2024 Yılı Vergilendirme Dönemine İlişkin Yıllık Kurumlar Vergisi Beyannamesinde Yapılan Değişiklikler

1. “Kazanç ve İlaveler” kulakçığının “Zarar Olsa Dahi İndirilecek İstisna ve İndirimler” bölümünde yer alan;

“361” kodlu “Yurt dışı iştirak hissesi satış kazancı (7143 sayılı Kanun 10/13 md.)”

“362” kodlu “Yurt dışı iştirak kazançları (7143 sayılı Kanun 10/13 md.)”

“363” kodlu “Yurt dışı şube kazançları (7143 sayılı Kanun 10/13 md.)”

“364” kodlu “Yurt dışı tasfiye kazançları (7143 sayılı Kanun 10/13 md.)” satırları kaldırılmıştır.

2. “Kazanç ve İlaveler” kulakçığının “Kazancın Bulunması Halinde İndirilecek İstisna ve İndirimler” bölümünde yer alan “466” kodlu “Uludağ Alan Başkanlığına yapılan bağış ve yardımlar ile sponsorluk harcamaları (7432 s. Kanun Mad. 8)” satırından sonra gelmek üzere aşağıdaki satırlar eklenmiştir.

–    468 kodlu 222 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanununa Yapılan Göre Bağışlar,

–    469 kodlu 278 sayılı Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu ile İlgili Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanununa Yapılan Göre B

77 kodlu 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununa Göre Yapılan Bağış ve Yardımlar,

–    478 kodlu 6569 sayılı Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığına İlişkin Bazı Düzenlemeler ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanuna Göre Yapılan Bağış ve Yardımlar,

–    479 kodlu 6546 sayılı Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alanı Hakkında Bazı Düzenlemeler Yapılmasına Dair Kanuna Göre Yapılan Bağış ve Yardımlar ile Sponsorluk Harcamaları,

–    480 kodlu 7034 sayılı Türk-Japon Bilim ve Teknoloji Üniversitesinin Kuruluşu Hakkında Kanuna Göre Yapılan Bağış ve Yardımlar,

–    481 kodlu 7430 sayılı Antalya Diplomasi Forumu Vakfı Kanununa Göre Yapılan Bağış ve Yardımlar,

–    482 kodlu 7439 sayılı Türk Arkeoloji ve Kültürel Miras Vakfı Kanununa Göre Yapılan Bağış ve Yardımlar,

–    483 kodlu 7512 sayılı Dışişleri Teşkilatını Güçlendirme Vakfı Kanununa Göre Yapılan Bağış ve Yardımlar

3. “Kazanç ve İlaveler” kulakçığının “Kazancın Bulunması Halinde İndirilecek İstisna ve İndirimler” tablosunda “402-Bağış ve Yardımlar (KVK Mad. 10/1-c)” satırında yer alan tutarın, “KKEG” tablosunda, “Bağış ve Yardımlar” satırında beyan edilen tutardan yüksek olmaması ile ilgili kontrol konulmuştur.

4. “Kazanç ve İlaveler” kulakçığının “Kazancın Bulunması Halinde İndirilecek İstisna ve İndirimler” tablosunda

a) “460- Sponsorluk Harcamaları (KVK Mad. 10/1-b)(Profesyonel spor dalları)” satırında harcamanın %50’si indirilebilmekte olup, söz konusu satıra bilgi girilmesi halinde, “Ekler” kulakçığı “KKEG” tablosunda, “Sponsorluk Harcamaları (Profesyonel spor dalları)” satırına da bilgi girilmesi gerekmektedir. b) “461- Sponsorluk Harcamaları (KVK Mad. 10/1-b)(Amatör spor dalları)” satırında harcamanın tamamı indirilebilmekte olup, söz konusu satıra bilgi girilmesi halinde, “Ekler” kulakçığı “KKEG” tablosunda, “Sponsorluk Harcamaları (Amatör spor dalları)” satırına da bilgi girilmesi gerekmektedir.

b) “461- Sponsorluk Harcamaları (KVK Mad. 10/1-b)(Amatör spor dalları)” satırında harcamanın tamamı indirilebilmekte olup, söz konusu satıra bilgi girilmesi halinde, “Ekler” kulakçığı “KKEG” tablosunda, “Sponsorluk Harcamaları (Amatör spor dalları)” satırına da bilgi girilmesi gerekmektedir.

5. “Kazanç ve İlaveler” kulakçığının “Kazancın Bulunması Halinde İndirilecek İstisna ve İndirimler” tablosunda;

a)    “402-Bağış ve Yardımlar (KVK Mad. 10/1-c)” satırına bilgi girilmesi halinde, “Ekler” kulakçığı “KKEG” tablosunda, “Bağış ve Yardımlar” satırına da bilgi girilmesi gerekmektedir.

b)    “402-Bağış ve Yardımlar (KVK Mad. 10/1-c)” satırında yer alan tutarın, “Ekler” kulakçığı “KKEG” tablosunda, “Bağış ve Yardımlar” satırında beyan edilen tutardan yüksek olmaması ile ilgili kontrol konulmuştur.

6. “Kazanç ve İlaveler” kulakçığının “Kazancın Bulunması Halinde İndirilecek İstisna ve İndirimler” tablosunda “406-Yatırım İndirimi İstisnası” satırına bilgi girişi yaparak, Yatırım İndirimi İstisnasından yararlanan mükelleflerin;

a)    Mevzuatta belirlenen haddin aşılması durumunda, YMM Yatırım İndirimi İstisnası Tasdik Raporu düzenlenmeleri ve süresi içerisinde vergi dairelerine teslim etmeleri gerekmektedir.

b)    Kazancın elverişli olmasına rağmen ilgili yılda Yatırım İndiriminden yararlanılmadığı/kısmen yararlanıldığı durumlarda, yararlanılmayan bu indirim tutarlarının daha sonraki yıllara ait kazançlardan indirilmesi mümkün bulunmamaktadır.

7. “Vergi Bildirimi” kulakçığında yer alan “Mahsup Edilecek Vergiler” tablosunda “501-Yabancı Ülkelerde Ödenen Vergilerden Mahsup Edilecek Kısım (KVK 33. mad. göre tevsik edilebilenler)” satırına bilgi girilmesi halinde “Kazanç ve İlaveler” kulakçığının “Zarar Olsa Dahi İndirilecek İstisna ve İndirimler” tablosunda yer alan “322- Yurtdışı Şube Kazançları” satırına da bilgi girilmesi gerekmektedir. Her iki satırda da bilgi bulunması halinde, (KVK madde 5/1 -g) istisnasına konu edilen kazanca ilişkin yabancı ülkelerde ödenen verginin mahsuba konu edilmemesi gerekmektedir.

8. “Ekler” kulakçığı “Nakdi Sermaye Artışından Kaynaklanan Faiz İndirimi” kulakçığına;

a)    Bilgi girişi yaparak Nakdi Sermaye Artışından Kaynaklanan Faiz İndiriminden yararlanan mükelleflerin, taahhüt edilen sermaye artırımı tutarının nakit olarak şirketin banka hesabına fiilen yatırıldığına ilişkin, bu işlemleri içeren ve ilgili banka şubesi tarafından onaylanmış banka hesap özetini, kağıt ortamında veya elektronik ortamda ilgili dönem KV beyannamesi verme süresi içerisinde KV yönünden bağlı oldukları vergi dairelerine ibraz etmeleri gerekmektedir.

b)    Bilgi girilmesi halinde, “Nakdi Sermaye Artışından Kaynaklanan Faiz İndirimi (KVK madde 10/1 -ı)” tutarının hesaplanmasında TCMB tarafından yararlanılan yıl için en son açıklanan ticari krediler faiz oranının dikkate alınacak olması nedeniyle, yıllık hesap dönemi itibarıyla bu indirimden yararlanılması mümkün bulunduğundan KGV beyannamesinde bu indirimden yararlanılmaması gerekmektedir.

9.    “Ekler” kulakçığında yer alan “Kanunen Kabul Edilmeyen Giderler” tablosunda bulunan; “6736 s.K kapsamında oluşan KKEG”

“7143 s.K. kapsamında oluşan KKEG” satırları bu tablodan kaldırılmıştır.

10.    “Ekler” kulakçığında yer alan “Kanunen Kabul Edilmeyen Giderler” tablosuna “Emisyon Prim Kazancı (KVK Mad. 5/1 -ç) satırı eklenmiştir. Ayrıca;

a)    “Zarar Olsa Dahi İndirilecek İstisna ve İndirimler” tablosunda 319- Emisyon Primi Kazancı (KVK Mad. 5/1 -ç) satırına veri girilmesi halinde, istisnaya konu tutarın, bilanço hesaplarında “520. Hisse Senedi İhraç Primleri” hesabında gösterilmesi gerekmektedir.

b)    “Zarar Olsa Dahi İndirilecek İstisna ve İndirimler” tablosunda 319- Emisyon Primi Kazancı (KVK Mad. 5/1 -ç) satırına bilgi girilmişse, “Ekler” kulakçığında yer alan “Kanunen Kabul Edilmeyen Giderler” tablosunda 319- Emisyon Primi Kazancı (KVK Mad. 5/1 -ç) satırına da bilgi girilmesi gerekmektedir.

11. “Ekler” kulakçığına “KVK 5/1-ı Maddesine Göre Eğ.Öğ.Kur.İle Öz.Kreş ve Gün.Bakım ile Rehabilitasyon Mrkz. Kazancı İstisnasına İlişkin Bilgiler” tablosu eklenmiştir.

12. “Ekler” kulakçığına “Yatırım İndirimi Tablosu” eklenmiştir. “Kazancın Bulunması Halinde İndirilecek İstisna ve İndirimler” tablosunda “Yatırım İndirimi” veya “Ek Bilgiler” kulakçığında “GVK Mülga Madde 19 Kapsamında Gelecek Yıla Devreden Yatrım İndirimi İstisnası” veya “GVK Geçici Madde 61’e Göre Tevkifata Tabi Gelecek Yıla Devreden Yatırım İndirimi İstisnası” satırlarından herhangi birine veri girilmesi halinde, bu tablonun doldurulması gerekmektedir.

13. “Ekler” kulakçığında yer alan “Teknoloji Geliştirme Bölgelerinde Elde Edilen Kazançlar” tablosunda 55 kodlu satırda yer alan “Bilişim Vadisi Teknoloji Geliştirme Bölgesi” ile 80 kodlu satırda yer alan “Bilişim Vadisi Teknoloji Geliştirme Bölgesi” aynı olup mükerrerlik olmaması için 80 kodlu satır kaldırılmıştır.

14. “Ekler” kulakçığında yer alan “Teknoloji Geliştirme Bölgelerinde Elde Edilen Kazançlar” tablosunda bulunan “Teknoloji Geliştirme Bölgesi” sütununa aşağıda yer alan Teknoloji Geliştirme Bölgeleri eklenmiştir.

Kod Bölge Adı Üniversite İl Yıl
80 Aksaray Üniversitesi Teknoloji Geliştirme Bölgesi Aksaray

Üniversitesi

Aksaray 2021
92 Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Teknoloji Geliştirme Bölgesi Boğaziçi

Üniversitesi

İstanbul 2023

15. “Ekler” kulakçığında yer alan “Teknoloji Geliştirme Bölgelerinde Elde Edilen Kazançlar” tablosunda 86 kodlu satırda yer alan “Kırklareli Üniversitesi Teknoloji Geliştirme Bölgesi”nin yılı sütununda yazan “2023” ibaresi “2018” olarak güncellenmiştir.

16. “Ekler” kulakçığında “Ayrıntılı Bilanço ve Ayrıntılı Gelir Tablosu” “Banka”nın “Solo Gelir Tablosu”nda yer alan;

a)    “23.2 Ertelenmiş Vergi Gider Etkisi (+)” satırı “23.2 Ertelenmiş Vergi Gider Etkisi (-)” olarak düzeltilerek “Dönem Net Karı/Zararı” satırını negatif yönlü etkileyecek şekilde formülize edilmiştir.

b)    “23.3 Ertelenmiş Vergi Gelir Etkisi (-)” satırı “23.3 Ertelenmiş Vergi Gelir Etkisi (+)” olarak düzeltilerek “Dönem Net Karı/Zararı” satırını pozitif yönlü etkileyecek şekilde formülize edilmiştir.

