu madde kapsamına giren öğrencilere aynı uygulamalı eğitim dönemi için 5/6/1986 tarihli ve 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu’nun geçici 12’nci maddesi hükümleri uygulanmaz.”

17 Haziran 2021 Tarihli 31514 Sayılı Resmî Gazetede yayımlanan YÜKSEKÖĞRETİMDE UYGULAMALI EĞİTİMLER ÇERÇEVE Yönetmeliği’nin

Amaç ve kapsam

MADDE 1 – (1) Bu Yönetmeliğin amacı, yükseköğretim kurumlarındaki eğitim, fen, mühendislik, sağlık, sanat, spor ve sosyal bilimler alanı öğrencilerinin mesleki beceri ve tecrübelerini geliştirmek üzere ilgili programlarda yaptırılan uygulamalı eğitimlere ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.

Öğrencilere ödenen Devlet katkısı

GEÇİCİ MADDE 1 

GEÇİCİ MADDE 1 – (1) 2547 sayılı Kanunun geçici 74’üncü maddesi kapsamındaki işletmede mesleki eğitimler öğrencilerin öğrenim sürelerinin son yılında bir yarıyılı kapsayacak şekilde eğitim ve öğretim dönemlerinde ve tam zamanlı olarak yapılır.

(2) Birinci fıkra kapsamındaki işletmede mesleki eğitimler, Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenmiş yükseköğretim kurumları ve bu kurumların fen ve mühendislik bilimlerinin belirli lisans programlarıyla sınırlıdır.

(3) Bu madde kapsamında özel sektör işletmelerinde, teknoparklarda, araştırma altyapılarında, Ar-Ge merkezlerinde ya da sanayi kuruluşlarında işletmede mesleki eğitim yapan öğrencilere 1/1/2023 tarihine kadar uygulamalı eğitimleri süresince asgari ücretin net tutarının %35’i ücret olarak ödenir.

Bu durumda ZORUNLU UYGULAMALI EĞİTİM SÜRECİNDEKİ ÖĞRENCİLERE ÖDENECEK ÜCRET ödeme şartları;

  • FEN ve MÜHENDİSLİK bölüm öğrencileri (Matematik, biyoloji, kimya ve fizik programları ile mühendislik unvanı veren programlar) kapsamaktadır.
  • Zorunlu Uygulama Eğitim Sürecindeki kapsamında özel sektör işletmelerinde, teknoparklarda, araştırma altyapılarında, Ar-Ge merkezlerinde ya da sanayi kuruluşlarında işletmede mesleki eğitim yapan öğrencilere 1/1/2023 tarihine kadar uygulamalı eğitimleri süresince asgari ücretin net tutarının %35’i ücret olarak ödenmesi gerekmektedir.

Öğrencilerin uygulamalı eğitim süresince sigorta primleri, 5/6/1986 tarihli ve 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu’nun 25 inci maddesinin dördüncü fıkrası hükümlerine göre karşılanır.

Eğitimin planlanması, öğrencilerin yerleştirilmesi, takibi, kaynağın aktarımı, bütçeleştirilmesi ve kullanımına ilişkin esaslar ile uygulamalı eğitime ilişkin diğer hususlar, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Maliye Bakanlığının görüşü alınarak Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenir.

Bu madde kapsamına giren öğrencilere aynı uygulamalı eğitim dönemi için 5/6/1986 tarihli ve 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu’nun geçici 12’nci maddesi hükümleri uygulanmaz.”

MESLEKİ VE TEKNİK EĞİTİM YAPAN YÜKSEKÖĞRENİME DEVAM EDEN STAJYER ÖĞRENCİ ÜCRETLERİ İLE ZORUNLU UYGULAMALI EĞİTİM SÜRECİNDEKİ ÖĞRENCİLERE ÖDENECEK ÜCRETLERİ KARIŞTIRMAYIN!

