Dul ve yetim maaşlarının kesilmesine ilişkin merak edilenler!

Sosyal Güvenlik Kurumu, sadece belirli bir sigortalılık süresini, prim gün şartını ve yaş şartlarını yerine getiren çalışanlara emeklilik maaşı bağlamıyor. Aynı zamanda bunların ölümü hâlinde hak sahiplerinin mağduriyetinin azaltılması amacıyla başta maaş bağlanması olmak üzere cenaze ödeneği ve diğer yardımlar da yapılmaktadır.

Hak sahiplerinin destekten yoksun kalmaları da göz önünde bulundurularak bunlara maaş bağlama şartları çalışan sigortalılara göre daha basit olarak düzenlenmiştir.

Ölüm hâlinde ölenin yakınları destekten yoksun kalmakta ve geçimlerini sürdürmekte zorlanmaktadır. Sosyal güvenlik sisteminde bu durum göz önünde bulundurularak sigortalının ölümü ile geride kalan hak sahibi durumundaki eş ve çocuklarla ana ve babasının uğradığı gelir kayıplarının giderilmesi için ölüm sigortasından ölüm aylığı bağlanmaktadır.

Hak sahibi eş ve çocuklar ile ana ve babalara bağlanan ölüm aylıkları bazı hâllerde kesilmektedir.

Okuyucularımızın sualleri muvacehesinde SSK ve Bağ-Kur sigortalılarının dul ve yetimlerinin aylıklarının kesilmesine ilişkin en çok merak edilenlere bu yazımızda yer verilmiştir…

DUL EŞİN MAAŞI HANGİ DURUMLARDA KESİLİR?

Müteveffa sigortalının dul eşi evlendiğinde, bağlanmış bulunan ölüm aylığı evlenme tarihini takip eden ödeme dönemi başından itibaren kesilecektir.

Aylığın kesilmesine neden olan evlenmenin, ölüm veya boşanma nedeniyle son bulması hâlinde, kesilmiş bulunan aylık eşin talebi üzerine yeniden bağlanacaktır. Sonradan evlendiği eşinin ölümü nedeniyle, ikinci eşinden de ölüm aylığına hak kazanan dul eşe, bu aylıklardan tercih ettiği aylığı bağlanacaktır.

Ayrıca, eşinden boşandığı hâlde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eşlerin bağlanmış olan aylıkları kesilecek ve adlarına ödenmiş olan tutarlar faiziyle geri alınmaktadır.

ERKEK ÇOCUKLARIN MAAŞLARI HANGİ DURUMLARDA KESİLİR?

Erkek çocuklara bağlanan aylıklar;

  • SGK kapsamında sigortalı çalışmaya başladıkları veya yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında çalışmaya başladıkları,
  • Kendi sigortalılığı nedeniyle gelir veya aylık bağlandığı,
  • 18 yaşını, ortaöğrenim görmesi hâlinde 20 yaşını, yükseköğrenim görmesi hâlinde 25 yaşını doldurdukları,

Tarihi izleyen ödeme dönemi başından kesilecektir.

Ortaöğrenimde 20 veya yükseköğrenimde ise 25 yaşına gelmeden önce mezun olma, kendi isteği ile ayrılma, atılma gibi nedenlerle okulla ilişiği kesilenlerin aylıkları da ilişiğin kesildiği tarihten sonraki ödeme dönemi başından geçerli olmak üzere kesilecektir. Bu şekilde aylığı kesilenlerden yeniden öğrenime başlayanlara, yukarıda belirtilen yaş sınırları içinde kalmak ve talepte bulunmak şartıyla yeniden aylık bağlanacaktır.

Erkek çocukların evlenmeleri hâlinde yukarıda belirtilen aylık kesilme şartları oluşmadığı takdirde aylıkları kesilmeyecektir.

YETİM KIZLARIN AYLIKLARI HANGİ DURUMDA KESİLİR?

Kız çocuklarının aylıkları SGK kapsamında sigortalı çalışmaya başladıkları veya yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında çalışmaya başladıkları, kendi sigortalılığı nedeniyle gelir veya aylık bağlandığı ya da evlendikleri, tarihi izleyen ödeme dönemi başından itibaren kesilecektir.

Ölüm aylığının kesilmesine neden olan sebebin ortadan kalkması (işten ayrılma, evliliğin son bulması, dul kalma ve bağlanan gelirin/aylığın kesilmesi) hâlinde, müracaat tarihini takip eden ay başından itibaren yeniden aylık bağlanacaktır. Ancak, evlenme ödeneği aldıktan sonra, evlenme tarihini izleyen ödeme dönemi başından başlamak üzere iki yıl içerisinde meydana gelen boşanma veya dul kalma hâlinde, bu süre içinde tekrar aylık ödenmediğinden, bu gibi durumlarda kız çocuklarına bağlanacak ölüm aylıkları, iki yıllık sürenin dolduğu tarihten itibaren başlatılacaktır.

Evliliğin son bulması ile kocasından da aylık bağlanmasına hak kazanan kız çocuğuna tercih ettiği aylık bağlanacaktır. Ayrıca, eşinden boşandığı hâlde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen kız çocukların bağlanmış olan aylıkları kesilip, adlarına ödenmiş olan tutarlar da faiziyle birlikte geri alınmaktadır.

***

“Bedeninize iyi bakın. Yaşamak zorunda olduğunuz tek yer orası.” Jim Rohn

(Kaynak: İsa Karakaş / Türkiye Gazetesi | 12.09.2022)

Kaynak: http://www.muhasebetr.com/ulusalbasin/haber_oku.php?haber_id=32556

Vergi hatalarında düzeltme ve reddiyet

Vergi Usul Kanunu’nun (vuk) 116’ncı maddesinde vergi hatasının tanımı yapılmıştır. Bu tanımlamaya göre “Vergi hatası, vergiye müteallik hesaplarda veya vergilendirmede yapılan hatalar yüzünden haksız yere fazla veya eksik vergi istenmesi veya alınmasıdır.”

Vergi hataları; hesap hataları ve vergilendirme hataları olarak ikiye ayrılmakta olup “Hesap hataları;”

1) Matrah hataları: Vergilendirme ile ilgili beyanname, tahakkuk fişi, ihbarname, tekalif cetveli ve kararlarda matraha ait rakamların veya indirimlerin eksik veya fazla gösterilmiş veya hesaplanmış olmasıdır.

2) Vergi miktarında hatalar: Vergi nispet ve tarifelerinin yanlış uygulanması, mahsupların yapılmamış veya yanlış yapılmış olması birinci bentte yazılı vesikalarda verginin eksik veya fazla hesaplanmış veya gösterilmiş olmasıdır.

3) Verginin mükerrer olması: Aynı vergi kanununun uygulanmasında belli bir vergilendirme dönemi için aynı matrah üzerinden bir defadan fazla vergi istenmesi veya alınmasıdır.

 

Vergilendirme hataları ise şunlardır:

1) Mükellefin şahsında hata: Bir verginin asıl borçlusu yerine başka bir kişiden istenmesi veya alınmasıdır;

2) Mükellefiyette hata: Açık olarak vergiye tabi olmayan veya vergiden muaf bulunan kimselerden vergi istenmesi veya alınmasıdır;

3) Mevzuda hata: Açık olarak vergi mevzuuna girmeyen veya vergiden müstesna bulunan gelir, servet, madde, kıymet, evrak ve işlemler üzerinden vergi istenmesi veya alınmasıdır;

4) Vergilendirme veya muafiyet döneminde hata: Aranan verginin ilgili bulunduğu vergilendirme döneminin yanlış gösterilmiş veya süre itibarıyla eksik veya fazla hesaplanmış olmasıdır.

Vergi hataları şu yollarla meydana çıkarılabilir:

1) İlgili memurun hatayı bulması veya görmesi ile;

2) Üst memurların yaptıkları incelemeler neticesinde hatanın görülmesi ile;

3) Hatanın teftiş sırasında meydana çıkarılması ile;

4) Hatanın vergi incelenmesi sırasında meydana çıkarılması ile;

5) Mükellefin müracaatı ile.

Vergi hatalarının düzeltilmesine, ilgili vergi dairesi müdürü karar verir.

Bu hatalar düzeltme fişine dayanılarak düzeltilir. Hatanın mükellef aleyhine yapılmış olması halinde, fazla vergi aynı fişe dayanılarak terkin ve tahsil olunmuş ise mükellefe red olunur. Düzeltme fişinin bir nüshası, reddedilecek miktarla müracaat edeceği muhasebe ve müracaat süresi zikredilmek suretiyle mükellefe tebliğ edilir. Mükellef tebliğ tarihinden başlıyarak bir yıl içinde parasını geri almak üzere müracaat etmediği takdirde hakkı sakıt olur.

Nakden veya mahsuben tahsil edilen ancak fazla veya yersiz olarak tahsil edildiği anlaşılan vergilerde ve kanunları gereğince mükelleflere yapılacak iade ve mahsup işlemlerinde, düzeltmeye dayanak teşkil edecek belgeler ile bu işlemlere ait usul ve esaslar Maliye Bakanlığınca belirlenir.

Bu Kanunun 4’üncü maddesinde yazılı vergi dairesinin görev ve yetkilerini haiz olarak faaliyete geçen vergi dairesi başkanlıklarında düzeltme yetkisi vergi dairesi başkanına ait olup, başkan bu yetkisini ilgili grup müdürlerine ve/veya müdürlere devredebilir.

Gelir İdaresi Başkanlığı, vergi ve mükellefiyet türü ile düzeltmeye konu tutarı ayrı ayrı veya birlikte dikkate alarak düzeltme yetkisinin devredilmesi ile düzeltmenin bağlı olunan vergi dairesi dışındaki vergi daireleri tarafından yapılmasına izin vermeye ve uygulamaya ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkilidir.

İdarece tereddüt edilmeyen açık ve mutlak vergi hataları re’sen düzeltilir. Kendi aleyhlerine düzeltme yapılan kimselerin düzeltmeye karşı vergi mahkemesinde dava açma hakları mahfuzdur.

Mükellefler, vergi muamelelerindeki hataların düzeltilmesini vergi dairesinden yazı ile isteyebilirler.

Vergi dairesinin ilgili servisi düzeltme talebini kendi mütalaasını da ilave ederek, düzeltme merciine gönderir.

Düzeltme mercii talebi yerinde gördüğü takdirde, düzeltmenin yapılmasını emreder; yerinde görmediği takdirde, keyfiyet düzeltmeyi isteyene yazı ile tebliğ olunur.

Vergi mahkemesinde dava açma süresi geçtikten sonra yaptıkları düzeltme talepleri red olunanlar şikayet yolu ile Maliye Bakanlığına müracaat edebilirler.

Bu madde gereğince il özel idare vergileri hakkında valiliğe ve belediye vergileri hakkında belediye başkanlığına müracaat edilir.