17. “Ekler” kulakçığında “Ayrıntılı Bilanço ve Ayrıntılı Gelir Tablosu” “Katılım Bankaları”nın “Gelir Tablosu”nda yer alan,

a)    “18.2 Ertelenmiş Vergi Gider Etkisi (+)” satırı “18.2 Ertelenmiş Vergi Gider Etkisi (-)” olarak düzeltilerek “Sürdürülen Faaliyetler Dönem Net Karı/Zararı” satırını negatif yönlü etkileyecek şekilde formülize edilmiştir.

b)    “18.3 Ertelenmiş Vergi Gelir Etkisi (-)” satırının “18.3 Ertelenmiş Vergi Gelir Etkisi (+)” olarak düzeltilerek “Sürdürülen Faaliyetler Dönem Net Karı/Zararı” satırını pozitif yönlü etkileyecek şekilde formülize edilmiştir.

18. “Ekler” kulakçığında yer alan “Kurum Ortaklarına ve Yönetim Kurulu Üyelerine İlişkin Liste” Tablosuna “Yurtdışı Mukimi Kişinin Uyruğu” kolonu eklenmiştir.

19. “Ekler” kulakçığında yer alan “Gerçek Faydalanıcıya İlişkin Bilgiler” tablosunda yer alan “Nisan 2024 İtibariyle Güncel Bilgi İçermelidir’’ ifadesi “Nisan 2025 İtibariyle Güncel Bilgi İçermelidir’’ şeklinde güncellenmiştir.

20. “Ekler”, “Ayrıntılı Bilanço ve Ayrıntılı Gelir Tablosu” “Tek Düzen Hesap Planı” kulakçığının “Aktif’ ve “Pasif’ sekmelerinde yer alan “Enflasyon Düzeltmesi Sonrası Cari Dönem” sütunları kaldırılmıştır.

21. “Ek Bilgiler” kulakçığında yer alan “G.V.K. 40. Mad. Gereği İhracatta Götürü Gider Uygulamasından Yararlandınız Mı?” sorusu ve “Evet”, “Hayır” seçenekleri bu alandan kaldırılmıştır.

22. “Ek Bilgiler” kulakçığında “Gelecek Yıla Devreden Toplam Yatırım İndirimi İstisnası”

satırında bilgi bulunması halinde, izleyen dönem kazancı elverişliyse, sistem tarafından indirim yapılabilecektir.

İSMMMO

(04.04.2025)

Kaynak: 2024 Yılı Vergilendirme Dönemine İlişkin Yıllık Kurumlar Vergisi Beyannamesinde Yapılan Değişiklikler – MuhasebeTR

Kurumlar Vergisi Beyannamesi Hazırlanırken Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar

Kurumlar Vergisi Beyannamesi, her yıl şirketlerin mali durumunu ve vergi yükümlülüklerini belirlemek için hazırlanır. Ancak bu süreçte yapılan hatalar, ciddi mali sonuçlar doğurabilir. Bu yüzden, vergilendirme sürecini doğru ve eksiksiz yönetmek büyük önem taşır. Bu yazıda, beyannamenin hazırlanırken dikkat edilmesi gereken kritik noktaları ve olası hata paylarını detaylıca inceleyeceğiz.

  • Kurumlar Vergisinin Beyan ve Ödeme Süresi ile Oranı

Hesap dönemi takvim yılı olan kurumlar, 2024 hesap dönemine ilişkin hesaplanan kurumlar vergisini 1- 30 Nisan 2025 tarihleri arasında beyan eder ve öderler .2024 yılı vergilendirme döneminde genel oran %25’tir.

  •  Geçmiş Yıl Zararlarının Mahsubuna Dikkat

Kurumların ticari faaliyetlerden doğan zararları kurumlar vergisi beyannamesinde, her yıla ilişkin tutarları ayrı ayrı göstermek ve beş yıldan fazla nakledilmemek şartıyla geçmiş yılların beyannamelerinde yer alan zararları kurum kazancından indirilebilecektir.

7326 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun hükümlerinden yararlanan gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin, matrah artırımında bulundukları yıllara ait zararların %50’si, 2021 ve izleyen yıllar kârlarından mahsup edilmez.

7440 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun hükümlerinden yararlanan kurumlar vergisi mükelleflerinin, matrah artırımında bulundukları yıllara ait olup indirim konusu yapılmayan 2018 ila 2021 yıllarına ait geçmiş yıl zararlarının yarısı ile 2022 yılına ait zararının tamamı, 2023 ve müteakip yıl kârlarından mahsup edilmez.

  •  Geçici Vergilerin Mahsubu

Mahsup işleminin yapılabilmesi için üçer aylık dönemler itibarıyla tahakkuk ettirilen geçici verginin mutlak surette ödenmiş olması gerekmektedir. 

  • Ayrılan Amortismana Dikkat

Binek otomobillere ilişkin gider olarak dikkate alınabilecek amortismana esas bedelin tespitinde, binek otomobilin iktisap edildiği tarihte yürürlükte olan tutar dikkate alınacaktır.

2024 yılında satın alınan binek otomobil için amortisman olarak indirim konusu yapılabilecek tutar; ÖTV ve KDV hariç 790.000 TL, vergilerin maliyet bedeline eklendiği veya binek otomobilin ikinci el olarak iktisap edildiği hallerde 1.500.000-TL

  • Binek Otomobil Satıldıysa

Binek otomobillerinin mükellefler tarafından satışı halinde ilgili yıllarda amortisman ayırma aşamasında kanunen kabul edilmeyen gider olarak kazanca ilave olunan tutarların toplamı mükelleflerce vergiye tabi olmayan gelir olarak dikkate alınacak ve bu tutar, gelir veya kurumlar beyannamesinde “Diğer İndirimler” satırında gösterilmek suretiyle kazanç üzerinden indirim konusu yapılabilecektir.

  • Yıllara Yaygın İnşaat İşlerinde Stopajların Mahsubu

Birden fazla takvim yılına sirayet eden inşaat işlerin hakediş gelirlerinden %5  vergi kesintisi yapılmaktadır. GVK’nin 42’nci maddesi hükmü uyarınca bu işlerde kâr veya zarar işin bittiği yıl kati olarak tespit edilir ve tamamı o yılın geliri sayılır. Böylelikle kesilen bu vergiler verilecek kurumlar vergisi beyannamesinde bildirilen kurum kazancı üzerinden hesaplanacak kurumlar vergisinden mahsup edilir.

Mahsup neticesinde, mükellefe iadesi gereken bir vergi tutarının olması halinde bu tutar, mükellefin talebi doğrultusunda diğer vergi borçlarına mahsup edilir; mükellefin vergi borcunun olmaması halinde ise iade yapılır.

  • Taşınmazlar ve İştirak Hisseleri ile Kurucu Senetleri, İntifa Senetleri ve Rüçhan Hakları Satış Kazancı İstisnası

Kurumların, en az iki tam yıl süreyle aktiflerinde yer alan iştirak hisseleri ile aynı süreyle sahip oldukları kurucu senetleri, intifa senetleri, rüçhan hakları ve Kanunun 5/1-a maddesi kapsamında istisna kazançlarına kaynak oluşturan yatırım fonlarının katılma paylarının satışından doğan kazançların %75’lik kısmı (9160 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile istisna oranı %50 olarak belirlenmiştir) kurumlar vergisinden istisnadır.

7456 sayılı Kanunun 22 nci maddesiyle Kurumlar Vergisi Kanununa eklenen geçici 16 ncı maddesiyle, bu maddenin yürürlüğe girdiği 15/7/2023 tarihinden önce kurumların aktifinde yer alan taşınmazlar açısından kurumlar vergisi istisnası devam edecek olup, taşınmaz satış kazancı istisnası %50 yerine %25 olarak uygulanacaktır. İstisna uygulamasına konu olacak taşınmazlar, fonlar ve iştirak hisseleri ile kurucu senetleri, intifa senetleri ve rüçhan haklarının en az iki tam yıl (730 gün) süreyle kurumun aktifinde yer alması gerekmektedir.

  • Bu değerlerin satışından elde edilecek kazancın istisnadan yararlanan kısmının, pasifte özel bir fon hesabına alınması ve satışın yapıldığı yılı izleyen beşinci yılın sonuna kadar söz konusu fon hesabında tutulması gerekmektedir.
  • Bu istisnadan yararlanabilmek için, menkul kıymet ve taşınmaz ticaretiyle uğraşılmaması gerekmektedir. Menkul kıymet ve taşınmaz ticaretiyle uğraşan kurumların bu amaçla ellerinde bulundurdukları değerlerin satışından elde ettikleri kazançlar istisna kapsamı dışındadır.
  • Yıllara Yaygın İnşaat Ve Onarım İşlerinde FGK

Gelir Vergisi Kanununun 42 nci maddesi hükmüne göre birden fazla takvim yılına sirayet eden inşaat ve onarma işlerinde kâr veya zarar işin bittiği yıl kesin olarak tespit edilmekte ve kazancın tamamı o yılın geliri sayılarak vergilendirilmektedir.

Bu işlerle uğraşanların kullandıkları yabancı kaynaklara ilişkin finansman giderlerinin, işin kesin kâr veya zararının tespit edildiği yıl kazancının hesaplanmasında gider veya maliyet unsuru olarak dikkate alınması gerektiğinden, gider kısıtlamasına ilişkin uygulama da aynı dönemde yapılacaktır.

  • Yurt Dışında Yapılan İnşaat Ve Onarım İşlerinde İstisna

Yurt dışında bulunan işyerleri veya daimi temsilcileri aracılığıyla yapılan ve yurt dışında vergilendirilen inşaat, onarım, montaj işleri ile teknik hizmetlerden sağlanan kazançlar, herhangi bir koşula bağlanmaksızın kurumlar vergisinden istisna edilmiştir.

  • Yurt Dışı Şube Kazançları İstisnası

İstisnadan yararlanılabilmesi için, yurt dışında bulunan iş yerleri veya daimi temsilciler aracılığıyla elde edilen kurum kazançlarının;

• Doğduğu ülke vergi kanunları uyarınca en az %15 oranında gelir ve kurumlar vergisi benzeri toplam vergi yükü taşıması,

• Elde edildiği hesap dönemine ilişkin yıllık kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihe kadar Türkiye’ye transfer edilmiş olması,

• İştirak edilen şirketin ana faaliyet konusunun, finansal kiralama dahil finansman temini, sigorta hizmetlerinin sunulması veya menkul kıymet yatırımı olması durumunda, bu kazançların doğduğu ülke vergi kanunları uyarınca en az Türkiye’de uygulanan kurumlar vergisi oranında (2024 hesap dönemi için %25) gelir ve kurumlar vergisi benzeri toplam vergi yükü taşıması, gerekmektedir.

  •  Sermaye Artışı Yaptıysanız Dikkat

Nakdi sermaye artışı faiz indirimi, Kurumlar Vergisi Kanununun 10/1-ı maddesi kapsamında sermaye şirketlerinin nakit sermaye artırımları için bir teşvik uygulamasıdır. Yeni kurulan veya nakit sermaye artıran şirketlerde, konan veya artırılan nakit sermaye üzerinden, TCMB faiz oranın %50’sine isabet eden kısmı kurumlar vergisi matrahından indirilebilir. Nakdi sermaye artışlarının, yurt dışından getirilen nakitle karşılanan kısmı için bu oran %75 olarak uygulanır.

İndirim hesaplamasına konu edilebilecek sermaye artışı tutarı, artırılan sermayenin ortaklarca şirketin banka hesabına nakit olarak fiilen yatırılan kısmı ile sınırlı olup taahhüt edilen sermayenin, ortaklar tarafından nakit olarak şirketin banka hesabına fiilen yatırılmayan kısmı indirim tutarının hesaplanmasında dikkate alınmayacaktır.

2024 yılı için nakit sermaye artırımı üzerinden hesaplanan faiz İndirimi uygulamasında %55,58 oranı kullanılacaktır.

  •  Sat-Kirala-Geri Al İşlemlerinden Doğan Kazançlarda İstisna

Her türlü taşınır ve taşınmaz malların 6361 sayılı Kanun kapsamında geri kiralama amacıyla ve sözleşme sonunda geri alınması şartıyla, kurumlar tarafından finansal kiralama şirketleri, katılım bankaları ile kalkınma ve yatırım bankalarına satışından doğan kazançlar ile bu kurumlarca söz konusu varlıkların devralındığı kuruma kira süresi sonunda devrinden doğan kazançlar kurumlar vergisinden istisna edilmiştir.

  • 14.000-TL’sını Aşmayan Tahsil Edilemeyen Alacaklar

2024 yılı için 14.000-TL’sını aşmayan alacaklar için dava ve icra şartı aranmadan yazılı olarak bir defadan fazla istenmesine rağmen borçlu tarafından ödenmemiş ise doğrudan şüpheli ticari alacak karşılığı ayrılabilmektedir.