Ortaöğrenime devam ederken staj yapan öğrencilerin ücretleri sigortalılıklar ve işverenlerin bu stajyer öğrencilere karşı yükümlülükleri konusunda bir tereddüt yokken aynı durum Mesleki ve Teknik Eğitimi yapan yükseköğrenime devam eden öğrenciler ve Yükseköğretim kurumlarının lisans düzeyinde fen ve mühendislik bilimleriyle sınırlı olmak üzere, öğrencilerin öğrenimlerinin son yılında bir yarıyılı özel sektör işletmelerinde, teknoparklarda, araştırma altyapılarında, Ar-Ge merkezlerinde ya da sanayi kuruluşlarında  zorunlu uygulamalı eğitimin kapsamındaki öğrencilere özellikle ödenecek ücretlerde tereddütler yaşanmakta ve ödenecek ücretleri karıştırılmaktadır.

Özellikle 17 Haziran 2021 Tarihli 31514 Sayılı Resmî Gazetede yayımlanan YÜKSEKÖĞRETİMDE UYGULAMALI EĞİTİMLER ÇERÇEVE Yönetmeliği baz alınarak Mesleki eğitim öğrenimi gören üniversiteli stajyer öğrencilerin tamamına uygulamalı eğitimleri süresince asgari ücretin net tutarının %35’i ücret olarak ödenmesi gerektiği algılanmaktadır.

Bunun sebebi ise Üniversite öğrencilerinin stajı konusunda birden fazla düzenleme olması;

Sonuç olarak belirtmek gerekir ki;

  • Mesleki Eğitim Kanunu kapsamında üniversite öğrencilerinin yapacakları stajda alacakları ücret en az net asgari ücretin %30 kadar olacaktır.
  • Zorunlu Uygulama Eğitim Sürecindeki kapsamında özel sektör işletmelerinde, teknoparklarda, araştırma altyapılarında, Ar-Ge merkezlerinde ya da sanayi kuruluşlarında işletmede mesleki eğitim yapan öğrencilere 1/1/2023 tarihine kadar uygulamalı eğitimleri süresince asgari ücretin net tutarının %35’i ücret olarak ödenmesi gerekmektedir.

ZORUNLU STAJ DÖNEMİ İÇİN İŞLETMELERDE İSTİHDAM EDİLEN STAJYERLERE İŞVERENCE ÜCRET ÖDENMESİ GEREKİR Mİ?

İşletmelerde mesleki eğitim görecek stajyerler, çırak, aday çırak ve kalfalar için ödenecek minimum ücret tutarı, 2022 yılı asgari ücret tutarının açıklanması ile birlikte belirlenmiş oldu. 25 Aralık 2021 tarihinde yayımlanan 7346 sayılı Kanun ile yapılan bazı düzenlemeler, asgari ödenecek ücreti ve devlet desteği şartlarında bazı yeni uygulamalar getirdi.

  • 20’den az çalışanı olan iş yerlerinde stajyerlerin ücreti asgari ücretin net tutarının en az %15’i,
  • 20 ve üzeri çalışanı olan iş yerlerinde stajyerlerin ücreti asgari ücretin net tutarının en az %30’u,
  • Mühendislik fakültesi öğrencisi olup staj yapan öğrencilere asgari ücretin net tutarının en az %35’i,
  • Çırak ve aday çırak statüsünde mesleki eğitim görenlere asgari ücretin net tutarının en az %30’u,
  • Kalfalık yeterliliğini kazanan mesleki eğitim merkezi 12. Sınıf öğrencilerine asgari ücretin net tutarının en az %50’si
Ödenecek Net Ücret
Stajyer Ücreti /Çalışan Sayısı 20+ İş Yerleri 1.276,02
 Stajyer Ücreti /Çalışan Sayısı 20’den Az İşY. 638,01
Stajyer Ücreti /Mühendislik Fak. Öğrencisi 1.488,69
Kalfa Ücreti/Mesleki Eğitim M.12.snf 2.126,70
Çırak ve Aday Çırak Ücreti 1.276,02

Ücret olarak ödenmelidir.

 

Ayrıca Yüksek Mahkeme Zorunlu staj dönemi için işletmelerde istihdam edilen stajyerlere işverence ücret ödenmesi gereken ücretten öğrencinin okulu tek taraflı olarak feragat edebilir mi? Konusuna açıklık getirmiştir.