(Kaynak: Veysi Seviğ / Dünya Gazetesi | 12.09.2022)

Kaynak: http://www.muhasebetr.com/ulusalbasin/haber_oku.php?haber_id=32557

Birden fazla taşınmaz satışına vergi sürprizi!

Yazının başlığını okur okumaz “taşınmaz satışındaki vergi sürprizi ne, taşınmaz satışına yeni vergi mi geldi?” diye düşündünüz değil mi? Hemen tedirgin olmayın, Meclis tatil, şu an için yeni kanun çıkarılması imkânsız, dolayısıyla en azından Meclisin açılacağı Ekim ayına kadar taşınmaz satışlarına yeni bir vergi getirilmesi mümkün değil!

Ancak, uygulamada, bir işlemin – kazancın vergilendirilmesi ile ilgili olarak illa yeni bir Kanun çıkarılmasına gerek yok, vergilendirmede kıyas yasağı bulunmasına rağmen mevcut hükümler çerçevesinde yorum yoluyla vergilendirme yapılması da söz konusu olabiliyor. Bunun çok sayıda örneği var. Söz konusu yorum, bir de yargı kararları ile onaylanıyorsa, hukukilik sorunu da ortadan kalkıyor, dört başı mamur bir düzenleme haline geliyor.

Taşınmazın tanımı ne?

Taşınmaz, esas niteliği bakımından bir yerden başka bir yere taşınması mümkün olmayan, dolayısıyla yerinde sabit olan mallar olarak tanımlanıyor. Taşınmaz mülkiyetinin konusunu; arazi, tapu kütüğünde ayrı sayfaya kaydedilen bağımsız ve sürekli haklar ve kat mülkiyeti kütüğüne kayıtlı bağımsız bölümler oluşturuyor (4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, Mad. 704). 

Taşınmaz satışında vergi sürprizi ne ile ilgili?

 

Taşınmaz alım-satımında vergi sürprizi, satış kazancının değer artış kazancı mı yoksa ticari kazanç mı olduğu ile ilgili.

Peki, iki kazancı ayıran en önemli ölçü ne biliyor musunuz? Satış sayısı, evet yanlış duymadınız, bir yılda veya birbirini izleyen yıllarda yaptığınız satış sayısına bakılarak elde ettiğiniz kazancın değer artış kazancı mı yoksa ticari kazanç mı olduğuna karar veriliyor. Satış kazancı değer artış kazancı olarak kabul ediliyorsa sadece Gelir Vergisi, ticari kazanç olarak vergilendiriliyorsa Gelir Vergisi + KDV söz konusu oluyor.

Bu yüzden, taşınmaz satışından elde edeceğiniz kazancın ne olduğuna satışı yapmadan önce bilmeniz ve ona göre hareket etmeniz gerekiyor. Satıştan sonra elde ettiğiniz kazanç ticari kazanç olarak değerlendirildiği takdirde, alıcıdan almadığınız KDV’yi ekstradan ödemek zorunda kalabilirsiniz. Bu şekilde ödediğiniz KDV’yi alıcılara sonradan rücu etmeniz de söz konusu olmuyor. Çünkü, Yargı, söz konusu satışı KDV dahil olarak yaptığınız, alıcıdan sonradan KDV isteyemeyeceğiniz görüşünde!

Taşınmaz satışında değer artış kazancı hangi durumda söz konusu oluyor?

Gerçek kişilerin bedel ödeyerek iktisap ettikleri taşınmazların iktisap tarihinden itibaren 5 yıl içinde elden çıkarılmasından doğan kazançlar değer artış kazancı olarak kabul ediliyor ve gelir vergisine tabi tutuluyor (GVK. Mad. Mük. 80). Taşınmazın 5 yılık süre geçtikten sonra satılması durumunda elde edilen gelir, vergiye tabi bulunmuyor. 5 yılık sürenin hesabında gün olarak hesaplama yapılıyor. Ancak, taşınmazların ivazsız şekilde iktisap edilmesi değer artışı kazancının konusuna girmiyor. Yani, kişiye miras kalan taşınmazların daha sonra elden çıkarılması halinde elde edilen gelir, değer artışı kazancı kapsamında değerlendirilmiyor.

Hangi durumda ticari kazanç söz konusu oluyor?

Taşınmazların alım, satım ve inşa işleriyle devamlı olarak uğraşanların bu işlerinden elde ettikleri kazançlar ticari kazanç olarak kabul ediliyor ve vergilendiriliyor (GVK. Mad. 37).

Taşınmaz satış kazancı hangi durumlarda ticari kazanç kabul ediliyor?

Taşınmazların elden çıkarılmasından doğan kazancın niteliğinin, yani “değer artış kazancı” mı, “ticari kazanç” mı olduğunun belirlenmesi önemli!

Taşınmaz satışlarında ticari kazancı belirleyen temel unsurlar; faaliyetin sermaye ve emekten oluşan bir organizasyona dayanması ve bu organizasyonun işlemlerindeki devamlılık. Buna, şahsi ihtiyaç kapsam ve sınırlarının aşılması da eklenebilir.

Taşınmaz ticari organizasyon içinde satılıyorsa ticari kazanç söz konusu!

Taşınmaz alım satımı ticari bir organizasyon içerisinde yürütülüyorsa, elde edilen kazanç ticari kazanç’tır.

Bir faaliyetin;

– Ticaret siciline kayıt olmak suretiyle icra edilmesi veya

– Ticari muhasebe tutmayı gerektirecek hacim ve önemde olması ya da

– Faaliyetin özelliğine göre işin; sermaye veya yer tahsisi, personel istihdamı, reklam ve tanıtım gibi pazarlamaya yönelik işlemlere girişilmesi, dış kaynak temini, işe mahsus makine ve araç tedariki gibi suretlerle yürütülmesi

hallerinde, sayılan bu unsur ve şartların tümü veya bir kısmı yerine getirilmek suretiyle ticari organizasyon, şekli ve maddi unsurları ile kurulmuş oluyor. Dolayısıyla, ticari organizasyonun şekli ve maddi unsurları ile açık bir şekilde varlık gösterdiği durumlarda, yürütülen faaliyet ticari mahiyette bulunuyor.

Maliye, devamlılıkta sadece işlem sayısına (skora) bakıyor!

Bu tür bir organizasyon içinde yürütülmemekle beraber taşınmaz alım satımı devamlı olarak yapılıyorsa, yine elde edilen kazanç ticari kazanç olarak kabul ediliyor. Devamlılık unsuru, bir hesap dönemi içinde aynı veya ayrı faaliyet alanlarında ticari mahiyet arz eden işlemlerin birden fazla yapılmasını ifade ediyor. Yani, devamlılık unsurunun en belirleyici ölçütü, “kazanç doğuran işlem sayısındaki çokluk”.

Maliye, taşınmaz alım satımının ticari bir organizasyon içerisinde yürütülmemekle beraber taşınmazların;

– Aynı kişiye farklı tarihlerde,

– Farklı kişilere aynı tarihte,

– birbirini izleyen yıllarda,

– Bir kısmının teslim alınan takvim yılı içinde toplu olarak, diğer kısmının ise takip eden takvim yılı içinde yine toplu olarak

satılmasının, devamlı olarak taşınmaz alım-satımı işiyle uğraşıldığına karine teşkil ettiği ve elde edilen kazancın ticari kazanç olarak değerlendirilmesi gerektiği görüşünde. İşin ilginç yanı, Danıştay’da aynı görüşte!

Ancak, taşınmaz alım satımında ticari bir amaç yoksa şahsi ihtiyacın karşılanması ya da servetin korunması amacıyla yapılıyorsa, elde edilen kazanç değer artışı kazancı olarak değerlendiriliyor. Yargı kararlarında bu hususa özellikle önem gösteriliyor.

Miras kalan taşınmazların birden fazla satışı da ticari kazanç sayılıyor!

Evet, yanlış duymadınız, Maliye, size miras kalan taşınmazların birden fazla defada satışını ticari faaliyet, elde ettiğiniz kazancı da ticari kazanç olarak kabul ederek vergilendiriyor. Satış yaparken bu hususa özellikle dikkat etmekte fayda var!

Peki, kaç adet taşınmaz satışı ticari kazanç sayılıyor?

Gayrimenkul sektörünün bu kadar gelişmiş olduğu ülkemizde ticari bir organizasyona dayanmadan yapılan taşınmaz satışlarında kaç adete kadar ticari kazanç sayılacağı konusunda herhangi bir yasal düzenleme bulunmuyor. Taşınmaz satışlarındaki devamlılıkta, sadece ve sadece satış sayısına yani skora bakılıyorsa, bu sayının da açıklanması veya yasal olarak düzenlenmesi gerekir. Maalesef şu an için belirlenmiş bir satış sayısı bulunmuyor.

Motorlu araç alım satımında bu sayı, bir yılda 3 adet ile sınırlandırılmış durumda. Yani, araçlar için, bir yılda 3’ten fazla araç satılıp satılmadığına bakılıyor (İkinci El Motorlu Kara Taşıtlarının Ticareti Hakkında Yönetmelik, Mad. 5). 

Bize göre, ticari bir organizasyonun olmadığı durumlarda, yılda belli bir sayıya kadar (örneğin 3 adet) taşınmaz satışı ticari faaliyet olarak kabul edilmemeli, bu sayıyı aşan taşınmaz satışları ticari faaliyet, satıştan elde edilen kazanç da ticari kazanç olarak kabul edilerek vergilendirilmeli. Geçmiş tarihlerde bu konuyla ilgili Sirküler düzeyinde bir çalışma yapılmış, taslak metinde 3 adete kadar taşınmaz satışının devamlılık olarak değerlendirilmeyeceği hususu yer almıştı. Ancak, söz konusu Sirküler taslağı yayınlanmadı.

Birden fazla taşınmaz satışı yapan herkes vergi riski altında!

Maliye, sadece skordan hareket ederse, aynı yılda veya birbirini izleyen yıllarda birden fazla taşınmaz satışı yapan herkes ciddi bir vergi riski altında bulunuyor. İktisap tarihinden itibaren 5 yıl geçmiş olsa da, birden fazla taşınmaz satışı ticari faaliyet, elde edilen kazanç da ticari kazanç kabul ediliyor ve gelir vergisi yönünden kazanç tutarına göre % 35’e varan oranlarda vergilendiriliyor. Ayrıca, bu satışlar ticari faaliyet kabul edildiğinden, taşınmazları satanlardan ekstra olarak, ayrıca % 1, 8 ve 18 oranında KDV isteniliyor. Satışlarını KDV almadan yapanlar, alıcılardan tahsil etmedikleri KDV’yi kendi ceplerinden ödeme durumu ile karşı karşıya kalabilirler. Bu KDV’leri sonradan alıcılara rücu ederek tahsil etmeleri ise imkansız.

Bu yüzden, taşınmazlarınızı satarken 40 kere düşünüp satış adedine ve vergilendirme şekline bakarak karar vermenizde fayda var. Aksi halde, Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olabilirsiniz!