  •  İhracat ve Üretim Faaliyetlerinde Vergi İndirimi

1/10/2023 tarihinden itibaren verilmesi gereken beyannamelerden başlamak üzere; kurumların 2023 yılı ve izleyen vergilendirme dönemlerinde elde edilen kazançlarına, ihracat yapan kurumların münhasıran ihracattan elde ettikleri kazançlarına kurumlar vergisi oranı 5 puan indirimli olarak uygulanacaktır.

Aracılı ihracat sözleşmesine dayanarak imalatçı veya tedarikçi kurumların, dış ticaret sermaye şirketleri veya sektörel dış ticaret şirketleri üzerinden gerçekleştirdikleri ihracat faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlarına da bu indirim uygulanır.

Buna göre;

• İhracat yapan kurumların sadece ihracattan elde ettikleri kazançlarına kurumlar vergisi oranı 5 puan,

• Sanayi sicil belgesini haiz ve fiilen üretim faaliyetiyle iştigal eden kurumların sadece üretim faaliyetinden elde ettikleri kazançlarına kurumlar vergisi oranı 1 puan indirimli uygulanır

  •  Uyumlu Mükelleflere Vergi İndirimi

Kurumlar vergisi mükelleflerinden (finans ve bankacılık sektörlerinde faaliyet gösterenler, sigorta ve reasürans şirketleri ile emeklilik şirketleri ve 52 emeklilik yatırım fonları hariç olmak üzere) gerekli şartları taşıyanların kurumlar vergisi beyannameleri üzerinden hesaplanan verginin %5’i, ödenmesi gereken kurumlar vergisinden indirilir.

Buna göre mükelleflerin;

• İndirimin hesaplanacağı beyannamenin ait olduğu yıl ile bu yıldan önceki son iki yıla ait vergi beyannamelerinin kanuni süresinde verilmiş olması,

• Yukarıdaki bentte belirtilen süre içerisinde kesinleşmiş olması koşuluyla vergi beyannamelerindeki vergi türleri itibariyle ikmalen, re’sen veya idarece yapılmış bir tarhiyat bulunmaması

• İndirimin hesaplanacağı beyannamenin verildiği tarih itibarıyla,  vergi beyannameleri üzerine tahakkuk eden vergilerin ödenmiş olması

• Vergi indiriminin hesaplanacağı beyannamenin ait olduğu yıl ile önceki dört takvim yılında Vergi Usul Kanununun 359 uncu maddesinde sayılan fiillerin işlenmemiş olması, şarttır.

  • Enflasyon Düzeltmesi

2023 yılı brüt satış toplamı 50 milyon TL’nin altında olan mükellefler, 2024 yılı 2. ve 3. geçici vergi dönemlerinde enflasyon düzeltmesi yapmadılar. Ancak, 31.12.2024 itibarıyla kazançlarını bilanço esasına göre tespit eden tüm gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin enflasyon düzeltmesi yapması gerekecek. Yapılacak düzeltme sonucu oluşan düzeltme farkları gelir tablosuna gelir veya gider olarak yansıyacak ve ödenecek kurumlar vergisi ya da gelir vergisini doğrudan etkileyecek.

  • Diğer Önemli Noktalar
  • Faiz gelir ve giderlerini etkileyen hesaplamaların ve tahakkukların kontrol edilmesi
  • Ödenmemiş SGK primleri var ise KKEG olarak yazılıp yazılmadığı kontrol edilmeli
  • Kesinti yoluyla ödenen vergilerin beyan edilen kazançla ilgili olup olmadığı kontrol edilmeli
  • Var ise yenileme fonunun süresine dikkat edilmeli
  • Kanunen Kabul Edilmeyen Gider hesapları detayı kontrol edilmeli
  • Cari yılda yapılan dövizli işlemlerin değerlemesinde ve tahsilatı ile ödenmesinde  oluşan kur farklarının değerlemeleri kontrol edilmeli
  • 2024 yılında tahsil edilemeyen alacak var ise ve icra takibi başlatıldıysa şüpheli ticari alacak karşılığı ayrılıp ayrılmadığı kontrol edilmeli
  • Transfer fiyatlandırması, kontrol edilen yabancı kurum ve örtülü sermayeye ilişkin bilgilere ait formların ilişkili veri olması halinde doldurulup doldurulmadığı kontrol edilmeli

02.04.2025

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

Vergisel Yükümlülükler Gelire Göre Mi Belirlenmeli, Basit Usul ve İşyeri Kira Geliri Elde Edenlerle Diğer Gelirleri Elde Edenlerin Yükümlülükleri Farklı Olmalı Mı, Denetimde Meslekler Mi Şirketler Mi Ağırlıklı Olmalı

VERGİLENDİRMEDE ADALET AMACI

Maliye tarafından yapılan ve yapılmakta olan denetimlerde amacın; “Vergilendirmede Adalet” yani çok kazanandan çok, az kazanandan az vergi alınması olduğu iletişim araçlarıyla mükelleflere duyurulmuştur.

Vergilendirmede Adalet” ilkesi ödenecek vergi ve vergilendirme süreçlerini de kapsayan, bu süreçlerin adaletli ve eşit muameleyle sürdürülmesi gerektiği sonucunu doğuran bir ilkedir.

“Vergi Denetiminde Adalet”  Vergilendirmede adalet için, vergi denetimlerinin de mükellefler arasında adil şekilde uygulanması gerekir. Vergi Denetim baskısı ve ceza tehdidini her mükellef, risk ve gelir beyan durumuna göre, eşit şekilde hissetmelidir.

DENETİMLERDE ÖNE ÇIKAN MESLEKLER

T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığının son zamanlarda, özellikle Serbest Meslek Erbaplarını mercek altına aldığı sosyal medya paylaşımlarından ve çevremizden duymaktayız. Meslekler bazında inceleme, tarhiyat ve ceza verisi bilgileri sosyal medyada paylaşılmaktadır.

SERBEST MESLEK YAPAN DOKTORLAR, AVUKATLAR VE DİĞERLERİ…

Toplumda bazı meslekleri yapanların çok kazandığı algısı vardır, doğru olma ihtimali yüksektir de, çünkü bu meslekler toplumun her ferdiyle iletişime geçebilen, göz önünde olan mesleklerdir. Aynı şekilde serbest meslek olmasa da restoranlar da dikkat çeken mükellefler olup, son zamanlarda bunlarla ilgili de denetimler gündeme gelmiştir.

T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı, Risk Analiz Merkezi (RAM), risk değerlendirmelerine ve genel konularda vergi incelemeleri yapmaktadır. Son zamanlarda riskli bulunan mesleklere Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından imzasız bir bilgilendirme E-Tebliği gönderildiği, bunların arasında doktorluk mesleği bulunduğu bilgisi bulunmaktadır.

GİB UYARI TEBLİGATLARINDA BELİRTİLEN MAAŞ/ÜCRET – GELİR VERGİSİ BEYANI ANALİZİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ

Vergi denetimlerinde, T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı her türlü veri ve yapay zekayı kullandığı bilinmektedir. Ancak serbest meslek mükelleflerine GİB tarafından son zamanlarda gönderilen e-tebligatın şu kısmı dikkat çekmektedir. “Başkanlığımız kayıtlarından doktor olarak serbest meslek faaliyetinde bulunduğunuz anlaşılmıştır. Gelir vergisi beyannamelerinin verildiği bu dönemde kamu ve özel sektör çalışan doktorların elde ettiği ücret gelirleri analiz edildiğinde, serbest çalışan doktorlar tarafından beyan edilen ortalama kazançların çok düşük olduğu tespit edilmiş…” şeklinde bir analiz yapıldığı ve buna göre risk tespiti değerlendirmesi olduğu görülmüştür.

Vergilendirmede adalet ilkesine göre; çok kazananın ve beyan etmeyenin daha fazla denetim baskısı ve ceza tehdidiyle karşılaşması gerektiği doğaldır. Bu örnek tebligatın her riskli sektör mükelleflerine eşit şekilde yapılması, ayrıca analiz konuları içinde varsa kamu/özel sektör çalışanı ücret geliri ile kıyaslama analizinin her serbest meslek için yapılması gerekmektedir. Hatta matrahsız veya düşük matrahlı beyanname veren büyük şirketlere de, “bir asgari ücretli geliri kadar vergi ödemediğiniz görülmüştür…” şeklinde bir uyarı yazısı gönderilmesi olası olabilir.

  • Kamu/Özel sektör çalışanlarının gelirleri ile Serbest Meslek Erbabının Gelir Vergisi Beyanlarının kıyaslanması analizi çeşitli başarısızlıkları içerebilir.
  • Ücret/Gelir Beyanı kıyaslaması yapılacaksa bir veya birkaç mesleğe değil tamamına yapılması gerekir. Örneğin taksicilik faaliyeti yapanlara da kamu/özel sektörde çalışan şoförlerin yıllık gelirinin ve taksicilik faaliyeti yapanların gelir beyanının kıyaslanması veya Şirketlere de gelir analizi yapılması gerektiği gibi…
  • Ücret, Maaş ve Gelir Vergisi Beyanları analizinde; ücret gelirinden kesinti yöntemiyle ödenen vergi, meslek mensubunun beyanı dışında kendisinden kesilen, beyan yükümlülüğü ve iradesi olmadan alınan vergidir. Serbest meslek erbabı ise hiç gelir beyan etmese dahi beyanname damga vergisi ödemekle yükümlüdür, ayrıca faaliyetleri hizmet olduğundan KDV üreten ve KDV ödeyen vergi birimleridir. Bu anlamda Hazine geliri olarak, elde edilen vergi gelirinin tamamı düşünülmelidir.
  • Serbest meslek erbapları, sermayeden ziyade şahsi bilgisi ve tecrübesi önde tutulan işler yapmakta olsa da, beyan ve yükümlülükleri bakımından bir işletme gibi çalışan ekonomik birimlerdir. İşe başlayan işletme sabit kıymet yatırımı, kredi, giderler, müşteri edinmesi vs. gibi durumlar nedeniyle ilk yıllarda karlılıktan söz edilemeyeceği durumlar serbest meslek erbapları için de geçerlidirÖRNEĞİN bir diş hekiminin faaliyeti için oldukça ciddi sermaye gerekmekte, sabit cihazlar, tedavide kullanılan tamamına yakını ithal yüzlerce alet, edevat, ilaçlar ve en önemli maliyetlerinden biri diş protezciliği işleminin yüksek maliyetli olması gibi, yeni mezun bir hekimin kar etme olasılığı değerlendirilmelidirMemur veya çalışan hekimlerin sabit yatırım ve zarar riskinin olmadığı, çalıştıran kurumun zararına katılmadıkları, çalıştıran kurumların işçi çalıştırma seviyesinde ve tarihsel olarak uzun yıllar faaliyette müşteri potansiyeli olan ve kâra geçmiş işletmeler (hastaneler) olduğu göz önüne alınmalıdır. Daha geniş kapsamlı düşünüldüğünde, SGK’nın örneğin diş tedavilerini neden özel sektöre daha fazla yayma politikası olduğu, cihazlar, ilaçlar vs. giderlerin yüksekliği, işlemin kamu zararı doğurma ihtimali gibi sebeplerinden biri midir, araştırılması gerekir. Yapılan mesleklerde çok fazla kazanan azınlık bir grubun genele teşmil edilmesi durumu söz konusu mu, atanmayan ve işsiz olan genç, işe yeni başlayan meslek mensuplarının sayısı, sektöre giriş ve karlılığa geçiş zamanı gibi ekonomik verilerin de analize katılması. Ancak memur/serbest meslek erbabı geliri analizinde anlamlı bilgiler verebilecektir.

UYGULAMALARDAKİ BAZI ELEŞTİRİLER

Vergi Usul Kanununa göre “vergi incelemesi”; Vergi Müfettişleri, Vergi Müfettiş Yardımcıları, ilin en büyük mal memuru veya vergi dairesi müdürleri tarafından yapılır. Sonucunda tutanak ve vergi inceleme raporu yazılır. “Vergi Denetimi” ise yukarıda bahsettiğimiz gibi, her türlü Risk Analizi sonucu riskli tespitlerin araştırılması, yoğun ve yaygın denetimi, hasılat denetimi, yoklama gibi Gelir İdaresi Tarafından yapılan, vergi inceleme niteliğinde olmayan, sonucunda rapor yazılmayan idari işlemler olarak tanımlanabilir. İzaha Davet ve Vergiye Gönüllü uyum son zamanlarda sık kullanılan vergi denetiminin süreçlerinden bazılarıdır.