Sakarya BAM, 7. HD. Aldığı kararda;

Öncelikle zorunlu staj yapan öğrencilerin İş Kanunu’na tabi olmadıklarından, staj ücretine ilişkin davalara Asliye Hukuk Mahkemeleri bakmaya görevli olduğunu belirtmek isteriz. Konuya ilişkin BAM Kararı aşağıdaki şekildedir:
Dosyada mevcut okul müdürlüğü ile staj yapılan sağlık kuruluşu arasında yapılan sözleşmede kontenjanın dolması nedeniyle bir ücret ödenmeyeceği kararlaştırılmışsa da yasa hükmü uyarınca; sözleşmenin tarafı olan okul Müdürlüğü’ne sadece alınacak ücreti tespit etme yetkisi verilip bu ücretten vazgeçme yetkisi verilmediği anılan yasa hükmüne aykırı şekilde düzenlenen sözleşme maddesi davacı yönünden bağlayıcı olmayacak olup , yasadan kaynaklanan staj ücreti alacağından davacının feragat ettiğine dair açık bir beyanının bulunmadığından, davacı öğrencinin sözleşme ve tarafların iradesine aykırı olarak sonradan ücret talep ettiğine yönelik istinaf sebeplerinin, Anayasada düzenlenen ANGARYA YASAĞI ve 3308 sayılı Kanun hükümleri uyarınca, yerinde olmadığı anlaşılmıştır.”

Sakarya BAM, 7. HD., E. 2019/69 K. 2019/89 T. 5.2.2019

Devlet Katkısı

Mesleki eğitim gören, staj yapan öğrencilerin işletmesinde bu eğitimi tamamlamasını sağlayan işverenlere devletin desteği 2021-2022 öğretim yılında da devam edecektir. Bu kişilere ödenmesi zorunlu olan ücretlerin bir kısmı ya da tamamı devlet tarafından karşılanacaktır.

Destek sadece 2021-2022 öğretim yılında değil, 5 öğretim yılı boyunca devam edecektir. Yapılan düzenleme ile Cumhurbaşkanına devlet katkısı uygulamasını 10 yıla kadar uzatma yetkisi verilmiştir.

Mesleki eğitim merkezi öğrencilerinin mesleki eğitimlerini gerçekleştirdikleri işletmelerdeki işverenlere, ödenecek ücretin tamamı destek olarak verilecektir.

  • Diğer eğitim kurumlarında/okullarda öğrenim gören ve işletmelerde staj yapacak öğrencilere işletmedeki çalışan sayısına göre devlet desteği tutarı değişecektir.
  • 20’den az işçi çalıştıran işletmelerde stajyere ödenecek asgari tutarın 3’te 2’si devlet tarafından karşılanacaktır.
  • 20 ve üzerinde işçi çalıştıran işletmelerde stajyere ödenecek asgari tutarın 3’te 1’i devlet tarafından karşılanacaktır.

Staj zorunluluğu olmayan ve gönüllü olarak staj yapan öğrenciler için devlet katkısı ödemesi yapılmayacaktır. Fakat bu öğrencilere stajyer ücreti ödenmesi zorunludur, iş kazası ve meslek hastalığı sigortasının da okul tarafından yapılması şarttır.

Stajı zorunlu olan fakat staj yapmak için uygun bir işletme bulamayan bu sebeple stajını okulda devam ettirilmesi durumunda da devlet katkısı ödemesi olmayacaktır.

 

SONUÇ OLARAK

İşletmelerde mesleki eğitim görecek stajyerler, çırak, aday çırak ve kalfalar için ödenecek minimum ücret tutarı, 2022 yılı asgari ücret tutarının açıklanması ile birlikte belirlenmiş oldu.

  • 20’den az çalışanı olan iş yerlerinde stajyerlerin ücreti asgari ücretin net tutarının en az %15’i,
  • 20 ve üzeri çalışanı olan iş yerlerinde stajyerlerin ücreti asgari ücretin net tutarının en az %30’u,
  • Mühendislik fakültesi öğrencisi olup staj yapan öğrencilere asgari ücretin net tutarının en az %35’i,
  • Çırak ve aday çırak statüsünde mesleki eğitim görenlere asgari ücretin net tutarının en az %30’u,
  • Kalfalık yeterliliğini kazanan mesleki eğitim merkezi 12. Sınıf öğrencilerine asgari ücretin net tutarının en az %50’si

Ücret olarak ödenmesi zorunlu olup Ayrıca Yüksek Mahkeme Zorunlu staj dönemi için işletmelerde istihdam edilen stajyerlere işverence ücret ödenmesi gereken ücretten öğrencinin okulu tek taraflı olarak feragat edemeyeceği kararını hüküm altına almıştır.