(Kaynak: Abdullah Tolu / Dünya Gazetesi | 12.09.2022)

Kaynak: http://www.muhasebetr.com/ulusalbasin/haber_oku.php?haber_id=32558

Elektronik Ticaret Gümrük Beyannamesi’nin (ETGB) Sağladığı Avantajlar Nelerdir?

Günümüz koşullarında döviz bazında gelir elde etmenin yollarından biri ihracat yapmaktır. Kısaca ihracatı; üretilen ya da satın alınan malların yurt dışına gönderilmesi, karşılığında ise dövizin elde edilmesi işlemidir. Fatura vb. belgelerin düzenlenmesi, gümrük beyannamesinin açılması, ihraca konu olan malların taşınması için gerekli organizasyonun planlanması, malın gönderilmesi ve dövizin tahsil edilmesi faaliyeti kimi zaman çeşitli nedenlerle uzayabilmektedir. Sürecin uzamasına neden olan sebeplerden biri malın taşınması işlemidir. Peki ihraca konu olan malların müşteriye erken teslimi mümkün mü? Evet. Belli şartlarda malların müşteriye erken teslimi mümkün. Peki nasıl?

314 Seri Nolu Gelir Vergisi Genel Tebliği’nin 9’uncu maddesinde elektronik ticaret gümrük beyannamesi (ETGB): “4458 sayılı Kanunun 225’inci maddesi kapsamında dolaylı temsilci olarak yetkili kılınan Posta İdaresi veya hızlı kargo taşıma hizmeti veren şirketler tarafından miktar ve değer itibarıyla Ticaret Bakanlığınca belirlenen sınırı geçmeyen eşyanın ihracatı kapsamında elektronik ortamda düzenlenen beyannameyi, ifade eder”

10/2’nci maddesinde ise “10/3/2013 tarihli ve 28583 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Gümrük Genel Tebliği (Posta ve Hızlı Kargo Taşımacılığı) (Seri No: 4) uyarınca, miktarı brüt 300 kilogramı ve değeri 15.000 Avro’yu geçmeyen mallar için dolaylı temsilci olarak yetkili kılınan Posta İdaresi ya da hızlı kargo taşımacılığı yapan şirketler tarafından elektronik ticaret gümrük beyannamesi düzenlenebileceğinden,” hükümlerine yer verilmiştir.

Hükümden de anlaşıldığı üzere ihraca konu olan malların brüt ağırlığının 300 kg’dan az olması ve mal değerinin 15 bin euroyu aşmaması halinde dolaylı temsilci olarak yetkili kılınan Posta İdaresi ya da hızlı kargo taşımacılığı yapanlarca (UPS, DHL ve FedEx vb.) ETGB’nin düzenlenmesi ile ihracat işleminin birtakım maliyetleri ortadan kalkacak ve hızlı bir şekilde işlem sonuçlanmış olacaktır.

ETGB’nin sağladığı avantajları şu şekilde özetlememiz mümkündür.

-İhracat işlemleri için gümrük müşavirliği, ardiye vb. hizmetlerin alınmasına gerek yoktur.

-İlgili gümrük işlemlerinin takibi için vekâletname çıkarılmasına gerek kalınmaz.

-Mesai günleri dışında da (hafta sonu) mal gönderimi yapılabilir.

-Bürokratik işlemlerin azalmasına neden olur.

-Bize göre zamandan tasarruf edilmesini sağlar ki bu da ihracat bedelinin en kısa sürede tahsiline olanak verir.

KAYNAKLAR

314 Seri Nolu Gelir Vergisi Genel Tebliği

12.09.2022

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

İsteğe Bağlı Tam Tevkifat Uygulaması Usul Ve Esasları

Hatırlanacağı üzere, 41 seri No.lu KDV Genel Tebliği 21.04.2021 tarih ve 31816 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmişti.

Söz konusu tebliğle yapılan düzenlemeler eşliğinde KDV’de ve özellikle tevkifat açısından önemli ölçüde değişiklikler yapılmış olup, bu makalede düzenlemelerin “isteğe bağlı tam tevkifat uygulaması” üzerinde durularak açıklamalar yapılacaktır.

1. Tevkifat ve Tevkifat Türleri

Tevkifat, mal teslimi veya hizmet ifası nedeniyle alıcı tarafından satıcıya ödenmesi gereken KDV’nin duruma göre; tamamının veya bir kısmının satıcıya ödenmeksizin, sorumluluk sıfatı eşliğinde alıcı tarafından doğrudan hazineye aktarılması işlemidir. Tevkifat uygulaması esas itibariyle vergi güvenliği müessesinin tesisine yönelik bir uygulamadır.

Tam tevkifat; isminden de anlaşılacağı üzere işleme konu KDV tutarının tamamının, satıcıya ödenmeksizin alıcı tarafından hazineye aktarılması işlemidir.

Kısmi tevkifat; mal teslimi veya hizmet ifasından dolayı alıcı tarafından satıcıya ödenmesi gereken KDV tutarının bir kısmının satıcıya ödenmeksizin sorumluluk eşliğinde hazineye aktarılması işlemidir.

Tam tevkifatın konusuna giren işlemler aşağıdaki gibidir.

  • İkametgâhı, işyeri, kanuni merkezi ve iş merkezi Türkiye’de bulunmayanlar tarafından yapılan işlemler
  • Serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetler
  • Kiralama işlemleri
  • Reklâm verme işlemleri

41 seri No.lu KDV Genel Tebliği ile mali mevzuata giren isteğe bağlı tam tevkifat ise bir nevi kısmı tevkifatın tam tevkifata dönüştürülmesi halidir.

2. İsteğe Bağlı Tam Tevkifat Uygulanabilecek İşlemler

İsteğe bağlı tam tevkifatın uygulanabilmesi için uygulamaya konu işlemin KDV Genel Uygulama Tebliğinin (I/C-2.1.3.2.) ve (I/C-2.1.3.3.) bölümlerinde belirtilen işlemlerinden biri olması gerekir. Ancak aynı bölümde yer alan (I/C-2.1.3.2.13.) ile (I/C-2.1.3.3.7.) bölümleri bundan istisnadır. Diğer bir ifadeyle de kısmi tevkifat kapsamında olan işlemler isteğe bağlı tam tevkifatın konusu girmektedir. Bunun istisnası diğer hizmetler başlığı altında yer alan ve KDV Genel Uygulama Tebliğinde özel olarak belirlenmeyen hizmetler ile diğer teslimler başlığı altında yer alan Devlet Malzeme Ofisi Genel Müdürlüğüne yapılan teslimlerdir.

KDV Uygulama Genel Tebliğinin (I/C-2.1.3.2.) ve (I/C-2.1.3.3.) bölümlerinde yer alan ve isteğe bağlı tam tevkifata konu edilebilecek olan, mal teslimi ve hizmet ifası hallerine aşağıda yer verilmiştir.

  • Külçe metal teslimleri,
  •  Bakır, çinko, alüminyum ve kurşun ürünlerinin teslimi,
  • Metal, plastik, lastik, kauçuk, kâğıt, cam hurda ve atıkları ile konfeksiyon kırpıntılarının teslimi,
  • Metal, plastik, lastik, kauçuk, kâğıt ve cam hurda ve atıkları ile konfeksiyon kırpıntılarından elde edilen hammadde teslimi,
  • Pamuk, tiftik, yün ve yapağı ile ham post ve deri teslimi,
  • Ağaç ve orman ürünleri teslimi,
  • Demir-çelik ve alaşımlarından mamul ürünlerin teslimi,
  • Temizlik, bahçe ve çevre bakım hizmetleri,
  •  Makine, teçhizat, demirbaş ve taşıtlara ait tadil, bakım ve onarım hizmetleri,
  • Her türlü yemek servisi ve organizasyon hizmetleri,
  • Etüt, plan-proje, danışmanlık, denetim ve benzeri hizmetler,
  • Fason olarak yaptırılan tekstil ve konfeksiyon işleri ile fason ayakkabı ve çanta dikim işleri ve fason işlerle ilgili aracılık hizmetleri,
  • Yapı denetim hizmeti,
  • Taşımacılık hizmetleri,
  • Her türlü baskı ve basım hizmeti,
  • Ticari reklam hizmetleri,
  • İşgücü temin hizmeti,
  • Turistik mağazalara verilen müşteri bulma/götürme hizmeti,
  • Yapım işleri ile bu işlerle birlikte ifa edilen mühendislik-mimarlık ve etüt-proje hizmetleri,
  • Spor kulüplerinin yayın, isim hakkı ve reklâm gelirlerine konu işlemler.

3. İsteğe Bağlı Tam Tevkifatta Özellikli Durumlar

İsteğe bağlı tam tevkifatta özellikli sayılabilecek bazı halleri aşağıdaki gibi saymak mümkündür.

  • İsteğe bağlı tam tevkifat uygulanabilmesi için mal teslimi veya hizmet ifasının KDV Genel Uygulama Tebliğinin ilgili bölümlerinde sayılan işlemlerden biri olması gerekir. Bu işlemler diğer hizmet ifası ile diğer teslimler hariç, kısmi tevkifatın konusuna giren işlemlerdir.
  • İsteğe bağlı tam tevkifat uygulamasında tevkifatı yapanın tevkifat yapma sorumluluğunun olup olmamasına bakılmaksızın tevkifat yapılabilecektir. Hatırlanacağı üzere; KDV tevkifatı yapacaklar Tebliğin (I/C-2.1.3.) bölümünde sayılarak, belirlenmiş alıcılar ile KDV mükellefiyeti olanlar ayrımına gidilmiş ve kimi hallerde sadece belirlenmiş alıcıların tevkifat yapacağı belirtilmişti. İsteğe bağlı tam tevkifatta bu ayrıma gidilmemiştir.
  • İsteğe bağlı tam tevkifatta, tevkifata konu işlemin tamamı üzerinden tevkifat yapılması gerekmektedir. Diğer bir ifadeyle de isteğe bağlı tam tevkifatta kısmi tevkifat tutarını aşan kısmın üzerinde bir tevkifat yapılacaksa tevkifatın tüm KDV tutarını kapsaması gerekir.
  •  İsteğe bağlı tam tevkifatta, tevkifatı yapacak alıcı ile satıcı arasında tam tevkifat yapılacağına dair 1 yıllık yazılı sözleşme düzenlenmesi ve bu sözleşmenin 1 yıldan önce feshedilmemesi gerekmektedir. Bir yıllık sürenin bitimini izleyen yıllarda uygulamaya devam edilmesinin istenmesi halinde sözleşmenin aynı süreyle yenilenmesi gerekmektedir.
  • İsteğe bağlı tam tevkifat uygulaması kapsamında işlemi bulunanlar düzeltme işlemleri bakımından KDV Genel Uygulama Tebliğinin (I/C-2.1.4.), tevkifata tabi tutulan verginin iadesi bakımından Tebliğin (I/C-2.1.5.), bildirim ve müteselsil sorumluluk bakımından Tebliğin (I/C-2.1.6.) bölümlerindeki açıklamalara göre işlem görecektir.
  •  İsteğe bağlı tam tevkifatta tevkifata konu olan işlemlerin tebliğde sayılan işlemler kapsamında olması gerekir. Tebliğde sayılanlar dışındaki işlemler için tevkifat yapılması halinde haksız veya yersiz tevkifat kapsamında işlem göreceği tabidir.
  • İsteğe bağlı tam tevkifatta sahte belge kullanmış olma olasılığı ortadan kalkmaktadır. Şöyle ki isteğe bağlı tam tevkifatta alıcı tarafından verilen 2 No.lu KDV Beyannamesi KDV indirimine esas teşkil eden belgedir. 2 No.lu KDV Beyannamesinin sahte belge olması durumu söz konusu olmayacağı için sahte belge kullanılmış olma durumu da oluşmayacaktır.