  • Vergi İncelemeleri hukuksal bir tutanak ve vergi inceleme raporuyla sonuçlarının ortaya konulduğu ve mükellef haklarının yazılı olarak ve sözlü olarak kullanmasına müsait bir süreçtir. Vergi Denetimi içindeki gönüllü uyum; bir vergi inceleme raporu değil, mükellefe yapılan tespitlerin bildirilip, (İban transferleri vs. bilgiler) gönüllü olarak beyan vermesinin sağlandığı bir sistemdir. Burada mükelleflerin yasal haklarını ve beyanlarının hukuki sonuçlarının bilinmesi konularında riskler mevcuttur. Örneğin İBAN transferi veya Vergi Dairesinin bildirdiği tutarın ne kadarının hasılat, ne kadarının kazanç olduğunun ispatlanması idare tarafından vergi inceleme raporuna bağlanması gerekir.
  •  Vergi Usul Kanunu 267’nci Maddesinde; İkinci sıra: (Maliyet bedeli esasıEmsal bedeli belli edilecek malın, maliyet bedeli bilinir veya çıkarılması mümkün olursa, bu takdirde mükellef bu maliyet bedeline, toptan satışlar için % 5, perakende satışlar için % 10 ilave etmek suretiyle emsal bedelini bizzat belli eder. Denilmektedir. Buna istinaden belirlenen hasılatın %5 veya %10’unun kazanç olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır.
  • Gelir tespiti sadece bir veriden yapılmamalı, VUK 3 – İşlemlerin Gerçek Mahiyetinin Esas olduğu ilkesine uygun hareket edilmedir. Sadece İBAN verilerinden mükellefin gelirinin tespit edilemeyeceğine daire Danıştay kararları da mevcuttur. Öncelikle Mükellefin gerçek geliri tespit edilmeli, hasılat olarak belirtilen tutara “Maliyet” verilmeli bu maliyetin gerçek mahiyeti ortaya çıkarılmalı yoksa VUK hükümlerine göre yukarıda belirtilen emsal bedeli tespitinde kullanılan oranlar kullanılmalı ve ortaya çıkan kazancının vergiye tabi tutulması gerekir.
  • Büyük kurumların işlem yoğunluğu bakımından, Serbest Meslek Erbaplarından oranla daha fazla denetim ve ceza tehdidiyle karşılaşması gerekmektedir. Şirketlerin yatırım yaptıkları için karlılığa geçemedikleri kabul ediliyorsa, sabit yatırım zorunluluğu olan serbest mesleklerde de bu durum kabul edilmelidir. Şirketlerde karlılık oranlarının örneğin alış ve satış arasında %2 gibi, kabul edilip, serbest meslek erbaplarının maliyetlerinin yüksekliği göz ardı edilmemelidir.

RİSKİN KAYNAĞININ ARAŞTIRILMASI VE DENETLENMESİNİN ÖNEMİ

Sadece Gelir Vergisi Beyannamelerine bakılarak yapılan değerlendirme anlamsız olacaktır. Serbest meslek erbaplarının da beyanlarında karlılığı engelleyici yasal veya denetimsizlik nedenli sebepler olabilir. Örneğin, Sektörün Maliyetini Belgelendirmede sorunu var mı? Alt mükelleflerinin de denetime tabi tutularak vergi bilincinin geliştirilmesi gerekir. Maliyet gösteremeyen mükellef gelirini tam olarak beyan ettiğinde zarara girme düşüncesinden, kayıt dışına yönlenmesi olasıdır.

YÜKÜMLÜLÜKTE EŞİTLİK HUSUSUNA DİKKAT ETMEK GEREKİR

Bazı mükelleflerin vergi denetimi ve ceza tehdidini yükümlülükleri üzerinden yoğun hissederken, bazılarının hissetmemesi ve bu iki durumdaki mükelleflerin gelirlerinin yakın veya sorumluluk hissetmeyenin gelirinin daha fazla olması vergilendirme adalet ilkesine aykırı olacaktır. Örneğin;

KONUT KİRA VE İŞYERİ KİRA GELİRİ ELDE EDENLERİN DURUMU

Konut kira geliri elde eden mükelleflere GİB tarafından SMS’ler gönderilmekte, Bankalardan bilgi toplanıp, e-tebligat gönderilmekte, mükellefler beyan vermeyle yükümlü tutulmaktadır. Ancak, dükkan/ofis kirası elde eden mükellefler, kiracısı mükellef olduğunda genel olarak kesinti yöntemiyle vergisi alınmakta, iş yeri kira gelirinde 2024 yılı 230.000 TL, 2025 yılı 330.000 TL’ye kadar istisna tutulduğundan, geliri elde edenin beyanname verme yükümlülüğü söz konusu olmamaktadır. Büyük kurumsal iş yerleri haricinde, küçük ofis, dükkanların büyük kısmının, bu mükelleflerin konut kira geliri elde edenler bakımından, yükümlülük kiracıya yüklendiğinden daha rahat olduğu söylenebilir. Oysa tevkifatın anlamı, vergi güvenliği açısından gelirin kaynağından kesilmesi iken, konut kira geliri elde edenlerin, işyeri kirası elde edenlere göre daha güvenli olduğu kıyaslaması doğru mu değerlendirilmelidir. Kısaca küçük dükkan ve ofislerin vergi yükümlülüğünün geliri elde edene verilmesi gerektiğini düşünmekteyiz. Zira uygulamada bu verginin dükkan sahibinden kesilemediği, bu vergi yükü ve beyan yükümlülüğünü dükkan sahiplerinin hiç hissetmedikleri araştırma sonucu ortaya çıkarılabilecektir.

BASİT USULLE ÇALIŞANLARDAN, BASİT OLMAMASI GEREKENLER VAR MI ANALİZ EDİLMELİDİR.

Basit usulle çalışabilen ve gerçek usulle çalışanlardan daha fazla gelir elde edebilen sektörler araştırılmalı ve yükümlülüklerinin gerçek usulle eşitlenmesi gerekmektedir. Özellikle bu konuda Serbest Muhasebeci ve Mali Müşavirlerden bilgi ve görüşler alınabilir. Basit Usul hususu bu mesleği de etkilemekte, defter, beyan, KDV gibi yükümlülük hususlarında avantajlı olduklarından söz konusu mesleğin iş potansiyelini de düşürmekte ve vergi gelirine de olumsuz etki ettiği söylenebilir. Zira bu basit usulle çalışan ekonomik birimler, kendini geçindirebilecek bir geliri olması gerektiği kabul edilir. Yazımızın önceki bölümlerinde belirtilen ücret/maaş geliri kadar beyan etmediğinden bahisle gönderilen e tebligatlarda belirtilen analizler bu meslekleri yapanlara da uygulanmalı, bir işçi kadar gelirleri olduğundan (olmasa işlerine devam etmeyecekleri düşünülürse) bir işçi kadar vergi ödemeleri ve vergisel beyan yükümlülüklerinin olması gerektiği düşünülmektedir.

Sonuç olarak; Vergi Usul Kanunu 3’ncü Maddede Vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya, ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti esas olduğu, 134’üncü maddesine göre; “Vergi incelemesinden maksat, ödenmesi gereken vergilerin doğruluğunu araştırmak tespit etmek sağlamak olduğu, belirtilmiş olup, bu ilkelerin ve vergisel yükümlülüklerin tüm mükelleflere, vergilendirmede eşitlik ilkesine göre uygulanması, vergi bilincinin gelişmesinde, gönüllü uyum ve beyan esasının, işlemlerin gerçek mahiyetine göre işlemesi açısından önemlidir.

02.04.2025

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

Vergi Uygulamasında Örtülü Sermaye

VERGİ GÜNDEMİ

Bilindiği gibi şirketler ve ticari işletmeler, sahipleri veya ortaklarının faaliyetin yürütülmesi için tahsis ettikleri sermaye ile faaliyetlerini icra ederler. Tahsis edilen sermayenin ve yedek akçelerin yetersiz kaldığı hallerde borçlanırlar. Bununla beraber, öz kaynak-yabancı kaynak dengesi ve yabancı kaynağın niteliği de önemlidir.

Ortaklar sermaye artırmak yerine şirkete borç verme yoluna gittiklerinde kurum kazancının doğru beyanı konusunda sorunlar çıkabilmektedir. Kurum kazancı beyan edilip vergisi ödenmeden, ortaklara kar dağıtımı yapılması sonucu doğabilmektedir. Örtülü sermaye ve örtülü kazanç dağıtımı gündeme gelmektedir.

Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 12’nci maddesinde, örtülü sermaye uygulamasında borç/öz sermaye oranı, ortakla ilişkili kişi ve öz sermaye tanımlarına açık bir şekilde yer verilmiştir. Yazımızda örtülü sermaye sayılan ve sayılmayan borçlanmalar üzerinde duracağız.

 Örtülü sermaye kavramı ve borç/öz sermaye oranı

 

Kurumların, ortaklarından veya ortaklarla ilişkili olan kişilerden doğrudan veya dolaylı olarak temin ederek işletmede kullandıkları her türlü borcun, hesap dönemi içinde herhangi bir tarihte, kurumun hesap döneminin başındaki öz sermayesinin üç katını aşan kısmı, ilgili hesap dönemi için örtülü sermaye sayılacaktır. İşletmede kullanılan borçların örtülü sermaye sayılabilmesi için;

  • Doğrudan veya dolaylı olarak ortak veya ortakla ilişkili kişiden temin edilmesi,
  • İşletmede kullanılması,
  • Bu şekilde kullanılan borcun hesap dönemi içinde herhangi bir tarihte, kurumun hesap döneminin başındaki öz sermayesinin üç katını aşması gerekmektedir.

 Ortak ve ilişkili kişiler

Maddede ortaklardan kullanılan kredilerin diğer şartların yerine gelmesi halinde örtülü sermaye sayılacağı öngörülmektedir.

Ortaklık ilişkisi, bir kurumun hem ortak olduğu kurumlarla hem de söz konusu kuruma ortak olan gerçek kişi ve kurumlar ile olan ilişkisini kapsamaktadır. Bu ilişkide herhangi bir ortaklık payı sınırı bulunmamakla beraber İstanbul Menkul Kıymetler Borsasında işlem gören hisselerin elde bulundurulması halinde, bu hisselerin ait olduğu kurumlardan yapılan borçlanmalarda örtülü sermayenin oluşabilmesi için, bu şekilde elde bulundurulan hisselerin sağladığı ortaklık payının en az %10 olması gerekmektedir.

Örtülü sermaye uygulanmasında ortakla ilişkili kişi;

  • Ortağın, doğrudan veya dolaylı olarak en az %10 oranında ortağı olduğu veya en az %10 oranında oy veya kâr payı hakkına sahip olduğu bir kurumu ya da
  • Doğrudan veya dolaylı olarak ortağın veya ortakla ilişkili bu kurumun sermayesinin, oy veya kâr payı hakkına sahip hisselerinin en az %10’unu elinde bulunduran bir gerçek kişi veya kurumu ifade etmektedir.

Görüldüğü üzere, ortakla ilişkili sayılan kişi ve kurumlarda, en az %10 oranında sermaye, oy ya da kâr payı hakkına sahip olma şartı aranmaktadır. Gerçek kişi veya kurumların, borç kullanan kurumlara, %10 oranından daha az sermaye, oy veya kâr payı hakkı bulunması halinde, ortakla ilişkili kişi sayılmaları söz konusu olmayacaktır.

 Borcun doğrudan veya dolaylı olarak temin edilmesi

Borcu kullanan kurumun, borcu ortaklık ilişkisi olan bir kurumdan veya ortakları ile ilişkili bir başka kurumdan doğrudan temin etmemesi örtülü sermayenin mevcut olmayacağı anlamına gelmemektedir.

Borcun, ortak veya ortakla ilişkili kişiden ancak üçüncü kişi üzerinden dolaylı olarak temin edilmesi durumunda da örtülü sermaye söz konusu olabilecektir. Dolaylı olarak temin edilen borçlanmalarda araya birden fazla kurumun girmesi borcun örtülü sermaye olarak kabul edilmesine engel teşkil etmemektedir.

 Borcun işletmede kullanılması gereği

Örtülü sermayeden söz edilebilmesi için borcu alan kurumun bu borcu işletme veya yatırım harcamalarında kullanması gerekmektedir. Bu borcun aynı şartlarla diğer başka bir kuruma aktarılması halinde, işletmede kullanılan bir borçtan söz etmek mümkün olmayacak ve bu borçlanma nedeniyle örtülü sermaye oluşmayacaktır.