08.03.2022

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

Şubat 2023’te Emeklisiniz

Soru: 11 Şubat 1968 doğumluyum. SSK girişim 1 Şubat 1994. 480 gün primim var. Bağkur girişim 1 Nisan 1997. Bağkur’a da 8950 gün prim ödemem var. İki ay askerlik borçlanması yaptım. Ne zaman emekli olurum? Adem UYSAL

Cevap: Bağkur’dan emekli olmak için 9000 gün prim ve 55 yaş şartlarına tabisiniz. Prim ödemeniz yeterli olduğundan faaliyetinize son verip bundan sonra prim ödemeseniz de 55 yaşınızı dolduracağınız 11 Şubat 2023 tarihinde emekli olabilirsiniz.

YIPRANMA SÜRESİNİN TAMAMI YAŞTAN DÜŞÜLECEK

SORU: 30 Mayıs 1975 doğumluyum. 1995-1997 arasında askerlik yaptım. 10 Haziran 1998’de polis oldum. Askerlik borçlanmasını yaptım. 14 Temmuz 2017 tarihinde ihraç edildim. Kaç yaşında emekli olurum? EYT çıkarsa emeklilik süresi kısalır mı? Fatih BİRCAN

CEVAP: Sorunuzda, ihraç edilmeden önce açığa alınıp alınmadığınızı belirtmemişsiniz. Bu nedenle sorunuzu açığa alınmadan ihraç edildiğiniz varsayımıyla cevaplandırıyoruz. Emekli Sandığı’ndan emekli olmak için 25 tam yıl fiili hizmet süresi ve 53 yaş şartlarına tabisiniz. Hak kazanacağınız yıpranma sürenizin tamamı emeklilik yaşınızdan düşülecektir. Sorunuzdaki bilgilere göre hizmet süreniz tamamlanmış olduğunuzdan, 22 Ağustos 2023 tarihinde emekliliğe hak kazanırsınız. Sizin gibi hizmet süresi şartını sağlayıp emekli olacağı yaşın dolmasını bekleyenleri emekli eden bir EYT yasası çıkarsa siz de yararlanırsınız.

EŞİM MEMURLUKTAN AYRILIRSA NASIL EMEKLİ OLABİLİR?

Soru: 22 Mayıs 1977 doğumlu eşimin ilk sigorta başlangıcı 23 Mayıs 2001. SSK’ya (4A) 883 gün prim ödemesi var. 7 Eylül 2004’te memur oldu. Halen görevine devam ediyor. İstifa etmesi durumunda hangi koşullarda emekli olabilir? Askerliğini de 1999 yılında 15 ay olarak yapmış. Nuray KARAHAN

Cevap: Eşinizin emeklilik seçeneklerini şu şekilde sıralayabiliriz:

1) Eşiniz 25 tam yıl (9000 gün) fiili hizmet süresi ve 60 yaş şartlarına tabi. Boşluğu yoksa 24 Mart 2027’ye kadar çalışarak hizmet süresini 25 tam yıla tamamlaması şartıyla, 60 yaşını dolduracağı tarihte emekli olabilir.

2) Görevinden istifa etmesi ve herhangi bir sigortalılık statüsünde çalışmadan 61 yaşın dolmasını beklemesi halinde, 61 yaşını dolduracağı 22 Mayıs 2037’de emekli olabilir (15 tam yıl fiili hizmet süresi ve 61 yaş şartlarına tabi olarak).

3) Görevinden istifa edip sigortalı bir işte çalışarak SSK’ya 1260 gün prim ödemesi halinde, SSK’da emekli olmak için 7000 gün prim ödeme ve 60 yaş şartlarına tabi olur. 1260 günden sonra prim yatırmasa da 60 yaşını dolduracağı tarihte SSK’dan emekli olabilir.

(Kaynak: Ekrem Sarısu / Posta Gazetesi | 08.03.2022)

Kaynak: http://www.muhasebetr.com/ulusalbasin/haber_oku.php?haber_id=31943