4. İsteğe Bağlı Tevkifat Uygulamasına ilişkin örnekler:

  •  A işletmesi, sürekli servis taşımacılığı hizmeti aldığı X taşımacılık firmasından aldığı bu hizmet için tam tevkifat kapsamında işlem yapmak istemektedir. İsteğe bağlı tam tevkifat uygulaması kapsamındaki durumları nasıl olur?

Servis taşımacılığı hizmeti kısmi tevkifat kapsamında yer alan işlemlerden biridir. Haliyle isteğe bağlı tam tevkifat kapsamında tevkifata konu edilebileceği gibi kısmı tevkifat kapsamında da işlem yapabilecektir. İsteğe bağlı tam tevkifat yapabilmek için öncesinde A ve X şirketlerinin yazılı bir sözleşme imzalaması ve bu sözleşmeyi 1 yıl süreyle sonlandırmaması gerekmektedir.

A işletmesinin, söz konusu sözleşmelerin bir örneği ile varsa bu kapsamda işlem yapacak diğer satıcı mükelleflerin bilgilerini (adı soyadı/unvanı, vergi dairesi, vergi kimlik numarası, sözleşme uygulama dönemi), işleme ilişkin KDV Beyannamesinin verilmesinden önce liste halinde bağlı olduğu vergi dairesine vermesi gerekir. Sözleşmelerin feshedilmesi, tadili vb. durumların da işleme ilişkin hallerde de KDV Beyannamesinin verilmesinden önce bağlı oldukları vergi dairesine A işletmesi tarafından bildirilmesi gerekir.

Taşımacılık hizmeti veren X işletmesinin ise tam tevkifata konu olan bu işlem için vergi dairesine bildirimde bulunmasına gerek yoktur. Ancak X işletmesi ilgili döneme ait 1 No.lu KDV Beyannamesinin iki ayrı bölümüne kayıt yapması gerekir. Birinci kaydı “Matrah” kulakçığında “İsteğe Bağlı Tam Tevkifat Uygulanan İşlemler” tablosuna; ikinci kaydı ise “İstisnalar-Diğer İade Hakkı Doğuran İşlemler” kulakçığında “İsteğe Bağlı Tam Tevkifat Kapsamına Giren İşlemler” tablosuna yapması gerekir.

  • Centrum YMM şirketinden danışmanlık hizmeti alan X anonim şirketi hizmet alımı için KDV tevkifatı yapmak istemektedir. KDV karşısındaki durumları nasıl olur (?)

KDV Genel Uygulama Tebliğinin (2.1.3.2.2.) bölümünde yer alan Etüt, Plan-Proje, Danışmanlık, Denetim ve Benzeri Hizmetleri kısmi tevkifat kapsamında işlem görmektedir. Ancak kısmi tevkifata konu edilebilmesi için alıcıların tebliğin (I/C-2.1.3.1/b) bölümündeki belirlenmiş alıcılardan olması gerekmektedir.

X anonim şirketinin Tebliğde belirlenen alıcılar içerisinde sayılmadığından hareketle kısmi tevkifat kapsamında tevkifat yapması mümkün değildir. Ancak aralarında yapacakları yazılı bir sözleşme ile isteğe bağlı tam tevkifat kapsamında KDV’nin tamamını X anonim şirketi tevkif ederek, 2 No.lu KDV Beyannamesi ile beyan edip, Centrum YMM şirketi yerine bağlı bulunduğu vergi dairesine ödeyebilecektir.

  • İş gücü temini hizmeti veren A şirketi, X işletmesi ile 01.052022 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 1 yıllık isteğe bağlı tam tevkifat sözleşmesi yapmıştır. X işletmesi 2022/Eylül ayında hiç hizmet almamış, 2022/Ekim ve Kasım aylarındaki alım için 2 No.lu KDV Beyannamesini vermeyi unutmuş, sonradan hatırlaması üzerine 2023/Şubat ayında beyanda bulunmuştur. KDV karşısındaki durumları nasıl olur?

A şirketi isteğe bağlı tam tevkifat sözleşmesi yaptıktan sonraki 1 yıl içinde düzenleyeceği faturalarda KDV hesaplaması yapmayacaktır. AncakX işletmesinin yükümlülüğünü yerine getirmemesinden dolayı VUK 11 ve KDV Genel Uygulama Tebliğine göre şartların oluşması halinde müteselsil sorumlu olabilecektir.

X işletmesi 1 yıl boyunca A şirketinden iş gücü temini kapsamında aldığı hizmetlerin KDV’sinin tamamını tevkif edip, 2 No.lu KDV Beyannamesi ile beyan edip hazineye ödeyecektir. 2 No.lu KDV Beyannamesi X işletmesi için indirimin dayanağında belge olarak dikkate alınacaktır. Haliyle unutularak verilmeyen (2022/Ekim-Kasım) dönemlerin KDV’si ilgili aylarda indirim konusu yapılamayacaktır. 2023/Şubat ayında 2 No.lu KDV Beyannamesini verdiği aydaki 1 No.lu KDV Beyannamesinde indirim konusu yapabilecektir. Diğer bir ifadeyle de 2023/Ocak döneminde indirim konusu yapabilecektir.

  • Mobilya ticaret ile uğraşan ABC işletmesi, sürekli satış yaptığı perakendeci XYZ işletmesi ile isteğe bağlı tam tevkifat için 1 yıl süreli yazılı sözleşme yapmak istemektedir. KDV karşısındaki durumları nasıl olur?

Öncelikte isteğe bağlı tam tevkifat kapsamında sözleşme yapılabilmesi için teslime konu işlemin KDV Genel Tebliğinin (I/C-2.1.3.2.) ve (I/C-2.1.3.3.) bölümünde yer alan işlemlerden olması gerekir yani kısmi tevkifat kapsamındaki işlemlerden olması gerekir. Kısmi tevkifat kapsamındaki işlemlere bakıldığında mobilya tesliminin tevkifata konu edildiği görülmemektedir. Bu nedenle isteğe bağlı tam tevkifat kapsamında işlem yapılması halinde bu işlem haksız veya yersiz tevkifatın konusuna girecektir.

Öte yandan tevkifata konu işlemlerde tevkifat tutarının KDV’de indirim konusu yapılabilmesinin dayanağını (belgesini) satıcılar tarafından düzenlenen faturalar değil, alıcılar tarafından verilen 2 No.lu KDV Beyannamesi oluşturmaktadır. İsteğe bağlı tam tevkifatın konusuna girmeyen işlemde tevkifat yapılarak belge oluşturulması halinde ise sıkı sıkıya şekle bağlı KDV Kanunu ile KDV Genel Uygulama Tebliği hükümlerine binaen mükellefler sıkıntı yaşayabileceklerdir. Mükelleflerin bu gibi durumlarda daha özenli davranmalarında kendileri açısından fayda görülmektedir.

5. Sonuç

İsteğe bağlı tam tevkifat ile KDV’deki tevkifat uygulaması, yeni bir boyut kazanmıştır. Bu tevkifat yönteminin önceki tevkifat uygulamalarından belirgin farkları; isteğe bağlı olması, yazılı sözleşmeyle yapılması ve alıcılarda belirlenmiş alıcı sıfatının aranılmaması şeklindedir.

İsteğe bağlı tam tevkifat uygulaması sadece belirlenen işlemleri kapsamaktadır. Diğer bir ifadeyle KDV’nin konusuna giren tüm teslim ve hizmetleri kapsamamaktadır.

Özellikle belgenin sahte olması gibi alıcılar nezdinde oluşan endişeleri gidermesi ve vergi güvenliği müessesine müspet katkı sağlaması, beklentisinden hareketle diğer tüm teslim ve hizmetlerin de ilerleyen dönemde isteğe bağlı tam tevkifat kapsamına alınmasının doğru olacağını düşünmekle birlikte isteğe bağlı tevkifat uygulaması oldukça bir yerinde uygulama olmuştur.

12.09.2022

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

İhaleli İşin Devri ve SGK İşyeri Tescili

18/06/2020 Tarihinde yayımlanan 2020/20 sayılı  “İşveren İşlemleri Genelgesi” de,şu şekilde yazılmaktadır.

4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanununun Sözleşmenin devri başlıklı 16 ncı maddesinde; “Sözleşme, zorunlu hallerde ihale yetkilisinin yazılı izni ile başkasına devredilebilir.

Ancak, devir alacaklarda ilk ihaledeki şartların aranması zorunludur. Ayrıca, isim ve statü değişikliği gereği yapılan devirler hariç olmak üzere, bir sözleşmenin devredildiği tarihi takip eden üç yıl içinde aynı yüklenici tarafından başka bir sözleşme devredilemez veya devir alınamaz. İzinsiz devredilen veya devir alınan veya bir sözleşmenin devredildiği tarihi takip eden üç yıl içinde devredilen veya devir alınan sözleşmeler feshedilerek, devreden ve devir alanlar hakkında 20, 22 ve 26 ncı madde hükümleri uygulanır.” Hükmü yer almıştır.

2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 66 ncı maddesinde ise; “Sözleşme, ita amirinin yazılı izni ile başkasına devredilebilir. Ancak, devir alacaklarda ilk ihaledeki şartlar aranır. İzinsiz devir yapılması halinde sözleşme bozulur ve müteahhit veya müşteri hakkında 62 nci madde hükümleri uygulanır.” Düzenlemesine amirdir.

Bu doğrultuda 4735 ve 2886 sayılı Kanunlara tabi müesseselerden ihale sözleşmesi ile bir inşaatın yapımını üzerine alan müteahhitin ihale makamının izni olmaksızın işi başkasına devretme imkanı bulunmamaktadır.

Dolayısıyla işlemler, ihale edilen işe ilişkin ilk tescil edilen işyeri dosyası üzerinden yapılacaktır. İhale uhdesinde kalan işverenler tarafından işin bölümlere ayırılarak başkalarına devredildiği, işten bu yolla tamamen el çekildiği ve sigortalı çalıştırılmadığı durumlarda yanında sigortalı çalıştırmayan yüklenici işveren sıfatını taşımadığından iş alanlar ile arasında asıl işveren- alt işveren ilişkisi oluşmayacak yanında sigortalı çalıştıran ve ihale konusu işteki mal ve hizmetlerin yürütülmesini sağlayan işverenler bağımsız işveren olarak kabul edilip adlarına işyeri dosyası açılacaktır. Yukarıda belirtilen hususlar kapsamında her halükarda ana işverenin sigortalı çalıştırması halinde söz konusu işveren adına işyeri dosyası açılacak ana işverenden iş alan ve bu iş için görevlendireceği sigortalıları çalıştıran işverenler ise alt işveren olarak tescil edilebilecektir.