Buna karşılık borcu kullanan kurumun aynı zamanda borç kullandığı ortak veya ortakla ilişkili kişiden alacağının olması durumunda örtülü sermayenin varlığının tespitinde bu kurumdan olan alacağın bu kuruma olan borca mahsup edilmesi söz konusu olmayacaktır.

 Borcun öz sermayenin üç katını aşması

Ortak veya ortakla ilişkili kişiden temin edilip işletmede kullanılan borçların örtülü sermaye olarak kabul edilebilmesi için bu borçların hesap döneminin başındaki öz sermayenin üç katını aşması gerekmektedir.

Dolayısıyla, ortak veya ortakla ilişkili kişilerden yapılan borçlanmalarda, bu kişilerden alınan borçların toplamının hesap dönemi başındaki öz sermayenin üç katı ile karşılaştırılması ve bu oranı aşan borç tutarlarının oranı aştıkları sürece ilgili hesap dönemi için örtülü sermaye olarak dikkate alınması gerekmektedir.

Yabancı para üzerinden yapılan borçlanmalara ilişkin borç/öz sermaye hesabında, her bir borcun alındığı tarihte geçerli olan döviz kuru esas alınacaktır. Yabancı para üzerinden alınan borcun vadesinin izleyen yıla sarkması halinde, izleyen yıl için söz konusu hesaplama, borcun ödenmeyen tutarının bilanço günü itibarıyla Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre değerlenmiş tutarı esas alınmak suretiyle yapılacaktır.

Ortakların işletmeye kullandırdığı borçların kurumun öz sermayesinin üç katını aşan kısmı, diğer şartların da gerçekleşmesi halinde örtülü sermaye olarak değerlendirilmiştir. Bu karşılaştırma sırasında; ortak veya ortakla ilişkili kişi olmakla birlikte ana faaliyet konusuna uygun olarak faaliyette bulunan banka veya benzeri kredi kurumlarından yapılan borçlanmalar %50 oranında dikkate alınacaktır. Yalnızca ilişkili şirketlere finansman temin eden kredi şirketlerinden yapılan borçlanmalarda %50 oranı dikkate alınmayacak olup genel kurallar çerçevesinde işlem yapılacaktır.

Hangi öz sermaye

Düzenlemedeki öz sermaye; kurumun Vergi Usul Kanunu uyarınca tespit edilmiş olan hesap dönemi başındaki öz sermayesini ifade etmektedir. Vergi Usul Kanununun 192 nci maddesi uyarınca öz sermaye, aktif (mevcutlar ile alacaklar) toplamı ile borçlar arasındaki farktır. Yeni kurulan kurumlar bakımından kuruluş tarihinde anılan Kanuna göre tespit edilen öz sermaye tutarı, hesap dönemi başındaki öz sermaye olarak dikkate alınacaktır.

Buna göre, kurumların yapmış oldukları borçlanmaların örtülü sermaye olup olmadığı yönündeki tespit, hesap dönemi başındaki bilançoda yer alan öz sermaye ile kıyaslanmak suretiyle yapılacaktır.

Kurumun dönem başı öz sermayesinin sıfır veya negatif değerler taşıması durumunda, söz konusu kurumun ortak ve ortaklarla ilişkili kişilerden yaptığı borçlanmaların tamamı örtülü sermaye olarak değerlendirilecektir.

Mal ve hizmet alımı ve örtülü sermaye sayılabilecek borçlar

Örtülü sermaye uygulamasında temin edilen borcun tamamının değil, sadece öz sermayenin üç katını aşan kısmının örtülü sermaye sayılması ve bu kısma ilişkin faiz, kur farkı ve benzeri giderlerin, Kurumlar Vergisi Kanunu uygulamasında gider kabul edilmemesi hüküm altına alınmıştır.

Kanunda, borcun hesap dönemi içinde herhangi bir tarihte, kurumun öz sermayesinin üç katını aşan kısmı örtülü sermaye olarak kabul edildiğinden, bu limiti aşan kısma isabet eden faiz, kur farkı ve benzeri giderlerin, geçici vergi dönemleri de dahil olmak üzere, vergi matrahından indirilmesi mümkün olmayacaktır.

Piyasa koşulları ve ticari teamüllere göre yapılan vadeli mal ve hizmet alımları ile ilgili olarak ortaya çıkan borçlanmalarda, vade farkı tutarları ayrıca hesaplanmış olsa da bu borç tutarları örtülü sermayenin varlığının tespitinde dikkate alınmayacaktır. Söz konusu süreleri aşan vadeli alımlar nedeniyle ortaya çıkan borçlar örtülü sermayenin varlığının tespitinde dikkate alınacak; bu şekilde hesaplanan örtülü sermaye tutarına isabet eden vade farkları tespit edilerek örtülü sermaye üzerinden ödenen faiz olarak kabul edilecektir.

Öte yandan, gelecekte yapılacak bazı mal ve hizmet teslimleri karşılığında peşin alınan ya da verilen değerleri ifade eden avanslar, sipariş yöntemi ile mal alan işletmenin, sipariş ettikleri iktisadi değerlerin üretiminde üretici işletmeye finansman imkanı sağlamak amacıyla verilebileceği gibi, satış fiyatını düşük tutmak veya satış garantisi sağlamak amacıyla da verilebilmektedir. Avanslar hangi amaçla verilirse verilsin işletmeye finansman imkanı sağladığı açıktır. Dolayısıyla, alınan avanslar da işletme bakımından alınan borç olarak değerlendirilecek ve örtülü sermaye hesaplamasında dikkate alınacaktır. Ancak, inşaat işlerinde yapılan iş kısmı ile orantılı olarak hesaplanıp ödenen istihkak bedellerinin avans olarak kabul edilip örtülü sermayenin hesabında borç unsuru olarak dikkate alınması söz konusu değildir.

 Örtülü Sermaye Sayılmayacak Borçlanmalar

 Gayri nakdi teminatlar karşılığında üçüncü kişilerden yapılan borçlanmalar

Kurumların ortaklarının veya ortaklarla ilişkili kişilerin sağladığı gayri nakdi teminatlar karşılığında üçüncü kişilerden yaptıkları borçlanmalar örtülü sermaye sayılmaz.
Nakdi teminat karşılığında sağlanan krediler ise borç/öz sermaye oranının hesabında işletmeye verilen borç olarak dikkate alınacaktır.

Kurumun kasasında veya bankada bulunan yerli veya yabancı paralar ile her an nakde çevrilebilen çekler, altın, Devlet Tahvili, Hazine bonosu, Toplu Konut İdaresince çıkarılan veya İMKB’de işlem gören hisse senetleri, tahvil ve bonolar dışındaki her türlü teminat gayri nakdi teminat olarak değerlendirilecektir.

 Banka ve finans kurumlarından temin edilerek kullandırılan borçlar

Ortaklar vasıtasıyla kurumların iştiraklerinin, ortaklarının veya ortaklarla ilişkili kişilerin, banka ve finans kurumlarından ya da sermaye piyasalarından temin ederek aynı şartlarla kısmen veya tamamen kullandırdığı borçlanmalar örtülü sermaye sayılmaz.

Buna göre, kurumların iştiraklerinin, ortaklarının veya ortaklarla ilişkili kişilerin banka veya finans kurumlarından ya da sermaye piyasalarından temin ederek aynı şartlarla, yani kredi sözleşmesinin içerdiği vade, faiz oranı ve benzeri kullandırılma şartlarında herhangi bir değişiklik yapılmadan kısmen veya tamamen kullandırdığı borçlanmalar, örtülü sermaye kapsamı dışında tutulmuştur. Buna göre, kredibilitesi olan grup şirketinin, anılan kaynaklardan temin edip ihtiyacı olan diğer grup şirketlerine aynı şartlarla kısmen veya tamamen aktardığı krediler örtülü sermaye tutarının tespitinde borç olarak dikkate alınmayacaktır. Dolayısıyla, grup şirketinin finans kuruluşlarından temin etmiş olduğu krediyi, aynı faiz ve vade ile birden fazla şirkete paylaştırması durumunda örtülü sermayeden söz edilemeyecektir.

 Bankalar tarafından yapılan borçlanmalar

Bankacılık Kanununa göre faaliyette bulunan bankalar tarafından yapılan borçlanmalar örtülü sermaye sayılmaz.

Bankalar tarafından alınan kredilere ilişkin olarak Bankacılık Kanununda gerekli düzenlemeler yer aldığından, Kurumlar Vergisi Kanununda ayrıca düzenleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Bu nedenle, bankalar tarafından kendi faaliyet konuları çerçevesinde, ulusal ve uluslararası piyasalardan yapılan borçlanmalar, herhangi bir şarta bağlı olmaksızın örtülü sermaye kapsamında değerlendirilmeyecektir.

Finansal kiralama şirketleri, finansman ve faktoring şirketleri ile ipotek finansman kuruluşlarının bankalardan yaptıkları borçlanmalar

Finansal Kiralama Kanunu kapsamında faaliyet gösteren finansal kiralama şirketleri, Finansal Kiralama, Faktoring, Finansman Ve Tasarruf  Finansman Şirketleri Kanunu kapsamında faaliyet gösteren finansman ve faktoring şirketleri ile ipotek finansman kuruluşlarının bu faaliyetleriyle ilgili olarak ortak veya ortakla ilişkili kişi sayılan bankalardan yaptıkları borçlanmalar, örtülü sermaye sayılmaz.

Borç veren bankaların ortak veya ortakla ilişkili kişi kapsamı dışında olması halinde, söz konusu borçlanma esas itibarıyla anılan madde kapsamına girmeyecektir.

(Kaynak: Akif Akarca, Dr.Mehmet Şafak / Ekonomim.com | 03.04.2025)

Kaynak: Vergi Uygulamasında Örtülü Sermaye – MuhasebeTR

Belirli Süreli İşçinin Mazeret İzni

İşgücü piyasaları dönüşürken çalışma ilişkileri de değişmektedir. Değişim ve dönüşümler iş ilişkilerini de etkilemekte, istisnai iş ilişkileri gündeme gelebilmektedir.

Nitekim iş ilişkisinin belirsiz süreli olması esas olandır. Ancak bazı durumlarda iş ilişkisinin belirli süreli olarak kurulması söz konusu olabilmektedir.

4857 sayılı İş Kanunu’nun 11’inci maddesinde belirli süreli iş sözleşmesi hüküm altına alınmıştır:

İş ilişkisinin bir süreye bağlı olarak yapılmadığı halde sözleşme belirsiz süreli sayılır. Belirli süreli işlerde veya belli bir işin tamamlanması veya belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif koşullara bağlı olarak işveren ile işçi arasında yazılı şekilde yapılan iş sözleşmesi belirli süreli iş sözleşmesidir.

Hüküm incelendiğinde belirli süreli iş sözleşmesinin kurulması objektif nedenlerin varlığına bağlıdır.

Objektif nedenler; işin süreli olması, işin tamamlanacak ve bir daha işi üstlenen işveren tarafından yapılmayacak olması, belirli bir olgunun ortaya çıkması olarak özetlenebilir.

Belirli süreli ve belirsiz süreli iş sözleşmelerinin, içerik ve özlük hakları bakımından da farklı sonuçları bulunmaktadır.

Örneğin, usulüne uygun kurulan belirli süreli iş sözleşmesinin sona ermesi durumunda, şartlar sağlanmış olsa dahi kıdem tazminatı gündeme gelmemektedir.

Ek olarak, belirli süreli iş sözleşmesi ile çalışan işçi, iş güvencesi hükümlerinden yararlanamaz. Bu hususun en önemli sonucu ise belirli süreli iş sözleşmesi ile çalışan işçinin işe iade davası açma hakkının bulunmamasıdır.

Ancak mazeret izinleri bakımından belirli süreli iş sözleşmesi ile çalışan işçi ile belirsiz süreli iş sözleşmesi ile çalışan işçi arasında bir fark bulunmamaktadır.

Mazeret izinleri, 4857 sayılı İş Kanunu’nun Ek 2’nci maddesinde hüküm altına alınmıştır.

İşçiye; evlenmesi veya evlat edinmesi ya da ana veya babasının, eşinin, kardeşinin, çocuğunun ölümü hâlinde üç gün, eşinin doğum yapması hâlinde ise beş gün ücretli izin verilir.

İşçilerin en az yüzde yetmiş oranında engelli veya süreğen hastalığı olan çocuğunun tedavisinde, hastalık raporuna dayalı olarak ve çalışan ebeveynden sadece biri tarafından kullanılması kaydıyla, bir yıl içinde toptan veya bölümler hâlinde on güne kadar ücretli izin verilir.”