Diğer yandan ihale makamları, zaman zaman ihale konusu işi üstlenen müteahhidin işin belli bir bölümünü yaptıktan sonra (işi tamamlamadan) eksik kalan kısmının başka bir müteahhit tarafından tamamlanmasına yönelik anlaşmalara muvafakat etmekte olup eksik kalan işlerin yapılması hususunda düzenlenen sözleşmede öngörülen teminatları da almaktadır.

Bu doğrultuda ihale konusu işin eksik kalan kısmının sonradan düzenlenen sözleşmeye istinaden işi devir alan tarafından yapılması ve üstlenilen bu kısım için ayrıca teminat alınması halinde, işin devrine idarece muvafakat edildiğine ilişkin yazılı sözleşmenin ibraz olunması kaydıyla, bu nitelikteki sözleşmede, işin önceki kısımlarından dolayı işi devir alanın sorumluluğunun bulunduğu hususunda herhangi bir hükme yer verilip verilmediği üzerinde durulmaksızın, işi devir alan adına ayrıca işyeri dosyası açılarak eksik kalan kısımlar ile ilgili işlemler açılacak yeni dosyadan yürütülecek, taahhüt edilen ihale konusu işin ihale makamının muvafakatı ile yüklenicisinin değişmesi durumunda işyeri dosyasında devir işlemi yapılmayarak yeni müteahhit adına ayrıca bir işyeri dosyası açılacaktır. Öte yandan söz konusu durumda işyeri dosyası tescil ettirilmemesi halinde ise; devir tarihi itibariyle devralan adına yeni işyeri dosyası açılacak, devir tarihinden sonraki bildirimler bu işyeri dosyasına aktarılacak ayrıca işyeri bildirgesinin verilmemesi nedeniyle idari para cezası uygulanacaktır. Asgari işçilik işlemlerine ilişkin işlemler ise her bir işyeri dosyasından ayrı ayrı yapılacaktır.

Tereddüt yaratan konu ise;

Ayrı işverene devir edildiği için yeni dosya açılacağı açık bir dile ile ifade edilmiştir. Peki, iş ortaklığı şeklinde alınan işin, ortaklardan birine devrinde ki işlemin nasıl olacağı konusu tereddüt oluşturmaktadır. Daha önceki bir uygulamada iş ortaklığı şeklindeki ihaleli işin tamamının diğer ortağa devrinde, yeni SGK işyeri tescili yapılmamış ve eski işyeri üzerinden nevi değişikliği varsayımı üzerinden güncelleme yapılarak işleme devam edilmiştir.

12.09.2022

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

Kooperatiflerde Arsa Alım Süreci İle İlgili Bilinmesi Gereken 10 Konu

Bugüne kadar birçok küçük arkadaş grubu veya çok ortaklı büyük mesleki gruplar kooperatif kurarak konut veya işyeri sahibi oldular ve olmaya devam ediyorlar.

Art niyetli olarak istismar edilen kooperatif ortaklarının mağduriyetleri sonucunda getirilen yüksek cezalar ve bakanlıkların online denetim sistemi ile, kooperatifler artık gerek ortakları gerek ise kamu kurumları tarafından yakından takip ediliyor, ayrıca Cimer üzerinden herhangi bir şikâyette müfettiş görevlendiriliyor ve bir suiistimal veya eksiklik söz konusu ise hızlıca aksiyon alınıyor.

Son yapılan düzenlemeler ile;

  • Kooperatif yöneticilerine getirilen zorunlu eğitim
  • Kooperatife ait bilgi ve belgelerin sürekli güncel ve ortakların incelemesine açık tutulmasını zorunlu tutacak Koopbis sistemi 
  • Sadece iç denetim değil, meslek mensupları tarafından yapılması gereken zorunlu dış denetim 

Sayesinde daha şeffaf ve takip edilebilir kooperatifçilik modeli de bu yıldan itibaren mümkün olacak.

  • Bu noktada yapı kooperatiflerin kurulduktan sonra ilk ve belki de en önemli işlemi olan arsa alım süreci ile ilgili bazı bilgiler vermenin faydalı olacağını düşünüyorum.
  • Öncelikle kooperatiflerin ortaklarına konut veya işyeri teslimi yapabilmesi için arsa alım sürecindeki prosedürlerin kooperatif yönetim kurulu tarafından titizlikle yerine getirmesi gerekmektedir.

Bu kapsamda yapı kooperatifleri tarafından arsa alım işlemlerinde dikkat edilmesi ve bilinmesi gereken bazı önemli hususlar ile genelde merak edilen konular şunlardır.

1-Kooperatiflerde Arsa Alımı için Genel Kurul Kararı Gerekli midir?

Evet gereklidir. Kooperatiflerin yapılaşacağı arsanın alım kararı yönetim kurulu tarafından değil genel kurul tarafından alınmalıdır. 

Kooperatif ana sözleşmesinin “genel kurulun görev ve yetkileri” başlıklı 23. maddesine göre “Gayrimenkul alımında ve satımında takip edilecek usul ile alınacak gayrimenkulün niteliğini, yerini ve azami fiyatını, satılacak gayrimenkulün asgari fiyatını belirlemek” genel kurulun görevidir.

Bu görevi genel kurul devir ve terk edemez, yönetim kuruluna devredemez.

O yüzden kooperatif kuruluşu yapıldıktan sonra hemen arsa alımı yapılmak isteniyor ise kuruluş olağan üstü genel kurulunun ayrı bir gündem ile hızlıca gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Bu genel kuruldan önce ortak kaydedilmemesi de önem arz etmektedir.

2-Kooperatiflerde arsa alımı için genel kurulda alınacak kararda aranacak nisap nedir?

Genel kurula katılan ortakların yarıdan bir fazlası ile arsa alım kararı alınabilir. 

Ağırlaştırılmış nisap aranmaz.

Kooperatiflerde Genel kurulun toplanabilmesi ve gündemdeki konuların görüşebilmesi için, kooperatife kayıtlı ortakların en az 1/4’nün şahsen veya temsilen toplantıda hazır bulunması şarttır.

Yapı kooperatiflerinde İlk ve müteakip toplantılarda aynı nisap aranır.

3-Kooperatiflerde alınacak arsanın azami fiyatı genel kurul tarafından mı belirlenmelidir?

Evet. Kooperatifin genel kurul tutanağında arsanın toplam maliyetinin üst sınırı veya metrekare birim fiyatının üst sınırının yazılması gereklidir.

Arsa alım kararını genel kurul alırken uygulamayı yönetim kurulu yapacağı için arsa alımında takip edilecek usul konusunda da karar alınması gereklidir. Bu nedenle kooperatifin genel kurul tutanağına pazarlık, ihale vb. şeklinde hangi usulde arsa alınacak ise yazılmalıdır.

4-Kooperatifin alacağı arsanın kooperatifin amacına uygun olmaması durumunda mutlaka genel kurul tutanağında bu husus belirtilmelidir.

Amacına uygun arsa tanımı konut veya işyeri yapımına uygun, imarı olan ve ortak sayısına yetecek kadar imalat yapılabilecek, her ortağa en az bir bağımsız bölüm düşecek arsayı ifade etmektedir.

Zaman zaman yapı kooperatifleri tarafından henüz imarı olmayan arazi vasfında taşınmazlar alındığı da bilinmektedir.

Bu nedenle mutlaka genel kurul tutanağına alınacak arsanın imar durumunun henüz konut veya işyeri yapımına uygun olmadığı, bu durumun ortakların bilgisi dahilinde olduğu hususu eklenmelidir.

5-Genel Kurul tutanağında alınacak arsanın pafta, parsel bilgilerine yer verilmesine gerek bulunmakta mıdır?

Hayır. Kooperatiflerde genel kurul tutanağına arsa alım kararı yazılırken kooperatifin alacağı arsanın belirlenmiş ve net bir yer olması zorunluluğu bulunmamaktadır. 

Bu nedenle arsanın pafta ve parsel bilgileri yerine bulunduğu il veya bölgenin yazılması da mümkündür.

6-Kooperatifler sadece arsayı tapu devri veya tapuya şerh verdirilecek satış vaadi sözleşmesi ile mi satın alabilir?

Evet. Kooperatiflerin arsa alımında dikkat etmesi gereken bir önemli konu da alacakları arsanın sadece tapu devri veya tapuya şerh verdirilecek satış vaadi sözleşmesi ile satın alınabilmesidir.

Adi sözleşme veya belli bir dönem taksit ödeme sonrasında (tapuya şerh verilmeden) tapu devri yapılması mümkün değildir.

Bu şekilde arsa alımı gerçekleştirmeyen yönetim kurulu üyelerinin hukuki ve cezai sorumluluğu söz konusudur.

7-Kooperatif, yönetim kurulu üyelerinin sahip olduğu arsayı satın alabilir mi?

Türk Ticaret Kanunu’nun 334’üncü maddesinin birinci fıkrasında, “İdare meclisi azalarından biri umumi heyetten izin almadan kendi veya başkası namına bizzat veya dolayısıyla şirketle şirket konusuna giren bir ticari muamele yapamaz. Aksi takdirde şirket yapılan muamelelerin batıl olduğunu iddia edebilir. Aynı hak diğer taraf için mevcut değildir.” hükmündedir.

Bu hüküm, yönetim kurulu üyeleri (veya bu üyelerin vekili oldukları kişiler) ile kooperatif tüzel kişiliği arasında gerçekleştirilen yasak işlemleri kapsamaktadır.

Genel kurulun bu konuda özel bir kararı olmaksızın bu tür bir işlem yapılması mümkün değildir.

Bu nedenle kooperatifin genel kurul tutanağında açıkça bu konuda karar alıp genel kurulda oylatılması, arsanın sahibi olan yönetim kurulu üyelerinin isimlerinin tek tek tutanağa yazılması gereklidir.

8-Arsa sahipleri arsalarını kooperatife satarak kooperatif ortağı vasfı kazanabilir mi?

Zaman zaman kooperatifler arsa alımı yaparken arsa sahibi veya sahiplerinin arsa satış bedeli yerine kooperatife ek ayrıca bir bedel ödemeden konut veya işyeri talep ettikleri bilinmektedir.

Kooperatiflerde açıkça bir genel kurul kararı olmadan ortaklar arasında farklı uygulamalar yapılamaz.

Bu nedenle özel statülü ortak denilen arsa sahipleri ile ilgili genel kurulda açık ve sarih karar alınmalı, hangi ödemeden muaf tutulacakları, şerefiye ödeyip, ödemeyecekleri, tercihli tahsis kapsamında konut seçme hakları olup, olmayacağı hususlar tam olarak netleştirilmelidir.