Dolayısıyla işçilerin İş Kanunu’ndan doğan haklarından bir diğeri mazeret izinleridir. Mazeret, işçilerin işe devam etmesini engelleyen nedenler olarak kabul edilmektedir. Çalışanın mazeretine bağlı olarak bu günlerde iş görme edimini yerine getirmesi beklenmemelidir.

Bu Hüküm uyarınca İş Kanununa tabi işçilerin mazeret izinlerinde süreler aşağıdaki gibidir:

-Çalışanın evlenmesi halinde 3 gün,

-Çalışanın annesinin, babasının, eşinin, kardeşinin, çocuğunun vefat etmesi halinde 3 gün,

-Çalışanın evlat edinmesi durumunda 3 gün,

-Çalışanın eşinin doğum yapması halinde 5 gün,

-Çalışanın en az %70 engele sahip ya da süreğen hastalığı olan çocuğu varsa o çocuğun tedavisi için 1 yıl içinde tek seferde ya da bölerek 10 güne kadar.

Bu sürelerin ve mazeret hallerinin, bireysel iş sözleşmesi veya toplu iş sözleşmeleri ile artırılması ve çeşitlendirilmesi mümkündür.

Mazeret izinleri takvim günü olarak düzenlenmiştir. Örneğin, cumartesi günü evlenen bir çalışanın mazeret izni cumartesi, pazar ve pazartesi günleri olmak üzere 3 gün olacaktır.

Ek olarak mazeret izinleri ücretli izinlerdir. Çalışanlar mazeretli oldukları gün çalışmadıklarından dolayı ücretlerinde kesinti yapılmamalıdır.

Nihayetinde, mazeret iznine ilişkin hakların kullanımı açısından çalışanın, belirli süreli iş sözleşmesi veya belirsiz süreli iş sözleşmesiyle çalışması süreci etkilememektedir.

Belirli süreli iş sözleşmesiyle çalışanlara da mazeretin ortaya çıkması ve işverenden talep edilmesi halinde mazeret izni ilgili süreler boyunca ücretli izin verilmelidir.

(Kaynak: Resul Kurt / Star Gazetesi | 04.04.2025)

Kaynak: Belirli Süreli İşçinin Mazeret İzni – MuhasebeTR

Part-Time Çalışanın Süt İzni

Son yıllarda birçok sektörde yaygın olarak uygulanan part-time veya diğer adıyla kısmi süreli çalışma, tam süreli çalışmaya göre daha az saatlerde yapılan çalışmayı ifade etmektedir.

4857 sayılı İş Kanunu uyarınca haftalık normal çalışma süresi en fazla 45 saattir. İşçi ve işveren karşılıklı anlaşarak haftalık çalışma süresini her zaman düşük olarak belirleyebilir.

İşyerinde kısmi süreli çalışma, tam süreli çalışma zamanına göre belirlenmektedir.

4857 sayılı İş Kanunu’nun 13’üncü maddesine göre, “İşçinin normal haftalık çalışma süresinin, tam süreli iş sözleşmesiyle çalışan emsal işçiye göre önemli ölçüde daha az belirlenmesi durumunda, sözleşme” kısmi süreli iş sözleşmesi olarak tanımlanmaktadır.

“Önemli ölçüde az” ifadesi İş Kanunu’na İlişkin Çalışma Süreleri Yönetmeliği’nin 6’ncı maddesinde karşılık bulmaktadır. Bu doğrultuda işyerinde yapılacak kısmi süreli çalışma, tam süreli iş sözleşmesiyle yapılan emsal çalışmanın üçte ikisi oranına kadar yapılan çalışmadır.

 

Dolayısıyla, işyerinde normal çalışma süresi 45 saat olarak belirlendiğinde, kısmi süreli çalışan en fazla 30 saat çalışabilecektir. Diğer yandan eğer işyerindeki normal çalışma süresi 40 saat ise, kısmi süreli çalışan en fazla 26,67 saat çalışılabilir.

Ayrıca kısmi süreli çalışan işçinin, fazla sürelerle çalışma ve fazla çalışma yapamayacağı da unutulmamalıdır.

Süt izni ise İş Kanunu’nun 74’üncü maddesinde hüküm altına alınmıştır.

“Kadın işçilere bir yaşından küçük çocuklarını emzirmeleri için günde toplam 1,5 saat süt izni verilir. Bu sürenin hangi saatler arasında ve kaça bölünerek kullanılacağını işçi kendisi belirler. Bu süre günlük çalışma süresinden sayılır.”

1,5 saatlik süre, tam süreli çalışan işçiye verilmesi gereken süt iznini ifade etmektedir.

Hükümden anlaşılacağı üzere süt izni, çalışan annelere çalışma gününün belirli saatlerinde verilmesi gereken bir haktır. Böylece hem çocuğun gelişimi sağlanırken hem de kadın çalışanın çalışma hayatını sürdürmesi mümkün hale gelmektedir.

Bu bilgiler ışığında kısmi süreli çalışanın süt izni hakkının olup olmadığı, eğer bu hakkı varsa ne kadar süre olduğu soruları akla gelebilmektedir.

Eşitlik ilkesi gereğince kısmi süreli işçi ile tam süreli işçi arasından ayrımı haklı kılan bir neden olmadığı sürece, kısmi süreli çalışan işçi, işveren tarafından farklı işleme tabi tutulamayacaktır.

Bu doğrultuda, kısmi süreli çalışanların da tam süreli çalışanlar gibi süt izni hakları bulunmaktadır.

Ancak süt izni bölünebilir bir menfaattir. Diğer bir anlatımla süt izni süresi kısmi süreli çalışanın çalışma süresine göre orantılanabilecektir.

Bu bağlamda kısmi süreli çalışana, çalışma süresiyle orantılı şekilde çocuk bir yaşına gelene kadar süt izni de verilmelidir.

Örneğin, işyerinde günlük çalışma saati 8 saat ve 90 dakika süt izni veriliyorsa, günde 4 saat çalışacak olan kısmi süreli kadın çalışana 45 dakika süt izni verilmesi gerekecektir. Bu durumda fiili çalışması 3 saat 15 dakika olacaktır.

Kısmi süreli çalışan, süt iznini fiili çalışma günlerinde kullanabilir, yani fiili çalışma olmayan günler için süt izni verilmesi gerekmemektedir.

Ek olarak, süt izni günlük olarak verilmelidir. Süt izni uygulaması kanun uyarınca da günlük olarak belirlenmiştir. Toplu olarak süt izni kullanımı İş Hukuku mevzuatı bakımından uygun görülmemektedir. Ancak büyük şehirlerde günlük süt izni kullanımı zorlaştığında çalışanların yazılı talebiyle süt izninin haftada bir gün olarak kullanılması da uygulama olarak tercih edilebilmektedir.

Süt izni hakkının verilmemesi halinde, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 26/1-n maddesi uyarınca, yönetmelik hükümlerine aykırılık nedeniyle idari para cezası gündeme gelecektir.

İdari para cezasının tutarı 2025 yılında 17.686 TL ile 53.058 TL arasında işyerinin tehlike sınıfına ve çalışan sayısına göre değişmektedir.

(Kaynak: Resul Kurt / Ekonomim.com | 04.04.2025)

Kaynak: Part-Time Çalışanın Süt İzni – MuhasebeTR

Asgari Ücret Desteğini Kaybettiren Muvazaalı İşlemlere Dikkat!

Asgari ücret artışlarının işveren üzerindeki mali yükünü hafifletmek amacıyla 2016- 2025 yılları arasında işverenlere belli şartlarla ve belli süreler için İşsizlik Sigortası Fonundan asgari ücret desteği sağlanmaktadır.

İşverenlere sağlanan asgari ücret desteği, özellikle küçük ve orta ölçekli işletmeler için büyük bir önem taşımaktadır.

Ancak, bu destekten yararlanmak için, zaman zaman mevzuata aykırı işlemlerle haksız kazanç sağlama ya da destekten faydalanmak için muvazaalı (hileli) yollara başvurma durumları söz konusu olabilmektedir

Yazımızda, 2025 yılı asgari ücret desteğine ilişkin genel bilgiler, destekten yararlanma şartları, muvazaa kavramı ve hileli işlemlere karşı SGK’nın uyguladığı yaptırımlara değinilecektir.

Asgari ücret desteği ve verilme amacı

Asgari ücret desteği, işverenlere çalıştırdıkları sigortalı başına belirli bir tutarda Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) aracılığıyla İşsizlik Sigortası Fonundan sağlanan mali destektir. Bu destek, özellikle asgari ücretteki artışların işveren maliyetlerini artırması nedeniyle, işverenlerin yükünü hafifletmek ve kayıtlı istihdamı teşvik etmek amacıyla verilmektedir.

İlk olarak 2016 yılında uygulamaya konulan bu destek mekanizması, her yıl yeniden düzenlenerek yürürlüğe girmekte ve ülke genelinde kayıt dışı istihdamla mücadele, istihdamın korunması ve yeni iş alanlarının yaratılması hedeflenmektedir. Bu yönüyle sadece mali bir destek olmakla kalmamakta, aynı zamanda sosyal güvenlik sisteminin sürdürülebilirliğine de katkı sağlamaktadır.

2025 yılı asgari ücret desteği tutarı ve yararlanma şartları

Yapılan yasal düzenleme uyarınca 2025 yılı Ocak-Aralık döneminde çalışan sayısı ve sektör ayırımı yapılmaksızın tüm işyerlerine günlük 33,33 TLaylık 999,90 TL destek sağlanacaktır.

Söz konusu destekten tüm işverenler değil, aşağıda belirtilen şartları sağlayan işverenler yararlanabilmektedir.

1.Prim belgelerinin (APHB/ MPHB) yasal süresi içerisinde verilmesi,

2.Tahakkuk edecek cari ay sigorta primlerinin yasal süresinde ödenmesi,

3.Prime esas kazancın eksik bildirildiği veya hiç bildirilmediği yönünde bir tespit yapılmamış olması,

4.İşyerinin yasal ödeme süresi geçmiş prim borcu, idari para cezası ve bunlara ilişkin gecikme cezası ve zammı borçlarının bulunmaması, varsa borçların yapılandırılmış veya tecil ve taksitlendirilmiş olması,

5.Çalıştırdığı kişileri sigortalı olarak bildirmediği veya bildirdiği sigortalıları fiilen çalıştırmadığı yönünde herhangi bir tespitin bulunmaması,

6.2025 yılı öncesi tescil edilmiş olan işyerleri için; 2025/Ocak-Aralık döneminde 5510/4-1 (a) bendi kapsamında uzun vade sigorta kollarından bildirilen sigortalı sayısının, 2024 yılı Ocak ila Aralık ayında 5510/4-1 (a) kapsamında uzun vade sigorta kollarından en az bildirim yapılan aydaki sigortalı sayısından az olmaması,

Gerekmektedir.

Asgari ücret desteğinde hangi işlemler muvazaa sayılıyor?

Hukuki anlamda muvazaa, tarafların gerçek iradelerini gizleyerek bir işlemin gerçekte var olmayan veya tarafların iradesini yansıtmayan şekilde düzenlenmesi anlamına gelmektedir.

Sosyal güvenlik uygulamalarında muvazaa ise, genellikle destekten haksız yere faydalanmak amacıyla yapılan sahte bildirimlerde kendini göstermektedir.

Asgari ücret desteğinden yararlanmak için yapılan bazı işlemler SGK tarafından muvazaalı işlem olarak değerlendirilmektedir.

Bu işlemlerden bazıları aşağı belirtilmiştir.

  1. Mevcut bir işletmenin kapatılarak değişik bir ad ve unvan altında ya da bir iş birimi olarak açılması,
  2. Yönetim ve kontrolü elinde bulunduracak şekilde doğrudan veya dolaylı ortaklık ilişkisi bulunan şirketler arasında istihdamın kaydırılması,
  3. Şahıs işletmelerinde işletme sahipliğinin değiştirilmesi

Muvazaalı işlemler yukarıda sayılanlarla sınırlı olmayıp, destekten haksız yararlanmaya yönelik benzeri işlemler de muvazaa sayılmaktadır.

Bu ve benzeri işlemler, hem SGK denetimlerinde hem de veri analizleriyle tespit edilebilmektedir.

Muvazaa durumunun tespiti halinde nasıl bir yaptırım uygulanıyor?

Sosyal Güvenlik Kurumu, muvazaalı işlem şüphesi oluşan durumlarda gerek ihbar yoluyla, gerekse veri analizi ve saha denetimleri yoluyla inceleme yapmaktadır. Muvazaa tespit edilmesi hâlinde işverenlere aşağıdaki yaptırımlar uygulanmaktadır.

1.Asgari ücret desteğinin geri alınması: Haksız şekilde alınan tüm destek ödemeleri, gecikme cezası ve gecikme faizi ile birlikte tahsil edilmektedir.

Örneğin; 01.01.2025 tarihinden önce tescil edilmiş olan bir işyerinin destekten yararlanabilmek amacıyla tüm sigortalılarını işten çıkartarak, işyerinin ilk defa faaliyete geçen bir işyeri gibi 2025 yılında yeniden tescil edildiğini ve çıkartılan sigortalıların bu işyerinden tekrar işe girişinin yapılmış olduğunun tespit edildiğini varsaydığımızda, sonradan tescil edilmiş olan bu işyeri dosyası iptal edilerek önceki dosya ile birleştirilecek ve bu işyeri destekten yararlandırılmayacaktır. Ayrıca, yeni kurulan bir işyeri gibi yararlanılmış olan 2025/Ocak ila Aralık dönemine ilişkin destek tutarları da gecikme cezası ve gecikme zammı ile birlikte tahsil edilecektir.

2. Destekten yasaklılık: Muvazaa yaptığı tespit edilen işverenler, yılın geri kalan aylarında da destekten yararlandırılmadığı gibi, yararlanma şartlarının kaybedilmesine bağlı olarak diğer SGK teşviklerinden de geçici olarak men edilebilecektir.

3. İdari para cezası: Gerçeğe aykırı bildirimler nedeniyle işverenlere idari para cezası yaptırımı uygulanacaktır.

4. Ceza soruşturması: Duruma göre, Türk Ceza Kanunu kapsamında “kamu kurumunu zarara uğratma” ve “resmî belgede sahtecilik” suçlamalarıyla adli süreç de başlatılabilmektedir.

Sonuç olarak; Asgari ücret desteği, istihdamın korunması ve artırılması için işverenlere sunulan önemli bir teşvik olup, işverenlerin yasal sınırlar içinde kalarak, bildirimlerini doğru yapmaları ve muvazaalı işlemlerden kaçınmaları önem taşımaktadır.

(Kaynak: Celal Özcan / Ekonomim.com | 04.04.2025)

Kaynak: Asgari Ücret Desteğini Kaybettiren Muvazaalı İşlemlere Dikkat! – MuhasebeTR

Teknoloji Geliştirme Bölgeleri (Teknokent) Uygulama Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik

27’Mart 2025 tarih ve 32854’sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Uygulama Yönetmeliğinde Değişiklik yapılmasına dair yönetmelik kapsamında; Yapı ruhsatı ve izinleri Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından belirlenen il müdürlükleri ya da Genel Müdürlük tarafından verilecektir.

Buna göre Bakanlık tarafından onaylanarak yürürlüğe giren uygulama imar planına göre; Teknoloji Geliştirme Bölgelerinde arazi kullanımı, yapı ve tesislerin projelendirilmesi, inşası ile ilgili ruhsat ve izinler, bedelsiz olarak, arazi malikinin kamu kurum ya da kuruluşu olması halinde veya Bölge yönetici şirketinin 4734 sayılı Kamu İhale Kanununa göre kamu niteliğini haiz şirket olması durumunda İmar Kanununun 26.maddesi doğrultusunda Bakanlıkça belirlenen il müdürlükleri ya da Genel Müdürlük tarafından verilecek. Değişiklikten önce söz konusu söz konusu ruhsat ve izinler Bakanlık tarafından verilmekteydi.

27 Mart 2025 Tarihli Resmî Gazete

Sayı: 32854

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığından:

MADDE 1- 10/8/2016 tarihli ve 29797’sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Uygulama Yönetmeliğinin 23.maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Bakanlık tarafından verilir” ibaresi “Bakanlıkça belirlenen il müdürlükleri ya da Genel Müdürlük tarafından verilir” şeklinde değiştirilmiştir.

MADDE 2- Aynı Yönetmeliğin 28. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Genel Müdürlüğe” ibaresi “Bakanlıkça belirlenen il müdürlüklerine ya da Genel Müdürlüğe” şeklinde değiştirilmiştir.

İhale Uygulama Yönetmeliklerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelikler

MADDE 3- Aynı Yönetmeliğin 31.maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Genel Müdürlüğe” ibaresi “Bakanlıkça belirlenen il müdürlüklerine ya da Genel Müdürlüğe” şeklinde değiştirilmiştir.

MADDE 4- Aynı Yönetmeliğin 33.maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde yer alan “Bakanlığa” ibareleri “Bakanlıkça belirlenen il müdürlüklerine ya da Genel Müdürlüğe” şeklinde değiştirilmiş ve aynı fıkranın (b) bendinin (4) numaralı alt bendinde yer alan “Genel Müdürlüğe” ibaresi “Bakanlıkça belirlenen il müdürlüklerine ya da Genel Müdürlüğe” şeklinde değiştirilmiştir.

MADDE 5- Aynı Yönetmeliğin 34.maddesinde yer alan “Bakanlık” ibaresi “Bakanlıkça belirlenen il müdürlükleri ya da Genel Müdürlük” şeklinde değiştirilmiştir.

MADDE 6- Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 7- Bu Yönetmelik hükümlerini Sanayi ve Teknoloji Bakanı yürütür.

Kaynakça:

-27’Mart 2025 tarih ve 32854 sayılı Resmi Gazete

04.04.2025

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

Transfer Fiyatlandırması ve Örtülü Sermaye Kontrolleri, Güncel Kanuni Düzenlemeler

Şirketlerin ilişkili kişilerle gerçekleştirdikleri işlemler, vergi mevzuatı açısından özel düzenlemelere tabidir. Bu düzenlemelerin başında transfer fiyatlandırması ve örtülü sermaye uygulamaları gelir. Her iki kavram da şirketlerin vergi matrahlarının doğru bir şekilde belirlenmesini sağlamayı amaçlar.

Bu yazımızda, Kurumlar vergisi bildirim süresi öncesi, transfer fiyatlandırması ve örtülü sermaye kontrollerinin güncel kanuni dayanakları ve uygulama esasları ele almaya çalışacağız.

Transfer Fiyatlandırması Nedir?

Transfer fiyatlandırması*, ilişkili kişiler arasında gerçekleştirilen mal, hizmet veya finansal işlemlerde uygulanan fiyatların, emsallere uygunluk ilkesine göre belirlenmesini ifade eder. Bu ilke, ilişkili kişiler arasındaki işlemlerin, bağımsız üçüncü kişiler arasında gerçekleşen benzer işlemlerle uyumlu fiyatlarla yapılmasını gerektirir.

İlişkili Kişiler, KVK’nın 13. maddesi ve ilgili tebliğlere göre, aşağıdaki kişiler ilişkili kişi olarak kabul edilir:

  • Doğrudan veya dolaylı olarak en az %10 oranında ortaklık, oy veya kâr payı hakkına sahip olanlar.
  • Şirketin yönetim veya denetimini kontrol edenler.
  • Şirketin üzerinde önemli etkisi bulunan kişiler. (Bu kişilerin özellikleri KVK 13. madde de detaylıca açıklanmıştır.)

Transfer Fiyatlandırmasında Önemli Kriterler:

  • Emsallere uygunluk ilkesi: İlişkili kişiler arasındaki fiyatlandırmalar, bağımsız şirketler arasında olabilecek fiyatlarla aynı olmalıdır.
  • Karşılaştırılabilirlik analizi: İşlem koşullarının piyasadaki benzer işlemlerle karşılaştırılması gerekir.
  • Vergi avantajı sağlamaya yönelik manipülasyonların önlenmesi: Örtülü kazanç dağıtımı veya kar transferinin engellenmesi amaçlanır.

Transfer Fiyatlandırması Yöntemleri

Türkiye’de transfer fiyatlandırmasında kullanılan KVK 13. Madde tebliğde açıklanan başlıca yöntemler aşağıdaki gibidir.

  1. Karşılaştırılabilir Fiyat Yöntemi: İlişkili kişiler arasındaki işlem fiyatı, benzer işlemlerin bağımsız kişiler arasında gerçekleşen fiyatlarıyla karşılaştırılır.
  2. Maliyet Artı Yöntemi: Ürünün maliyetine, emsallere uygun bir kâr marjı eklenerek fiyat belirlenir.
  3. Yeniden Satış Fiyatı Yöntemi: İlişkili kişiden alınan ürünün üçüncü kişilere satış fiyatından, uygun bir brüt satış kârı düşülerek işlem fiyatı hesaplanır.
  4. İşlemsel kâr yöntemleri: Emsallere uygun fiyat veya bedelin tespitinde, ilişkili kişiler arasındaki işlemden doğan kârı esas alan yöntemleri ifade eder. Bu yöntemler, işleme dayalı net kâr marjı yöntemi ve kâr bölüşüm yöntemidir. İşleme dayalı net kâr marjı yöntemi, mükellefin kontrol altındaki bir işlemden; maliyetler, satışlar veya varlıklar gibi ilgili ve uygun bir temele dayanarak tespit ettiği net kâr marjının incelenmesi esasına dayanır.
  5. Kâr bölüşüm yöntemi; ilişkili kişilerin bir veya daha fazla sayıdaki kontrol altındaki işlemlere ilişkin toplam faaliyet kârı ya da zararının, üstlendikleri işlevler ve yüklendikleri riskler nispetinde ilişkili kişiler arasında emsallere uygun olarak bölüştürme esasına dayanır.

Transfer Fiyatlandırması Dokümantasyon Yükümlülükleri

Türkiye’de mükelleflerin transfer fiyatlandırmasına ilişkin temel belgelendirme yükümlülükleri şunlardır:

  • Yıllık Transfer Fiyatlandırması Raporu: Büyük ölçekli mükelleflerin, ilişkili kişilerle gerçekleştirdikleri işlemleri detaylı bir şekilde raporlamaları gerekir.
  • Genel Rapor (Master File): Çok uluslu işletmelerin, grup yapısı, faaliyetleri ve transfer fiyatlandırması politikalarını içeren genel bir rapor hazırlamaları beklenir.
  • Ülke Bazlı Raporlama (CbCR): Büyük ölçekli çok uluslu işletmelerin, her bir ülkedeki faaliyetleri, gelirleri ve ödedikleri vergiler hakkında bilgi sağlamaları gerekir.

Bu yükümlülüklerin detayları ve hazırlanma süreleri, ilgili tebliğlerde belirtilmiştir. Örneğin, Yıllık Transfer Fiyatlandırması Raporu’nun, içinde bulunduğumuz dönem olan, kurumlar vergisi beyannamesinin verilme süresi içinde hazır bulundurulması gerekmektedir.

Örtülü Sermaye Nedir?

Örtülü sermaye**, bir şirketin ortaklarından veya ortaklarla ilişkili kişilerden temin ettiği borçların, öz sermayesinin üç katını aşan kısmıdır. Bu aşan kısım, ilgili hesap dönemi için örtülü sermaye sayılır.

Örtülü Sermayenin Vergisel Sonuçları

  • Faiz ve Benzeri Ödemelerin Gider Kabul Edilmemesi: Örtülü sermaye üzerinden ödenen faiz, kur farkı ve benzeri ödemeler, kurum kazancının tespitinde gider olarak kabul edilmez.
  • Kâr Payı Dağıtımı Sayılması: Bu ödemeler, dağıtılmış kâr payı veya dar mükellefler için ana merkeze aktarılan tutar sayılır ve buna göre vergilendirilir.

Sonuç

  • Örtülü sermaye düzenlemeleri, ilişkili kişiler arasındaki borçlanmaların özsermayeye oranını kontrol ederken, transfer fiyatlandırması ise bu borçların faiz oranlarının ve diğer finansal işlemlerinin piyasa koşullarına uygun olup olmadığını değerlendirir.
  • Her iki düzenleme de şirketlerin vergi avantajı sağlamak amacıyla ilişkili kişilerle yaptığı işlemleri denetlemeye yöneliktir.
  • İdare, örtülü sermaye ve transfer fiyatlandırmasını birlikte değerlendirerek, şirketlerin haksız vergi avantajı elde etmesini önlemeye çalışır.

Bu nedenle, özellikle çok uluslu şirketler ve grup içi işlemler gerçekleştiren firmalar hem örtülü sermaye düzenlemelerine hem de transfer fiyatlandırması kurallarına dikkat ederek işlem yapmalıdır.

*Türkiye’de transfer fiyatlandırması, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun (KVK) 13. maddesi ile düzenlenmiştir. Bu madde, ilişkili kişilerle yapılan işlemlerde emsallere uygun fiyatların kullanılmasını zorunlu kılar ve aksi takdirde, oluşan kazancın örtülü olarak dağıtılmış sayılacağını belirtir.