9-Kooperatifler üzerinde haciz, ipotek gibi kısıtlamaları olan arsaları satın alabilir mi?

Üzerinde haciz, ipotek gibi kısıtlamaların bulunduğu bir taşınmazın kooperatif adına edinimi için genel kurulun bu konuda yönetim kuruluna yetki vermiş olması gerekir, aksi takdirde genel kurul tutanağında arsanın üzerindeki haciz ve ipotek tutarları ile ilgili bir husus ve ortakların bilgilendirilmesi söz konusu değil ise tapu müdürlükleri işlemi gerçekleştirmemektedir.

10-Kooperatifin terk işlemleri için genel kurul kararı alınmasına gerek bulunmakta mıdır?

Kamu hukukundan doğan; yola veya yeşil alana terk gibi işlemler için genel kurul kararı aranmasına gerek yoktur.

11-Kooperatifler arsalarını kat karşılığı olarak bir yüklenici firmaya verebilir mi?

Evet kooperatifler bir yüklenici firma kat karşılığı sözleşme düzenleyerek arsalarını değerlendirebilir ancak kooperatifin genel kurul tutanağında mutlaka kooperatife kalacak asgari yüzdenin yazılması gereklidir.

Ek olarak kat karşılığı sözleşmenin de notere onaylattırılarak tapuya şerh edilmesi gereklidir.

Genelde bu süreçte kooperatiflerin teminat almadığı, yüklenici ile aralarındaki sözleşmelerin yeterince özenli yapılmaması gibi sorunlar ortaya çıkabilmektedir.

Bu nedenle kat karşılığı sözleşme mutlaka müteahhit firma tarafından değil kooperatif avukatı tarafından hazırlanmalı sonrasında o sözleşme üzerinde gerekirse revizeler yapılmalıdır.

12-Kooperatifler birden fazla arsa satın alıp farklı bölgelerde inşaat yapabilir mi?

Kooperatifçe, konut inşaatlarının devamı sırasında veya tamamlanmasından sonra değişik yer ve zamanlarda yeniden arsa alınması ve ortak kaydedilmesi şeklinde faaliyette bulunulamaz.

Ancak imar durumlarının elverişsizliği nedeni ile ortaklarına konut veya işyeri teslimi yapabilmek amacı ile genel kurul kararı alınarak farklı arsa alınabilir.

Konut veya işyeri inşaatlarına başlanmış ise (zaten imarı olan bir arsa var ise) ayrıca farklı farklı bölgelerde etap, etap inşaat yapılması kooperatif ana sözleşmesine aykırıdır.

13-Kooperatife ortak olan kişilerin bilgileri tapuda gözükür mü?

Kooperatife ortak olan veya olmak isteyen kişilerin çok fazla sorduğu bir soru olduğu için eklemek istedim.

Kooperatiflerde arsanın sahibi kooperatifin tüzel kişiliğidir. Yani tapuda arsanın sahibi kooperatif olarak gözükür.

Kooperatif ortakları ise ilgili kooperatife ortak olup, olmadıklarını kooperatif dışında teyit etmek istedikleri takdirde ise e-devlet üzerinden kooperatif ortaklıklarını sorgulayabilirler.

14-Kooperatif ortaklarına arsa olarak taşınmazların devrini yapabilir ve tasfiye olabilir mi?

Yapı kooperatiflerinde işyeri veya konut yapımının imkansızlaşması halinde, kooperatife ait arsayı parselleyerek, genel kurulca karara bağlanması şartıyla kura ile ortaklarına dağıtılması mümkündür.

15-Kooperatif arsasının ferdileştirilmeye konu edilmeden noter huzurunda yapılacak parselasyon ile dağıtılması mümkün müdür?

Uygulamada imarı olmayan arsaların herhangi terk işlemi de söz konusu olmadığı için noterliklere parselasyon planının onaylatılması ve devamında bu arsalara ortak kayıt edildiği ve zaman zaman da yapı kayıt belgesi alındığı görülmektedir.

Bu hususta mağduriyetler söz konusu olmaması için mutlaka ortak olacak kişilerin uygulamanın kanuna uygun olmadığı konusunda bilgi sahibi olmaları gerekmektedir.

16-Üzerinde arsa olan kooperatif tasfiye olabilir mi?

Hayır üzerinde arsa veya arazi yani taşınmaz olan kooperatifin tasfiye olması mümkün değildir.

Sonuç olarak; ağustos ayı içinde yapılan düzenleme ile ön ödemeli konut satışlarında azami teslim süresi 36 aydan 48 aya uzatıldı.

Bugün finansmanı doğru kurgulanmış (hakediş bloke hesap, ortakların kredilendirilmesi ve kat irtifakından sonra ferdileştirilmesi, kooperatiflere sağlanan vergi avantajları vb.) bir kooperatifin çok daha düşük maliyet ile daha kısa sürede konutları teslim etmesi mümkün ayrıca yakın zamanda planlanan 10.000 sanayi sitesi projesi de yüksek maliyetlere katlanmadan işyeri sahibi olma açısından önemli bir fırsat olarak gözüküyor.

12.09.2022

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

EYT Öncesi Erken Emekli Olmak İçin SGK’ya Ödenen Askerlik, Doğum Ve Diğer Borçlanma Paralarını Geri Almak İster Misiniz?

Özellikle EYT tartışmalarının hız kazanmış olduğu bu dönemde kişilerin hangi şartlarda EYT kapsamına gireceği bir muamma iken taslak metinlerde gecen 08/09/1999 tarihi öncesi sigortalı olan kişiler içim 5825 gün veya diğer bir şart olarak adı gecen erkekler için 9000 gün, bayanlar için 7000 gün şartlarının sağlanmasında prim gün sayısı eksik olan kişilerin bu gün sayılarının tamamlamak için borçlanma yapabileceği bazı süreler mevcut olup bu borçlanmalardan en çok bilinenleri erkekler için askerlik bayanlar için ise doğum borçlanmasıdır.

5510 sayılı Kanun öncesi yürürlükte bulunan 506, 1479, 2925 ve 2926 sayılı Kanunlarda sınırlı sayıda borçlanma düzenlemesi yer almakta iken 5510 sayılı Kanun oldukça fazla borçlanma türüne yer vermiştir. 5434 sayılı Kanunda ise daha fazla borçlanma türü bulunduğundan bir anlamda 5510 sayılı Kanunda düzenlenen genel nitelikteki borçlanmalar, memurlarla ilişkilendirilen 5434 sayılı Kanunla sigortalılar açısından norm ve standart birliği sağlanmıştır.

5510 sayılı Kanundan önce yürürlükte bulunan 506 sayılı Kanunda yer alan sigorta borçlanmasının emekli maaşını olumsuz yönde etkileyen uygulamasıda sona ermiştir. 506 sayılı Kanunun 60 ıncı maddesi gereği, sigortalılar, er olarak silah altında geçen sürelerinin tamamını veya bir kısmını, yazılı talepte bulunmaları halinde, talep tarihindeki sigorta primine esas kazancın alt sınırı üzerinden hesaplanacak malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primlerini tebliğ tarihinden itibaren altı ay içinde ödemeleri şartıyla borçlanabilmekte ve borçlanılan sürenin karşılığı olan gün sayısı sigortalının prim ödeme gün sayısına katılmakta ve 506 sayılı Kanun’a göre tespit edilen sigortalılığın başlangıç tarihinden önceki süreler için borçlanması halinde, sigortalılığın başlangıç tarihi, borçlanılan gün sayısı kadar geriye götürülmektedir.

SGK tarafından yayınlanan 3 Ocak 2000 tarihli 12-101 Ek sayılı Genelge gereği, 2000 yılı başından sonra fiili askerlik hizmeti için hesaplanan askerlik borçlanmasına ait prim günleri ile prime esas kazançlar toplamı, borçlanma için başvuruda bulunulan tarihteki takvim yılı kazancına eklenmektedir. 5510 sayılı Kanunun 41 inci maddesinde düzenlenen borçlanma hükümlerine göre ise borçlanma yapılması halinde borçlanılan sürelere ait primler borçlanmaya esas olgunun bulunduğu tarihteki prim günü ve kazancı olarak dikkate alınmaktadır. Bu nedenle 5510 sayılı Kanun kapsamında yapılan borçlanmalar, 506 sayılı Kanun dönemine ait prim gün sayısını arttırdığı için (geriye doğru prim günü kazandırdığı için) emekli aylığını olumlu yönde etkilemektedir.

5510 sayılı Kanunda düzenlenen sigorta borçlanmaları, sigortalılar açısından olumlu yönde dört temel işleve sahiptir. Bunlardan ilki sigortalının prim gün sayısını artırma işlevidir. Sigorta borçlanması yapılarak hizmetten saydırılan süreler, sigortalılık süresinin hesabında, primi ödenen süreler de prim ödeme gün sayısının hesabında dikkate alınmaktadır.15 Sigortalı emekli olmak için yaşı tamamlamış ancak prim gün eksiği varsa sigorta borçlanması prim gün sayısı artıracağından sigortalı daha erken emekli olabilir.

Sigorta borçlanmasının ikinci işlevi ise borçlanılan dönemlerin ilk defa sigortalı olunan tarih öncesine ait olması halinde, ilk defa sigortalı olunan tarih borçlanma gün sayısı kadar öne çekileceği için sigortalının uzun vadeli sigorta kollarından sağlanan yardımlara hak kazanma şartlarını etkilemesi diğer bir ifade ile daha erken emekli olabilmesidir. 5510 sayılı Kanuna göre, sigortalılığın başlangıç tarihinden önceki süreler için borçlanılması halinde, sigortalılığın başlangıç tarihi, borçlandırılan gün sayısı kadar geriye götürülür. Bu işlev, ilk defa 8 Eylül 1999 tarihinden önce sigortalı olanlar ile borçlanma sonrası ilk defa sigortalı olunan tarih 8 Eylül 1999 tarihi öncesine gelen sigortalılar için geçerlidir. Sigorta borçlanmasının ilk defa 1 Mayıs 2008 tarihinden sonra sigortalı olanlar açısından 5510 sayılı Kanunda öngörülen prim ödeme gün sayısının 31 Aralık 2035 tarihine kadar tamamlaması koşuluyla emeklilik yaşından (kadın:58, erkek:60) olumsuz etkilenmemesine katkı yaptığını da belirtmemiz gerekir. Emekli aylıklarını belirleyen en önemli iki parametreden ilki aylık bağlama oranıdır. Aylık bağlama oranı prim ödeme gün sayısına göre belirlenmektedir. Prim gün sayısı artınca aylık bağlama oranı yükselmekte aylık bağlama oranı yükselince emekli aylığı artmaktadır.

Sigorta borçlanmasının üçüncü işlevi ise sigorta borçlanması sonrası prim gün sayısı artışına bağlı olarak emekli aylık miktarını yükseltmesidir.