**Örtülü sermaye düzenlemeleri, KVK’nın 12. maddesi ile belirlenmiştir. Bu maddeye göre, ortaklardan veya ilişkili kişilerden sağlanan borçların, öz sermayenin üç katını aşan kısmı örtülü sermaye kabul edilir.

04.04.2025

Kaynak: www.MuhasebeTR.com

Örneklerle Asgari Kurumlar Vergisi Uygulaması

1. Giriş

7524 sayılı Kanunun 36 ncı maddesiyle Kurumlar Vergisi Kanununa “Yurt içi asgari kurumlar vergisi” başlıklı 32/C maddesi eklenmiştir. Bu madde, 2025 yılı ve izleyen vergilendirme dönemlerinde elde edilen kazançlara; özel hesap dönemine tabi olan kurumların ise 2025 takvim yılında başlayan özel hesap dönemi ve izleyen vergilendirme dönemlerinde elde edilen kazançlarına uygulanacaktır. Buna göre, ilgili kanunun 32 nci ve 32/A maddeleri hükümleri dikkate alınarak hesaplanan kurumlar vergisi, indirim ve istisnalar düşülmeden önceki kurum kazancının %10’undan az olamayacaktır

2. Asgari Kurumlar Vergisinin Kapsamı

  • Mükellefler: Kurumlar Vergisi Kanunu’nda sayılan tam ve dar mükellef kurumlar bu verginin kapsamındadır. Dar mükellefler, Türkiye’de elde ettikleri kazançlar için beyanname verdikleri takdirde bu vergiye tabi olurlar​.
  • Uygulama Dışı Kalanlar: Kurumlar vergisinden muaf olanlar ve hasılat esasına göre vergilendirilenler bu yükümlülüğe tabi değildir. Ayrıca, yeni kurulan şirketler için üç yıl boyunca asgari vergi uygulanmaz​.

3. Asgari Kurumlar Vergisinin Hesaplanması

Vergi matrahı belirlenirken, indirim ve istisnalar dikkate alınmadan önceki kurum kazancı esas alınır. Hesaplanan kurumlar vergisi, bu kazancın %10’undan az olamaz​. Beyannamelerde indirim konusu yapılan geçmiş yıl zararları asgari kurumlar vergisinden düşülmeyecek asgari kurumlar vergisinin hesaplanmasında dikkate alınacaktır.

(Danıştay 3. Dairesi E.2024/5700 sayılı dosya kapsamında 10.02.2025 tarihinde verdiği ara karar ile 23 seri no.lu Tebliğ ile 1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliği’ne eklenen ve asgari kurumlar vergisi uygulamasında geçmiş yıl zararlarının matrahtan indirilmemesini öngören tebliğ hükümlerinin yürütmesinin durdurulmasına karar vermiştir.)

4. Kurum Kazancından Düşülen İstisna ve İndirimler

a. Kurumlar Vergisi Kanunu ile diğer Kanunlarda yer alan ve asgari kurumlar vergisi matrahından düşülen istisnalar

  • İştirak kazançları istisnası (5520 sayılı Kanun madde 5/1-a)
  • Emisyon primi kazancı istisnası (5520 sayılı Kanun madde 5/1-ç)
  •  Yatırım fon ve ortaklıklarının kazancı istisnası (taşınmazlardan elde edilen kazançlar hariç) (5520 sayılı Kanun madde 5/1-d) 66
  • Risturn kazanç istisnası (5520 sayılı Kanun madde 5/1-i)
  • Sat-kirala-geri al işlemlerine yönelik kazanç istisnası (5520 sayılı Kanun madde 5/1-j)
  • Varlık kiralama işlemlerinden elde edilen kazanç istisnası (5520 sayılı Kanun madde 5/1-k)
  • Türk uluslararası gemi siciline kayıtlı gemilerin işletilmesinden sağlanan kazanç istisnası (4490 sayılı Kanun madde 12)
  • Serbest bölgelerde elde edilen kazanç istisnası (3218 sayılı Kanun geçici madde 3)
  • Teknoloji geliştirme bölgelerinde elde edilen kazanç istisnası (4691 sayılı Kanun geçici madde

b. Kurumlar Vergisi Kanunu ile diğer Kanunlarda yer alan ve asgari kurumlar vergisi matrahından düşülen indirimler şunlardır:

  • 213 sayılı Kanunun 325/A maddesine göre girişim sermayesi fonu olarak ayrılan tutarlarda indirim (5520 sayılı Kanun madde 10/1-g)
  • 1/7/2005 tarihli ve 5378 sayılı Engelliler hakkında Kanuna göre korumalı iş yeri indirimi (5520 sayılı Kanun madde 10/1-h)
  • Ar-Ge ve tasarım indirimi (5746 sayılı Kanun madde 3 ve 3/A) (6550 sayılı Kanun geçici madde 1/c) (5520 sayılı Kanun madde 10/1-a

5. Örneklerle Açıklama

Örnek 1: Normal Vergi ile Asgari Kurumlar Vergisinin Karşılaştırılması

Bir şirketin 2025 yılı kazanç bilgileri aşağıdaki gibidir:

  • Beyan Edilen Kurum Kazancı: 1.000.000 TL
  • İstisna ve İndirimler (Örneğin, yatırım teşvikleri vb.): 600.000 TL
  • Vergiye Tabi Kazanç (Matrah): 400.000 TL
  • Kurumlar Vergisi Oranı: %25
  • Hesaplanan Kurumlar Vergisi:
    • 400.000 TL × %25 = 100.000 TL
  • Asgari Kurumlar Vergisi Hesabı:
    • 1.000.000 TL × %10 = 100.000 TL
  • Ödenecek Vergi:
    • Hesaplanan kurumlar vergisi (100.000 TL), asgari kurumlar vergisinin altında olmadığı için 100.000 TL ödenecek.

Bu şirket, asgari vergi uygulamasından etkilenmez, çünkü hesaplanan vergisi asgari seviyeyi zaten karşılıyor.

Örnek 2: Asgari Kurumlar Vergisine Takılan Şirket

  • Beyan Edilen Kurum Kazancı: 3.000.000 TL
  • İstisna ve İndirimler: 2.500.000 TL
  • Vergiye Tabi Kazanç (Matrah): 500.000 TL
  • Kurumlar Vergisi Oranı: %25
  • Hesaplanan Kurumlar Vergisi:
    • 500.000 TL × %25 = 125.000 TL
  • Asgari Kurumlar Vergisi:
    • 3.000.000 TL × %10 = 300.000 TL
  • Ödenecek Vergi:
    • Hesaplanan kurumlar vergisi (125.000 TL) asgari kurumlar vergisinin altında kaldığı için300.000 TL ödenmek zorundadır.

Bu şirket, asgari kurumlar vergisi nedeniyle 175.000 TL ek vergi ödemek zorundadır.

Örnek 3: Yeni Kurulan Bir Şirket

Asgari kurumlar vergisi, yeni kurulan şirketlere  3 yıl boyunca uygulanmaz. Örneğin:

  • 2025 yılında kurulan bir şirketin kazancı: 2.000.000 TL
  • Normalde ödenmesi gereken asgari vergi: 200.000 TL (2.000.000 × %10)
  • Ancak, yeni kurulan şirket olduğu için asgari vergi uygulanmaz.

Örnek 4: 2024 Hesap Dönemine Ait GİB Kurumlar Vergisi Beyan Rehberinde Yer Alan Örnek

(D) A.Ş.’nin 2025 hesap dönemine ilişkin ticari bilanço karı 10.000.000 TL, kanunen kabul edilmeyen gideri 1.000.000 TL’dir. Şirketin ihracattan elde ettiği ve ilgili hükümlere göre 5 puan indirimli orana tabi tutacağı kazancı ise 2.000.000 TL’dir. Öte yandan, kurumun serbest bölgede faaliyette bulunan şubesinden elde ettiği istisna kazancı 1.000.000 TL, sınai mülkiyet hakları istisna satış kazancı 4.000.000 TL’dir. Kurum ayrıca, 2.000.000 TL nakdi sermaye faiz indirimini matrahından indirim konusu yapmıştır. Buna göre, anılan kurumun asgari kurumlar vergisi aşağıdaki şekilde hesaplanacaktır.

  Kurumlar Vergisi Asgari Kurumlar Vergisi
Ticari Bilanço Karı(a) 10.000.000 TL 10.000.000 TL
KKEG (b) 1.000.000 TL 1.000.000 TL

 

İstisnalar

– Serbest bölge kazanç istisnası

1.000.000 TL (c)

– Sınai mülkiyet hakları kazanç istisnası

4.000.000 TL (ç)

 

5.000.000 TL (c + ç) 1.000.000 TL (c)

 

İndirimler

– Nakdi sermaye indirimi

2.000.000 TL (d)

2.000.000 TL (d) 0 TL

 

Kurumlar vergisi matrahı [(a + b) – (c + ç + d)] 4.000.000 TL [(a + b) – c] 10.000.000 TL

 

İhracat kazancı üzerinden

5 puan indirimli orana göre

hesaplanan vergi (e)

 

(2.000.000 X %20)

400.000 TL

 

 
İhracat oran indirimi kaynaklı alınmayan vergi (f) (2.000.000 X %5) 100.000 TL  
Genel orana tabi matrah üzerinden hesaplanan vergi (g) (2.000.000 X %25) 500.000TL

 

 
Hesaplanan Kurumlar Vergisi (e + g) 900.000 TL [(10.000.000 x %10) – f]

900.000 TL

Ödenecek Kurumlar Vergisi 900.000 TL

 

Örneklerin Tablo Formatında Gösterimi

Şirket Beyan Edilen Kazanç (TL) İstisna ve İndirimler (TL) Vergiye Tabi Kazanç (TL) Normal Vergi (%25) (TL) Asgari Kurumlar Vergisi (%10) (TL) Ödenecek Vergi (TL)
Şirket A (Normal Durum) 1.000.000 600.000 400.000 100.000 100.000 100.000
Şirket B (Asgari Vergiye Tabi) 3.000.000 2.500.000 500.000 125.000 300.000 300.000
Şirket C (Yeni Kurulan) 2.000.000 2.000.000 500.000 200.000 200.000 (Ancak ilk 3 yıl muaf)
Şirket D 11.000.000 7.400.000 3600.000 900.000 900.000 900.000

Tablodan da görüleceği üzere, asgari kurumlar vergisi bazı şirketler için ek vergi yükü oluşturabilmektedir.

  • Şirket A için normal kurumlar vergisi asgari verginin üzerinde olduğu için ek bir yük oluşmuyor.
  • Şirket B için normal vergi asgari verginin altında olduğundan, asgari vergi uygulanarak daha yüksek bir vergi yükü getiriliyor.
  • Şirket C için asgari kurumlar vergisi uygulanabilir, ancak yeni kurulan bir şirketse belirli dönemlerde muafiyetten yararlanabilir.
  • Şirket D için normal kurumlar vergisi asgari verginin üzerinde olduğu için ek bir yük oluşmuyor.

6- Sonuç ve Değerlendirme

Asgari kurumlar vergisi, özellikle yüksek kazanç elde eden ancak çeşitli istisnalar nedeniyle düşük vergi ödeyen şirketleri hedeflemektedir. Asgari kurumlar vergisi, uygulaması dünyada genellikle vergi adaletini sağlamak ve devletin vergi gelirlerini korumak amacıyla uygulanmaktadır. Türkiye’de bu uygulama, istisnalar ve muafiyetlerden dolayı düşük vergi ödeyen şirketlerin  belirli bir seviyede vergi ödemesini sağlayarak vergi tabanını genişletmeyi hedeflemektedir. Böylece, ekonomik istikrar ve vergi gelirlerinde sürdürülebilirlik sağlanmaktadır.

Bu sistem, şirketlerin belirli bir taban vergi ödemesini sağlayarak vergi adaletini artırmayı amaçlamaktadır. Ancak asgari kurumlar vergisi uygulamasında geçmiş yıl zararlarının matrahtan indirilmemesini öngören tebliğ hükümlerinin yürütmesinin durdurulmasına karar veren Danıştay 3. Dairesinin verdiği ara kararına uygun olarak yasal düzenlemenin yapılması vergide adalet ilkesiyle daha uyumlu olacaktır.

YARARLANILAN KAYNAKLAR KAYNAKLAR:

1-GİB 2024 Yılı Kurumlar Vergisi Beyan Rehberi

2-5520 Sayılı KVK

3-Kurumlar Vergisi Genel Tebliği

04.04.2025

Kaynak: www.MuhasebeTR.com