Sigorta borçlanmasının son işlevi ise borçlanılan miktarın gelir vergisi açısından indirim konusu yapılabilmesidir.

Bu indirim nedeniyle sigortalı ödediği borçlanma tutarları nispetinde daha az vergi ödemek suretiyle maddi menfaat elde edecektir. Ayrıca kamuda çalışan işçiler açısından askerlik nedeniyle yapılan sigorta borçlanmasının başka bir işlevi daha bulunmaktadır. Kamuda görev yapan işçilerin askerlik borçlanması yapması halinde borçlanılan süreleri kamu hizmeti sayılmakta, işçiye kamu hizmetlerine ilave borçlanılan süreler için de kıdem tazminatı ödenmektedir. Hak sahipleri tarafından yapılacak olan sigorta borçlanmalarının ölüm aylığına hak kazanılması açısından da etkileri bulunmaktadır.

Sigorta borçlanmanın hak sahipleri açısından en önemli sonucu ölüm aylığı bağlanmasıdır. Yeter ki; borçlanma sonucu birleştirilen hizmet süreleri ile prim ödeme gün sayısı aylık bağlanması için yeterli olsun ve hak sahibi ölüm aylığı talebinde bulunsun. Ancak, hak sahipleri, borçlanma sonucu ölüm aylığına hak kazanmışlarsa, ölüm aylığı sigortalının ölümünü takip eden aybaşı değil, borçlanma tutarının ödendiği ayı takip eden aybaşı olacaktır

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun hizmet borçlanmalarına ilişkin hükümleri 2008 yılı Ekim ayı başı itibariyle yürürlüğe girmiştir.

Söz konusu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerine tabi sigortalılar ile bunların hak sahiplerinin borçlanabilecekleri süreler Kanunun 41, 46 ve geçici 4 üncü maddeleriyle düzenlenmiş olup borçlanmaya ilişkin usul ve esaslar aşağıda açıklanmıştır.

5510 SAYILI KANUNUN 41 İNCİ MADDESİNE GÖRE YAPILACAK BORÇLANMALAR

A- Borçlanma Hakkı Verilenler

5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri kapsamında sigortalı sayılanlar ile bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra ilk defa (c) bendi kapsamında sigortalı olarak çalışmaya başlayanlar, 5510 sayılı Kanunun 5 inci maddesi gereğince haklarında bazı sigorta kolları uygulananlar, isteğe bağlı sigortalılar, 2925 sayılı Kanuna tabi sigortalılar ile bunların hak sahipleri 5510 sayılı Kanunun 41 inci madde hükümleri gereğince borçlanma yapacaklardır.

B- Borçlanma Kapsamında Olan Süreler

5510 sayılı Kanunun 41 inci maddesi uyarınca;

a) Kanunları gereği verilen ücretsiz doğum ya da analık izni süreleri ile 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki sigortalı kadının, ilk defa sigortalı olarak çalışmaya başladığı tarihten sonra iki defaya mahsus olmak üzere doğum tarihinden itibaren geçen iki yıllık süreyi geçmemek kaydıyla hizmet akdine istinaden işyerinde çalışmaması ve çocuğunun yaşaması şartıyla talepte bulunulan süreler,

b) Kanunun 4 üncü maddesinin (b) bendinin (1) ve (3) numaralı alt bentlerine göre zorunlu sigortalılıkları devam edenler hariç olmak üzere, er veya erbaş olarak silah altında veya yedek subay okulunda geçen süreler,

c) 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında olanların, personel mevzuatlarına göre aylıksız izinde geçen süreleri,

d) Sigortalı olmaksızın doktora öğreniminde veya tıpta uzmanlık için, yurt içinde veya yurt dışında geçirdikleri normal doktora veya uzmanlık öğreniminde geçen süreler,

e) Sigortalı olmaksızın avukatlık stajını yapanların normal stajda geçen süreleri,

f) Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında geçen sigortalılık süreleri hariç, sigortalı iken herhangi bir suçtan tutuklanan veya gözaltına alınanlardan bu suçtan dolayı beraat edenlerin tutuklulukta veya gözaltında geçen süreleri,

g) Grev ve lokavtta geçen süreler,

h) Hekimlerin fahri asistanlıkta geçen süreleri,

ı) Seçim kanunları gereğince görevlerinden istifa edenlerin, istifa ettikleri tarih ile seçimin yapıldığı tarihi takip eden aybaşına kadar açıkta geçirdikleri süreler,

borçlanma kapsamına alınmıştır.

Sigorta borçlanmasının son işlevi OLARAK yukarıda bahsetmiş olduğumuz borçlanılan miktarın gelir vergisi açısından indirim konusu yapılabilmesi hususu; Gelir Vergisi Genel Tebliği Seri No 111 GVK 111 tebliğde açıklanmış olup ilgili tebliğde;

“Bakanlığımıza yapılan başvurmalardan, ücretlerin vergilendirilmesi ile ilgili uygulamalardan bazı tereddütlerin doğduğu anlaşılmış ve bu konularda, aşağıdaki açıklamaların yapılması gerekli görülmüştür.

1. EMEKLİ SANDIĞI VE SOSYAL SİGORTA KURUMLARINA ÖDENEN BORÇLANMA AİDAT VE PRİMLERİ :

Belli şartları taşıyan kimselerin sosyal güvenliklerini sağlamak amaciyle, kanunla kurulan ve tüzel kişiliği haiz Emekli Sandıkları ve Sosyal Sigorta Kurumlarına, ödenen paralara aidat ve prim denilmekte ve bunlar 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 63 üncü maddesindeki şartlarla, ücretin gerçek safî tutarının hesabında, gider olarak indirilmektedir.

Emekli Sandığı ve Sosyal Sigorta Kurumlarından, kanunla kurulmuş olanların üyelerine çeşitli kanunlarla, daha önceki dönemlerde ödenmemiş bulunan aidat veya primleri borçlanma suretiyle ödeme ve dolayısiyle emekliliğe esas alınacak hizmet sürelerini uzatabilme hakkı tanınmaktadır. Bunun için, kanunlarla belli edilen koşullar altında borçlanılan aidat ve primlerin, üyelerce ödenmesi zorunludur.

Bu ödemeler de Gelir Vergisi Kanununun 63/2 maddesinde sayılan aidat ve primler niteliğindedir ve bunların da ücretin gerçek safi tutarının hesaplanması sırasında gider olarak indirilmesi, Gelir Vergisi Kanunu’nun lafzına ve ruhuna uygun görülmektedir.

Açıklanan nedenlerle;

A _ Emeklilik aidatı ve sosyal sigorta primlerinin gider olaraık indirilmesi kanunen kabul edilmiş bulunan kurumlara, kanunlarında öngörülen şekilde ücretten kesilmek suretiyle ödenen borçlanma aidat ve primlerinin miktarına ve nisbetine bakılmaksızın, kesildiği aya ait gelir vergisi matrahının tesbitinde gider olarak nazara alınması;

B _ Aidat toptan ödenmişse, ödenen tutara ulaşılıncaya kadar bu miktarın ücretlerin, vergiye tâbi tutarından indirilmesi;

Olarak mevzuatta yer alması sonucu kişilerin SGK’ya yapmış olduğu borçlanmalar sonucu bu borçlanma tutarların “Aidat toptan ödenmişse, ödenen tutara ulaşılıncaya kadar bu miktarın ücretlerin, vergiye tâbi tutarından indirilmesi” hükmü gereği vergi indiriminden yararlanılması sonucunu doğurmaktadır.

Peki, bu borçlanma tutarları nasıl vergi indirimi olarak değerlendirilir; SGK’ya ödenen borçlanma primleri, ödemenin yapıldığı aydan başlayarak Gelir Vergisi matrahının tespitinde gider olarak gösterilebiliyor. Vergi indiriminden yararlanabilmek için çalışanın, borçlanmaya ilişkin ödeme belgesini işverene vermesi gerekiyor. Belge işverene verildiği aydan başlayarak, takvim yılı sınırlaması olmaksızın, SGK’ya ödenen prim tutarının tamamı, vergiden indirilebiliyor. Dolayısıyla SGK’ya yapılan borçlanma tutarı, bu rakam tamamlanıncaya kadar işçinin vergi matrahından indirilecektir. Böylece işçi, o aya ilişkin vergi ödemeyecek ve vergi olarak kesilecek işçinin cebine girecektir. Doğum borçlanması daha uzun süreler için yapıldığından, doğum borçlanması yapan işçilerin vergi indirimi avantajı daha yüksek rakamlara ulaşacaktır. Askerlik ve doğum borçlanmasında vergi indiriminden yararlanabilmek için borçlanmanın çalışırken yapılması gerekmektedir.

Umarım derlemiş olduğum bu yazı bu yazı EYT taslak çalışmaları öncesi siz değerli okuyucularıma bir nebze olarak fayda sağlayabilir. Saygılarımla

Kayanakça:

1) https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=13973&MevzuatTur=7&MevzuatTertip=5

2) https://www.gib.gov.tr/node/88302

3) https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/299550

4) https://www.kamuiscileri.net/haber/9823951

12.09.2022

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

İzaha Davet Yazısı Geldi. Ne Yapacağım? Online Ortamda Cevap Verebilir miyim? Referans Numarası Neden Önemlidir?

Bilindiği üzere vergiye gönüllü uyumun arttırılması amacı ile 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 370 inci maddesinde “İzaha davet” uygulaması düzenlenmiştir.

1-Vergiye gönüllü uyum ne demek?

Vergiye gönüllü uyum her ne kadar çok fazla kullanılan bir ifade olsa da toplumda tam ne anlama geldiği noktasında netlik olmadığını düşündüğüm için kısa bir açıklama yapmanın faydalı olacağını düşünüyorum.

Vergiye gönüllü uyum en net ifade ile “vergi borçlularının yükümlülüklerini kendiliğinden yapması ve yaptırım olmaksızın vergilerini zamanında ödemeleri” *anlamına gelmektedir.

Bu arada bence çok önemli değil ama sadeleşme açısından “İzaha davet” yerine “açıklamaya davet” ifadesi kullanılması da özellikle genç arkadaşlar açısından durumun daha net anlaşılabilir hale getirmesi nedeni belki uyumu artırabilir.

2-Vergiye gönüllü uyumu artıracak izaha davet uygulaması nedir?

İzaha davet uygulaması; bilgi, belge, bulgu ve verilerden hareketle yapılan analizler neticesinde tespit edilen konular kapsamında, vergi ziyaına neden olma ihtimalleri bulunan mükellefler hakkında yetkili merciler tarafından yapılmış ön tespitlerle ilgili olarak aynı merciler tarafından mükelleflerden açıklama talep edilmesidir.

Basitleştirirsek; banka hareketleriniz, tapu dairesinde yaptığınız işlemler, kullandığınız krediler, adınıza düzenlenen faturalar vb. bilgi belgelerden hareket ile vergi ödemeniz gerektiği düşünülen bir konuda (eğer ödememiş iseniz) sizden açıklama talep edilmesidir.

Hesabınıza geçen yıl yurt dışından 10.000 USD gelmiş, mahiyeti nedir gibi bir izaha davet yazısı örnek olarak verilebilir.

3-İzaha Davet Uygulamasının Mükelleflere Bir Fayda Sağlıyor mu?

Öncelikle; İzaha davet uygulaması; idarenin bilgisi dahilinde olması nedeniyle pişmanlık yolunun kapandığı durumlar için getirilen mükellef lehine bir düzenlemedir.

İzaha davet uygulaması sayesinde;

  • Vergi ziyaına sebebiyet vermediği anlaşılan mükelleflerin konuyla ilgili vergi incelemesine veya takdire sevk edilmesini önlemekte,
  • Vergi ziyaına sebebiyet verildiği durumlarda ise belirli şartlar dahilinde indirimli ceza uygulanmak suretiyle mükellefleri daha ağır müeyyidelerden korumaktadır.

4-Hesabıma Para Geldi.Beyan etmedim. İzaha davet uygulamasına kendim başvurabilir miyim?

İzaha davet uygulaması, mükelleflerin talebi ile değil idarenin ön tespitleri ile başlatılan idari bir yoldur.

5-İzaha Davet Yazısı Geldi. Ne Yapacağım? Online Ortamda Cevap Verebilir miyim?

Kendilerine izaha davet yazısı gönderilen mükellefler, yazının tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içerisinde yazılı olarak veya ilgili komisyona sözlü olarak açıklamalarını yapabilirler.

Mükellefler yapacakları izahı, https://ivd.gib.gov.tr üzerinden giriş yaparak “İşlem Başlat” menüsünde bulunan “Vergi İşlemleri” başlığının altındaki “İzaha Davet İşlemleri” alanından elektronik olarak da yapabilirler.

6-İzaha Davet Yazısına Ne Kadar Süre içinde cevap vermem gerekli?

İzaha davet yazısı tebliğ edilen mükellefler, yazının kendilerine tebliğ edildiği tarihten başlayarak 30 uncu günün sonuna kadar izahta bulunabilirler.

7-İzaha Davet Yazısına Cevap vermedim. Ama Beyanname verdim olur mu?

Evet olur.30 gün içinde izah yerine geçecek beyanname vermek mümkündür.

8-İzaha Davet Yazısına Cevap Verdim. Ne kadar süre içinde bana cevap gelecek?

Süresinde yapılan izah, Ön Tespit ve İzah Değerlendirme Komisyonu tarafından en geç 45 gün içerisinde değerlendirilerek sonuca bağlanır.

9-İzah ettim. Ama açıklamam kabul edilmedi. Şimdi ne olacak?

  • Komisyon tarafından izah değerlendirme sonuç yazısının tebliğ edildiği tarihten itibaren 30 uncu günün sonuna kadar izahı kabul edilmeyen mükelleflerin 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 370 inci maddesinde belirtilen indirimli ceza uygulamasından yararlanabilmeleri için ön tespit konusuyla ilgili olarak izaha davet kapsamında beyanname vererek ödeme yapmaları gerekir.
  • Komisyonca yeterli bulunmaması halinde alınan karar mükellefe bildirilerek ön tespit tutanağındaki tutarın beyan edilerek ödenmesi gerektiği belirtilir. Bu bildirim üzerine mükellefin, kararın tebliğ tarihten itibaren 30 gün içerisinde hiç verilmemiş olan beyannamesini vermesi veya eksik ya da hatalı beyanını düzeltmesi gerekmektedir.
  • İzahı kabul edilmeyen mükellefler tarafından ön tespitte belirtilen hususlara ilişkin olarak izaha davet kapsamında beyanname verilmesi ve beyan üzerine tahakkuk edecek vergilerin de ödemenin geciktiği her ay ve kesri için, 6183 sayılı Kanunun 51 inci maddesinde belirtilen nispette uygulanacak gecikme zammı oranındaki izah zammıyla aynı sürede ödenmesi şartıyla vergi ziyaı cezası, ziyaa uğratılan vergi üzerinden %20 oranında kesilecektir.
  • Yapılan izahın; ziyaa uğramış olabilecek vergi tutarını doğrular nitelikte olması veya yeterli bulunmaması ve mükellef tarafından da ön tespit konusuyla ilgili olarak beyanname verilmemiş olması halinde vergi incelemesine veya takdir komisyonuna sevk işlemleri yapılır

10- 30 Günlük Süreyi Kaçırmamak Neden Önemli?

İzaha davet uygulamasında 30 günlük izahta bulunma ve beyanname verme ve ödeme süreleri çok önemli olup, kendilerine izaha davet yazısı tebliğ edilen mükelleflerin indirimli ceza uygulamasından yararlanabilmeleri için bu süreleri geçirmeden izahta bulunma, beyanname verme ve ödeme yapmaları gerekmektedir.

11-İzaha Davet Kapsamında Verilecek Beyannamelerde Yapılacak İşlemler Nelerdir? Referans Numarası Neden Önemlidir?

İzaha davet edilen mükellefler ön tespit konusunda belirtilen konunun etkilediği tüm vergilere ilişkin olarak asgari ön tespit tutanağında belirtilen matrah veya vergi farkını kapsayacak şekilde beyanname vereceklerdir.

Ön tespit tutanağında referans numarası yer alır. 

Bu numara; izaha davet yazısı, yapılan izah, izah değerlendirme sonuç yazısı ve izaha konu beyannameler arasındaki eşgüdümü sağlar.

Bu nedenle izaha davet yazısına konu olan vergiye ilişkin verilecek beyannamelerde referans numarasına yer verilmesi gerekmektedir.

Ön tespit tutanağında yer alan referans numarasının, izaha davet kapsamında, elektronik ortamda verilen beyannamenin ilgili alanına, kâğıt ortamında verilen beyannamenin ise sağ üst köşesine ayrıca yazılması gerekmektedir.

12-İndirimli Kesilen Ceza İçin Mükellefler Cezada İndirim veya Uzlaşma Talep Edebilirler mi?

Evet. 213 sayılı Kanunun 370 inci maddesinin (a) fıkrası kapsamında %20 oranında vergi ziyaı cezası kesilmesi halinde, bu ceza için, mükellefler 213 sayılı Kanunun 376 ncı maddesi kapsamında cezada indirim talep edebilirler veya tarhiyat sonrası uzlaşma başvurusunda bulunabilirler. 

Söz konusu Kanunun 370 inci maddesinin (b) fıkrası kapsamında sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge kullanma fiilinden dolayı ön tespite ilişkin yazı tebliğ edilen mükellefler ise, kesilen cezaya ilişkin tarhiyat sonrası uzlaşma başvurusunda bulunamaz ancak 213 sayılı Kanunun 376 ncı maddesi kapsamında cezada indirim talep edebilir.

13-Beyannameyi verdim. Ama 30 gün içinde ödeyemedim. Ne olacak?

213 sayılı Kanunun 370 inci maddesi kapsamında verilen beyanname üzerine tahakkuk eden vergiler ile izah zammının mükelleflerce 30 günlük süre içerisinde ödenmemesi durumunda, %20 oranında kesilmiş olan indirimli ceza, %50 oranı esas alınarak ikmal edilir ve izah zammı gecikme faizine dönüştürülür.

*Kaynak-“Vergiye Gönüllü Uyum” Konusunda Çanakkale İline Yönelik Ampirik Bir Çalışma-Yrd. Doç. Dr. Selçuk İPEK-İlknur KAYNAR

11.08.2022

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

Matrah Artırımı Yapan Mükelleflerde Artırımın Yapıldığı Dönemler İçin Sahte Belge Kullanılması Durumunda Ne Gibi İşlemler Yapılacaktır?

Bilindiği gibi 7326 sayılı Yasa 09.06.2021 gün ve 31506 sayılı Resmi Gazete’ de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Uygulamada tereddüt edilen konulardan bir tanesi de 2016 ila 2020 yılları arasında gelir, KDV veya kurumlar vergisi yönünden matrah artırımı yapan mükelleflerin sahte fatura kullanmaları ile ilgili bir durum tespiti halinde ne gibi durum ile karşı karşıya gelecekleri tartışma konusu haline gelmektedir.

Bilindiği gibi 7326 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde 2016-2020 yıllarının tamamı veya bir kısmı için KDV artırımında bulunan mükelleflerin, artırımda bulunduğu yıllar için haklarında sahte belge düzenlediğine ilişkin rapor bulunan mükelleflerden mal ve hizmet alışında bulunduğunun tespit edilmesi halinde “Ödenmesi Gereken KDV” beyan edilmiş olan dönemlere ilişkin tespitler dolayısıyla mükelleflere “Olumsuzluğun Giderilmesine Davet Yazısı” gönderilmeyecek olup, mükellefin bu alışlar dolayısıyla özel esaslar kapsamında da alınmaması gerekmektedir.

Öte yandan, söz konusu tespitin, “Sonraki Döneme Devreden KDV” beyan edilmiş olan dönemlere ilişkin olması durumunda mükellefe “ Olumsuzluğun Giderilmesine Davet Yazısı” gönderilmesi gerekmektedir. Ancak işlemin gerçekliğinin ispat edilmemesi durumunda, artırım yapılan dönemler için herhangi bir tarhiyata yol açmaksızın, diğer bir deyişle sonraki döneme devreden KDV tutarı kadar, düzeltme yapılması gerekmektedir. Bu şekilde yapılan düzeltme işlemlerinin “Ödenmesi Gereken KDV” hesaplanan bir döneme kadar devam ettirileceği ve bu dönemin artırımda bulunulmayan bir dönem olması halinde gerekli tarhiyatın yapılacağı da izahtan varestedir.

Sonuç olarak, 7326 sayılı Kanunun 5. Maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkra hükümlerinden yararlananlar hakkında 213 sayılı Kanunun 367. Maddesi kapsamında inceleme yapılabilecektir. Buna göre, matrah ve vergi artırımından yararlanılması, matrah ve vergi artırımında bulunulan dönemler de dahil olmak üzere, 213 sayılı Kanunun 359. Maddesinde yer alan kaçakçılık fiillerinin işlenip işlenmediğinin tespiti yönünden inceleme yapılmasına engel teşkil etmeyecektir. Yürütülen bu incelemeler sırasında söz konusu fiillerin işlendiğinin tespit edilmesi durumunda, aynı Kanunun 367. Maddesi kapsamında Cumhuriyet Başsavcılıklarına suç duyurusunda bulunulması gerekmektedir. Ancak, bu incelemeler sonucunda matrah ve vergi artırımında bulunulan dönem ve vergiler için tarhiyat yapılmayacaktır.[1]


[1] Bkz: 7326 sayılı Yasa, 1 seri nolu Genel Tebliğ. İlgili Tebliğ: 14.06.2021 gün ve 31511 sayılı R.G.’de yayınlanmıştır.

11.08.2022

Kaynak: www.MuhasebeTR.com